burada sözüm kendime. aklıma anlayışıma bakmaya çalışıyorum diye. anlatanları da anlatılanı da dikkatli dinlemeye bakıyorum. maksat hayatın kıvamı … dedem gibi bir adamdan duydum. hiç rahatsız olmadan beni de kimse rahatsız etmesin. olmaz. tabiidir. ne ki luzumsuz? düşünmeden mi yazdığım yoksa bilmeden. söylesem lüzumsuz. hiç kimseyim. olmasın, olsun. korkarım yine yazarım. (nizam intizama dair) “idare bir irade meseledir.” bence de. bu fikirdeyim, bu fikre inanıyorum, mesele idaridir ve bir irade meselesidir. idare de siyasidir. başta hesap kitap gerektirir. alış veriş, daraltayım küçük kapta kaynatayım. ekonomi. üretim tüketim. düzen kapitalisttir, üretimde üretici hakları değildir ön planda etkin olan. (kaynak kimin? hangi kaynak?) kaynaklara sahip olma, -kullanma- sömürme- ürettirme, tükettirip tüketmedir. anladığım gibi basitçe bu şekilde ifade. bu bir dediğimde anladığım budur. üretim olabilecek alanlar daralanda birkaç hareketle verim sağlayabilecek boşluk bulup boşluk dolduran(suprematist )bir kaynaktır insan denilen mahlukat da. aklını kullanacak. kullanırsa ala. kullanılırsa dik ala. bir babaannenin anlattığı hikayedeymiş de anladığım kapitalist güçlerin hesaplaşmasına niceleri gibi ermenilerin de kurban gittiğidir. şu Anadolu topraklarında kapitalist güçlerin hesaplaşmasına kurban giden insanların soylarına bak. niceleri de Türk. azınlık çoğunluk. Laz, Yahudi, Arap, Kürt, Roman, Çerkez, Arnavut, Ermeni … soyları kökleri şimdi hepsini sayarım. bunlar çoğunlukla çoğunluk olma iradesini göstertip bak bura bi bütün var hani bir ünite misali işlesek, buna da böylece karar verdik irademiz budur dememişler midir? hadi gelin diyende çoğunluk demişlerdir. tabii biz ayrılalım iradesi de yaşanmış, tüh vakti şimdi de yok bu işin, saatler akmış vay anası geç kaldık da denmiştir. bununla yüzleşmekte bir sıkıntı yaşanacaksa yaşarız cefa da çekeriz. ne mutlu… Amma, heh bana bak bu tamamen hem de tastamam senin suçun derhal bunu kabul et, başını ey, eğil af dile yetmez. suçluyum de sonra da arkanı dön ve ileriye rahatça bak derseler… Ecnebileri, hem ecnebi hem de gavur olanları da sevmediğimden değil. hoş sevmesem de olur. bir de yemekleri içmekleri var. almanlar ve sosis, ingilizler ve çoban yemeği, fransızlar ve şarap. dedem hatta dedemin dedesi ve onun dedesi zamanından bu biçim... sanki bizde sucuk yok, çoban yok, mey yok… bunun için suç ve sebebi bilmeyi, bunun için katliam ve sebebi bilmeyi, bunun için af dileme ile yüzleşme sebebi bilmeyi, kusur ile suçu ayrıştırabilmeyi (tabii mümkün mertebe- iş mertebeye gelip çatınca akıl bizim merkep inadına takılabiliyor) ve bunları birbirine karıştırmamak ihtiyacı olduğunu hatırlatıyorum durduğum yerde kendi kendime.) yine suçlu benim durduğum yerde başıma iş çıkarıyorum. gün geçiyor. unut ve affet psikolojisi de epeydir dergilerde var ya. hadi affediyoruz kendiliğimizden. bırakın da unutmayalım bari. ya da doğrusu tutun unutmayalım. yok yok ne tut ne bırak kararsız kalsın. harikulade… eskiden dünyanın (yeniden) “self determination” dediği sırada bir bağda kavga çıkmış, zayıf iradeli bir iktidar, ki bir imparatorluk, -son demlerinde- tedbir demiş ( ihtimal kotarılabilecek bir birlik yahut bütünlük) ve asayiş için, zira parça parça ayrılmaya başlamış. komutanı alman olmuş, ingiliz olmuş fransız olmuş. rus gelmiş, bazı tebalarda vefa bazısında cefa. sadakat insana. görev tanımı tamam da uygulamaya mahsus teşkilat dünya gibi karışık. geride kandan başka bir iz yok. tanımlarda da bir anlaşmazlık var. misal bir kısım (tehcir)“bu bir orduyu koruma vak’asıdır” diyor ( ben de hangi ordu yahu diyorum) bir