henri michaux belçikalı bir yazar. acaip görünen, kafayı kırıp resimlediği kitapları var. birinin adı plume. dünya yansa kaç yazar nevi vurdumduymaz bir kahramanı anlatıyor. michaux çok gezmiş, çok içmiş, epey şiir de yazmış. bunun yazı tarzını araştırırken bildiğim fekat tafsilatından habersiz olduğum bazı yazı tavırlarına denk geldim.

asemik yazı bunlardan ilki. bir yazının asemik olması, anlam içermemesi demek oluyor. michaux tencerede kaynattığı meskalin mantarının buğusuna kapılıp gidende kalemini rasgele oynatıyor, rasgele kuyruklu yuvarlaklı, herhangi mana vermeyen biçimsiz harfleri peşpeşe diziyor. bunlar okunaklı gibi görünse de okunmuyor. işlek olmasına işlek, hakikaten yazıya benziyor ama değil. bu durumda yazı, bilmediğimiz bir lisanın örfüne göre yazılmış gibi duruyor. okur ya da izleyen diyelim onun üzerinde bir yabancılaşma tesirine sebep oluyor. çocuklar okuma yazma öğrenirken buna benzer deneyler yaparlar, başı sonu belirsiz çapraz satırlar karalarlar hani, kimi yazı ehli onca kitap okuyup onbin sayfa yazdıktan sonra bu nevi yazıyı yesyeni bir saha, harflerin ve
satırların sıkboğazından firar edebildikleri mutena bir ferahlık olarak tercih ediyorlar.

bazı ressamlar da aynı tekniği resimlerinde kullanıyorlar. yazının resme olan emsalsiz borcuna binaen temelli hacze uğradığı, baştan ayağa talan edildiği bir faaliyet dei tarif edilebilir asemik yazı. wiki' deki sayfada verilen ilk bağlantı www.asemic.net. michaux' nun asemik satırlarının altına şerh düşülmüş, buna şerh dedim ama bilemiyorum şerhe de benzemiyor pek. sallapati çeviriyorum: bu satırlar akıllı uslu yazıya benziyor benzemesine, ama okunmuyor. bu tür işlere asemik yazı diyorum. bu devasa, keşfedilmemiş bir sahadır. şairler, çizerler, kaligraflar, yazıdan yana kabiliyetsiz olanlar ve elbette çocuklar asemik yazı ile uğraşmıştır. muhtemelen yeni bir kalemin yazıp yazmadığını anlamak için siz de iki satır asemik yazı yazmış olabilirsiniz. bilhassa eğiticiler çocukların yazmayı öğrenmesi için onları yazarmış gibi yapmaya teşvik ederler. asemik yazıların bazıları insanın hoşuna gider, bazıları ise tahammül edilemez niteliktedir. bunlar ekseriyetle mana içermezler. aksine, manasız oldukları için bunlara istenilen manayı vermek mümkün olur.

tanıdığım biri, resimlerine bazı yazılar ilave ederdi. bunlar çoğu zaman şifre
içerirdi. ilk bakışta anlamsız görünen, fekat üzerinde uğraşılmış, belli bir masraf ile son halini almış yazılar. bunlara bakanda içime güzel bir his gelirdi, mutlaka bir anlamı olmalı bunun ve ben onu çözebilirim derdim. nitekim bir kısmını çözebildim yazılarının, ama çözebildiklerimi bile anlayamadığımı farkettim. şifrenin iki katı var; biri görünüyor, onu göz ile anlıyorsun. diğeri ise idrak istiyor, belirli bir aydınlanma anına muhtaç ediyor okuyanı. bir şiirin şifreli olarak yazıldığını düşünün. yazıyı çözdün diyelim, anlamı nasıl vereceksin ? şair burada ne demek istiyor ? işin orası ayrı muamma.

