Kokmuş kelimelerin irdelenmesi aşk, yalnızlık resmi sadece düğme ilikleri gibi elimizde çırpınış.

Birbirimize bağlanmamız gibi sıradan! Bu yüzden sıra dışılık arayışları kimilerine göre aptallıktır.

İnsan yapamadığı şeylerden daha çok pişmanlık duyar o yüzden ben de bu yazıyı yazıyorum.

 

Başlangıçta her şey olması gerektiği gibiydi en basitinden bakışlar. Bir göz temasından ürpermek belki çocukça lakin insanın başına geliyor. Sonra tüm bakışlar ona benziyor, onca kalabalık içinde kaybolduğun gözbebeklerini arıyorsun. Ve kendinde kayboluyorsun. Uzaklara dalarken bakışların anlamsız noktaları görmeye çalıyor bir anda. Belki tesadüfü belki kader isimsizlik zaten başlı başına bir gizem! Etkilendiğin şeyin adını koyamadığın sürece buna aşk ve benzeri türevlerde isim arayışına gidiyorsun. Bazen insanlar kendi kaderini çiziyor bazen de kader onları sürüklüyor. Bir anlık temasta onca şeyi yükleyebiliyorsun,  en baştan giydirip saçlarını elinle tekrar tarıyorsun. Bir daha karşılaşınca tanışmak için ne yaparımlar başlıyor acımasızca…

Kendi içinde bağlı bir kısrak gibi debelenirken önceden kurabildiğin onca basit cümle bir anda imkansıza dönüşüyor ve gülüyorsun; adını bile bilmediğin bir şey için kalbinin acımasız çırpınışlarına.

O günü tekrar hatırlayıp hazırlanıyorsun.

Herhangi bir akşamın sokakları gölgelediği bir gece ve hercai yakamoz sesleri denizi kırbaçlayan.

İlk bakışma anı kahvemsi bir cennet birazda ürkek. Elleri uzakta olsa dokunmak istediğin bir günah gibi, şimdi itiraf ediyorum gözlerine fazla bakamamıştım kalbim dayanmazdı zaten.

Tanışma faslı biraz hüznü hicazkar konuşacak onca şey varken susmak sanki beğendiğin bir kitabı alıp da dokunamamak. Merhabalar bu kadar da zor olamaz dimi…

Hala kaybolduğun şeyin adını bilmemek ve buna kendi içinde bir isim verememek.

Çocuklaşır insan o zaman büyüdüğünü anlıyor işte çocuklaştığında.

Sonra kokun geliyor burnuma ve hiçbir organıma temas etmeden kalbime saplanıyor, eğer ki aşk melekleri ok atıyorsa gerçekten işlerini iyi yapıyorlar. Bir an yüzümde deprem oluyor sanki unuttuğum tüm cümleler yıkılırken tekrar ve tekrar kuruluyor. Ama dudaklarımın arasından tüm cesaretime rağmen sadece bir kahve içebilir miyiz çıkıyor. İlk defa bu kadar susarak konuşuyorum kendimle ve kendi senimle sanki her şey konuşulmuş gibi ama hala susuyoruz.

Sen sadece evet diyerek tüm saçma cümleleri kovuyorsun aramızdan. Bir an titanic geliyor aklıma halt etmiş diyorum o bir buz dağına çarpmıştı yok oldu bense bir dünyaya çarptım halim niç(c)edir.

Akılsızlığım zaten suskunluğumun şarjörünü temizlerken namlu kendi gözbebeklerimin içine bakış açısını zorluyordu kim kendini bu kadar öldürmek ister ki senle.

Bir an korkuyorum fakat kaçamıyorum çünkü nereye gitsem sen varsın. Bende sende kalmayı tecrit ediyorum. Tükürük bezlerim çalışmıyor ve ağızım kelimeleri kuru bir şekilde sıralamaya devam ediyor binlerce kurduğum cümle arasından sadece evet ve hayır çıkıyor. Sanki çocukça bir yarışmada devamlı kaybeden olmaya meyilliyim ve kendimi kaybedip seni kazanıyorum.

Dudakların çok güzel

Zaten gözlerine bakamıyorum

Kendi cenazeme ziyaret gibi

Ellerin içimde ki ateşi serinletiyor.

 

Tüm işlemediğim günahlarda psikolojim kendimi  yeniden yeniliyor. Ve kokunu içime çekmek istiyorum tekrar devamlı ve benim dünyamda ki tek nefes sen ol.

Ve ben senin yanında ölebileyim bir tek.