kısım da (toprak bütünlüğü ve) “asyişi idame ettirme, tedbir vak’asıdır” diyor. ne kadar doğru bir deyiş olabilir amma dahası iş uygulamada hepten karışıyor. yine kandan başka iz yok. emanete sadakat aklıma geliyor aklım karışıyor. karışmasa intihar ederim bi dakka durmam. sonra kökler de karışık orada da bir anlaşmazlık var kardeşim. hurriler, kafkaslar, sümerler, aramiler, bir de huriler, sürmeliler, kafatascılar, haramiler. öte yanda bir de Türkler… kışkırtma dolduruş tetikçilik ile muhatap olmam gerekecektir. karnım aç. karnım tok sırtım pek olsun, refaha ulaşayım sonra kimim, inancım ne, döner bir bakarım hissi ağır basar tabii. yok işte, ikisini birden yapmalı bir yandan yerken bir yandan da bakıp gördüğünü anlatmalı. görünen anlaşılabilir mi? kime anlatmalı? ne kadar cahilim? bilmiyorum. belki düşünmekten yorulacak kadar. bu öldürmez, açlık öldürür. silah öldürür daha daha daha … yeter! unutmadan, o zamana kadar bulutlara bakıp anadolu’da bir iki Türk öldürmeyi çözüm sananlara bu çözüm değil ki diyen tüm kardeşlerimi hasretle anıyorum. nur içinde olsunlar. acıyı paylaşmak kardeşlik, bir nevi ortak sorumluluk o anda diye yazdım. şu ki kendince hatırlanmaya değer acıları canlı tutmak olabilir. içimden bilmem ne olup gitsinler dilemiyor değilim de şimdi tayib’in gül’ün karısını ibreti alem için ters düz etmeli nassa alceen ceza aynı diyenleri de sağda solda, işyeri gibi yerlerde tiksinti ile işitiyorum, n’olcak! beni benden alıp kendimi unutturmaya soyunmak çıplak yalan. konum neydi ki irade. hangi irade. ne için? adil aklı selim işleyişe dair düşünmeye çalışmak da düşüncelere tahammül etmek de bir dert. bir de bunların uygulaması var. hareket bereket. neyse işte. nerede ve hangi sebeple olursa olsun bir cinse ve sair tüm haklarına (bulunduğu yerde) tecavüz şu garip dilimde (lisan) cinsel bir sikme-sikilme ve dahi kabul görülen, caiz cezai bir tanım ve yaptırım olarak kaldıkça niceleri nice gözlerde bir renk olarak kalacaktır. kırım kırım kırılır katliam karşısında da o andan unutmam. affetmek başka hikaye… hatırlarız o zaman. belki gitmem gerek. taraf olamıyorum, henüz. Commentssuphi 07/05/2010 10:59am
Mevcut sisteme dair
Reply
mengü 07/05/2010 12:46pm
sudanlı diyor. umut, hedef hayata ve yaşamaya dair umut taşıyarak… nice adaletsizliğe rağmen…
Reply
mengü 07/06/2010 5:09pm
Reply
mengü 08/30/2010 5:39am
, baktım doğru. efkarlandım, mübarek ay. hissi yazmışım Hüseyin Çelik adında bir araştırmacı yazarı görüp duyup. iyi olmuş. hem ne kadar yeniymiş Amerika ve de duvar. insanlar mı eski, ne? şimdi tersi düzü söylemediğim değil, asılan ortada, yalan yok. burada anlaşılmaz bir durum, ne de takıldığım yok. benzer önemli hususları es geçmemek lazım gelir. mesela vicdan ne ahlak ne? dil(ler)de sıfatları hakkına saygılı kullanabilen kim? bunlara memlekette neler oluyor? ya hürriyet, siz de mi aynı gasteyi satın alıyorsunuz? eğitim sende sendika mı? ya öğrenim? küfür ne? küfrü yasaklamak mı lazım? küfür acıya dayanma eşiğini yükseltiyor muymuş? burjuva ağzında gerçekten lağım çukuru işçi ağzında çiçek miymiş küfür? kan davası hak mı? kim ‘türk’ ölsün!? Fazıl Say mı? yoksa milliyet değiştirmeli, yahut etnik köken talan edilmeli? Pakistan sefaletinden mi sele kapılmış, felaketten mi sefil olmuş? hangi sebeple? bu sebeple yeniden ihtiyaç vuku buldu, durduğum yerde sağa sola, eskiye yeniye bakarken. “‘yumruk’taki 2 ve 7 numaraya kafayı gözü sulandırıp bulandırmadan dikkatli bakmak lazım, özen göstermek gerekmiş. ve dahi 8 azami ehemmiyete sahip imiş” demek.
Reply
suphi 08/31/2010 10:29am
Kara calmislar agzimiza
Reply
Leave a Reply | etiket
|
RSS Feed