rakı meselesi / internet cafee 07/22/2010
![]() bittabi, memlekette çok mühim hadiseler meydana geliyor . bizim bunları unutmamız, gözden kaçırmamız, dahası kıymet vermememiz lazım. bu durumda, sıradaki dandik gündemin bizzat başvekilin kendisi tarafından patlatılması gayet uygun olur. nasıl yapılabilir? içki meselesi güzel efenim. bunu gündeme getirirseniz, özellikle bizim oy almakta zorlandığımız sahil kesimine ayarı vermiş oluruz. zaten yaz mevsimi olduğundan bunlar kendini rakıya, biraya verdi. ne ise, içki içmeyin meyveden yapılıyor zaten, meyve yiyin deyi yumurtlayıverdi. bizatihi bu konuları biz daha önce hep aramızda konuştuk. imdi, bizim sevdiğimiz içki olan rakı anasondan yapılıyor. anasonu kemirmekten zerre kadar zevk alamam. lakin beyaz peynir ve kavunun yanına buz gibi kara efe içmez isem, hayattan aldığım zevk azalıyor. benim babam da rakı içer kardeşim. bütün arkadaşlarım içiyor. biz bünyedeki delikanlılık miktarını rakı ile ölçüyoruz. yanlış anlama rakının miktarı ile değil, bünyenin tepkisinden işi çözüyoruz. aramızda kalsın, bizim buralarda içki içmeyene pek de öyle makbul adam gözü ile bakılmaz. hadi bunu geçelim, bugünlerde içmeyenden epey şüphe ediyorz ciğerim. 5 Comments vatanseverliğe karşı / tolstoy 07/13/2010
İnsanlar, bir anavatanın ya da ötekinin veya iktidarların çocukları olmadıklarını, Tanrı’nın çocukları olduklarını ve dolayısıyla diğer insanların kölesi de düşmanı da olamayacaklarını, sırf bunu, bir anlasalar, iktidarlar denen o çılgın, lüzumsuz, eski çağlara ait, habis organizasyonlar ve onlarla birlikte gelen tüm ızdıraplar, ihlaller, aşağılanmalar ve suçlar kendiliklerinden yok olurdu. http://yokus.yolasite.com/ burada sözüm kendime. aklıma anlayışıma bakmaya çalışıyorum diye. anlatanları da anlatılanı da dikkatli dinlemeye bakıyorum. maksat hayatın kıvamı … dedem gibi bir adamdan duydum. hiç rahatsız olmadan beni de kimse rahatsız etmesin. olmaz. tabiidir. ne ki luzumsuz? düşünmeden mi yazdığım yoksa bilmeden. söylesem lüzumsuz. hiç kimseyim. olmasın, olsun. korkarım yine yazarım. (nizam intizama dair) “idare bir irade meseledir.” bence de. bu fikirdeyim, bu fikre inanıyorum, mesele idaridir ve bir irade meselesidir. idare de siyasidir. başta hesap kitap gerektirir. alış veriş, daraltayım küçük kapta kaynatayım. ekonomi. üretim tüketim. düzen kapitalisttir, üretimde üretici hakları değildir ön planda etkin olan. (kaynak kimin? hangi kaynak?) kaynaklara sahip olma, -kullanma- sömürme- ürettirme, tükettirip tüketmedir. anladığım gibi basitçe bu şekilde ifade. bu bir dediğimde anladığım budur. üretim olabilecek alanlar daralanda birkaç hareketle verim sağlayabilecek boşluk bulup boşluk dolduran(suprematist )bir kaynaktır insan denilen mahlukat da. aklını kullanacak. kullanırsa ala. kullanılırsa dik ala. bir babaannenin anlattığı hikayedeymiş de anladığım kapitalist güçlerin hesaplaşmasına niceleri gibi ermenilerin de kurban gittiğidir. şu Anadolu topraklarında kapitalist güçlerin hesaplaşmasına kurban giden insanların soylarına bak. niceleri de Türk. azınlık çoğunluk. Laz, Yahudi, Arap, Kürt, Roman, Çerkez, Arnavut, Ermeni … soyları kökleri şimdi hepsini sayarım. bunlar çoğunlukla çoğunluk olma iradesini göstertip bak bura bi bütün var hani bir ünite misali işlesek, buna da böylece karar verdik irademiz budur dememişler midir? hadi gelin diyende çoğunluk demişlerdir. tabii biz ayrılalım iradesi de yaşanmış, tüh vakti şimdi de yok bu işin, saatler akmış vay anası geç kaldık da denmiştir. bununla yüzleşmekte bir sıkıntı yaşanacaksa yaşarız cefa da çekeriz. ne mutlu… Amma, heh bana bak bu tamamen hem de tastamam senin suçun derhal bunu kabul et, başını ey, eğil af dile yetmez. suçluyum de sonra da arkanı dön ve ileriye rahatça bak derseler… Ecnebileri, hem ecnebi hem de gavur olanları da sevmediğimden değil. hoş sevmesem de olur. bir de yemekleri içmekleri var. almanlar ve sosis, ingilizler ve