Ama sen bunları duymuyorsun. Güvensiz ve öfkelisin…

Yağmurdan kaçan serçe gibi yüreğin ıslanmış ve kanat çırpamıyorsun bana doğru.

O kadar masumsun ki tüm günahlarım af oluyor zannediyorum ama seninleyken.

Yaşanmışlık başlıyor aramızda ve tanıma meselesi

 

O kadar çok benziyoruz ki…

Bazen konuşacak bir şey bulamıyoruz. Tüm kelimeler sessizlik oluyor ve biz sessizliğimizde daha çok yakınlaşıyoruz birbirimize. En zor yolları kat ederken cesaretle sonra beklentiler çıkıyor karşımıza.

Hep merak etmişimdir adem Havva ya aşık mıydı ya da mecnunla Leyla ne konuşurdu.

Bazen ilkel dönemlerde yaşamak istiyorum belki o zaman sende gerçekten severdin beni kaygısız ve kusursuz.

 

Melek yanlarım bir anda yok olmaya başlıyor hani ateşli bir sevda vardır ya ne cennet nede cehennemsin! Sadece yakıyorsun bazen sıcaklığınla bazen de soğukluğunla vücudum hangi tepkiyi vereceğini bilmeden sende mevsimler hep değişiyor ve sende değişiyorsun.

Sana ayak uydurmak için bende değişiyorum.

 

İlk defa sana kendimi anlatıyorum ve zayıf yanlarımı söylüyorum.

 

Her defasında yok olacağını bile bile kalbimi sana emanet ediyorum. Sonrası zaten meçhul kimliğim yok. Sen de…

 

Eski notaları yeni bir gitarla çalan  bir serseri hepsi bu

 

Müzik notaları yırtarcasına haykırdı!!!

 

 

 

 

 

Kimlik kimliksizlik ve anne anane örfü teskin çırpınışlar sana donmakla başlar tüm yanılgılar.

Maybe one day

Kırılmıştı dünler bugünlerde, uzaklaşırken kendinden dün sadece dün ve tek anı boşluğu tüm boşluklarını dolduracak. Paradoks ilklimler de kendini akıllı sanan onca aptala karşın cümlelerim noktalarım sizedir.

Beynimin tezat kurgularını kopyalamak sureti ile kendinize bir imge seçimi sadece metaforu mega orgazm formatında taşlara boşalarak resetlemek gibi bet sektör yaratsa da kimse tanrım olmaz…

Konuşma irdelemecinde suskun yakarışlarda kirli bakışların imkansızlık heyecanı dokunmadan ıslandırır… Dilimi… Kelimelerine.

 

Islak çocuk gibi yağmuru temizlemiştim kendimden sadece kendi gözyaşım ıslanmak.

 

 

 

Temizle kelimeleri şado kirli bir katliam olsun…

Sönen bir ateşböceği kaygısı sevdam, karanlık gölgemi becerirken; zerrelerimde. Anal dönemlerden kalma taklit duygusunda bir garip şeytan. Hikayesi bitmez bir otel odası ve inleyen bir yastık.

Kusuyorum annesiz çocuklarımı! Yorgunluğunun ödülü… Hesapsız hesaplarda kanayan çarşafa inat ağlayan gözlerindedir ihanet ama kendine. Kelimelerde büyüyen altımda küçülen heyyy bu sana.

 

Cam bebeklerini biriktir sen

Dehlizlerimde ve dengesizliğimde kır

Yosun kokusunda kadınlığın

Sadece ben seni öperken

 

Saklı bahçe tadında değildi kuytuların

Sadece zamansız ziyaretlerimdi

Titreyişlerin

Ayağa basma dansı

Müziksiz notalar

Sarılmak için kasma kendini

Ağlayacaksın…

İşte o zaman ben güleceğim sana değil sensizliğe…

 

Bir gün kelimelerim zamana yenik düşecek! Lakin hep hatırlanacak sana koyan ise benim kelimelerimde yaşaman olacak.

Bak ukala diyorsun bana?