bu yazıdan önce başka bir yazı yazarken aklıma geldi. ulan dedim kimsenin bilmediği bir dil öğrenip onunla yazsam, kimse anlamasa ama ben yazmak hevesimi gidersem ne şahane olur. böyle düşündüm çünkü bu ara aklıma hemen daima yasadışı, ahlakdışı, insanlıktan nasibini almamış yazı taslakları geliyor. birini bile yazmaya korkuyorum, çünkü başım derde girebilir. yukarıda anlattığım tanıdığım birine yazmayı düşündüğüm yazıdan bir iki spoiler numune birez çıtlatır gibi oldum, aman dedi sakın öyle bir şey yazma, maazallah yanarsın. iki sene oldu neredeyse, neyi yazmasam diye düşünmekten yazı yazamaz hale geldim aq. oysa writer's block dedikleri mesele, yazı kabızlığı aceba neyi yazsam noktasından menevişleniyor. ehliyazı neyi nasıl yazsam noktasında tıkanıyor, tez zamanda eli kalem tutmaz fikri fikre bağlayamaz bir aciz hale geliyor. elalem neyi yazayım dei tıkanıyor, ben şunu yazmayım savcı sarkar bunu da yazmayım polis kerker sebebile habre sağa çekiyorum. misal da vinci' nin şifresini yazan dan brown kişisi bu writer's block rezilliğinden kurtulmak için kendisini yarasalar gibi başaşağı sallandırıp rahatlıyormuş. asemik yazmak da bu manii ortadan kaldırmaya yarıyor, yazı yazamaz hale geldi iseniz alın kalemi rasgele karalayın kağadı bitsin gitsin dei yine aynı sayfada bazı wikik tavsiyeler verilmiş.  

voynich belgesinin 15. veya 16. yy.da üretildiği sanılıyor. kim, neyi, hangi lisanda yazmış, hala bilinmiyor. çok uzman kişiler, bunlara enigma şifresini kıran amerikan ve ingilizler de dahil onca uğraşmış fekat bu belgenin tek satırını bile çözememişler. vaziyet beyle olanda bunun şifre ile bir ilgisi yoktur, olsa olsa götten sallanmış yazı uyduruğu hoax (michaux ? michoax ??)  bir şeydir bile demişler. nasıl bir uyduruk ise o artık, 272 sayfa boyunca bölüm bölüm muntazam resimlerle desteklenmek suretile nefes nefese uydurulmuş. eser 1912 senesinde voynich adında bir sahafın eline geçiyor, şimdi de yale kütüphanesine ms408 seri numara ile kayıtlıdır. görünüşe bakılırsa yazı soldan sağa yazılmış, satırlar noktalama işaretleri ile kesintiye uğramıyor, uzunca bölümler paragraflar halinde ayrılmış, yazı baştan sona akıcı biçimde kaleme, doğrusu kuştüyü divite alınmış, bu demek ki yazı işlemi sırasında bir rasgelelik yok, bilakis bir hesap mevcuttur. kim ne yazıyorsa onu açıkça anlayarak yazmış olabilir diyenler bu görsel akıcılığı metnin rasgele üretilmediğine ilişkin kuvvetli bir delil olarak öne sürüyorlar. voynich vesikası içindeki resimler ayrı bir alem; nebatattan kozmolojiye, astronomiden biyolojiye envai mufassal resim itina ile çizilmiş. bunları üstünkörü okurken (açık ve anlaşılır yazıları, kör parmağım kör gözüne suhuletine sahip metinleri körüngözü okumadan kaçınmanın en iyi yolu hepisini üstünkörü okumaktır dei inanırım bu sebeple ne olursa olsun üstünkörü okurum ve bu sebeple bilgim daima noksan ve düzeltmeye açıktır ve sırf bu sebeple bile üstünkörü okumak okuduğuna körü körüne bağlanmaktan daha iyi uyar naçiz bünyeme) dedim aceba bu vesika simya ile ilgili olmasın yoksa. eyle her önüne gelen okuyup da patatesten altın yapamasın niyetile şifreli yazmış olmasın scriber kişisi ? (scribe güzel bir kelime, script manuscript (manu el demek manuscript de el yazısı oluyor sonra describe description prescription filan bunlar hepisi bir kökten gelip bin manaya yayılıyorlar. kelime oruspuluğu güzel de şiir kanserini başlatmak tehlikesi var azami dikkat etmek lazım scrim suratını akıllı ol). efendim bu vesikanın bilinen ilk sahibi zaten maruf bir simyacı olan george baresch imiş. o da epey uğraşmış, hatta eş dostu bunun şifresini kırmaya, cilvesini çözmeye teşvik etmiş fekat herhangi neticeye vasıl olamamış. patatesler elde kalmış, haybeye filiz vermiş durmuş, ne yenir ne yutulur bir bakıma kahrından ölmüş baresch efendi.    