çoban yemeği, fransızlar ve şarap. dedem hatta dedemin dedesi ve onun dedesi zamanından bu biçim... sanki bizde sucuk yok, çoban yok, mey yok… bunun için suç ve sebebi bilmeyi, bunun için katliam ve sebebi bilmeyi, bunun için af dileme ile yüzleşme sebebi bilmeyi, kusur ile suçu ayrıştırabilmeyi (tabii mümkün mertebe- iş mertebeye gelip çatınca akıl bizim merkep inadına takılabiliyor) ve bunları birbirine karıştırmamak ihtiyacı olduğunu hatırlatıyorum durduğum yerde kendi kendime.) yine suçlu benim durduğum yerde başıma iş çıkarıyorum. gün geçiyor. unut ve affet psikolojisi de epeydir dergilerde var ya. hadi affediyoruz kendiliğimizden. bırakın da unutmayalım bari. ya da doğrusu tutun unutmayalım. yok yok ne tut ne bırak kararsız kalsın. harikulade… eskiden dünyanın (yeniden) “self determination” dediği sırada bir bağda kavga çıkmış, zayıf iradeli bir iktidar, ki bir imparatorluk, -son demlerinde- tedbir demiş ( ihtimal kotarılabilecek bir birlik yahut bütünlük) ve asayiş için, zira parça parça ayrılmaya başlamış. komutanı alman olmuş, ingiliz olmuş fransız olmuş. rus gelmiş, bazı tebalarda vefa bazısında cefa. sadakat insana. görev tanımı tamam da uygulamaya mahsus teşkilat dünya gibi karışık. geride kandan başka bir iz yok. tanımlarda da bir anlaşmazlık var. misal bir kısım (tehcir)“bu bir orduyu koruma vak’asıdır” diyor ( ben de hangi ordu yahu diyorum) bir kısım da (toprak bütünlüğü ve) “asyişi idame ettirme, tedbir vak’asıdır” diyor. ne kadar doğru bir deyiş olabilir amma dahası iş uygulamada hepten karışıyor. yine kandan başka iz yok. emanete sadakat aklıma geliyor aklım karışıyor. karışmasa intihar ederim bi dakka durmam. sonra kökler de karışık orada da bir anlaşmazlık var kardeşim. hurriler, kafkaslar, sümerler, aramiler, bir de huriler, sürmeliler, kafatascılar, haramiler. öte yanda bir de Türkler… kışkırtma dolduruş tetikçilik ile muhatap olmam gerekecektir. karnım aç. karnım tok sırtım pek olsun, refaha ulaşayım sonra kimim, inancım ne, döner bir bakarım hissi ağır basar tabii. yok işte, ikisini birden yapmalı bir yandan yerken bir yandan da bakıp gördüğünü anlatmalı. görünen anlaşılabilir mi? kime anlatmalı? ne kadar cahilim? bilmiyorum. belki düşünmekten yorulacak kadar. bu öldürmez, açlık öldürür. silah öldürür daha daha daha … yeter! unutmadan, o zamana kadar bulutlara bakıp anadolu’da bir iki Türk öldürmeyi çözüm sananlara bu çözüm değil ki diyen tüm kardeşlerimi hasretle anıyorum. nur içinde olsunlar. acıyı paylaşmak kardeşlik, bir nevi ortak sorumluluk o anda diye yazdım. şu ki kendince hatırlanmaya değer acıları canlı tutmak olabilir. içimden bilmem ne olup gitsinler dilemiyor değilim de şimdi tayib’in gül’ün karısını ibreti alem için ters düz etmeli nassa alceen ceza aynı diyenleri de sağda solda, işyeri gibi yerlerde tiksinti ile işitiyorum, n’olcak! beni benden alıp kendimi unutturmaya soyunmak çıplak yalan. konum neydi ki irade. hangi irade. ne için? adil aklı selim işleyişe dair düşünmeye çalışmak da düşüncelere tahammül etmek de bir dert. bir de bunların uygulaması var. hareket bereket. neyse işte. nerede ve hangi sebeple olursa olsun bir cinse ve sair tüm haklarına (bulunduğu yerde) tecavüz şu garip dilimde (lisan) cinsel bir sikme-sikilme ve dahi kabul görülen, caiz cezai bir tanım ve yaptırım olarak kaldıkça niceleri nice gözlerde bir renk olarak kalacaktır. kırım kırım kırılır katliam karşısında da o andan unutmam. affetmek başka hikaye… hatırlarız o zaman. belki gitmem gerek. taraf olamıyorum, henüz. sudan sebep / mengü yinçge 07/04/2010
