Kuklalar ve dansı kendi hallerinde soğuğu savan tarzları. Elleri bile
yok ipe tutunup kendilerini haklayacak. Sancıları bile yok sonlarını
hazırlayacak. Kimine göre kimliksiz bir halin şahlanışını kucaklayacak
bu siyah dakikalar, kimine göre hiç görülmeyecek zavallı harikalar.
Karanlığı çağırırken her bir figür ayrı ayrı, tanımsız ayrılıkları
yankıladı, elleri arasında da bilinçsizliği. Kendiliğinden oluşamayacak
dakikaların söylemez sandığı zavallılık nedameti.

Dans et kukla bu senin sahnen, başkaları ne kadar soluksuz bıraksa da halin.

Dans et kukla bu senin nabzın, başkaları damarını kendine haklasa da yok başka takatin.

Dans et kukla bu senin şarkın, kulakları sağır tamburların
cümbüşe sitemi olsa da kandıramaz; cehennem senin.

Şansını deneyip biraz olsun kendine bakarsan, gerisin geriye senden arta kalanların sensizliği avuçlarında. Yaşamaya bilmez takatlerinin ondurmaz
haykırışıyla. Aç kalbini, aç ki dünya kendine dalsın. Aç kalbini, aç ki
sen bile anlamayasın. Kahramanlıklarının tamamında kendinden geriye
kalan bir korkağı sorguluyordun ya kendine. İşte şimdi cevap veriyorum
senin yerine ben kendi kendime. Uzak zamanlarda oluşmaya başlayan
ateşin tılsımlı yarınları. Ve o büyücünün gizli uykusu. Rüyalarında
mahkûm ettiği onca ışık ve sonsuzluk duygusu… Kalk ve bak yarınların
her zaman için bu günlerin düş sarmalında sıkışmış olduğuna. Kalk ve
bak ölmek mezara sığınmış kapan yortusu.

Kahrını bile unuttuğun bu dert senin. Akan gözyaşların eşliğinde vurduğun bu kalp senin... Sadecenin, yalnızcası ve hayat! Acaba? Acaba kaç kez ölmek için kefene bürünür bu niyet? Bak kukla dans etmek sana da yaraşır bana da. Yeter ki ellerini ceplerinin dışında tut ve beni hakla. Yere bakarken tavanın yansımasını görüyorum bu mezarlıkta. Sen bile bilmiyorsun senden geriye ne kalır bu savaşlarda. Peki ya ben, ya ben kukla söyle hadi, debriyajda ne kadarımı tekele alabilirim? Aslında yaNLış zamanda yaLNız bir soru oldu. Şöyle sormalıyım kendim olduğuna inandığım kulağına. Dur bir
saniye; aslında şöyle yapsın hallerimiz:

Sahneye bak, sahneye bak ve yık ruhunu ışıkların karanlığına. Gördüğün ve göreceğin senden başkası olursa o zaman anla ki gerçekten ipler başkasının ellerinde. Gör ve bak olup biten her şeye. Aslında ne kadar kendine ilmeklisin. Uzun metrajlı filmlerin tekeline aldığı görüntüler kadar sahte midir nefesin, yoksa yere düşen bakışlar kadar gerçek mi; bilesin. Utanmaya çalışıyorum bu usanmış halimden amma velâkin olmuyor. Bütün kasırgalar gibi kendisini kemiriyor. Sahneye bak kukla sıra senin sıran. Kaçırma bu fırsatı. Tren raylarına kapaklanmışken umudun, sessiz çığlıklarınla bu rolü
yırtmalısın. Rıhtım kayıkçılarını yarım kalmış ağları gibiysen de, bu
karanlıktan geçmelisin.

Sahneye bak kukla, dağların köklerinden çığlaryükseliyor. Bu tv dinlenmiyor, bu radyo izlenmiyor. Sesler belden aşağı cümlelerle kelimeleri kandırıyor. Acziyetini tanıyorum, acziyetini tanımlıyorum. Ve sen bilmiyorsun lakin ben kendimden sonra her kese katılıyorum.

Bütün sandıklardan, damgalanmış insan fiyatları saklanıyor. Ne kadarı sahte, ne kadarı gerçek… Sen bunu mimiklerinde öldürmelisin. Kör bakışlarınla göz kırparken, kalp atışını dinlemelisin. İnsanlığı şeklederken jestlerin, her hatada ölmelisin.

Sahneye bak kukla, gök delenlerden aşağıya doğru sarkan insan
dehlizlerinde her şey ne kadar başlangıcından uzak. Kimse GERÇEKTEN
sevmiyor ve kimse GERÇEĞİ sevmiyor. Kandırma kendini kukla oynamaya
çalıştığın bu oyun kadar sahtesin. Kaldırma kendini kukla, ayaklanman
düşmene eş değer bilmelisin.

Ve şimdilerde söyle bana hala kendinden uzakta, bu ışıkların altında, özgürlük ruhundan tutuklamışken. Nadasa bıraktığın onca duygu amansız bir karanlıkla tımarlanmışken… Tamda kendinden emin sahtekârlığını sergiliyorken. Ne oldu kukla? Neden düştün yalnızlığın kıyısına. Hangi tavşanın üzerine bastın ki bu yarışta adın son numara? (!)
 


Comments




Leave a Reply