Picture
1335 senesi Mayısının 19 uncu günü Samsuna çıktım. Vaziyet ve manzarai
umumiye:

Osmanlı Devletinin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumîde mağlûp olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şeraiti ağır, bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumîye sevkedenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler. Saltanat ve hilâfet mevkiini iflgal eden Vahdettin, mütereddi, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği denî tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşanın riyasetindeki kabine; âciz, haysiyetsiz, cebîn, yalnız padişahın iradesine tâbi ve onunla beraber şahıslarını vikaye edebilecek herhangi bir vaziyete razı.

Ordunun elinden esliha ve cephanesi alınmış ve alınmakta...

İtilâf Devletleri, mütareke ahkâmına riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile, itilâf donanmaları ve askerleri İstanbulda. Adana vilâyeti, Fransızlar;
Urfa, Maraş, Ayıntap, İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konyada,
İtalyan kıtaatı askeriyesi; Merzifon ve Samsunda İngiliz askerleri bulunuyor.
Her tarafta, ecnebî zabit ve memurları ve hususî adamları faaliyette. Nihayet,
mebdei kelâm kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 May›s 1335 de İtilâf
Devletlerinin muvafakatile Yunan ordusu İzmire ihraç ediliyor.

Bundan baflka, memleketin her tarafında, anasırı hıristiyaniye hafî, celî
hususî emel ve maksatlarının temini istihsaline, devletin bir an evvel, çökmesi
ne sarfı mesai ediyorlar.

 
 
Bazen kivilcimlar dusuyor yuregime.O zaman biraz olsun anliyorum sairlerin bu sozleri nerelerden asirdiklarini. Dedimya kendi  sozlerim degil bunlar. Hep kullanilmis kelimelerim.  Ah sesleri,  kivilcimlarin eseri.

Mesela diyor ki sair;

Başlattığı gün mektebe, duydum ki diyordu,
Rahmetli babam; “Adam olur oğlum ilerde”
Annemse, oturmuş paşalıklar kuruyordu
Adamlığı geçtik! Paşalık olsun, o nerde?
Amâli tezad üzre giderken ebeveynin
Hep böyle harab olmada etfal ara yerde.”

Sorsalar babama “ne oldu senin oglan?” diye

Acemi  sair, komusamayan bir adam diyecek.

Abim diyor ki,hersey zahir olsun, gizli sakli kalmasin.  Ben de diyorum ki, gorundugu gibi olmasin kimse,  oldugu gibi gorunsun.  Sonra mesela ben diyor yazar, “evde osmanli, okulda avrupali. Samimiyetsiz insanlar yetisiyor.”

Sonra mesela ben, iyi bir universiteye kapagi atamayan ben.Sonra ben, dogdugundan beri tek bir fikri olmayan ben,  kayiklar yapardim vavdan.  Sonra ben, elif, be, te , se..

Sasirmasini  bile beceremeyen ben.Sonra sen.Hayir, once sen.  Neden hep sana degiyor kelamin ucu.Oysa ben, hayir  sen. 

“Sozlerimin anlami beni urkutuyor.”  Kacabilecegim hic bir yer yok, senden baska.
 
sikik / inan6666 05/10/2010
 
mukaddesin bittiği gündür bu gün. hani istifa konuşmasında anlatıyor ya, "tüm dinlerin, idarelerin dokunmadığı mahremiyet" diyor ya, o dönem artık kapanmıştır şükürler olsun. beyle teknikada artık göttenmukaddes yoktur, kapalı kapı yoktur, gizli hesap yoktur, hilehurda yoktur. fena misalile, hakedene vekalet yolunu kapatıp sikiştiğin kimseyi milleti kavat yerine koyup vekil seçtirmek, bunu cumhuriyet bunu halkın hakkaniyeti diye yutturmak yoktur. sırada aqp var, onların ayıbı bunun bin fevkinde olduğunu göreceğiz, hemi onların sikertmesini kaç senedir ayan beyan çekiyoruz, yavaştan ayıyor alem, hesaabı yakındır. bunların tümü tekmili neye işaret ediyor dersen, neise derdin açıktan göreceksin, ki alnın açık, mert sayılmak mümkün olsun. sikerttisen söyleceksin, göt kaybettisen açık edeceksin, önce senden duyacaklar, o ar penceresini oruspunun suratına çarpacaksın ki cereyan sana dönmesin. zipsofista sırrı, cümle hırsızın arsızın ilacı ve şifasıdır. oraya gidiyoruz, yavşaklığın tükendiği günleri izliyoruz. her kimise, askeri sivili, eri yetişkini, amiri memuru, derdini ahvalini açık edecek, mağduriyet çekmeyecek, zeberzurna makamına zorlamayacak nefsini, hayvan tabiatını kabul edip mümkünse efendiliğe en bet kapıdan varacak. peki kim kaybedecek, ilk elde anamın kızıyım babamın göziyim diyen amcık kaybedecek, ben bilirim başkası bilmez diyen kibir pezevengi kaybedecek, bunlar kutsal mahrem mukaddestir benimle benden bana ne varsa dokunamazsın abestir diyen cahil kaybedecek. kazanan var mı dersen, o da yok; bu yolda neadar kabul edersek bet tiyneti, oadar sükunet var, yoksa gerisi yalandır.