sudan sebep zengin temiz ve çirkin öfkelenince zavallı kalbim fakir kirli ve güzel susmak ister candan kudurmuş sanki bir insan ruhu duyulsun o zaman sudan --- kanat çırpacaktım omuzlarına insanların göstermeye kanatlarını uzatıp birden elimi bulutlarına ta maviden düşecektim ne hayal diyecektim ne de yalan sarılıp narin bedene güçlü kollardan kurtulacak sadece esirin oldum diyecektim çarpmayacaktı duvara taş hedef alınacaktı kanatlar takma kirpiklerle bakmayacaktım sadece ağlayacaktım altın tozu satmak isteyecekti yıldızlar elmas dişleriyle kumları toplayacaktı ejderhalar bekleyecektim ay ışığında her geceyi sabaha kavuşturacaktım oldu mu bak düşler esir ağlama bekleme zamanı harcanmasa oysa haylaz bir arkadaştı --- çekinmeden şıngır mıngır oturduğu yerde ne istersin bebeğim sırtını dönme gördüm işlenmiş dövme sihirli bir çubukla koyu işi isi şıngır mıngır bebeğim çelik gibi metalden bir gövdeye patlayan tüyden denizden neyse ki güvertede ve uzaklık mavi bir liman canım buyursana yürekli deli bir umman --- derinden ve zillerle sonsuz yine yağmur sesi gibi geldi kulağıma kalbim de çarpıyor bundan fazla kalacak ya kalsın sana dair bir yuvarlama bir denk ayaklarda yeniden aksak --- bir telefon çalar aile kavgasındayken dünya alem sessizce uzanmışken maviden dünyanın erleri kahverengideyken ne çekim ne karşı durum sırtıma almışım kendimi ne dökülecek bekliyorum anlamı varsa yükümdür yazarken yanlışları siliyorum anka yazmıştım bir vuruş farkıyla oysa anla yazmak istiyordum farklı yazmıştım farkı yazacekken bıraktım düzeltmiyorum bak yazacakken nasıl duruyor neyse iste ş değişti bu ve dedi ki doğruca yaşıyorum işte … --- gerçekten ne yalan ne yanlış bir başka başlayacak tüm umutlar dünya sönerken yalnız kalmışken içinde ararken sevgili yakarken dışarıda yine dünya bir başka başlayacak tüm umutlar ne yalan ne yanlış gerçekten --- nakşetmek zor değil mi hiç anlamını duyurmaya sağır sultan çözse dahi bir işareti neyi nişan alır hangisi baştaysa kuyruğu da dik durmalı onurlu kalbi cesur aklı yaşayan bir insan ki o dahi zır deli zor değil mi hiç --- hatıra saydığın hafızandaysa hafızan saysan güzel ansan da kalsa elde fikir bir de uğursa hiç inanmasan yahut kansan da uğruna da sorsan dosta düşmana ölür müsün öldürür müsün can af edersin canım atları da severim atları da vururlar diye atları daha severim yakın ederler ırağı diye biri AT belki severim sanki insanca davranır diye atım yok efendim küsmem efendiye atı var diye at binen kılıcına söz boynum sırtına bal semerim atım olsun gör efendim kıskanmam ben de diledim diye --- muhafızlar ölüm olsa dahi… duvar taştan olsun kayır onu koru ki hayrolsun ayrılan toprağa sınır görünse bir ağaç değil ki iki yanı destekli yerinde zamana tüm hacmi ile kıymetli hava da değer bir köprü olsun ….. demokratik özerklik / internet cafee 06/24/2010
geçen gün televizyonda barış ve demokrasi partisi il başkanlarından biri, terörü bitirmenin formulünü ayan beyan verdi: demokratik özerklik. ırak'ın kuzeyindeki kürdistan'ı inşa ettiğimizi biliyordum amma bunu ilk defa duydum. önümüzdeki on sene eğer biz biran önce gerekeni yapmaz isek pkk'nın terör saldırıları için bahanesi bu olacağa benzer. bundan öncekiler hatırladığım kadarı ile, sosyalist devrim, bağımsız kürdistan vs. dedi ki; terör biter, bunun sırrı demokratik özerkliktedir. bölge halkı kendi kaynaklarını kullanma hakkını elde ettiği takdirde bu iş çözülür. demk ki iş kaynak meselesi imiş. hiç bir kaynak için analarının kuzularını kurban etmekten yana değilim. kaç gencecik fidanı daha kürdistan dağlarından şehit olarak indireceğiz! pekala çözülsün o vakit. kimseyi kandırmaya gerek yok, demokratik özerklik dediğin, ırak'ın kuzeyi ile birleşmek için atılması gereken ilk adım. kısıtlı anlayışım bölge kaynakları dediği zımbırtının fosil yakıtlar olduğunu ilk veri olarak kabul etmemi tavsiye ediyor. her ne kadar 20 yıl gibi bir vadesi olduğu teknik olarak öngörülse de, tahmin ediyorum ki, 20 yılda toparladığımız parsa bize kıyamete kadar yeter hesabı yapıyor kürdoğlu. böyle düşündüğüne göre kıyametin görece yakın olduğunu varsaymak mümkün. bunu kabul edelim. kürdistan dağlarında yitip gitmiş 7000 vatan evladının anasından, babasından, sevdiğinden helallik isteyelim, bölge halkı demokratik özerklik elde etsin. bu