http://en.wikipedia.org/wiki/Voynich_manuscript

işbu web adresini enis batur ve şürekasına havale ediyorum. yine aynı yerden yer benzer bir iki bağlantı daha vereyim de iyice coşsunlar:

http://en.wikipedia.org/wiki/Rohonc_Codex http://en.wikipedia.org/wiki/Codex_Seraphinianus 
 
bunlardan sanatkar kendileri herhalde birkaç takım cilt çıkarırlar dei tahmin ediyorum. bütün metin quill denen hokka divit takımı ile yazıldığı için aklıma gelen başka bir filimi de yeri gelmişken tavsiye edeyim; quills. bu filimde aziz D.A.F. hayatı mevzubahis edilmiş. yazı uğruna ne güneşler batıyor, çok şahane bir filimdir çok severim ara sıra izler gibi yaparım (bu da üstünkörü okumaya benzer bir başka tekniktir, zihnin mayışıp bayılmasını engeller, çok faydalı muamele olup yakında tıp cemiyetleri bunu bir ticari hale getirsinler o zaman izlediğimizden hiçbişe anlamaz hale geleceğiz, beylece prodüksiyon masrafı süratle sıfıra düşüp endüstrikapital karlar muazzam surette artacaktır, evet kapitalist sistem beyle bir hin hain bir sistemdir, sonunda bize hiçbişe vermeden bizden hep alacaklar, hep alacaklar, hep alacaklar ve sonunda alacak bişeleri kalmayanda ve satacaklarını kimse almayacak kadar aptallaştığında o zaman o ana kadar atıl duran zihin enerjimi bunlara teksif edip odaklayıp bütün kuvvetimi bunlara verende evet bütün dünya benim olacak, evet kapitalist sistemle görüşmelerimiz şu an itibarile birez atıl ve durağan gitse de sistemin sigortasının elimde olduğunu biliyorlar fekat ben bildiklerimi bilmediğime kendimi nasılsa ikna edebildiğim ve bilmediklerimi yine her nasılsa bildiğime göre ve burada bilnmeyecek bişe olmadığını farkettiğime ve derhal unuttuğuma ilişkin bir afazik yazı tipi de vardır kardeşim (bkx. alev alatlı şu alemde en güzel sarışın evet sensin bebeim).   

anlaşılacağı üzere hafif tertip yazı tutukluğu meselemi tutuk ve mahrem bazı yazıları konu edinerek aşmaya gayret ediyorum. işin şifreli, anlaşılmaz seciyede baharlı olması zihni tabe yarak görmüş göt gibi kıvandırıyor, buna memnun oluyorum. madem gaza geldik, iyice sallayalım; efendim yazı dediğin sikişten ibarettir, bir ve sadece bunu konu edindiği gibi hedefi ve nihayeti de yine aynı yer olup üstten bakanda yazı denen hayvanın kendi kuyruğuna çöreklenmiş bir yılan bir temsili göt bir dübürüazam halinde görünmesi de aynen manidar fevkalade uhrevi bir manzaradır canım efendim.
 


Comments

veronique

Wed, 29 Jul 2009 00:23:09

cia merkezinde bir heykel var. adı kryptos. heykeltıraş james sunburn bunun üzerine bir şifre giydirmiş. çözümü sadece bir kişiye bildirdiğini söylüyor. 1990 senesinden beri çözüme kafa yoranlar var. büyük bir kısmı çözülmüş olmasına rağmen şifrenin son kısmı üzerinde hala çalışılıyor. bunlardan biri oyun işinde çalışan amatör şifreci bir kadın. elonka dunin.

http://elonka.com/

elonka kryptos' u ele almadan önce aynı heykeltıraşın başka bir eserini çözmüş. bunun üzerine cia kendisini başkanlığa davet edip kryptos' u yerinde incelemesini teklif etmişler.

http://en.wikipedia.org/wiki/Cyrillic_Projector

dan brown kryptos muammasına da vinci' nin şifresi kitabında değinmiş. masonlar hakkında olduğunu söylediği yeni kitabında bu şifre-heykelin de bulunduğu söyleniyor.

 

Razielz

Wed, 29 Jul 2009 00:34:59

ne yalan soyliyim asemigi bilmiyordum daha dogrusu bu isin boyle bir ismi oldugunu bilmiyordum, cogu zaman bos sayfalari anlamsiz ciziklerle veya harflerle doldurdugum oluyor, benim icin bir nevi zihin bosaltma eylemi gibidir. www.asemic.net te verilen bazi konulari da inceleyince cok ilginc seylere de ulastim. Ayrica kryptos ta ilgimi cekti, gormek isterdim dogrusu, hem kiril hem de latin harfleriyle bi calisma olmus, icindeki projektor de cabasi.