şimdi görünen, bir adamın bir kafanın tasfiyesi değil; hatta bir devletin bir dönemin iptali de olmasa gerek. bundan daha fazlası, binyıldır götine kalıp beğenmeyen insan aklının, o berbat zehrin kendini yakmasını izliyoruz. 

kahrol e mi, çok çektirdin bela gibi. 
 
 
le fascisme, ce n'est pas d'empêcher de dire, c'est d'obliger à dire

güzel yazılmış özlü söz. bir de frenk lisanının musikisi ile kulağa hitap ediyor. bu vecize, sanıyorum, benim nevdalist'e, bunun terör olup olmadığını söyle de, rengini bilelim yollu çıkışım üzerine gayet güzel bir cevaptır. aklınan gelenin ellerinden öperim. barika-ı hakikat, müsademe-i efkardan doğar.

lakin, benim de epey dikkat ettiğim bir nokta-i hususiyi dile getirmem arzum, bünyemdeki fikri sabit tesirinde açığa çıkıyor. işbu yazı, mazurat olarak da görülebilir, şahsımca mahsuru yok. bugüne kadar, vecizenin alıntılandığı ekşi sayfasında da görüleceği üzre, pek çok kez gördüğümüz gibi, faşizm lafzının kullanıldığı tüm nazariyelerde söz gelip kemalizm'e dokunuyor, kalıyor. faşist olarak kritik edilen yegane fikriyatın kemalisme olduğu, misal nevdalist örneğinde olduğu üzre, kemalistlerin, izmirlilerin, ulusalcıların filan faşist olduğu apaçık gerçek olarak tebliğ ediliyor. bu bağlamda, kendime veyahut çevremdeki insanlara dönüyorum, subjektif de olsa gözlem yapıyorum. vardığım netice, bu insancıkların kimsenin, fikrine, zikrine filan karışmadığı.

kemalist olduğum gerçeğini, ilk defa üniversitede tartıştığım bir kürt öğrenciden öğrendim. söylediklerimi beğenmeyince, sen kemalist misin diye sordu? herhangi bir türkün, mustafa kemal'a ve istiklal harbi şehitlerine, gazilere, aziz vatanı kurtaran kahramanlara, cumhuriyeti kuranlara antipati besleyebileceğini düşünmemiştim. bunları ancak yobaz dinciler ile cahiller olabileceklerini tasavvur etmiştim. bu yüzden, kemalist olmanın bir Türk'ü tanımlaması bana epey saçma gelmişti. Zira, insan kendini Türk hissediyor ise, bu gurur veren hatıralara sahip çıkmaktan gayri ne yapabilirdi?

bugün ülkede, sürekli baskı gören, fikir önderleri tutuklanan, kendilerini ifade ettiklerini düşündükleri kurumları hakaret gören, hayır ve fikir cemiyetleri ezilen yaklaşık olarak yüzde yirmilik bir azınlık olduğumuz gerçeğini unutmadan, günümüzü ben de kritik etmek isterim. Üniversitede bana kemalist misin diye sonra kürt öğrenci, bizim bu ülkede özgür olabilmemiz için önce sizi temizlememiz lazım, sonra da tüm türkiye'yi kurtarıp bağımsızlığımızı ilan edeceğiz dediğini hatırlıyorum. gelinen noktada, onun, beni yendiğini açıkça görmek mümkün. on yıl önce kurduğu hayaller bana imkansız geliyordu. bugün, fikirleri yürürlükte. demek ki, ben ona düşman olmadığım halde, o bana olan düşmanlığını içinde saklamış. nevdalist'in bana ahlaksız demesini de aynı perspektif'de değerlendiriyorum.

