Neler yiyoruz? Beslenme alışkanlığımızı nasıl kazandık. Yiyoruz,
bakıyoruz  ölmüyorsak yemeye devam ediyoruz..tad, koku, renk,
bunlardan geçiyoruz, kalanda bünyeye zararlı değilse, yenilebilir
haznemize ekliyoruz.tabi ki önce görsel, sonra koku, sonra tad geliyor
bu sıralamada..çok  renkli, fosforlu şeyleri yemiyoruz çünkü bu,
evrimsel lisanda "ben zehirliyim beni sakın yeme" anlamına
geliyor.sırf bu yüzden zehirli olmadığı halde kendini fosforlayan
türler mevcut, zehir geliştirememiş ama renklenmiş türler. eğilimler
görüntüye göre şekilleniyor en başta , fosforlu renkleri cazip bulup
yiyen türlerin hepsi zehirlenip yok oldular...kırmızı domatesleri,
yeşillere tercih edenler salata ve rakıyı keşfettiler.balıkları
pişirip yiyenler ise ödlerinin acı ve zehirli olduğunu öğrendiler. ilk
insan karnıyarık pişirmiyordu ,belki patlıcandan da çok uzaktı ama
pişirmeyi denediğinde işler değişti .insan için kültür, aktarılan
bilgi vardır..mutfaklarımızdaki o lezzetli sofralara erişene kadar
kimbilir neleri yük ettik kendimize.nelerden geldikte, nelerden
vazgeçtik.. hayvan ise ana babayı taklit eder ve bir de içgüdü ile
hareket eder..bu nedenle beslenme biçimleri  hızlı değişim göstermez.

  Peki yediğimiz hayvanları seçerken nelere dikkat ediyoruz.neden et
yiyoruz da köpek yemiyoruz..öncelikle yediğinden bol protein elde
etmek önemli..lezzetli olması ikinci koşul..sonra sindirilmesi kolay
hayvanları seçiyoruz..kassız kuvvetsiz..mideyi yormadan çok besin elde
etmek gerekli..yediğin hayvanla aranda bir bağ olmaması işin diğer
tarafı.. eğitilmesi zahmet alan hayvanlar da  yenmez..inek koyun gibi
hayvanlar   eğitmesen de süt verir ama atı eğitirsin köpeği de
öyle..ve o emeğini kesmezsin, emeğini önemsersin. Eğitirken hayvanla
aranda oluşan bağı da yok sayamazsın..bir de hayvanın yenilmediği
takdir de ne iş gördüğüdü de önemli, işlevselliği .yıllarca
kendilerini yeni çoğrafyalara taşıyan atı yemek, gerçek bir ihanet
olurdu sanırım...yavrusunu yiyen erkekler varken, dişi bunu yapmaz,
çünkü erkek sahip olduğu binlerce spermden sadece birini verirken,
dişi, aylarca içinde besler, büyütür.. tabi tüm bunlar benim kendi
çıkarsamalarım..domatese emek vermiyor muyuz diyenlerinizde olabilir?
At  aileye yakın bir hayvan.köpek de öyle..kültürel yakınlık
önemli..bir de dini inançlar ile yenmeyen hayvanlar var, domuz inek
gibi..

  İnsanlar yiyeceklerini buldular da, kış gelince  yağmur bastırınca,
bitkiler ölünce hayvanlar çekilince, açlıkları içlerini tepince,
baharda buldukları besinleri kışa saklama yolları aradılar.soğuttular,
yetmedi kuruttular..kurutunca ele aldılar ufaladılar, baharat
yaptılar.lezzete lezzet kattılar.dil kolay alışan bir organ..üç kez
sevmedikten sonra, bakıyorsun seviyor..yeter ki mide itmesin..yiyende
ömre ömür katan besinler, iştah açanlar, kafa yapanlar, enerji
verenler, güç alanlar, hepsi ayrı raflara konuluyor.


 Beslenme önemli bir mevzu..huxley ada adlı kitabında bunun üzerinde
ısrarla durur..toplu beslenme anlaşıyışı  iyi değildir..her bünyeye
her bedene uygun beslenme şekli geliştirilmelidir..bunu da insan ancak
kendini tanıyarak tartarak yapar..sinirli bir beden, rahatlatıcı
gıdalar, gevşek bir beden enerji verecek gıdalar seçmelidir..bağırsak
boylarımız bile birbirinden farklıdır..midelerimiz farklı zamanlarda
çalışır..birçok şeye dikkat edilebilir bu konuda..bir de zevk
almalıdır insan yerken, amaç doymaktan önde, lezzet almak
olmalıdır..bu nedenle her lokma ,içerisindeki her karışımın farkına
varılana kadar çiğnenmelidir der kendisi..

 Konuya dair diyecek fazla bilgim yok..isteyen pişirir de öyle yer bu
yazıyı..isteyen verilenle idare eder..kusanlarda olabilir pek tabi.

 


Comments

kopanisti

Wed, 06 May 2009 22:50:29

Her şey bi tesadüftür. Keşifler ve icatların tamamı da tesadüf eseri olmuştur. Bir insan kalkıp da ben bi icat yapayım, şunu bunu keşfedeyim de insanlığa faydalı olayım diye düşünecek kadar akıllı değildir. Ancak tesadüfen bulunmuşu, keşfedilmişi alır, hazıra konar, onunla oynayarak başka şeyler yaratır, sömürür, sanayisini kurar, satar, hamuduyla yutar, semirir, semirdikçe sömürür. Sömürdükçe semirir, becerir, halleder.

