19 Mayıs / internet cafee 05/19/2010
![]() 1335 senesi Mayısının 19 uncu günü Samsuna çıktım. Vaziyet ve manzarai umumiye: Osmanlı Devletinin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumîde mağlûp olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şeraiti ağır, bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumîye sevkedenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler. Saltanat ve hilâfet mevkiini iflgal eden Vahdettin, mütereddi, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği denî tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşanın riyasetindeki kabine; âciz, haysiyetsiz, cebîn, yalnız padişahın iradesine tâbi ve onunla beraber şahıslarını vikaye edebilecek herhangi bir vaziyete razı. Ordunun elinden esliha ve cephanesi alınmış ve alınmakta... İtilâf Devletleri, mütareke ahkâmına riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile, itilâf donanmaları ve askerleri İstanbulda. Adana vilâyeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap, İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konyada, İtalyan kıtaatı askeriyesi; Merzifon ve Samsunda İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta, ecnebî zabit ve memurları ve hususî adamları faaliyette. Nihayet, mebdei kelâm kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 May›s 1335 de İtilâf Devletlerinin muvafakatile Yunan ordusu İzmire ihraç ediliyor. Bundan baflka, memleketin her tarafında, anasırı hıristiyaniye hafî, celî hususî emel ve maksatlarının temini istihsaline, devletin bir an evvel, çökmesi ne sarfı mesai ediyorlar. kıvılcımlar / suphi 05/16/2010
Bazen kivilcimlar dusuyor yuregime.O zaman biraz olsun anliyorum sairlerin bu sozleri nerelerden asirdiklarini. Dedimya kendi sozlerim degil bunlar. Hep kullanilmis kelimelerim. Ah sesleri, kivilcimlarin eseri. Mesela diyor ki sair; Başlattığı gün mektebe, duydum ki diyordu, Rahmetli babam; “Adam olur oğlum ilerde” Annemse, oturmuş paşalıklar kuruyordu Adamlığı geçtik! Paşalık olsun, o nerde? Amâli tezad üzre giderken ebeveynin Hep böyle harab olmada etfal ara yerde.” Sorsalar babama “ne oldu senin oglan?” diye Acemi sair, komusamayan bir adam diyecek. Abim diyor ki,hersey zahir olsun, gizli sakli kalmasin. Ben de diyorum ki, gorundugu gibi olmasin kimse, oldugu gibi gorunsun. Sonra mesela ben diyor yazar, “evde osmanli, okulda avrupali. Samimiyetsiz insanlar yetisiyor.” Sonra mesela ben, iyi bir universiteye kapagi atamayan ben.Sonra ben, dogdugundan beri tek bir fikri olmayan ben, kayiklar yapardim vavdan. Sonra ben, elif, be, te , se.. Sasirmasini bile beceremeyen ben.Sonra sen.Hayir, once sen. Neden hep sana degiyor kelamin ucu.Oysa ben, hayir sen. “Sozlerimin anlami beni urkutuyor.” Kacabilecegim hic bir yer yok, senden baska. sikik / inan6666 05/10/2010
mukaddesin bittiği gündür bu gün. hani istifa konuşmasında anlatıyor ya, "tüm dinlerin, idarelerin dokunmadığı mahremiyet" diyor ya, o dönem artık kapanmıştır şükürler olsun. beyle teknikada artık göttenmukaddes yoktur, kapalı kapı yoktur, gizli hesap yoktur, hilehurda yoktur. fena misalile, hakedene vekalet yolunu kapatıp sikiştiğin kimseyi milleti kavat yerine koyup vekil seçtirmek, bunu cumhuriyet bunu halkın hakkaniyeti diye yutturmak yoktur. sırada aqp var, onların ayıbı bunun bin fevkinde olduğunu göreceğiz, hemi onların sikertmesini kaç senedir ayan beyan çekiyoruz, yavaştan ayıyor