eğer, bir kimse çıkıp da, ülkemizde kürtler kemalist ideoloji uğruna eziliyor, seksen ihtilalini de bunlar yaptı, bu ülke 70 senedir kemalistler tarafından yönetiliyor, artık bu istibdatı yıkmamız gerekiyor filan diyor ise, en ucuzundan geometri bilmeyen bir cahil olduğunu söyleyebilirim. zira, şeylerin birbirlerine göre konumlarını bilmeyen bence apaçık cahildir. hatta, ben başkası tarafından bizzat, kemalist olarak nitelendirilmeme rağmen, bunların hepsine hep karşı çıktım, hala çıkıyorum.

bugün ülkede kurulan dinsel ağırlıklı faşist rejimi görmeyenler ise, ancak görmek istemeyenler olabilir. ancak, sık sık şakalara da konu olan, ülkenin seçmen nüfusunun %47'sinin oy verdiği halde, ortaya çıkıp da ben akepe'ye oy verdim diye tek allahın kulunu bulamadığımız durum, bu yazının konusu olan önermenin, yine frenk lisanında bir kelime olan realite ile uyuşmadığının ispatıdır. oy vermek, vicdani özgürlüktür. buna kimse karışamaz, ancak yapılan inkar başka birşeydir, vicdanın aklanmaya çalışılması.

televizyon izlemiyorum, gazete okumak iptilamdan da tedavi yolu ile kurtulmak istiyorum. çünkü, bu kitlesel yayın organları, birşeylerin fena halde ters gittiğini bildiği halde, bu konuyu unutup vicdanını rahatlatabilmek için kemalisme, hatta mustafa kemal'in aziz hatırasına saldıran sarsak türk entelijansiyası ile dolup taşıyor.

yazanın notu, gencecik ana kuzularının hayatları üzerine ahkam kesmenin fikir tartışması olduğunu sananlar epey yanılıyorlar. önce terör bitmeli. ondan sonra, istediğiniz fikri istediğiniz şekilde tartışmaya hazırım. zira, camdan kalelerinde güven içinde otururken, hayatları tehlikede kuzucuklar varsa, eşitlik sağlanamaz. eşitlik için bakınız: egalite.
 
 
 
ağda / inan6666 04/20/2010
 
cinsicima bahsinde ağda meselesinin istinadına dair bir izah denemesi veya salya terkibinin viskozite yönünden ufak bir tahlili

sinir cihazı sempatik ve parasempatik olmak üzere iki kısımdan mürekkep:

organizma zor durumda kaldığında, tehlike, sitres, ağrı mevcudiyetinde sempatik cihaz devreye girer. bilhassa sinir aşımı, asabiyat, korkuya verme, bilmem neden heyecan sarma vb. hallerde mesaii abartarak hazım harici organların faaliyetini tahrik eder. ekseri neticesi, kan basıncı, şeker, adrenalin infiali, damar çeperinde daralma, hararet ve terleme, göz bebeklerinin nal gibi belermesi, bet beniz atması, el ayakta üşüme, salyanın incelip yutulması ve ağzın kuruması, hasılı genel bir sitrese kendini bile isteye kaptırmadır. yekten sempatik cihaz, bilhassa nisa taifesine mahsus ıvır vızır boş beleş gayrisahih muhabbetten mesuldur.

parasempatik cihaz ise aksi yöne meylederek vücuduhaarikayı yavaşlatır, filhakika yemek içmeği müteakip istirahat halinde, yani idraken ve ruhen komple hayvana bağlayanda devreye girer ve özellikle işeme, sıçma, sabahın köründe geminin gövdeye mast veya seren direğini istemsiz dikeltme gibi işlere bakar. mühim tezahürü, kan basıncında azalma, damar çeperinde genişleme, göz bebeklerinde nal mıhı mesabesinde küçülme, mide barsak mayii yanısıra ağazda salya artışı, nefes ritiminde düşmedir. hasılı parasempatik cihaz, ağdalı salya, sümük, osuruk, idrar, döl, bel gibi hayatın çirkin ve fakat sahih hakikatlerine sebeptir.

kıyas kabil değil ama, evet, salya faaliyeti her iki halde de gerçekleşmekte, ancak arada bir ters münasebet olduğu görülmektedir.