arada milli mücadele şehitlerinden de af dileyelim, misaki milli'yi de göz ardı edelim, varsın kopsun bu hastalıklı uzuv. yada referandum yapılsın, hatay'ı da öyle kazanmadık mı? demokratik özerklik neticesinde artık taraflar kesinkes varolma imkanını yakalayabilir. bu ayrılma türklere de pek faydalı olur. misal, artık türkiye vatandaşları katıksız türk yada asimile olmuş azınlıklardır, sözlerini etmeye gerek kalmaz. sıkıysa karşı çıksınlar. ultra nasyonel ulus devleti kurmak imkanını pat diye yakalarız. bunca şans kemal paşa'nın bile eline geçmemiş idi. ancak her alışverişin iki tarafı vardır. şimdi, biz kalan yarıdakiler, hala ülkemize türkiye demeye devam ettiğimize ve mevcut haritamız bir öncekinden küçük olduğuna göre, toprak vermiş olur muyuz efenim? kanımca bal gibi oluruz. bunun da adını koyalım. buna razı olduğumuzu sonradan unutmayalım. bu durum, türk ordusunun/milleti'nin, ki ikisi aynı şeydir, yenilmiş olduğunun ispatı olarak önümüze koyulur. bir türke, yenilmişlik duygusunun vereceği acı, kaybedilen mülkün vereceği acıdan kat ve kat fazla olacaktır. zira biz türkler henüz toprağın ne olduğunu öğrenecek kadar aynı yerde yaşamadık. gelellim baştaki noktaya. bu zatı muhterem, bölge kaynaklarını kullanmanın başlaması ile bilrlikte bir zenginlik elde edeceğini umut ediyor diye söylemiştim. buna da pekala. istediğini alsın, türk'ün hiç bir zaman bunda gözü olmamıştır. olsa idi bu iş buraya gelmez idi. ancak o takdirde, türkiye'de kalacak olan kürtlerin cehennem azabı yaşamaya başlayacaklarından endişe ediyorum. çünkü o vakitten itibaren, her kürt, yürü memleketine ancak gidersin nefretin nefesini ensesinde hissedecektir diye korkuyorum. işte o an ne olacak? bunu kim göze alabilir. üstelik de en büyük kayıbı benim gibi kürtlerle çok alışverişi yapanlar yaşayacak. bu denklemi iyi veya kem niyetim ile evirip çeviriyorum, kürtlerin hiç bir zaman ne istediklerini bilmediklerine kanaat getiriyorum. bu iş emperyalist gücün gaz vermesi ile beyle vaziyet alacak ise, biz de gözümüze kürtlerin fabrikalarından, arabalarından, evlerinden kestirmeye başlasak iyi olacak. zira benim gibi avanak türk, selanik'ten geldiğinde epey sikertildi bu topraklarda. mübadelede değiş tokuş yapılan topraklar kimleri zengin etti, merak eden araştırsın bulsun. bu yüzden ben yalın ayak başı kabak sayılırım. tarih boyunca canımı ortaya koyup birşeyler kazandım, sonra da hepsini yitirdim. bu türk'ün kaderidir. kaderden kaçılmaz. bir de ayrı bir hesap var. kürrtler, gencecik kızların, eşlerin, çocukların katledildiği bir mücadeleden elde edeceklerinden korkmalı diye düşünüyorum. zira bunu bugün komşusuna yapan kapı kapandığı an birbirini siker öldürür. aralarında çok şeker arkadaşlarım var. onlara birşey olacak diye üzülüyorum. dilli kaşarlı / inan6666 06/15/2010
epey oldu, yazmıyorum siteye. başka işler oluyor, bunlar çok vakit alıyor, hiç zaman kalmıyor derken zipsofism' e ancak arada bakıyorum. geçen gün mecburiyet hasıl oldu, yazmak gerekti, siteyi takip edenler bilecektir; obligation yazısına musallat oldu biri, nevdalist. bendeniz her ne kadar özgür ifadeye inanmasam da şükür olsun site altyapısı herkese ağazına geleni söyleme fırsatı veriyor, şunu silelim bunu örtelim gibi bir kahpelik mevzubahis değil ve fakat bu yalama, bu kanı kesin bozuk döl artığı blog boyunca liberal pespayeliği abartarak nihayet zipsofist şebekeye de faşist, sansürcü giydirmesine girişiyor. bir dakka duracaksın orda. bu duvar beyle boya tutmaz. siktimin ermeni kürt bakiyesi gelip bana ulus, devlet, özgür ifade noktasında nutuk atarken ne yaptım ? konuşsun aq, söylesin sözünü. yardırsın, saydırsın içinden geldiği gibi. belki bir ferahlar. zaten hesaplaşmanın odağında olmadığım, internet cafee yazısında ismini verdiği, çekişme aralarında cereyan ettiği için araya girmedim. internet cafee ulusalcı denen görüşte. ben değilim. nevdalist kendisine liberal diyor, ki zekasının