alem, hesaabı yakındır. bunların tümü tekmili neye işaret ediyor dersen, neise derdin açıktan göreceksin, ki alnın açık, mert sayılmak mümkün olsun. sikerttisen söyleceksin, göt kaybettisen açık edeceksin, önce senden duyacaklar, o ar penceresini oruspunun suratına çarpacaksın ki cereyan sana dönmesin. zipsofista sırrı, cümle hırsızın arsızın ilacı ve şifasıdır. oraya gidiyoruz, yavşaklığın tükendiği günleri izliyoruz. her kimise, askeri sivili, eri yetişkini, amiri memuru, derdini ahvalini açık edecek, mağduriyet çekmeyecek, zeberzurna makamına zorlamayacak nefsini, hayvan tabiatını kabul edip mümkünse efendiliğe en bet kapıdan varacak. peki kim kaybedecek, ilk elde anamın kızıyım babamın göziyim diyen amcık kaybedecek, ben bilirim başkası bilmez diyen kibir pezevengi kaybedecek, bunlar kutsal mahrem mukaddestir benimle benden bana ne varsa dokunamazsın abestir diyen cahil kaybedecek. kazanan var mı dersen, o da yok; bu yolda neadar kabul edersek bet tiyneti, oadar sükunet var, yoksa gerisi yalandır. şimdi görünen, bir adamın bir kafanın tasfiyesi değil; hatta bir devletin bir dönemin iptali de olmasa gerek. bundan daha fazlası, binyıldır götine kalıp beğenmeyen insan aklının, o berbat zehrin kendini yakmasını izliyoruz. kahrol e mi, çok çektirdin bela gibi. le fascisme, ce n'est pas d'empêcher de dire, c'est d'obliger à dire güzel yazılmış özlü söz. bir de frenk lisanının musikisi ile kulağa hitap ediyor. bu vecize, sanıyorum, benim nevdalist'e, bunun terör olup olmadığını söyle de, rengini bilelim yollu çıkışım üzerine gayet güzel bir cevaptır. aklınan gelenin ellerinden öperim. barika-ı hakikat, müsademe-i efkardan doğar. lakin, benim de epey dikkat ettiğim bir nokta-i hususiyi dile getirmem arzum, bünyemdeki fikri sabit tesirinde açığa çıkıyor. işbu yazı, mazurat olarak da görülebilir, şahsımca mahsuru yok. bugüne kadar, vecizenin alıntılandığı ekşi sayfasında da görüleceği üzre, pek çok kez gördüğümüz gibi, faşizm lafzının kullanıldığı tüm nazariyelerde söz gelip kemalizm'e dokunuyor, kalıyor. faşist olarak kritik edilen yegane fikriyatın kemalisme olduğu, misal nevdalist örneğinde olduğu üzre, kemalistlerin, izmirlilerin, ulusalcıların filan faşist olduğu apaçık gerçek olarak tebliğ ediliyor. bu bağlamda, kendime veyahut çevremdeki insanlara dönüyorum, subjektif de olsa gözlem yapıyorum. vardığım netice, bu insancıkların kimsenin, fikrine, zikrine filan karışmadığı. kemalist olduğum gerçeğini, ilk defa üniversitede tartıştığım bir kürt öğrenciden öğrendim. söylediklerimi beğenmeyince, sen kemalist misin diye sordu? herhangi bir türkün, mustafa kemal'a ve istiklal harbi şehitlerine, gazilere, aziz vatanı kurtaran kahramanlara, cumhuriyeti kuranlara antipati besleyebileceğini düşünmemiştim. bunları ancak yobaz dinciler ile cahiller olabileceklerini tasavvur etmiştim. bu yüzden, kemalist olmanın bir Türk'ü tanımlaması bana epey saçma gelmişti. Zira, insan kendini Türk hissediyor ise, bu gurur veren hatıralara sahip çıkmaktan gayri ne yapabilirdi? bugün ülkede, sürekli baskı gören, fikir önderleri tutuklanan, kendilerini ifade ettiklerini düşündükleri kurumları hakaret gören, hayır ve fikir cemiyetleri ezilen yaklaşık olarak yüzde yirmilik bir azınlık olduğumuz gerçeğini unutmadan, günümüzü ben de kritik etmek isterim. Üniversitede bana kemalist misin diye sonra kürt öğrenci, bizim bu ülkede özgür olabilmemiz için önce sizi temizlememiz