Kanayan yanları vardı, insanların. Yaşadıkları cehennem fark etmeseler de her gün biraz daha ısınıyor… Topal bir hayatı koşarak geçmek için sadece emeklemeyi bilmiyorlar. Çoğu biliyorum ki öpüşürken, gözlerini kapıyor ve hayatları boyunca dudakları kanamayacak…
Farklılaşım sürecinde ruh’larına zindan yaptıkları kemikleri kalacak geleceğe…
Şayet varsa… Var olma kaygısını aşabilirlerse… Anlayabilirlerse.
Ölmekle yaşamak arasında pek fark yok esasen çünkü yaşayan ölüleriz. Kaderin boru dansı ıslak bir nefes tazeliğinde tüm şehveti ile kanıyor ve yaşadığımızı ara ara hissediyoruz. Aslen hep kendimizden çalarak kendimizi tamamlıyoruz. Şimdi kaçsak uçsuz bucaksız bir vadiye. Her şeyden soyutlasak kendimizi. Dört tarafımızı yağmalayan bu şehirden ; cesaretimiz var mı? Düşünüyorum da kendimiz için ne yapıyoruz veya yaptık en son ne zaman güldük ve neye çıkarsızca…
Bir sigara tütünü gibi sarılıp beyaz bir nikotin sağlayacağız tanrıya. Hepimiz… Ölürken!
Ruhumuzu içine çekecek şeyin ruhu var mıdır? Ya da kendi…
Kaybettiğimizi sanıyoruz. Ve kaybediyoruz. Her şeyin başlangıcında sanmak var ben artık hiçbir şekilde hiçbir şeyi sanmıyorum. Olduğu gibi yaşamak diyorlar ya aynen öyle.
Ama mutlu olmak için önce mutsuz olmak gerekiyor lakin ben ikisini de yaşayamıyorum.
Sadece kemiklerimi biraz daha güçlendirip dilimi sivriltiyorum belki hatırlanacak herhangi bir şey bırakırım diye.
Bu aralar kendimle yüzleşmeye başladım ve kendime cevap veremez hallerdeyim. Bu kadar aptal mıyım? Defalarca içimde bölünmüşüm ama asla toplanamamışım. Hani nerede sihirli değnek? Sırf biz uyuyalım diye mi bunca masal.
Ben ne zaman uyanacağım?
Tam uyanmaya yakın bir kısım var ya! Hani rüya ile gerçek arası tan vakti gibi alaca, işte o zaman yüzümü hatırlamıyorum. Gözlerim ne renkti? Hangi çocuk sormuştu? Dünyayı yeşil mi görüyorsun diye ve ben neredeyim.
Parmaklarım kanaya kadar yazmak istiyorum bazen, gözlerim kör olana kadar kelimeleri okumak bir şekilde ölsem de var olmak; sonra tam tersi hiçbir şey yapmamak.
Bir tek engel kendim kendime…
Karanlığın masumca sarılması bakışların…
Bilinmedik bir tat ve yaşanmamış bir duygu gibi, şehveti yok eden bedenine dokunmak ve orada yok olmak. Kelimeler emekleyerek cümle özleminde savrulurken, sınavında ki asil sorular cevabı beklerken asaletim sadece susmak olacak. Gözkapaklarının saydamlığında bir ok gibi içime saplanan kirpiklerin buna tek tanık olacak…
Kaybolduğum köşe başlarında çalan müzik, her ne kadar kör etse de kulaklarımı sadece sen varsın olduğum yerde. Bu bir ürperti ansızın gelen ve tüm bedenimi kaplayan.
Bir kefen misali beyaz tanrı kalbi gibi çorak bir toprak.
Ne kadar ulaşmak istesem bi o kadar derin bir mezar gibi seni sevmek.
Parça bölük hatırlıyorum aklımda yazılan ve çizilenleri. Acımaz dalgalar gibi taş yüreğimi parçalasan da! Gerinde bıraktığın kumlardan buluyorum seni.
Bundan sonra ne sen beni bul nede ben seni
Dilediğin gibi kal…
Comments
inan6666
06/23/2009 10:13am
uyku ile uyanmak arasına yakaza deniyordu galba. keşif için en uygun zaman olduğunu söyler erenler.
bir defter alayım diyorum, ona yazayım. orta yerde yazı yazmak düşüncesi neadar tahrik edici bişe, hemen vazgeçiyorum.