 

aom

Wed, 29 Jul 2009 00:55:06

neyseki çoğumuzun evinde internet var, yoksa seni tanrı, 'wikipedia'ıda kutsal kitap sanacağız.

 

inan6666

Wed, 29 Jul 2009 04:38:29

hoşgeldin razielz. uzun zaman oldu. seni gördüğüme sevindim. asemik konusunu ben de bilmiyordum. allahtan internet diye bir şey var, aklımıza geleni açıp oradan bakıyoruz. daha bilmediğimiz neler öğreniyoruz. yoksa vasıfsız öğretmenler ve mıymıntı kütüphanecilerin elinde madara olmamız işten değil. asemik meselesini öğrendikten sonra başka bir yazı yazmak istedim, yeterince zamanım yoktu, geçiştirdim. alev alatlı afazi hakkında yazmıştı, belki onu tetkik etmek istersin. ne dediğini bilmeyen, okuduğunu anlamayan, iki lafı bir araya getiremeyen bir kalabalığa dönüşmemiz hakkında gayet güzel yazmış, ben de asemi yönünden benzer iki satır yazacaktım sonra dedim siktiret milletin aklı götinde onu oradan sen mi tutup çıkaracaksın sana mı kaldı bu işler dedim ve yukarıda gördüğün gibi yazı gibi görünen asasen yazı olmayan bir yazı, belki me epey yandan bir yazı yazmaya çalıştım. linkleri filan tabe doğrudan versem de olurdu, kim ne istiyorsa oradan açıp baksın bana nesi düşer pezevenk miyim afedersin yazı yazıyorum ne gerek var. fekat yine duramadım işte, iki satır yazayım istedim. çünkü michaux' un plume' u okumadan en sevdiğim kitaplarımdan biridir, kapak resmi filan çok güzeldir ve incecik bir kitap olduğu için hemi bardak altlığı hemi çarşafa yatak olarak epey uzun zaman onu kullanmışlığım var, plume kitabı elsa triolet değinmeler kitabı ile aşağı yukarı aynı ebattadır dersem herhalde anlayacaksın. onu da şimdilerde kapalı olan, ilk bakışta kitapçı gibi görünen ama kimsenin içindeki kitaplarla ilgilenmediği uyduruk bir çaycıdan araklamıştım. ne diyordum ? evet. okumamak ve yazmamak meselesinden bahsediyordum. kutsal kitabın ikra demesinden maksat kitap oku değildir, bilakis hikayenin yaradan rabbin adile oku, o seni bir kan damlasından yarattı diye başlaması gibi fekat tamamen tersinden gidecek surette şimdi çağın aklı ve ruhu sakın okuma aman yazma biz senin yerine okuruz ve biz yazılacak ne var ise hepisini yazdık yine yazarız hatta internete bile me yükledik ve götine kadar da soktuk demek ki artık senin haybeye debelenmene gerek yok diyor. bizim genç olduğumuz zamanlar salon raflarına ansiklopediyi dizdin miydi kültürlü ve açık fikirli adam olduğun mesajını verirdin ve hatta kendin kendine hakikaten beyle olduğuna iman edip yuvarlanıp giderdin. şimdi o da değil, 3g teknolojisi var, görüntülü görüşme filan, bırak wikipedia'yı istersen amerikan kongre kütüphanesini borges' in kerhanesini ve hermitage dahil envai müze paviyon meyhane ve muasır metruk matbuat ne kadar var ise hepisini bir oruspunun götine sokabilirsin fekat o eski ansiklopedilerin rafta durması gibi onca malumat lafta durur, esasen bir naneye yaramadığınıi kimsenin okuyup yazmadığını hayretle teşhis edersin. bunların hali oyuncağa boğulmuş zengin çocuklarına benzer, onca oyuncağın arasında sıkıntıdan patlamaktadır piç kurusu. bunları tez zamanda götine gaz döküp yakmak lazım. çamaşır mandalından tabanca, çalı çırpıdan kılıç, sandalyeden araba ve tenekeden ayna yapan hakiki oyunbaz çocukları ise daha da oynasın dei teşvik edeceksin, teşviki de vererek değil ellerinde ne varsa alarak yapacaksın ki icat damarları iyice kabarsın, hiç yoktan yapı kursunlar. bu hazin bir derstir azizim, ayri bir yazı konusudur. bendeniz bu nevi teşviklere alışkınım, işin gerisinde ne olduğunu görebilen radyum gözlerim var söylemesi ayıp, baktı mı dı götine kadar görürüm ve fekat bir emniyet vardır bunun önüne geçilemez, o da bile bile yanılmak, kaybetmek ve terketmektir ve daima haklı olmanın acı zehrinden ancak bu surette firar edilebilir. tabe mazlum olmanın serin şerbeti de iptila yaratır, ona da fazla sarmamak, her işi

 

inan6666

Wed, 29 Jul 2009 04:39:17

her işi evet, tadında bırakmak lazım dei mi azizim ?