lazım, sonra da tüm türkiye'yi kurtarıp bağımsızlığımızı ilan edeceğiz dediğini hatırlıyorum. gelinen noktada, onun, beni yendiğini açıkça görmek mümkün. on yıl önce kurduğu hayaller bana imkansız geliyordu. bugün, fikirleri yürürlükte. demek ki, ben ona düşman olmadığım halde, o bana olan düşmanlığını içinde saklamış. nevdalist'in bana ahlaksız demesini de aynı perspektif'de değerlendiriyorum. eğer, bir kimse çıkıp da, ülkemizde kürtler kemalist ideoloji uğruna eziliyor, seksen ihtilalini de bunlar yaptı, bu ülke 70 senedir kemalistler tarafından yönetiliyor, artık bu istibdatı yıkmamız gerekiyor filan diyor ise, en ucuzundan geometri bilmeyen bir cahil olduğunu söyleyebilirim. zira, şeylerin birbirlerine göre konumlarını bilmeyen bence apaçık cahildir. hatta, ben başkası tarafından bizzat, kemalist olarak nitelendirilmeme rağmen, bunların hepsine hep karşı çıktım, hala çıkıyorum. bugün ülkede kurulan dinsel ağırlıklı faşist rejimi görmeyenler ise, ancak görmek istemeyenler olabilir. ancak, sık sık şakalara da konu olan, ülkenin seçmen nüfusunun %47'sinin oy verdiği halde, ortaya çıkıp da ben akepe'ye oy verdim diye tek allahın kulunu bulamadığımız durum, bu yazının konusu olan önermenin, yine frenk lisanında bir kelime olan realite ile uyuşmadığının ispatıdır. oy vermek, vicdani özgürlüktür. buna kimse karışamaz, ancak yapılan inkar başka birşeydir, vicdanın aklanmaya çalışılması. televizyon izlemiyorum, gazete okumak iptilamdan da tedavi yolu ile kurtulmak istiyorum. çünkü, bu kitlesel yayın organları, birşeylerin fena halde ters gittiğini bildiği halde, bu konuyu unutup vicdanını rahatlatabilmek için kemalisme, hatta mustafa kemal'in aziz hatırasına saldıran sarsak türk entelijansiyası ile dolup taşıyor. yazanın notu, gencecik ana kuzularının hayatları üzerine ahkam kesmenin fikir tartışması olduğunu sananlar epey yanılıyorlar. önce terör bitmeli. ondan sonra, istediğiniz fikri istediğiniz şekilde tartışmaya hazırım. zira, camdan kalelerinde güven içinde otururken, hayatları tehlikede kuzucuklar varsa, eşitlik sağlanamaz. eşitlik için bakınız: egalite. emekçi'yim / inan6666 04/22/2010
ağda / inan6666 04/20/2010
cinsicima bahsinde ağda meselesinin istinadına dair bir izah denemesi veya salya terkibinin viskozite yönünden ufak bir tahlili sinir cihazı sempatik ve parasempatik olmak üzere iki kısımdan mürekkep: organizma zor durumda kaldığında, tehlike, sitres, ağrı mevcudiyetinde sempatik cihaz devreye girer. bilhassa sinir aşımı, asabiyat, korkuya verme, bilmem neden heyecan sarma vb. hallerde mesaii abartarak hazım harici organların faaliyetini tahrik eder. ekseri neticesi, kan basıncı, şeker, adrenalin infiali, damar çeperinde daralma, hararet ve terleme, göz bebeklerinin nal gibi belermesi, bet beniz atması, el ayakta üşüme, salyanın incelip yutulması ve ağzın kuruması, hasılı genel bir sitrese kendini bile isteye kaptırmadır. yekten sempatik cihaz, bilhassa nisa taifesine mahsus ıvır vızır boş beleş gayrisahih muhabbetten mesuldur. parasempatik cihaz ise aksi yöne meylederek vücuduhaarikayı yavaşlatır, filhakika yemek içmeği müteakip istirahat halinde, yani idraken ve ruhen komple hayvana bağlayanda devreye girer ve özellikle işeme, sıçma, sabahın köründe geminin gövdeye mast veya seren direğini istemsiz dikeltme gibi işlere bakar. mühim tezahürü, kan basıncında azalma, damar çeperinde genişleme, göz bebeklerinde nal