dünü yine muntazam eğleniyorum. bu defa kantarın topuzunu aldım yere çaldım. sikerim dedim topuza ne hacet. baldır bacak seçiyorum. meme göt göbek. geziniyorum. bare alışverişe beşiktaş çukuruna ineyim dedim hava epey sıcak. yirmi dakka sonra bet kıvrılmış holand işi çarşafı yırtıp ters bir cigara kıvırıyorum. slim ocb kurusun dinlensin yaramaz deip o esna lafa derkenar gelmeden zula açılıyor ama bu defa payımıza crystal clear düşüyor aziz kardeşim. bir ellilik boruyla dayanıyorum tabağın götine, trafik sağdan akar mucibince çekiz çekeriz süratle tamamdır ve o bebek bin onbin yüzbin eli varmış terbiyesiz bir oruspu gibi sanki içimde sikişmeye başlıyor. demek crystal clear bu demek. memnun oldum. daha net görüyorum. bir hikaye anlatmaya başlıyorum. başı var. sonu var. ortası var. anlattığım istife kendim kendime şaşırıyorum. bunu daha önce neden düşünemedim aceba ? kimi kimyasal olmadan olmaz ama kimyasal yoksa onun varlığına ilişkin fikir yürütmek manasız olur. işin bu kısmını abese irca ediyorum onlar kendilerini biliyor.
üç gün evvel şahane bir kalem hediye etti bana ca. pelikan. made in west germany. demek benimle aşağı yukarı yanı yaşta, siyah, vidalı bir dolmakalem. panter' e gittim bir moleskin defter bir de pelikan mürekkep aldım. panter çok kazık ama caddede bildiğim başka mağaza yok. geçen hafta yine gidip kalemlere bakmıştım, çok güzel bir iki kalem görmüştüm dur dedim şimdi kalsın. aldığım mürekkebin antik vasfı varmış kutusu da eskitilmiş kağattan bükmüşler, içinde yazdığına göre mürekkebe eyle bir kimyasal ilave etmişler ki dolmakalem sikerten mürekkep donması hadisesi bu sayede tarih olmuş. evet dedim kendim kendime (copyright: untouchable zen) kimyasal ilave mutlaka elzemdir. içimiz kilit kilit gezende ona mutlaka bir anahtar uydurmak, mümkünse maymuncukla gezinmek iyi olacaktır. crystal clear işte burnumda bir götgürültüsü sadasile patlarken zahiren son derece sakin bir vaziyetteydim. arada burnumu çekiz çekeriz bir de tabaan götini parmaklayıp yaladım aklıma saadettin kaynak selahattin pınar gibi büyük bestekarlar geliyor ama. bilmezler, sanat musikimizin ne muazzez hikayeleri vardır. cigaracılar. peynirciler. lambacılar. lokumcular. o meyanlar, o taksimler, peşrevler filan hadi uyanmadınız kemankeş kanuni suzidilara ziişan perişan hiç mi aklınıza gelmedi; bu nameler boş nameler deil zira hipotalamustan giriyor tee taşakboyuna inende oradan dönüp aldığı virajla gözlerinde perikızı parlıyor kimyasal surette haa bundan elli sene evveli afiyon idi laudan idi şimdi crystal clear şu bu sözi geçiyor ama insan kilitleri değişmiyor hiç farketmiyor. sonra ayılanda ayıbayıltan cigarayı evire çevire biz mi çektik yoksa o mu bizi çekip çevirende orasını tam hatırlamıyorum ama yüklü halde oradan ayrıldığımda daha güneş batmamıştı, ca taximdeydi. dönüş güzergahımı barbaros meydanında mukim duraktan götübüse binerim şişhyaneye inmeden bir kahve içerim dei kurmuştum. iki fransız kızın çaprazında kaldım azami kıvrak bunun üzerine ittihatçı bıyığımı burdum ve gülümsedim. ne demek istediğimi anlayıp gülüştüler yol boyunca. gümüşsuyu kavşağında biri düşer gibi olanda bunu sağ elimle havada yakalayıp direğe yapıştırmış olmamın bu kırıştırmada birez tesiri vardır tabe. öteki bunun üzerine bana yulaflı le biscuit ikram etti ben de bien merci dedim ama mesih elimi kalbime yapıştırıp sanki marsellaise söyler gibi kalendermeşrep durdum. kafamda filler sikişiyordu kardeşim mümküm en kısa yoldan eve gitmeliydim bu sebeple köpei tasmada tutmaya gayret ettim.