verdiği manzarada en ufak bir liberasyon kırıntısı yok ama neyse, öyle olsun. dikkatle, döne döne okuduğum yorumlarından anladığım şu: put yaptığınız o herifin ta aq. bunu da doğrudan söylemiyor, birtakım çakma tahliller filan yaparak sözü oraya getiriyor. kürt milliyetçisi olmakla itham edildiğinde bu yaftayı da reddetmiş ve fakat halkın özgürlüğü noktasında kendilerine elbette destek çıkmıştı; tipik liberal ibnelik, buna da eyvallah. hatta yorumu “bu yüzyılda yeni cümleler kurma zamanı gelmiştir” fiyakasıyla bağlıyor. sen mesela “hayır gelmemiştir” desen de farketmez, hanım böyle dediyse iş bitmiştir. arada gayet terbiyesiz onca laf ediyor, muhatabını küçümsüyor, yere çalıyor filan; “şu hayatta kütlesel ağırlığın dışında işe yaramadığını düşünüyorum” diyebiliyor örneğin. bundan sonrası yok, orada giriyorum hikayeye, hem internet cafee' ye hem de nevdalist' e aklıma geleni söylemek istiyorum. bir defa, ben bu yazarak çözme, anlama meselesinden had safhada sıkıldım. insan yazarken çok rahat yalan söyler, inanmadığını da inandığını da söyler, numara yapar filan her şey mümkün. internet cafee' yi gördüm, inançlı olduğunu biliyorum. nevdalist' i görmeme lüzum yok, verdiği yazı karinesinden hareketle samimi olduğunu söylemek mümkün. diyorum ki özetle, aq şunu klişeye boğmadan ilerleseydiniz de yeni bişe okusaydık. mustafa kemal olmasaydı hepimizi sikerlerdi, tamam biliyoruz. mustafa kemal yüzünden bizi siktiler, e onu da biliyoruz. peki neyi halledemiyoruz, nedir mesele ? ne konuşuyorsunuz madem ? orada ölene, geride kalana faydamız var mı ? eşkıya gazına gelen hıyara engel olabiliyor muyuz ? yok. yaz haybeye, sitres at, tamam. o noktadan itibaren, nevdalist' in kapadığı yerden açıyorum tekrar, “tartışma, kişisel ego çatışmasına döndü” deyip çekildiği yer, meselenin boncuklandığı yer esasen. sen, ben, o her kimise o puşt, benim dediğim benim görüşüm ben ben ben ... dediği zırvasını iki satır tatil edebilse nefes alacağız, kavga etmeyeceğiz, rezil olmayacağız ve ölmeyeceğiz. böyle bir ihtimal var. ama bunu yapmak yerine, kendi egosunu bir de takviye egoyla şişirip gezinmeyi seçiyor. sen misin onu söyleyen diyorsun mesela böylesine, hayır diyor, ben değilim o, insan hakları evrensel beyannamesidir, demokrasidir, gelenektir, dindir, cinsiyettir şu bu. ulan peki sen nesin, ne düşünüyorsun diye sormak gerekmez mi ? nevdalist' in görüşü yok örneğin, omurgası, karakteri filan yok, yeterince gaza gelirse ondan her türlü elbise çıkar. bu kötü değil, arada ben de öyle olurum, sağlam faşiste bağlarım, matrak olur. ama git sor, saatlerce anlatsın aq. dil nasıl olur, yazı nasıl olur, örnek nasıl verilir, nasıl yaşanır, nasıl ölünür, hepsini biliyor, benden iyi bildiğine eminim. cemiyete sövüyorum, çünkü bunların içinde olmayı sevmiyorum, hanımefendi ona tahammül edemiyor. ayar verecek ya, dilden giriyor. küfrüme kabahat buluyor. siteyi aile ocağına çevirmişiz, öyle diyor. insanları kovalamışız. öyle el elde, baş başta kalmışız. aq tek yorumda mustafa kemal' i selaniğe bağlayıp koskoca devrimi coğrafya meselesine indirgedin yetmedi, şimdi siteyi sikeyim inan bir de seni sikeyim havasına girdin, bunu da yutmamı bekliyorsun öyle mi ? internet cafee izliyor, silky kata izliyor, ben izlemem amını avradını cümle efradını sikerim böyle orospunun. dilimi savunurum, senin kürt vatanını ermeni atanı ingiliz enişteni savunmana benzemez benim savunmam, göbeğini dibeğini silsileni sikerim. efendim site zaten özgür değilmiş de, kimse sesini çıkaramıyormuş. sike sike mi okutuyoruz bu yazıları, tutup kulağından zorla mı sokuyoruz içeriye ? bisiktirol. ilaç bu, içeceksin siktirip gideceksin. ayrıca kim uyduruyor bu site şöyle özgür böyle özgür diye ? burası özgür filan değil, adamı götinden sikerler, sikilme yönünden bir hürriyet var, hepsi bu. yazılarımı koyacak yer kalmadı, öyle buldum burayı, sonra gelen oldu, yazmak istedi, olur dedik. yazı tezgahı açmak