saha tecrübesi ve garbın son teknik alametleriyle yapılan incelikli ve dikkatli tetkikler şüpheye mahal bırakmadan göstermiştir ki, viskozite yahut ağdalılık yönünden sempatik cihazın salyası ince, sulu ve cıvık, parasempatik sistem salyasise kalın, ağdalı ve kıvamlı olur. istisnai mevzuu haricibahis tutmak ve müstesna nisa bendenizi affetsin demek kaydiyle, yukarıda bahsi geçen tafsilat nedeniyle umumiyetle kadın salyası, evet, incedir. hele kim erkeğe ilişkin kimi fesat fikir, bizantin velfecre, komplo ve daha fitne fücura meyyal ise rabbim bizi beylesinden her daim muhafaza ve müdaafa etsin. Amin.

işbu söylediklerime hala inanmiyanlar olabilir, onlar da civarına şöyle bir bakınsın da erkek gören teşne kadın nasıl yutkunur hatırlasın, oysa kadın gören hovarda erkeğin ağaz mayii bilhassa yapış yapış oluyor ve o vakit bir tükürme ihtiyacı, bir ağazı yuvarlayıp şöyle genizi damağı bir süpürüp yuma .. ve hatta bu iş için geçmişte tükürük hokkaları kibar bir eşya olarak beylerin civarında bulundurma adeti var idi, ki koyayım beyle zamana ki hokkayı aldılar yetmedi ve şimdi küllüğe de göz diktiler. maazallah istikbalde husyeyi telle burup boğa bizceğizi hadım öküze çevire beyle teskin terbiye etme yoluna gideler, muhtemeldir.

şimdi, meseleyi anladık ve gördük ki iş ademe göre başka, havvaya göre başka olup burada bir müşkül var ve hal çaresi bekliyor. neyse ki, sempatik cihazı devreden çıkarıp ağırlığı parasempatik cihete teksif etmek mümkün. bazı mihaniki tatbikatın münasip kombiniyle sempatik hususiyeti neredeyse tamamına yakın tümünü parasempatik kudurganlığa evirmek için ilk evvela direkman şol kimse yekten ... vermek icap eder. yerimiz dar ve lafın kalanını arsızlığı iyice ele avuca almadan söylemek imkanı olmadığı çün affediniz. hürmetler.

 
 
 
geçen gün terörü övdüğü için kapatılan DTP başkanı siyasal yasaklı ahmet türk, muş bulanık 'taki halk ayaklanmasının mahkemesini takip etmek için davanın görüldüğü samsun 'a gitti. burada tepki gösteren halka eski partidaşı sırrı sakık tarafından hakaret edilince, gençten bir kimse bir yumrukta ahmet türk 'ün burnunu kırdı. burun kıran kişi hemen tutuklandı, kahveci olduğu öğrenildi.

ahmet türk, etnik terörü açıkça destekleyen, etnik bir partinin başkanı idi. bu hepimizin malumudur. vakti zamanında, partisi milletvekilleri siz de diyarbakır'a gelirsiniz, biz de sizi sikeriz, asker operasyon yaparsa, pkk terör örgütü de askeri öldürür, askerin pkk tarafında öldürülmesi bizzat askerin kendi suçudur, terör örgütünü kuran lideri aptullah öcalan kürt önderidir diye bize epey ayar vermiş idi. hatta işin bokunu çıkarıp, geçen aylarda pkk kamplarından açılım kapsamında gelen, pişman olmadan serbest kalan, haklarında hiç bir suçlama bulunmayan teröristler halk çocuğu, asker orospu çocuğu bile ilan edildi. bunu da, kapatılan dtp 'nin devamı etnik partiye bağlı bir belediye başkanı yaptı. bizatihi şahidim.

şahsen, cereyan eden hadiseler, benim gibi ulusalcı (!) kimseleri epey rencide ediyor. bu yüzden, ahmet türk 'ün aazının burnunun kırılması az da olsa yüreğime su serpti. haberi ilk duyduğumda da oh dedim. bunu söylemekten çekinmem. aynı kanaati paylaşan nice kimsenin olduğunu da kamuyonu takip ederek görebiliyorum.

hadise üzerine, bir takım şaklabanlar epey şaklabanlıklar yaptılar. ahmet türk gibi kardeşliğin yayılması için çaba gösteren, bıdı, bıdı... buna vuran ipnedir, toptur, şerefsizdir.