mıhı mesabesinde küçülme, mide barsak mayii yanısıra ağazda salya artışı, nefes ritiminde düşmedir. hasılı parasempatik cihaz, ağdalı salya, sümük, osuruk, idrar, döl, bel gibi hayatın çirkin ve fakat sahih hakikatlerine sebeptir. kıyas kabil değil ama, evet, salya faaliyeti her iki halde de gerçekleşmekte, ancak arada bir ters münasebet olduğu görülmektedir. saha tecrübesi ve garbın son teknik alametleriyle yapılan incelikli ve dikkatli tetkikler şüpheye mahal bırakmadan göstermiştir ki, viskozite yahut ağdalılık yönünden sempatik cihazın salyası ince, sulu ve cıvık, parasempatik sistem salyasise kalın, ağdalı ve kıvamlı olur. istisnai mevzuu haricibahis tutmak ve müstesna nisa bendenizi affetsin demek kaydiyle, yukarıda bahsi geçen tafsilat nedeniyle umumiyetle kadın salyası, evet, incedir. hele kim erkeğe ilişkin kimi fesat fikir, bizantin velfecre, komplo ve daha fitne fücura meyyal ise rabbim bizi beylesinden her daim muhafaza ve müdaafa etsin. Amin. işbu söylediklerime hala inanmiyanlar olabilir, onlar da civarına şöyle bir bakınsın da erkek gören teşne kadın nasıl yutkunur hatırlasın, oysa kadın gören hovarda erkeğin ağaz mayii bilhassa yapış yapış oluyor ve o vakit bir tükürme ihtiyacı, bir ağazı yuvarlayıp şöyle genizi damağı bir süpürüp yuma .. ve hatta bu iş için geçmişte tükürük hokkaları kibar bir eşya olarak beylerin civarında bulundurma adeti var idi, ki koyayım beyle zamana ki hokkayı aldılar yetmedi ve şimdi küllüğe de göz diktiler. maazallah istikbalde husyeyi telle burup boğa bizceğizi hadım öküze çevire beyle teskin terbiye etme yoluna gideler, muhtemeldir. şimdi, meseleyi anladık ve gördük ki iş ademe göre başka, havvaya göre başka olup burada bir müşkül var ve hal çaresi bekliyor. neyse ki, sempatik cihazı devreden çıkarıp ağırlığı parasempatik cihete teksif etmek mümkün. bazı mihaniki tatbikatın münasip kombiniyle sempatik hususiyeti neredeyse tamamına yakın tümünü parasempatik kudurganlığa evirmek için ilk evvela direkman şol kimse yekten ... vermek icap eder. yerimiz dar ve lafın kalanını arsızlığı iyice ele avuca almadan söylemek imkanı olmadığı çün affediniz. hürmetler. yumruk / internet cafee 04/15/2010
geçen gün terörü övdüğü için kapatılan DTP başkanı siyasal yasaklı ahmet türk, muş bulanık 'taki halk ayaklanmasının mahkemesini takip etmek için davanın görüldüğü samsun 'a gitti. burada tepki gösteren halka eski partidaşı sırrı sakık tarafından hakaret edilince, gençten bir kimse bir yumrukta ahmet türk 'ün burnunu kırdı. burun kıran kişi hemen tutuklandı, kahveci olduğu öğrenildi. ahmet türk, etnik terörü açıkça destekleyen, etnik bir partinin başkanı idi. bu hepimizin malumudur. vakti zamanında, partisi milletvekilleri siz de diyarbakır'a gelirsiniz, biz de sizi sikeriz, asker operasyon yaparsa, pkk terör örgütü de askeri öldürür, askerin pkk tarafında öldürülmesi bizzat askerin kendi suçudur, terör örgütünü kuran lideri aptullah öcalan kürt önderidir diye bize epey ayar vermiş idi. hatta işin bokunu çıkarıp, geçen aylarda pkk kamplarından açılım kapsamında gelen, pişman olmadan serbest kalan, haklarında hiç bir suçlama bulunmayan teröristler halk çocuğu, asker orospu çocuğu bile ilan edildi. bunu da, kapatılan dtp 'nin devamı etnik partiye bağlı bir belediye başkanı yaptı. bizatihi şahidim. şahsen, cereyan eden hadiseler, benim gibi ulusalcı (!) kimseleri epey rencide ediyor. bu yüzden, ahmet türk 