 

Yazma sömürgem olamayacak kadar basit kadınsın. O yüzden bitti…

 


Comments

emre dölözoğlu

Wed, 17 Jun 2009 16:49:12

sagol, hep yin yang durumu, bir destek notkasinini sagindan sola bagirmaca, hep bir destek noktasi, yanlis mi anlamisim ?
kadin diyince, su geldi
http://www.youtube.com/watch?v=TehFZ38kt6o

 

emre dölözoğlu

Wed, 17 Jun 2009 16:56:04

tekrar sagol, ulster stili, kuzey guney

 

inan6666

Thu, 18 Jun 2009 00:28:25

This video is not available in your country due to copyright restrictions diyor youtube, memlekette kadın yok dei haybeye konuştuğumuz yetmezmiş gibi videosu bile mevcut deil demek

 

kopanisti

Thu, 18 Jun 2009 00:37:38

birde böyle dene kardeşim,

http://www.yasaktube.com/ara.php?tag=watch%3Fv%3DTehFZ38kt6o&type=tag

 

inan6666

Thu, 18 Jun 2009 01:44:03

thin lizzy ? güzel. bu sabah epey pise bağladım legion 666 filan dinliyorum. teşekkürler kopanisti.

shadowy yazını dün gece okudum. bu sabah yine okudum. tahmin ediyorum en az bir kez daha okurum. bir haftadır aklımda olan bir proje var; buna epey benziyor. paragraflar daha uzun, tamamı parçalı bulutlu bişe düşünüyorum. eğer iskeleti uydurabilirsem bugün yazmaya başlaya bilirim sanı yorum.

Çocuklaşır insan o zaman büyüdüğünü anlıyor işte çocuklaştığında

güzel. bilge karasu ?

 

shadowy

Thu, 18 Jun 2009 03:03:32

Liseli timberland ayakkabılarındı. Aceleci guguk kuşu gibi, amaçsızca! bilinçsiz bir aşka koşan. Bir deri ceketin ölüm sessizliğinde beklediğim tüm yollar tek şahidimdi. Çaresiz ağaçların masum gözyaşı idi zamansız kışa yenilmiş. Koyu bi o kadarda sararmış yapraklar.
Hangimiz seviyorduk ve neden?
Bence sen seviyordun ben de bu yüzden seviyordum. Sonrasında sen olmayınca anladım ki ben seni sebepsiz ve bahanesiz seviyorum. Olgunluğun evresi ve gençliğimin cehaleti yıllar sonra acımasızca eko yapıyor tüm yokluğuna. Hep ilkler unutulmaz diyorlardı ve ben de gülüyordum şimdi ise…
İlk tanışmamızda ki cümleler bile aklımda oysa yıllar geçti.
Merhaba merhaba ( sandalye çekme girişimi ve senin gösterişe gerek yok diyişin) ilk bakışmalar birazda çaktırmadan sonra yanımızda ki eskort arkadaşların komik bahanelerle ayrılma sebepleri.
O baş başa kalış ve susarak konuşmaya çalışmalar biliyorum ki o zamanlar bu icat edilmemişti.
Tek çare kantindi ve masumane bir çay ne yaparsın nescafe icat odluda biz mi söylemedik.
En masum halimiz çocukluğumuzdu ve ilklerimiz şimdilerde ise birkaç anı ve kırıntıları insanlığımız. Neden bu kadar çabuk büyüdük ve neden çıkarsız sevemiyoruz illa bir şey oluyor ve yok oluyoruz.
Gösterimde ki bir film gibi hayatım yaşlı doğmak genç ölmek.

Her an neleri kaçırıyoruz en çokta koyan ne biliyor musun? O yeminler ve sözler sanki hiç tanışmamışız gibi belki yolda karşılaşsak öyle iki yabancı edasında geçip giden hayata uyacağız ve fark edilmeden devam edeceğiz. Hani lamba cini var ya onu bulsam herkesin o halde kalması dileyeceğim. O zamanlar hayat daha güzeldi be.

Hep sevda türküleri vardı Mozart daha popüler değildi yoksa onu da dinlerdik. Arabeskti hayat ve ağabeylere ablalara özenip kişilik bulma çabalarında geçip gidiyordu. Sanki herkes bir örnek model alıp hayata devam ediyordu. Acaba herkes başkasının hayatını mı yaşıyordu. Veya yaşıyor muyuz?
Şu an şimdi
Heyecanı biten bir ateş misali külden cesetleriz sadece gençliğimizdi yakıcı olan. Ezansız bir rüzgarda sürüklenip gideceğiz ya da birkaç odun ve başkalarının külünü biriktirip en alt tabakada toprak ananın kucağında bir çamur hayat vereceğiz. Ama bizim hayatımız nerede.
Bizim oralar kuraktı sabahları kırağı düşerdi biraz kara birazda buza benzeyen kısa süreli ama sabahın sabah olduğunu hatırlatan bir uyanıştı.
Ne olur üstüme buzlar yağsın ve ben uyanayım…

 



Leave a Reply