yine aynı hadise dairesinde, hürriyet gazetesi yazarı yılmaz özdil, yine benim gidi düşünleri epey sevindiren bir yazı yazdı. herkesin haberdar olduğu yazıyı okumayan var ise, buyursun. bu yazı üzerine necip türk milletinin kendi gibi necip medyası, adeta fıttırdı. yılmaz özdil 'e edilen hakaretlerden kısa bir kesit sunmakta fayda görüyorum. gerizekalı, zeka özürlü, bunu peşmergelere yalatın, mayınlı arazide yürütün.

buradan anlıyoruz ki, yazar fena ayar vermiş. kendisine teşekkürü borç biliyorum.

teröre karşıyım, şiddete hayır. ama önce bana yapılan bitsin. zira türkiye 'de etnik kimliği yüzünden baskı gören sadece benim, Türk 'üm.
 
suphi / inan6666 04/13/2010
 
aziz kardeşim suphi, dün itibariyle birliğine teslim olmuş, vazifesine başlamıştır. hayırlı olsun, allah kavuştursun.

makaram sarı bağlar.      
 
 
Kalem ile yazılır. İğne ile dikilir. İdris aleyhisselam’ dan beri insanoğlu için kağıt ile kumaş arasında fark yoktur. Cemiyet hayatını tanzim eden kelimelerle kuşandığımız esvap tutar birbirini, biri diğerini mecbur eder; medeniyet kelam sanatı olduğu kadar giyim inceliğidir. Bu yüzden terzi, ince hesapla şakülünde biçtiği kumaşı sağlamca dikerek elbiseye çeviren adam, yazı işine hiç de yabancı değildir.
 
Nasıl giyinmemiz gerektiği bize defaatle telkin edildiği için, işbu siyasete karşı çıkanlar başka türlü giyinir. Giysilerden mürekkep alamet, örtünmeye olduğu kadar, belki daha fazla fikriyatı tefrik etmeye yarar. Herkesin beyazlar giyindiği yerde siyahlara bürünmenin, örtülüler arasında üryan soyunmanın söylediği bir söz, anlattığı bir hikaye vardır. Kundaktan kefene, kumaşlara sarılı halde geçer ömrümüz. Pamuk ipliğine bağlıdır kaderimiz.
 
 
gözüm
senin için sakladım
ölümü anlatmaya bahsi açmak zor
yalnız oturmuşken ve tam gidecekken yakın
yazı masası cereyana tutulmuş bugün
unutmuş çanağından akan eriyen mum ve ışığı
sıcak katılığında ağaç tahta hikaye
kıvamında akanın izini hasretle bekler
söz açmak zor
yalnızlıktan ve ölümden
senin için sakladım acıyı
baldan tatlı bakan gözlerde bugün
belki ölüm kanar

nakış 
aralık bir pencerede dayayıp yüzünü boşluğa
görünmez bir tenden cana dokunuş bekleyen
yalnız savaşlardan vazgeçmeyen kaçkın
bir mahkum özgürlüğün ellerini gözlerken
uzağa dikilmiş dalgın nazenin bakışlarda
tek parça örtülü çekici bir madeni damla
yakar rüyada gerçeğe dalıp taşar örsün
şaşmaz boşluğu doldurur nakışlı şeklin

ihtimal
bazan öyle geliyor ki
mucize olmayacak
yetmeyecek kandiller de
acı dinmeyecek
bitmeyecek yalnızlık
başka türlü demeyecek
şairler “ölürüz
demek ki yaşanacak”
çalmayacak hiçbiri şarkıyı yeniden
ne davullar ne zurnalar
ne kavallar ne sazlar
bazen öyle geliyor ki
bilinmeyen sızılarda
tanınmayan sözlerde
dünya susacak
yoksunluğunda
hiç dua edilmemiş mucizelere
beklerken terli
nasırlı eller sızlayan bedenlerde
öyle geliyor ki bazen
tarlalar boş alacak bedellerde
başka mucize olmayacak
duyulacak
bir zaman olmuş
sadece ölmekmiş
yaşamak
gizli yaşanan
mucizesiz bir hayat
inanılacak boşuna
yağmura kara doluya
taş tutulacak aşka

çingene
sapandan savrulan taş
kışa çarpmayan çapraz
topraktan akmayan su
kanamayan yara
adımdan öte ayak
görünmez dönemeçten köşe
kısraktan ayrılmaz tay
döşekte yatmayan toy
taşa baş koyan boy
uykuda gözde rastık
yeşil illa yeşil
kırmızı illa kırmızı
söz deymeden renk
göz görünce kör
baba ata
ana tacı başa
sapandan savrulan taş
çapraz çeperlerde
çiçek çelenk ve çingene