'ün aazının burnunun kırılması az da olsa yüreğime su serpti. haberi ilk duyduğumda da oh dedim. bunu söylemekten çekinmem. aynı kanaati paylaşan nice kimsenin olduğunu da kamuyonu takip ederek görebiliyorum. hadise üzerine, bir takım şaklabanlar epey şaklabanlıklar yaptılar. ahmet türk gibi kardeşliğin yayılması için çaba gösteren, bıdı, bıdı... buna vuran ipnedir, toptur, şerefsizdir. yine aynı hadise dairesinde, hürriyet gazetesi yazarı yılmaz özdil, yine benim gidi düşünleri epey sevindiren bir yazı yazdı. herkesin haberdar olduğu yazıyı okumayan var ise, buyursun. bu yazı üzerine necip türk milletinin kendi gibi necip medyası, adeta fıttırdı. yılmaz özdil 'e edilen hakaretlerden kısa bir kesit sunmakta fayda görüyorum. gerizekalı, zeka özürlü, bunu peşmergelere yalatın, mayınlı arazide yürütün. buradan anlıyoruz ki, yazar fena ayar vermiş. kendisine teşekkürü borç biliyorum. teröre karşıyım, şiddete hayır. ama önce bana yapılan bitsin. zira türkiye 'de etnik kimliği yüzünden baskı gören sadece benim, Türk 'üm. suphi / inan6666 04/13/2010
aziz kardeşim suphi, dün itibariyle birliğine teslim olmuş, vazifesine başlamıştır. hayırlı olsun, allah kavuştursun. makaram sarı bağlar. dikiş / inan6666 04/05/2010
Kalem ile yazılır. İğne ile dikilir. İdris aleyhisselam’ dan beri insanoğlu için kağıt ile kumaş arasında fark yoktur. Cemiyet hayatını tanzim eden kelimelerle kuşandığımız esvap tutar birbirini, biri diğerini mecbur eder; medeniyet kelam sanatı olduğu kadar giyim inceliğidir. Bu yüzden terzi, ince hesapla şakülünde biçtiği kumaşı sağlamca dikerek elbiseye çeviren adam, yazı işine hiç de yabancı değildir. Nasıl giyinmemiz gerektiği bize defaatle telkin edildiği için, işbu siyasete karşı çıkanlar başka türlü giyinir. Giysilerden mürekkep alamet, örtünmeye olduğu kadar, belki daha fazla fikriyatı tefrik etmeye yarar. Herkesin beyazlar giyindiği yerde siyahlara bürünmenin, örtülüler arasında üryan soyunmanın söylediği bir söz, anlattığı bir hikaye vardır. Kundaktan kefene, kumaşlara sarılı halde geçer ömrümüz. Pamuk ipliğine bağlıdır kaderimiz. gözüm/ mengü yinçge 04/04/2010
gözüm senin için sakladım ölümü anlatmaya bahsi açmak zor yalnız oturmuşken ve tam gidecekken yakın yazı masası cereyana tutulmuş bugün unutmuş çanağından akan eriyen mum ve ışığı sıcak katılığında ağaç tahta hikaye kıvamında akanın izini hasretle bekler söz açmak zor yalnızlıktan ve ölümden senin için sakladım acıyı baldan tatlı bakan gözlerde bugün belki ölüm kanar nakış aralık bir pencerede dayayıp yüzünü boşluğa görünmez bir tenden cana dokunuş bekleyen yalnız savaşlardan vazgeçmeyen kaçkın bir mahkum özgürlüğün ellerini gözlerken uzağa dikilmiş dalgın nazenin bakışlarda tek parça örtülü çekici bir madeni damla yakar rüyada gerçeğe dalıp taşar örsün şaşmaz boşluğu doldurur nakışlı şeklin ihtimal bazan öyle geliyor ki mucize olmayacak yetmeyecek kandiller de acı dinmeyecek bitmeyecek yalnızlık başka türlü demeyecek şairler “ölürüz demek ki yaşanacak” çalmayacak hiçbiri şarkıyı yeniden ne davullar ne zurnalar ne kavallar ne sazlar bazen öyle geliyor ki bilinmeyen sızılarda tanınmayan sözlerde dünya susacak yoksunluğunda hiç dua edilmemiş mucizelere beklerken terli nasırlı eller sızlayan bedenlerde öyle geliyor ki bazen tarlalar boş alacak bedellerde başka mucize olmayacak duyulacak bir zaman olmuş sadece ölmekmiş yaşamak gizli yaşanan mucizesiz bir hayat