 

Razielz

Wed, 29 Jul 2009 04:59:41

esas ben bu sayfayi gordugume sevindim, sonra da kendi kendime kizdim daha once nasil olur da aramadim, gormedim diye. Neyse yeniden tanidik nickleri gormek cok guzel ustad. Ozellikle sizin yazilarinizi ayri bir ozlemisim. Vaktim oldukca acip okuyorum. Bahsettiginiz yaziyi da ilk siraya ekliyorum.

 

suphi

Wed, 29 Jul 2009 14:36:57

Ilim sahibi insanin bir hususiyeti de ne kadar az bildiginin farkinda olmasidir.Az da laf mi? Neye nispetle az? Hic desekde olur.

Ilimin bir nokta oldugu ve onu cahillerin cogalttigini soyluyor, Ilmin kapisi Hz.Ali.Bunu bir kenara not edip devam edelim.

Bir nispetle fili tarif eden korler gibiyiz.Ilimden nasibimiz, alemden haberimiz yok. Dusunce diye sigindigimiz bir kac bilgi kirintisi, slogan yahut iki film repligi yada iki sarki sozu. Koruz. Toplum bizi kor etti.Birbirimizin gozunu oyuyoruz. Insanlik Sade'nin muridi. Sehvet yasakli degil, kutsal bir meyva artik.Gozun aydin Sade.Kicina kina yakabilirsin artik.

Okuyucusu olmayan yazar olmaz. Meyvayi ayakta tutan dal. Sadece zehrini kusmak icin yazmaz insan.Zehrini salmak ister. Fark edilmek ister. Yukarida da zikri gecen filmdeki, Sade,nin kaniyla uzerindeki elbiselere yazip sonrada delilerin masasina kosup hadiseyi ifsa etmesi geliyor aklima.

Yazmaktan da ziyade birbirimize muhtaciz.Insana muhtaciz.Anlasilmaya muhtaciz.

Is bu ki bu yazma istiyaki cogu zaman, bokun icinde inci aramak gibidir.Isin tuhaf yani bazen gercekten inci vardir orda.Ister mucize deyin inanin ister sacma deyin gulun. Bazen incinin inci oldugunu anlarda insan alir saklar onu.Bazen de bilmez kiymetini, katik olur diskiya.

Asemik mevzuuna gelirsek, ya bir fark edilme cabasi , ya acziyetin bir yansimasi yada divanenin koca bir divani.

Okuyalim arkadaslar.Okuyalim ve aradir de bokumuzu karistiralim.belki o zaman anlariz yaradanin neden "Yaratan Rabbinin Adi ile oku dedigini".

Yazi icin tesekkurler abi.Emegine saglik..

 

kopanisti

Wed, 29 Jul 2009 22:31:12

''daima haklı olmanın acı zehri'' harbiden atomik bir lâf azizim

 

aom

Thu, 30 Jul 2009 01:59:45

bilginin sınırı yok.bildiklerin, toplamda edinebileceğin bilgi yanında çok az durabilir..her zaman da bu böyle olacaktır.insanların dünyanın tepsi şeklinde olmadığını bilmesi için yüzyıllar geçti, biz ise şimdi bu hazır bilgi ile birlikte büyüyoruz..bellek denen sınırlı..birini kapıdan alırken diğerini bacadan gönderiyor.iş bu halde yapılacak olan hangi bilginin içerde kalmasını istediğimize iyi karar vermek..seçebilirlik..ama buna da karar vermek pek kolay değil..bir kere ait olduğumuz çoğrafyanın kendine ait bir bilgisi var..eğitim denen bir sistem var ki bazı şeylerin bilinebilir olmasını zorunlu kılıyor..ön yükleme aile ve toplum tarafından gerçekleşiyor..bugünün felsefe taşı 'google'a bile paris hilton yazdığımız da milyonlarca sayfa açılırken, esaslı bir bilgi aradığında ya yollar tıkalı oluyor ya da bilmediğimiz bir dilde saklı oluyor..çok okumak mesele değil zannımca, okuduğunu iyi okumak bir derece olabilir, ama okuduğunun ötesine geçemiyorsa insan okumakta fayda getirmez..bilmek mi gereklidir anlayabilmek için, yoksa asıl bildiklerimiz mi engel oluyor anlayabileceklerimize, minik bir paradoks..neyi baz alacağız..ne kadarına açık duracağız..evrensel bilgi dediğimiz şeyde birkaç delinin gece rüyalarından uyanıp defterlerine not aldıkları şeyden ötesi olmayabilir..birilerinin yazdıklarını mı konuşacağız, yeni baştan mı yazacağız.
asemik bildiğim bir şey idi.bir arkadaşım bahsetmişti yine sanırım..okuyunca anımsadım..bahsettiği günden bu yana bu yazı tipini kullanıp çözülesi bir şifre kurmuşluğum yok..inanın gizliden söyleyecekleri varmış ilgisini çekmiş.bense birkaç zaman içinde yeniden unutmuş olacağım.