niyetim olmadı. sadece yazmak istedim, o kadar. hala aynı fikirdeyim. bu yüzden lan mal mısın bak hazır geleni gideni var, bağla siteyi gelene hesap aç, kendini adamdan sansın, bırak yürüsün aq diyenlere siktiri çektim. ne yapacaktım sonra, siteyi google ads' e mi boğacaktım ? vergi filan mı verecektim misal ? özgürlük deyip moderasyon mı kuracaktım ? yazınız değerlendirilmektedir, teşekkür ederiz mi diyecektim ? hayır. gelen yazıyı ayırmadım, hepsini koydum. üyelik yerine anonim girdiye izin veren yorum aparatını korudum. yorumu önce ben okurum, sonra yayına veririm demedim. beğenmediğimi silmedim. her yazı, her yorum hakkını buldu. site bilhassa internet cafee' nin elinde iyice canlandı, gündem izler, tartışır hale geldi. altyapı kısıtı nedeniyle belki onbinlerce kişiye ulaşmadı, ama sıkı takipçileri oldu zaman içinde. şimdi çok uzaklardan burayı izleyenler, yazanlar var. bu benim sitem diyemem, haksızlık olur. ama bunun götini hepinizden iyi bilirim derim, buna hakkım var. dilime kusur buluyor, sikli soklu konuşuyormuşum. işin garibi, mazii bilenler olması. eğer kim dün başka, bugün başka yazdıysam verin ağazımın payını, sikertiverin, acımam. kurallar yaratmışım, kurallardan şikayet ederken. gösteriverin o kurallar, nerdeyse bilelim. mesnetsiz konuşmaya o kadar alışmış ki, dur durak bilmiyor. haklı çıksın istiyorum ama, bisiktirol yazıyorum derhal, gitmiyor. bu haliyle, ortada kural filan olmadığını bizzat kendi götiyle ispat ediyor. mevcut yapı, anonim yorum aparatı, benim nevdalist' in yahut bir başkasının hesabını silmem gibi gerzekçe bir mizansene girmemi engelliyor. zira ortada öyle bir hesap yok. nevdalist hareket engellenemez demekle olmuyor beyler, engellenemeyeceği çareyi de düşünmeniz lazım. ahanda site bu merkezde, benden bağımsız çalışıyor. aq siktir git diyorum, gitmiyor. şimdi, doğruya doğru, acaba önümüzde yasakçı, kuralcı bir site mi var, yoksa ne dediğinden haberi olmayan bir kaşarot mu ? özgür ifadeye gelende, bu lafı bizim memleketin en yasakçı kafalarının slogan edindiğini, şuraya buraya yazdığını biliyoruz. sikmişim özgür ifadeyi. evvela ifadeyi öğren, sonra gelsin özgürlük. şimdi bol durur, sefil gösterir götini. meram anlatayım derken uzunca yazmak kabahatim var, onu bile çok görüyor. kendimi hırpalıyormuşum. tabii canım, ne gereği var. eller sana militan muamelesi yaparken de hakkını, hukukunu aynen böyle gözetmiştim. oysa ermeni kürt kanına bakıp senden adam olmayacağını bilmem gerekirdi. önüne hazır diskur döşeseydim senin ve benzerlerinin, şimdiye heykelimi dikerdiniz kimbilir, ama her nasıl oluyorsa, hangi ilgi – fikir sikiştirmesi sözkonusu ise tutuk zihinde, birdenbire kıral çıplak, ahanda serildin diyebiliyorsun. hele bir sor, niye soyundun dei ? sen her tertibi kur, sonra inan beni sikti olsun. vay aq. 19 Mayıs / internet cafee 05/19/2010
![]() 1335 senesi Mayısının 19 uncu günü Samsuna çıktım. Vaziyet ve manzarai umumiye: Osmanlı Devletinin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumîde mağlûp olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şeraiti ağır, bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumîye sevkedenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler. Saltanat ve hilâfet mevkiini iflgal eden Vahdettin, mütereddi, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği denî tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşanın riyasetindeki kabine; âciz, haysiyetsiz, cebîn, yalnız padişahın iradesine tâbi ve onunla beraber şahıslarını vikaye edebilecek herhangi bir vaziyete razı. Ordunun elinden esliha ve cephanesi alınmış ve alınmakta... İtilâf Devletleri, mütareke ahkâmına riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile, itilâf donanmaları ve askerleri İstanbulda. Adana vilâyeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap, İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konyada, İtalyan kıtaatı askeriyesi; Merzifon ve Samsunda İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta, ecnebî zabit ve memurları ve hususî adamları faaliyette. Nihayet, mebdei kelâm kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 May›s 1335 de İtilâf Devletlerinin muvafakatile Yunan ordusu İzmire ihraç ediliyor. Bundan baflka, memleketin her tarafında, anasırı hıristiyaniye hafî, celî hususî emel ve maksatlarının temini istihsaline, devletin bir an evvel, çökmesi ne sarfı mesai ediyorlar. kıvılcımlar / suphi 05/16/2010
