mahalli / mengü yinçge 02/05/2011
nasıl gideceğim kendini kabul ettirirken ayrılıklar bir bir kendimi bırakırken bir hoşgeldin diyecek olan ah! kavuşmaya bereket eli içinden ağırlığı geriye çekiyor kalemin sözler kaçıyor yorgunluklarda artık geceler kalırken bir nameyle damlıyor sesler gözlerden kırmızı bir bir beyaza sarılmada tüm renkler beyaz severken özgürlüklerini kovalamayı istemiyor ne ağır ne de yorgun yalnızca siyahı sadece kardeşim diyebilmekte baştan kararı zahri o sadece bir isim adı zamanda binlerce farklı yazılı kurtla kuzu bekleyen ne şirin ne de yanan aslı boşlukta kerim olan serhat şehirlerde kalabalıklarda kocaman sevda küçücük olanda yalnızlık kaybolan inançlarda aşk o sadece bir isim hazrol duymadığım kalmış bu güne ne varsa dünden hazır çığrışlar çağırışlar şarkılarda savaşlar yarınlarda ve barış kalmış duymadığım nice güzel çığlıklarda ortak hepsi bir tek vuruşa … yıldızlar hayatta kalan yaylan bakalım dur durun ne, ne den bas piyano davul ve ben de dem sen den bir bir bir. e ben! isim çok önceydi akşam küçükken gece kırmızı sevdiğim rengi fotoğraflarda sırlı görmek istediğim çok önceydi eskimemiş düşlerde çalındığı bilenmez şarkılarda ilk duyduğum kokusu içten içe alıp verdiğim akşam üzerleri uzun yolculuğun mesafesi düşmeden akla çok önceydi hesapsız doğumlar bırakmadan şarkıları söylendiği bilinmeden herşey vardı hani ve hiç birşey yokken yeniden çok önceydi günden güne o bir el yüreğinde bir ses yeniden bir akşam üzeri geceden sabaha işler bir iki şimdiden derin nefeste izler … tüketmeyecektim lüzumdan fazla hayatta kalmaya içmeyecektim boşa su gibi şarap varsa yoksa bilhassa keyfe efkara üç sigara vardı sabah eski pakette şimdi yeni pakette yine üç sigara … bekler sanki melek sade bir selamı daha fazlası beklemeden bekliyor gibi amma durmadan dedim ya bir kere gördüğün dünya bildiğin gibi değil durmadan bekleyen kimse yoksa hala kendimde miyim? … canım doydun mu... hiç yemedin. toprakta yahut tahta kapta zamana bak daha hep dokuza on var. kurt gibi... değil mi ? … durup dururken eksik gedik ne varsa kıvrımlı bir köşede saklamaya olsa olsa bir . olmasa da can sağlığına … bir yorganın altında yürek yoksa bile yalnız yok oluruna bilerek canımız gitmek isteyen, bir de gelensen … bir kış sabahı güneş sırtında gölgeye bakarken durmuş ya düşünürken yalnızca pozu yok yüzü gölgede gölgenin sırtı birden yüzünde duman savruluyor her yöne yorgun argın belli mi dimdik kollar kavuşturmuş ister açar kararlı dönüp gittiğinde sırtında bir gölge onun da yüzü güneşe … aman diledim yine sarıldım bilmiyor karanlık geceler nice sabahlara varıncaya sarmaş dolaş neyse düşlerimdeki diye bin bir kardeşi varmış beyaz ve siyahın bense yeniden gride bile bile … içten olan dışa desen ne güzel ne güzel değil diye sorsan ekmek sıcaklığında genç bir çocuk bakıp da gülümsemeyle sadık sana sıcak sarılışında sevgi kardeşim aklını alır insanın Mahalli Diyelim ki o kedi sevmezdi. Masaların altından hafifçe bacağına daha o zamanlar narin ve ince bacağımızı veya zarif parmağımızı çaktırmadan dokundursak; dokundurmak hani öyle basit değil, kedi kuyruğu gibi süründürüp kaydırmaca, yahut burnunu, boynunu, başını ve kulağını deydiriyormuşcasına sürtmece. Ağırlını ararcasına. Severken korku yaşatmaz mıydı? Sanki kedi biziz. Hem masalar dediysek öyle birden fazla masada birden değil. Farklı sıralarda, anlarda. İşte, bilirdik o zamanlardan sanki nasıl kediler var. İnanmamak mümkün değildi. Aile efradı da bilirdi ya nasıl. Acep onlardan çoğu kedi olmuş muydu, biz gibi. Bilmem amma biz çok severdik. Çünkü düşünmezdik niye sevilir ve niye sevilmez diye, kedi bu işte. Başka bir şey değil. Baksana canına vay anasını desen de Elif’in kızı Çiçek anası gibi güneşin çatında toprak saksıda oturmada daha o zamanlar on yıl sonra yapılacak apartman balkonunda. Elif bir kamyon altına mı girdi, kaçtı mı, yeni taşınan komşulardan biri mi verdi zehri bilinmez. Biz mahallesini değiştirdi derdik. Anla yani. Aman canım kedi işte. Gülerdik, sanki bir dostumuza ihaneti gözlerinin içine acıyla bakarak seyrettiğimizde, kuyruğundaki