çift
dilimin ayarına
içimin katarına
dünyanın duranına
davul zurna şen çalsın

haberin beterini
kefenin metresini
gördüğüm gerisini
davul zurna şen çalsın

oku yunda ölmezi
doku yanda görmezi
sor usunda bilmezi
davul zurna şen çalsın

gelip gitme iste yeni
galip olma düşen eyi
çelen aklı çarpan kalbi
davul zurna şen çalsın

darında mutlulukta
karanlıkta ışıkta
engin yüce akranında
davul zurna şen çalsın

bağlaması kopuzu da
toprağı da taptığı da
esirgeyen kandili de
davul zurna şen çalsın

hüsrevini peşrevini
devri daim izlerini
seslerini suslarını
davul zurna şen çalsın

bir tekini bir çiftini
bir ölüyü bir diriyi
su denizi gök maviyi
davul zurna şen çalsın

nice daim kalesinde
ölüm surlar incesinde
mengü acun ayasında
davul zurna şen çalsın

yangın
yalnız seni düşünmüyorum
kamburum çıkmış gibi
oturmuşum
alnıma giden elim dudağımdan
dokunuyor
soğuğu taşıyor burnumdan ıslak ıslak
sıcaktı ya hasret içimde neyse
inat etmeden demeli çürüttüm bir fikri
tükürüp dibine sonuna bakanda
baktım ölen cesur tutunanlar korkak
hayatta
ne ürkek ne erkek ne de kadınım artık
tastamam ne önemi var sorgusundan
sonunda vazgeçerken muaf
namluyu mavinin üzerine dayamadan
elimi hayvan gibi çekiyorum alnımdan
bakmıştın bir daha
bak gözüme şimdi
korkmadan
yalnız seni düşünmüyorum
hadi baştan kurtar
yangından 

safa
erken mavisinde gecenin
duydum hazana uygun hüznü
sesli cama bakarken
gece yine yalnız
ay mavide de dolunay
dünü düşündüm
yarın pazar
gurbette sen
ben memlekette
çalışmalı durmadan
ne dersen de
gündüz de yalnız
toprak yollar gözümde
tüter dinmiş yağmurdan
bahar yakın
içimdeki kışlardan çıkmak
ölümden şüphe etmeden
yeniden hayata inanmak…      

hey!
sahipsiz gerçek
doğru
terk ı diyar bilinmez
zoru
sükutu savaş sayan
ölçüsüz
anlatır o aşk ki
olduğu
dur da birden gitme
sever
o kadar ölçü
sevmez
benzemez bir gül
dile
dikeni budağında
taze
güzeller günler bir elinde
ister
kan kanama
inan
özgürlük senin yeni de
hey!

… uygun adım
vardım
topladım yalnızlığımdan
çıkardım artanları denk
çarptım eksikleri elde var diye
böldüm tüm anlamları
kalsın hayat bir kara cümle misali
bir damla kırmızı bir damla mavi
evin kapısı kilitsiz
serbest sıcak ve severek düşünsem
gülerken bir ağalarken bir
yatağında su akan
diziler boşlukta sözler beyaz camda
beklerim
yeterse acı
yetsin daha iyi
hissettiğim.

avuç
bakar durur boşluğa
şekilleniverir bir ses
arada bir yağmur duası
sağlık olsun sukutunda
aldığın verdiğin nefes

unutmadan
dünün günün de yarınla bütünlüğü
yanlış seçim özgürlüğüne de
iyi kötü var olan
şerefe sevgiyle

rare bird - sympathy
http://www.yasaktube.com/2TMw92_q8Ac!Rare-Bird-Sympathy-izle.html

meatloff – I’d do anything for love
http://www.yasaktube.com/PsHoO32yQZg!meatloaf-id-Do-anything-for-love-live-1993very-rare-izle.html

vakıf mustafazadeh – aman avcı
http://www.yasaktube.com/FT4-hnN_FPc!Vakif-Mustafa-Zadeh-Aman-Avci-izle.html

Bayati-Shiraz-Hacibaba-Hseynov
http://www.yasaktube.com/Uk6WaYHAtPE!Bayati-Shiraz-Hacibaba-Hseynov-izle.html