Kırdıkları cevizler fosilleşmiş, ayaklarıma batıyor. Törenle yakamadığım anılar gibi, ayaklarımdan çıkaramıyorum parçaları. Her defasında beni başa döndürebilen o yoğun merhametten arınmak istiyorum. Bir hışımla elimi sokup sol göğsün altındaki cevheri çıkartmak istiyorum, solmadan. Bazen de bedenim onu muhafaza etsin, kaçıp saklansın, korusun istiyorum aşık atamayacağı husumetlerden.
Peşinen kabul etmek her yenilgiyi, belirsizliklerin sarıp sarmaladığı iç sıkıntıları en aza indiriyor. Anaforlardan uzaklaşıyorsun ama radarların da kendine dönüyor.
“Olmaması iyi oldu” dedirten bölümleri olur ya yaşantımızın. Hani bir fanusta sakladığımız insanlar, anlar, çocukluktan kalma zamanlar olur. Unutmuş gibi davranırız da, en kimsesiz zamanlarımızda o fanusun içini yoklar sokuluruz yanlarına. Gün gelir, o fanusta saklı en değerliniz bile sizi anlayamaz, boğulduğunuz yere nefes olamaz..
Basit şeyler aslında zordur. Doğru.
Elindeki küçük yuvarlak topu, küp şeklindeki boşluğa sokmaya çalışan bir çocuğu ne ayırıyor ki, doğru bildiği yoldan şaşmak için kendi ayaklarına kapanan insanlardan.
sende delimiydim benki öylesine kendine ait menzillerde sadece kendimi vurdum, en çokta bulmak için. kanatmazken hiç bir zaman kanayarak uyandım sabahların ayazına.
aşkın en alacalısıyla kendimi sarmalıyorken bile merhabaların bir hoşçakalla sarılabileceğini görüyorum. hadi be sende; delimiydim benki sadece yaralamak için vurdum kendimi! ölmek zor ya da ağır geldiğinden değil, zulüm olacağından değil!
sadece bazen gereğinden fazla acımasız, gereğinden fazla haylazdı içimdeki şeytanlar. telafiler gibi saçmalıklara hiç inanmadım; peki ya bu gün!