Bazen kivilcimlar dusuyor yuregime.O zaman biraz olsun anliyorum sairlerin bu sozleri nerelerden asirdiklarini. Dedimya kendi sozlerim degil bunlar. Hep kullanilmis kelimelerim. Ah sesleri, kivilcimlarin eseri. Mesela diyor ki sair; Başlattığı gün mektebe, duydum ki diyordu, Rahmetli babam; “Adam olur oğlum ilerde” Annemse, oturmuş paşalıklar kuruyordu Adamlığı geçtik! Paşalık olsun, o nerde? Amâli tezad üzre giderken ebeveynin Hep böyle harab olmada etfal ara yerde.” Sorsalar babama “ne oldu senin oglan?” diye Acemi sair, komusamayan bir adam diyecek. Abim diyor ki,hersey zahir olsun, gizli sakli kalmasin. Ben de diyorum ki, gorundugu gibi olmasin kimse, oldugu gibi gorunsun. Sonra mesela ben diyor yazar, “evde osmanli, okulda avrupali. Samimiyetsiz insanlar yetisiyor.” Sonra mesela ben, iyi bir universiteye kapagi atamayan ben.Sonra ben, dogdugundan beri tek bir fikri olmayan ben, kayiklar yapardim vavdan. Sonra ben, elif, be, te , se.. Sasirmasini bile beceremeyen ben.Sonra sen.Hayir, once sen. Neden hep sana degiyor kelamin ucu.Oysa ben, hayir sen. “Sozlerimin anlami beni urkutuyor.” Kacabilecegim hic bir yer yok, senden baska. sikik / inan6666 05/10/2010
mukaddesin bittiği gündür bu gün. hani istifa konuşmasında anlatıyor ya, "tüm dinlerin, idarelerin dokunmadığı mahremiyet" diyor ya, o dönem artık kapanmıştır şükürler olsun. beyle teknikada artık göttenmukaddes yoktur, kapalı kapı yoktur, gizli hesap yoktur, hilehurda yoktur. fena misalile, hakedene vekalet yolunu kapatıp sikiştiğin kimseyi milleti kavat yerine koyup vekil seçtirmek, bunu cumhuriyet bunu halkın hakkaniyeti diye yutturmak yoktur. sırada aqp var, onların ayıbı bunun bin fevkinde olduğunu göreceğiz, hemi onların sikertmesini kaç senedir ayan beyan çekiyoruz, yavaştan ayıyor alem, hesaabı yakındır. bunların tümü tekmili neye işaret ediyor dersen, neise derdin açıktan göreceksin, ki alnın açık, mert sayılmak mümkün olsun. sikerttisen söyleceksin, göt kaybettisen açık edeceksin, önce senden duyacaklar, o ar penceresini oruspunun suratına çarpacaksın ki cereyan sana dönmesin. zipsofista sırrı, cümle hırsızın arsızın ilacı ve şifasıdır. oraya gidiyoruz, yavşaklığın tükendiği günleri izliyoruz. her kimise, askeri sivili, eri yetişkini, amiri memuru, derdini ahvalini açık edecek, mağduriyet çekmeyecek, zeberzurna makamına zorlamayacak nefsini, hayvan tabiatını kabul edip mümkünse efendiliğe en bet kapıdan varacak. peki kim kaybedecek, ilk elde anamın kızıyım babamın göziyim diyen amcık kaybedecek, ben bilirim başkası bilmez diyen kibir pezevengi kaybedecek, bunlar kutsal mahrem mukaddestir benimle benden bana ne varsa dokunamazsın abestir diyen cahil kaybedecek. kazanan var mı dersen, o da yok; bu yolda neadar kabul edersek bet tiyneti, oadar sükunet var, yoksa gerisi yalandır. şimdi görünen, bir adamın bir kafanın tasfiyesi değil; hatta bir devletin bir dönemin iptali de olmasa gerek. bundan daha fazlası, binyıldır götine kalıp beğenmeyen insan aklının, o berbat zehrin kendini yakmasını izliyoruz. kahrol e mi, çok çektirdin bela gibi. le fascisme, ce n'est pas d'empêcher de dire, c'est d'obliger à dire güzel yazılmış özlü söz. bir de frenk lisanının musikisi ile kulağa hitap ediyor. bu vecize, sanıyorum, benim nevdalist'e, bunun terör olup olmadığını söyle de, rengini bilelim yollu çıkışım üzerine gayet güzel bir cevaptır. aklınan gelenin ellerinden öperim. barika-ı