Pamuk prenses ve yedi cüceler masalını hepimiz biliriz. bir kış günü Kraliçe sarayın penceresi önünde oturup nakış işlerken eline iğnenin batması ile başlar bu masal. Kraliçenin elinden 3 damla kan akar ve “Çocuğum kız olursa, teni kar gibi ak, yanakları elma gibi al, saçları da kömür gibi kapkara olsun,” diye geçirir içinden. ne hikmetse kanı gören kraliçenin aklına bir erkek çocuk sahibi olma düşüncesi geçmez. akan üç damla kan bir genç kızı çağrıştırır. bu olaydan kısa bir süre sonra kralice bir kız çocuğu dünyaya getirir ve doğum sırasında vefat eder.
prensesimiz çoğu masalda olduğu gibi annesiz olmaya ya da üvey anne ile yaşamaya mahkum edilir.
Aradan zaman geçer, kral yeniden evlenir. yeni kralice güzel ve kibirli bir kadındır. (masallarda rastlanılan tüm üvey anne figürleri kötü anne arketipidir ve masal boyunca prensese karşı türlü kötülükler yapar) bu kraliçe aynı zamanda bir cadıdır. sihirli bir aynası vardır, aynanın karşısına geçer ve o meşhur sözleri söyler.
''Ayna, ayna söyle bana
En güzel kim bu dünyada,”
Ayna da hiç duralamadan, “Sizsiniz Kraliçem,” der. Fakat, Pamuk Prenses on dört yaşına geldiğinde, bir gün ayna şöyle der.
Güzelsiniz Kraliçem, güzel olmasına, Ama Pamuk Prenses sizden daha güzel.”
kız çocukları ortalama on dört yaşında olgun bir kadının iç organlarına ve hormanel fizyolojisine sahip olurlar. aynanın on dört yaşına kadar pamuk prensesin farkına varmayışı burdan kaynaklanır.
burada ayna sembolu önemlidir. ayna yansıtma aracıdır. karşısına gelenleri aksettirir ve yaptığı bu işten habersizdir. ayna bir sembol olarak edebiyatın diğer alanlarında da sıklıkla kullanılır.
Divan edebiyatında parlaklık ve aydınlık yönüyle sevgilinin yüzü, gerdanı, sinesi ile ayna arasında benzerlik ilgisi kurulur. Ayna ile ilgili olan, gubar-toz-jengâr, keçe kılıf, aynanın yapıldığı madde (gümüş-pulad vs.), ayna tutan ve ayna gezdiren, diğer süs araç ve gereçleri gibi unsurlarla, ayna ile ilgili inançlar ve deyimlerle ilişkili anlamlar ve sözler bir araya getirilir. (Güler, 2004, s. 2)
Lacan'a (1997) göre insanlar prematüre doğarlar. motor işlevlerin çok kısıtlı bir bölümünde ustalık gösterirler ve kendi kendilerine kalsalar ölürler. dolayısıyla bir bebek henüz çevresindeki nesne ve bireylerden ayrı bir varlık olduğunu henüz algılama düzeyine erişememiş bir ihtiyaçlar ve istekler bütünüdür. ayna karşısında tutulduğunda ilk olarak kendisini çevresinden ve en yakın hissettiği varlık olan annesinden (ya da yerini tutan birincil kişiden) ayrı bir bütün olarak görür. ben kavramının ilk ortaya çıktığı bu birincil süreçte bebek kendisini aynadaki görüntüsüyle özdeşleştirir ve kendisini ideal, organik ve mükemmel olarak duyumsar. ( Leader ve Groves, 1997, s. 18-36)
lacan bir bebeğin kendini aynada ilk defa görüşü ve yaşadığı süreci anlatırken kralicemiz ve aynasını, ayna evresiyle ilişkilendirebilir miyiz?
masaldaki aynamızın yaşayan, yöneten bir ayna olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. bu noktada aynaya; kraliçenin gölgesi diyebilir miyiz? Jung'a göre gölge ne mutlak iyi ne de mutlak kötüdür. Jung, gölge dokunun varlığını bilinçdışıından bilince kavuşturmanın önemini vurgulamaktadır. Bu yapılmadıkça, kişi kendi gölge kompleksini projekte ederek iletişim bozukluğuna ve ruhta derin yaralara yol açar. (http://tr.wikipedia.org/)
Masal kraliçenin avcıyı çağırıp pamuk prensesi öldürtmek istemesiyle devam eder. avcı pamuk prensese kıyamaz ve bir hayvanın kalbi ve ciğerini kraliçeye götürür. bu sırada prenses ormanda küçük bir ev görür ve içeri dalar. üzeri yenmeye hazır yiyeceklerle dolu yedi küçük tabağın bulunduğu yedi küçük sandalyeli uzun bir masa, duvar dibinde de yedi yatak dizilidir. yorgunluktan bitap düşer ve yataklardan yedincisinde uykuya dalar. tıpkı Tanrı'nın 6 günde evreni yaratıp 7. günde dinlenmesi gibi...
masalın bu kısmında karşımıza yedi cüce çıkar. peki nedendir bu cücelerin yedi oluşu? yedi sayısı nereden gelir? haftada yedi gün vardır, gökkuşağında yedi renk, yedi nota, dünyanın 7 harikası...
cücelerin isimleri bilgin, uykucu, öfkeli, keloğlan, hapşırık, neşeli ve utangaç'tır. hatırlayacağımız gibi Jung (2003) 'bazı masallarda yaşlı bilge arketipi bir cüce ya da çok kısa boylu bir adam olarak karşımıza çıkar' der. cücelerin isimlerinin karakteristik özelliklerini taşıyor olmaları, birlikte hareket ediyor oluşları bize yedi cücenin aslında bir imgeden parçalanmış olabileceğini düşündürür. cüceler prensese karşı son derece koruyucu yaklaşırlar.
masalın devamında kraliçe prensesin ölmediğini aynasından öğrenir ve bu kez işi sağlama almak için zehirli bir elma hazırlar ve prensese yedirir.
burada prensesi öldürmek için seçilen yol olan zehirli elmayı ele alabiliriz. adem ve havvayı cennetten kovduran bu elma bu kez prensesi öldürmüştür.
prensesin kurtuluşu tamamen bir tesadüf üzerinedir. bir prens cüceleri ziyarete geldiğinde prensesi görür ve onu saraya götürmek için cücelerden izin ister. tabut oynadığında prensesin boğazından elma kurtulur ve prensle evlenip sonsuza kadar mutlu yaşarlar.
Kaynak:
Güler, Z. (2004). Şeyh Galib Divanında Ayna Sembolü, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 14, Sayı: 1, Sayfa: 103-121, ELAZIĞ
Gölge, http://tr.wikipedia.org/wiki/Carl_Gustav_Jung, (16/12/2009)
Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, http://masalistasyonu.com/anasayfa/masallar/goster.asp?id=63 (16/12/2009)
Leader, D. ve J. Groves, (1997). Yeni Başlayanlar İçin Lacan, İstanbul: Milliyet yayınları
Karahan, F. T. ve M. E. Sardoğan, (2004). Psikolojik Danışma ve Psikoterapde Kuramlar, Samsun: Deniz Kültür Yayınları