Dudakların içindi öncelikli olarak utandığım bütün hatıralar. Kalbinin üzerine yemin edip öyle gelmiştin ya yalnızlıklarıma. Haki yeşili hırkalar giymiş gibiydin dualarımdan yana. Sormayı unutmuş, söylemeye başlamıştın her şeyi öylesine. Ben gitmemiş, sen göndermiştin varlığımı sensizlikten yana.

 

            Bütün kapılarını araladığın bir mevsimdi, rüzgâr misali damarlarına dağılırken. Zerk olunmuş tek bir yalınlığım kalmamıştı. Ruhumun sahte sınırıyla ben, bakışlarının sahte ışığıyla sen... Sadece kurumsal bir kimlik gibi kalmıştık geçmişin gölgesiz dumanlarında. Yüzümü sana esir edişimle başladı ölmeye karar verişim. Kesik izlerim, intihar yeminlerim. İsmimin baş harfiyle başladı her şey, isimsiz kalışımla. Vanilya kokusu gibi tatlı ve keskindi utangaçlığım. Kemanda tek bir nota, piyanoda tek bir tuş… Tek bir es nizamın için.

 

            Ellerim olmak için dokunuşlarından vazgeçerken, yalnızlığı kucaklamıştı hıçkırıkların. Bulanık bir gökyüzü çizdiğim zamanlardan birinde yağmıştın topraklarıma. Hani kanatlarımdaki ölüm gibiydim, ölüm gibiydin hançer düşlerinle. Benliğimin kıvrımlarında dokunuşlarından önce sesin kaldı. Korkuların, ısrarsız duruşum…

 

            Bulutlar yetmezmiş gibi, kefenlere sardım gökyüzünü. Prangalı yağarken, mahkum mutluluklarım idama vardı. Hiç olmayan bir günde, hiç olmayan insanlarımla konuştum. Hiç biri beni sevmedi, hiç biri benden nefret etmedi. Yalnızlığımda en çok sensizliğe sarıldım, senmişçesine. Yorgunluklarımda beni acıtan en çok senin yokluğun oldu. Her basamakta mazinin farklı bir resmi dururken, fotoğrafların fırçasında parçaladım bakışlarımı. Yere düşen her sessizlik, gürültülü karanlıkların acımasız yanını ortaya çıkardı. Adımlarımı silmek için her uğraştığımda, izlerimi hep senin yollarında buldum. Çıkmaz sokaklar, korkak bakışlar.

 

            En çok kendimden nefret ettim, en çok senden, en çok beni buluşundan. Arayamayacak kadar ne katıydım ne de gizli, yasaklı listelerimin son sürgünüydüm. Kimselerle ayara yatırılamayacak kadar kendim… Mutluluk elmaları için gökyüzüne bakındım, her gün, masallar gerçek olur mu diye. Bir kuklanın parmakları nasıl ağlarsa öyle ağladım derinliğimin kutuplarında; her akşam… Hiç kimse duymadı, hiç kimse dinlemedi bütün kapılarımı yakıp yerine duvarlar ördüğümden. Tırmanarak çıkarken zindanlarımdan, her düşen yeni bir ceset misafir oldu leş kokularıyla derinlik mirasımda. Hepsinin istediği tek şey benken, bulmaya çalıştıkları tek şey geçmişleri oldu. Bir yüz, bir siluet… Boyunlarından başlayan kesikleriyle ölmeye meyledince akıllarına geldi benden yardım istemek. Bense sadece tekmeleyerek inandım seslenişlerine. Cehennemin dibine bile düşemezken, saçlarımın uzunluğuydu onlara ihanet eden.

 

            Kanatlarımın uzantısal hizasında gölgemi araladım. Bütün bakış manzaralarımı karaladıktan sonra yakarken, tek bir şahidim vardı, rüyalarım. En çok seni gördüğüm zamanlar nefret ettim göz kapaklarımın ihanetinden. İç bükey duygularımın mavi selülozdan yapılmış katmanlarıydı kendimden bile sakladığım. Damarlarımda kanın, dilimde lisanın… Farkına varmamış, farkına varmamıştın ama bir kesitin iki eşit yüzeyiydik. Bu yüzden ben düşüyorken sen uzanıyordun saç köklerimi yakalamak için. Ölmüyor, sana mahkûm kalıyordum.

 

            Yorulmak istemedim hiçbir zaman, ama yoruldum. En günahkâr yanlarımla sevap mizanını işgal ederken, şeytanımı aforoz etmelerine engel olamadım. Topraklarım, mızrağım, olmayan kalkanım.

 

            Her uzanışıma tırnaklarım kırıldı, maskelerin balon olmasına rağmen. Dişleriyle sahteliği gülümserken, akan kırmızının kan olduğuna inandılar. Kendime sarılarak yürümekten bıkmışken seni hatırlayıp ısınmaya çalıştım, olmasan da. Kaldırımlarımı geride bırakıp, dikey yürüyüşlere çıktım beni izleyen gölgelerin arasında. Bütün hikâyeler solgun ve simasızdı. Adımı unutmak için adınla çentik attım bütün yaralarıma. Kimliklerimin son isyanında kalemimi kaybedip dilimi karaladım. Rahmimi hiç parçalamamışçasına!

 

            Küçük bir çocuk gibi sana son kez sarılıp ağlamak istedim, boşluk beni çağırırken karanlıklarda. Gözyaşlarımın erittiği gerçekliği yeniden inşa ederken, duvarlarımı akmayan boyalarla saklamak. Kimsenin izin vermediği sevmelerimi kundaklayıp bir mezarda anıt yapmak…

 

            Yıldızlar çiziyorum toprağın çirkin yüzüMe. Bir bir kayarken ışıltıları, kıyamet dilekleri tutuyorum. Ellerim, ayaklarım, dokunamadığım bütün pencereler, ışığın karanlık yüzüyle değişkenler çiziyor hayallerime. Gecenin buklelerini sökerken, kırık dişli birkaç tarakla intihar ediyor gezegenlerin Venüs yanı. Sadece atan kalbimle bedenimi beslemeye çalışıyor, ruhuma intihar ediyorum. Hani küçük bir kesit kalır ya aklında, dakikalarca sürmesine rağmen beyaz perdedeki şekiller. İşte o kesit kadar unutulmaz, deklanşördeki intihar kadar kalıcıydı yaşadıklarımız. Bu yüzden olsa gerek uyandığım her sabahta senin sesini duyduğuma inandım, anlamsız sessizliklere rağmen. 

 


Comments

absence of mind

Wed, 03 Jun 2009 13:05:41

iyi geldi şimdi gecenin bu vaktinde..ellerine sağlık.

 



Leave a Reply