meydanı geçtim. tünele geldim. sola sinmiş züppe kahvesine indim kardeşim. ca ve şürekası ordaydı iki üç satır lafladık bilmem kaç bardak çay içtim telefona baktım beni arayanlar vardı onları izledim. telefona dadanan oruspular bıksın da artık aramasın dei epei bir zamandır açmıyorum telefonu ama bakıyorum kim arıyor ona göre fikir yürütüp bazen açtığım da oluyor. misal geçen hafta bakmadan açayım dedim şimdi söylemeyim bir gazeteden arıyorlar, fredrika röportajını basmak istiyorlarmış. biz dedi basmak istiyoruz dedi yazıyı. iyi dedim basın. ama dedi biraz uzun gibi. birez kısaltsak ? olur dedim kısaltın. eyle deil dedi siz dedi kısaltsanız. o sıra yine zurna gibiyim dedim neadar kısaltayım kaç kelime olsun misal ? onu dedi bilemiyorum. iyi dedim ben nereden bileyim madem. ayar oldum ve tam basmaya hazırlanıyordum buna telefondan sikecektim suratını bu dedi ben dedi bakayım ona sonra dedi arayım sizi. piçkurusu hala arayacak güya. telefon işte bu nevi işlere daha fazla yarıyor kardeşim. boş işler demek istiyorum. götten işler. bir kere de hayrını görmüş değilim ibnenin ve buna ayda elli kağat veriyorum hay bin sike. neyse masadakileri oradan kaçırdım takılıyorum kendim kendime eğleniyorum derken çalıyor telefon. ande arıyor eve hırsız girmiş çabuk gel.
çelik kapı göbeeni patlatıp girmişler meskene. biri dizüstü olmak üzere iki makinemi yürütmüşler. bir de fotograf makinesi. asayiş geliyor. olay yeri inceleme geliyor. ev kısa zaman içinde tam bir karakol görüntüsü arzediyor. tutanak yazılıyor. grafit tozları serpmek suretile işe yarar evsafta parmak izi alınmaya çalışılıyor. ifade alınıyor. ben ayılamıyorum. memurlar ayar oluyorlar huylanıyorlar. bunlar hiçbişeden ibaret nanay vazifelerini üç saatte tamam edip gittiklerinde az eşyamız olduğuna şükrediyoruz ne güzel çalınacak bişe olmaması insan üzülmüyor. proudhon ne demişti ? mülkiyet hırsızlıktır. peki hırsızlık nedir abicim ? o da bir sanattır güzel kardeşim. o sanatın izlerini patlayan göbein orada izliyoruz zemine gazete kırpıkları yayılmış muhtemelen kiliti patlatırken bir yumak gazete parçasını susturucu olarak kullanmışlar. üst kilide matkapla dalmışlar. demek bir matkapları bir de levyeleri var. çelik kapı dedikleri nanenin tüm mukavemetinin iki santim eninde bir pirinç kilit göbeinden ibaret olduğunu görüyoruz. bunu öğrendiğim iyi oldu. parmak izi çalışması esnasında evde sakınca arzedebilecek çatlak patlakların faş olması ihtimaline binaen mümkün olduğunca hazırlıklı olmaya gayret ediyorum ama crystal clear kafası hala tam geçmediği için fevkalade sinirliyim. araya giren bir hırtı iki dakkada kolundan tutup dışarı atıyorum misal. bu kepaze habire bana sakin ol tamam filan diyor. insanlar bu gibi hırsızlık, ölüm ve sair durumları izleyerek çok eğleniyorlar. bu malzemeyi öğütecek vasıfta yaratılmış insanın dişleri ve çenesi. en çok beyle malzemeye bayılıyor bünyesi. insanlıktan çıkmış olmanın emniyetile bu haletiruhiyeyi gördüğüm yerde sikmekten imtina etmiyorum ve sikmek derken en ham ve açık halile el ve dil ve yarak kuvvetimi kullanmayı kastediyorum. insanlar yarak istiyorlar ve buna maruz kalan birini izleyerek kendi kendilerini mümkün olduğunca ucuza ve emniyetle sikertiyorlar. bu halden bazı dersler bazı izahlar bazı tedbirler filan çıkartıyorlar ve günler tepelerden aşağa koşan vahşi atlar misali geçip gidiyor. yazık artık sikişin hakikati bile tükendi, kısmen ona benzeyen parça parça simülasyonlar var elimizde, onlarla idare ediyoruz (bu iyi bir yazı olurdu, şimdi zamanım yok).
resimler gitti onları yerine koyamayız. bir iki yazı bikaç yüz sayfa vardı onlar gitti. bunların telafisi yok. markete gidip satın alınamayacak olanlara üzüldüm yoksa sikeyim makinesini. bağlama duruyor onu almamış bu iyi bişe. hırsızı aklamak istiyorum ama yapamıyorum. herifçi mal mülk kovalıyor. bu çabasila benden daha iyi katılmış mevcut düzene. kendisini tebrik ediyorum ama tenhada yakalarsam böbreklerini doğrarım bu ibnenin kızdım hakkaten şimdi bak.