hakikat, müsademe-i efkardan doğar. lakin, benim de epey dikkat ettiğim bir nokta-i hususiyi dile getirmem arzum, bünyemdeki fikri sabit tesirinde açığa çıkıyor. işbu yazı, mazurat olarak da görülebilir, şahsımca mahsuru yok. bugüne kadar, vecizenin alıntılandığı ekşi sayfasında da görüleceği üzre, pek çok kez gördüğümüz gibi, faşizm lafzının kullanıldığı tüm nazariyelerde söz gelip kemalizm'e dokunuyor, kalıyor. faşist olarak kritik edilen yegane fikriyatın kemalisme olduğu, misal nevdalist örneğinde olduğu üzre, kemalistlerin, izmirlilerin, ulusalcıların filan faşist olduğu apaçık gerçek olarak tebliğ ediliyor. bu bağlamda, kendime veyahut çevremdeki insanlara dönüyorum, subjektif de olsa gözlem yapıyorum. vardığım netice, bu insancıkların kimsenin, fikrine, zikrine filan karışmadığı. kemalist olduğum gerçeğini, ilk defa üniversitede tartıştığım bir kürt öğrenciden öğrendim. söylediklerimi beğenmeyince, sen kemalist misin diye sordu? herhangi bir türkün, mustafa kemal'a ve istiklal harbi şehitlerine, gazilere, aziz vatanı kurtaran kahramanlara, cumhuriyeti kuranlara antipati besleyebileceğini düşünmemiştim. bunları ancak yobaz dinciler ile cahiller olabileceklerini tasavvur etmiştim. bu yüzden, kemalist olmanın bir Türk'ü tanımlaması bana epey saçma gelmişti. Zira, insan kendini Türk hissediyor ise, bu gurur veren hatıralara sahip çıkmaktan gayri ne yapabilirdi? bugün ülkede, sürekli baskı gören, fikir önderleri tutuklanan, kendilerini ifade ettiklerini düşündükleri kurumları hakaret gören, hayır ve fikir cemiyetleri ezilen yaklaşık olarak yüzde yirmilik bir azınlık olduğumuz gerçeğini unutmadan, günümüzü ben de kritik etmek isterim. Üniversitede bana kemalist misin diye sonra kürt öğrenci, bizim bu ülkede özgür olabilmemiz için önce sizi temizlememiz lazım, sonra da tüm türkiye'yi kurtarıp bağımsızlığımızı ilan edeceğiz dediğini hatırlıyorum. gelinen noktada, onun, beni yendiğini açıkça görmek mümkün. on yıl önce kurduğu hayaller bana imkansız geliyordu. bugün, fikirleri yürürlükte. demek ki, ben ona düşman olmadığım halde, o bana olan düşmanlığını içinde saklamış. nevdalist'in bana ahlaksız demesini de aynı perspektif'de değerlendiriyorum. eğer, bir kimse çıkıp da, ülkemizde kürtler kemalist ideoloji uğruna eziliyor, seksen ihtilalini de bunlar yaptı, bu ülke 70 senedir kemalistler tarafından yönetiliyor, artık bu istibdatı yıkmamız gerekiyor filan diyor ise, en ucuzundan geometri bilmeyen bir cahil olduğunu söyleyebilirim. zira, şeylerin birbirlerine göre konumlarını bilmeyen bence apaçık cahildir. hatta, ben başkası tarafından bizzat, kemalist olarak nitelendirilmeme rağmen, bunların hepsine hep karşı çıktım, hala çıkıyorum. bugün ülkede kurulan dinsel ağırlıklı faşist rejimi görmeyenler ise, ancak görmek istemeyenler olabilir. ancak, sık sık şakalara da konu olan, ülkenin seçmen nüfusunun %47'sinin oy verdiği halde, ortaya çıkıp da ben akepe'ye oy verdim diye tek allahın kulunu bulamadığımız durum, bu yazının konusu olan önermenin, yine frenk lisanında bir kelime olan realite ile uyuşmadığının ispatıdır. oy vermek, vicdani özgürlüktür. buna kimse karışamaz, ancak yapılan inkar başka birşeydir, vicdanın aklanmaya çalışılması. televizyon izlemiyorum, gazete okumak iptilamdan da tedavi yolu ile kurtulmak istiyorum. çünkü, bu kitlesel yayın organları, birşeylerin fena halde ters gittiğini bildiği halde, bu konuyu unutup vicdanını rahatlatabilmek için kemalisme, hatta mustafa kemal'in aziz hatırasına saldıran sarsak türk entelijansiyası ile dolup taşıyor. yazanın notu, gencecik ana kuzularının hayatları üzerine ahkam kesmenin fikir tartışması olduğunu sananlar epey yanılıyorlar. önce terör bitmeli. ondan sonra, istediğiniz fikri istediğiniz şekilde tartışmaya hazırım. zira, camdan kalelerinde güven içinde otururken, hayatları tehlikede kuzucuklar varsa, eşitlik sağlanamaz. eşitlik için bakınız: egalite. | etiket
|


RSS Feed