tenekelerin çalkantılı şakırtısına sokağa fırlayıp Tantana Kemal, Ayı Fahri, Papik, Abidin, Lapit ve Arap Ali’nin gösterisinde kedinin mi yoksa mahallenin namlı küçük büyük itlerinden hangisinin aniden karşımıza çıkıvereceği heyecanında. Kız sen ne geziyon bakim burda!? Miyav! Gözler de merak ve heyecandan kocaman. Mahalleli abilerin çoluk çocuğa raconu vardı! Çekil kenara! Hala burdasın ha! Selam! Miyav! Bilirdik o zaman da, onların dokuz canı vardı derler, yoktu. Tutun şunu maytap takalım şimdi. Abi yapmayın! Lapit baksana olum! Çekil kenara! Ablaaa! Arap, şunun anasına seslen lan! Söyle Papik kedisini yakalamış! Dokuz canı yoktu, onlar da bilirdi mahalledeki kedileri biz gibi. Zehirlemezlerdi, vurmazlardı. Sadece oyun. Kovalayıp yakalamaca. Tantana oyun, teneke şakırtısı düzene düzine eğlence işte. Okul vakti değil çocukluk zamanı. Korkan varmış kediden, oyundan. Neyse, seve seve oynardık bir kovalamaca, bi azar, yalvar yakar, bi selam, bi zılgıt… Ya sabah, ya ikindi ya akşam vakitlerindeydi oyunlar, zamansız ve beklenmeden. Abiler ve çocuklar anlaşırdı. Ablalar da havalıydı. Bazı an korkarmış o da bir şey dokunduğunda, sevmediğinden değil, olan şakadandır diye. Mahalleyi de mahalleliyi de unutmadık dedi. Bundan sonra bir daha mahalle değiştirmedi hiç biri. Commentssuphi 02/05/2011 12:12pm
Bir hinlik var bu isin icinde. Basinda uyanamadim. Yanmak guzel sey dediler, yandik. Ham idik lakin bu seferde karardik. Simdi kokusmus bu cigeri cikarsak pazara, iltifat eden bulunmaz. Bir mersiye yazan, bir turku yakan yok mu agalar? Konusabilseydi eger diyecegi vardi elbet.Bir bakabilseydi yuzune, gozu acik gitmezdi belki. Bir bulbul olamadi,kargaydi. Dogru konustugunda kendini acindirdigini sandilar. Anlamazdi sanattan, edebiyattan. Kalmadi gonlunde bisey. Bir sey kalsaydi, o da bir seydi. Ne hatiralardan kurtuldu ne de an i halden. Olseydi belki, bir sey ifade edebilirdi. Gozlerini yumup olumu bekledi. Disini sıktı. Yumrugunu sıktı. Cok sıkıcı buldular. Vurdular.En yumusak yerlerine. Kizgin demirlerle dagladilar. Gozlerinden yas geldi. Neden oldugunu soylemediler. Ha ha ha..
Reply
mengü 02/06/2011 11:12am
sevgili Suphi, bazı zamanlar ne derece kolaycı ve tembel olduğumu biraz bilirim de her zaman söylemem kendime bile. anlarsın dediğimi, bana göre de kandırmaca feci bir illettir. Şimdi burada ortaya serdiğim belki rezillik belki kendini bilmezlik kolay baş edilesi değil, biliyorum. serip döktüğüm çeşit türlü dizi satıra Zipsofism’in göstermiş olduğu azami sabır ve iltifata müteşekkirim demek bile hesaplı yani düşündüğüm hem de içten sözüm, hissettiğim, olsa bile pek de huzursuzluğumu hafifleten bir deyiş değil, kafi gelmiyor gibi. hani bir yapı sağlamdır sağlam kalsın istersin, çok da bilmesen bir his geçer, şüphe etmediğin. hatırlarım bazı an, eski kalelerden kalan bazı duvarları görünce tarifi zor bir duygu vardır hani bazı yaşar…. neyse işte, bir de senin kelamı okuyunca iyice çoştum, gördün mü? çenem kırılmasın! yorumunun hepsine içten sevindiğimi söyleyeyim, amma şu son üç satır: “Gozlerinden yas geldi. Neden oldugunu soylemediler. Ha ha ha..” evet, değer kardeşim, değmez mi hiç? sağ ol, var ol. iki satır yazarım yakında. fırsat bu fırsat son zaman yazıya döktüklerimden iki tane daha salıp kendimce güzel bi nokta koyayım, olsun. ... dans ederken kimim ki bir atım olsun ne hara ne seyis hayalimde bir at atı otu iti severim dedim oysa seslendiğinde ne haber koç dedi bir alemdi yaşadığımız şimdi hepsini bir atın hepsini yarışında bırakın sadece vahşi dediğiniz biçimde … numero # adım adım yaklaşırken ulaşmak istediğine hayatta varmak var ya bırakıyorsun gitsin tutmuyorsun kalsın istemiyorsun sussun söylemiyorsun konuşsun bakakalıyorsun en çirkine güzelliğinde doğru mu diye hem de gerçekten ince dediğin katmerleniyor yalnızca sen gençsin
Reply
mengü 02/06/2011 11:16am
işe bak hepsi düz yazı görünmüş! bu da güzel,olsun.
Reply
inan6666 02/06/2011 1:36pm
weebly yapıyor öyle, düzeltiyor. arada başkası olunca işin kaderi böyle, her nasıl isterse o hale geliyor.
Reply
Leave a Reply | etiket
|
RSS Feed