inanılacak boşuna yağmura kara doluya taş tutulacak aşka çingene sapandan savrulan taş kışa çarpmayan çapraz topraktan akmayan su kanamayan yara adımdan öte ayak görünmez dönemeçten köşe kısraktan ayrılmaz tay döşekte yatmayan toy taşa baş koyan boy uykuda gözde rastık yeşil illa yeşil kırmızı illa kırmızı söz deymeden renk göz görünce kör baba ata ana tacı başa sapandan savrulan taş çapraz çeperlerde çiçek çelenk ve çingene çift dilimin ayarına içimin katarına dünyanın duranına davul zurna şen çalsın haberin beterini kefenin metresini gördüğüm gerisini davul zurna şen çalsın oku yunda ölmezi doku yanda görmezi sor usunda bilmezi davul zurna şen çalsın gelip gitme iste yeni galip olma düşen eyi çelen aklı çarpan kalbi davul zurna şen çalsın darında mutlulukta karanlıkta ışıkta engin yüce akranında davul zurna şen çalsın bağlaması kopuzu da toprağı da taptığı da esirgeyen kandili de davul zurna şen çalsın hüsrevini peşrevini devri daim izlerini seslerini suslarını davul zurna şen çalsın bir tekini bir çiftini bir ölüyü bir diriyi su denizi gök maviyi davul zurna şen çalsın nice daim kalesinde ölüm surlar incesinde mengü acun ayasında davul zurna şen çalsın yangın yalnız seni düşünmüyorum kamburum çıkmış gibi oturmuşum alnıma giden elim dudağımdan dokunuyor soğuğu taşıyor burnumdan ıslak ıslak sıcaktı ya hasret içimde neyse inat etmeden demeli çürüttüm bir fikri tükürüp dibine sonuna bakanda baktım ölen cesur tutunanlar korkak hayatta ne ürkek ne erkek ne de kadınım artık tastamam ne önemi var sorgusundan sonunda vazgeçerken muaf namluyu mavinin üzerine dayamadan elimi hayvan gibi çekiyorum alnımdan bakmıştın bir daha bak gözüme şimdi korkmadan yalnız seni düşünmüyorum hadi baştan kurtar yangından safa erken mavisinde gecenin duydum hazana uygun hüznü sesli cama bakarken gece yine yalnız ay mavide de dolunay dünü düşündüm yarın pazar gurbette sen ben memlekette çalışmalı durmadan ne dersen de gündüz de yalnız toprak yollar gözümde tüter dinmiş yağmurdan bahar yakın içimdeki kışlardan çıkmak ölümden şüphe etmeden yeniden hayata inanmak… hey! sahipsiz gerçek doğru terk ı diyar bilinmez zoru sükutu savaş sayan ölçüsüz anlatır o aşk ki olduğu dur da birden gitme sever o kadar ölçü sevmez benzemez bir gül dile dikeni budağında taze güzeller günler bir elinde ister kan kanama inan özgürlük senin yeni de hey! … uygun adım vardım topladım yalnızlığımdan çıkardım artanları denk çarptım eksikleri elde var diye böldüm tüm anlamları kalsın hayat bir kara cümle misali bir damla kırmızı bir damla mavi evin kapısı kilitsiz serbest sıcak ve severek düşünsem gülerken bir ağalarken bir yatağında su akan diziler boşlukta sözler beyaz camda beklerim yeterse acı yetsin daha iyi hissettiğim. avuç bakar durur boşluğa şekilleniverir bir ses arada bir yağmur duası sağlık olsun sukutunda aldığın verdiğin nefes unutmadan dünün günün de yarınla bütünlüğü yanlış seçim özgürlüğüne de iyi kötü var olan şerefe sevgiyle rare bird - sympathy http://www.yasaktube.com/2TMw92_q8Ac!Rare-Bird-Sympathy-izle.html meatloff – I’d do anything for love http://www.yasaktube.com/PsHoO32yQZg!meatloaf-id-Do-anything-for-love-live-1993very-rare-izle.html vakıf mustafazadeh – aman avcı http://www.yasaktube.com/FT4-hnN_FPc!Vakif-Mustafa-Zadeh-Aman-Avci-izle.html Bayati-Shiraz-Hacibaba-Hseynov http://www.yasaktube.com/Uk6WaYHAtPE!Bayati-Shiraz-Hacibaba-Hseynov-izle.html |


RSS Feed