 

Razielz

Thu, 30 Jul 2009 05:59:28

bazi insanlar kurguladiklari sifrelerin saatlerce, gunlerce hatta yillarca diger insanlar tarafindan cozulmesinden haz duyuyorlardir.

 

veronique

Thu, 30 Jul 2009 06:36:42

6 32 3 34 35 1
7 11 27 28 8 30
19 14 16 15 23 24
18 20 22 21 17 13
25 29 10 9 26 12
36 5 33 4 2 31

sum :: 111

 

Razielz

Thu, 30 Jul 2009 06:54:47

veronique bu farkli bi alana giriyor sanirim. Ama ilginc altan, ustten, caprazdan :)

 

inan6666

Thu, 30 Jul 2009 07:28:57

sayılarla yapılan oyunlar. bunların muskamatik tesiri olduğu söyleniyor. harflerle de yapılabiliyor. palindrom deniyor bunlara.

illuminati araştırırken denk gelmiştim. adam eyle bir yazmış ki "illuminati" dei, soldan sağa sağdan sola okusan yine aynı yazı ortaya çıkıyor. tabe bu işlem sırasında birez kaligrafi yapmak lazım, yoksa matbu harflerle mümkünü yok, olmuyor. bu biçimde "kundak" yazmıştım epey uğraşıp, bir ara onu yükleyim bare.

Y T O W U I A H X V

veya

w t u i o l x v

istifi veya fontu değiştirerek bunların sayısını arttırmak mümkün. harflerin simetrisinden istifade ederek daha önceden buna benzer bir iki şaka yazmıştım.

u :: n
d :: p
b :: q

http://en.wikipedia.org/wiki/Palindrome

harfler basit resimlerdir noktasından hareketle, belirli bir harf dizisine maruz kalan insanın zihninde kat kat resimler, peşisıra akan görüntüler oluşur demek mümkündür. buradan asemik yazının tesirini biraz açmak mümkün olur. ne de olsa bu harfler hiyeroglif deil midir, misal N veya n harfi büklüm büklüm yılan resminden türemiştir deniyor. gören gözde ister istemez bu karanlık imge ufacık da olsa tetiklenecektir. bu tesiri müellif kolay kolay kontrol edemez, anlamdan daha derin, daha girift bir etkidir bu anlattığım. çağcıl erbaabıyazı bu tesiri hesaplamaz. onlar kolayca anlaşılan yazılar yazmaya uğraşırlar. oysa neadar acaip, eskiler keşfettikleri anlamı mümkün olduğu kadar derine gömmek, onu kıymet bilene çürüğe çarığa uğramadan ulaştırmak için ne muazzam tedbirler düşünmüşler. bkx: ibniarabi. şimdi aceba bunumu demek istedi yoksa şunu mu demek istedi dei bin zihin uğraşıp duruyor. yazının anonim kalması, yazan kişiye bulaşmaması için de akıllı bir tedbir olur kapalı yazmak. çünkü bu yazmak meselesi adamın kibirini arşa vardırır, pohpohtan gebertir allah korusun. ulan demini bişe yazdım ama ne yazdım nei yazdım açık seçik bilemiyorum demek hakikaten güzel bir his. asemik yazı zırvalamak kadar rahatlatıyor, huzur veriyor insana. mesuliyetten azade ediyor. bu demde cuşa gelende ne bilmek kalıyor ne de bildirmek. ne anlamak yük oluyor ne de anlatmak. şahane. hatta şapşahane. daha sonra yine yazayım bunu iyisi mi. şimdi çıkmalıyım.

 



Leave a Reply