Pişirmek kavramı da böyle doğdu. o sevgili yiyeceklerimizi pişirdiğimiz, sevgili bedenlerimizi soğuktan koruduğumuz bi element. Fazlası ve kötü kullanımı zarardır.
Derler ki, efendim ateşi insan buldu. Yok iki tane tahta parçasını birbirine sürterken ısınan tahtalar tutuştu da ateş aldı. Yok iki tane taşı birbirine vurdu da meğer bunlar çakmak taşıydı da bu sürtünmeden kıvılcımlar çıktı da, o kıvılcımlar da işi gücü yokmuş gibi etrafa sıçradılar da kuru otları tutuştururlar da o kuru otlar da alev aldı da, ateş oldu. Yok bi kendini bilmez yıldırım düştü ormana da ağaçlar yandı. İnsanlar bu yanan ağaçlardan küçük parçaları itekleyerek aldılar da, elleri yanınca ne menem bişey olduğunu fark ettiler. Baktılar hava soğuk bununla ısındılar, sönmesin bitmesin diye devamlı ağaç devirerek ateşi beslediler, söndürmediler, falan filân.
Yemekler konusu daha da fecidir.


 

absence of mind

Thu, 07 May 2009 10:42:10

çok tırt yazı imiş sahiden de:)

 

arrogante hombre

Thu, 07 May 2009 10:43:25

a-aa..! onu da kim dedi öyle..:P

 

absence of mind

Thu, 07 May 2009 10:46:47

kargalar..hemi de seslerine güzel değil dedim diye:)

 

arrogante hombre

Thu, 07 May 2009 23:14:01

Sen hiç kargaları düşündün mü Züleyha? Kargaların en akıllı hayvanlar arasında sayıldıklarını ve unutmadıklarını bilir misin?

Midyat, Seyfo bana çiğ yumurta getirin.

 

absence of mind

Fri, 08 May 2009 07:02:07

bu yemek yapma işi gerçekten sanat.renkler,tadlar, ne neyle yakışır bileceksin.yapmadan daha iki tadı bir araya getirebileceksin.azz önce yaptım..pek güzel olmuş.uydurma yemekler yapmada üzerime yok..güzel olmuş bir daha yap deseler becerebilecek değilim.

 

dejavuu88

Fri, 08 May 2009 08:01:18

Geçen bir patlıcan musakka yapmışım, nasıl kokmuşsa evin zili susmadı herkes bir tabak istedi. Dedim olmaz, çoluğum çocuğum var sizi beslersem onlar ne yiyecek.
Yalnız baharat ve sarımsak yemeğin dini imanı gibidir; aksini iddia edenin alnını karışlarım.

 

kopanisti

Fri, 08 May 2009 08:05:31

patlıcan mısakkaya taze fesleğen koyarlar harika olur, endaksi.

 

absence of mind

Fri, 08 May 2009 08:11:57

yemek yapmak terapi yöntemi olarak sunulabilir..doğruyorsun, yıkıyorsun, ayıklıyorsun..hepsini hayatta da yapmıyor muyuz.usturubuyla yemek yapabilen hayatı öğrenmiş demektir..kadınlar bir şey icat edememişler diye bağırır dururlar bir de..kesin kadınların işidir bunca yemek.kadın aklını seviyim ya, en mükemmel icatlara değişmem ben, musakkayı.

 

dejavuu88

Fri, 08 May 2009 08:13:53

Dilediğin kadar yiyebildiğin ve buna rağmen incelebildiğin
bi yer var mı bildiğin, demek isterim

 

absence of mind

Fri, 08 May 2009 08:15:50

:):), türkcel ile bağlanma canım hayata..sağlam değil o bağlar:)..öyle bir yer yok..varsa bile sığmam sanırım:)

 

absence of mind

Fri, 08 May 2009 08:18:06

yemek yaparken doldurma eylemini de çok severim..doğrama ve doldurma bana göre:)ne bulsam dolduruyorum..geçen patates doldurdum.güzel oldu.

 

absence of mind

Fri, 08 May 2009 08:26:54

kategorize ediyorum: dünyada iki tür insan vardır.yemek yapanlar ve yemek yiyenler.

 

arrogante hombre

Fri, 08 May 2009 08:36:45

buraları da doldurmuşsunuz.

 

dejavuu88

Sat, 09 May 2009 06:22:36

tava yoğurdu + zeytinli ekmek + taze salatalık= nefisssss

Salatalığın da kabuklarını surata sürdün mü kaymak gibi oluyor cilt

demi kop yavrum

 

kopanisti

Sat, 09 May 2009 06:22:44

sen doldurma görmemişin

 

kopanisti

Sat, 09 May 2009 06:26:20

hele zeytinli ekmek sıcaksa kokusu sarar her yeri bi de,
off diyem deja,

 

absence of mind

Sat, 09 May 2009 06:27:38

tavuk göğsünü al, kalem gibi kes, tavaya biraz yağ koy, tavuğun üzerine üç dört kaşık yoğurt, ve istediğin baharatlardan bolca koy,kızart, yoğurdun tavuğa kattığı ekşimsi lezzete inanamayacaksınız..15 dk harika bir yemek! resmen tarif veriyorum yahu.

 

absence of mind

Sat, 09 May 2009 15:14:24

insanlığın doyma kapasitesi de günden güne artıyor..ben dün doyduğumla bugün doymuyorum resmen.ne olacak benim sonum?

 

silky kata

Sat, 09 May 2009 16:04:43

doyumsuz olmayı öğretiyorlar çünkü absence of mind. doymuyoruz. hergün herşeyi tüketmeye programlamışlar düzeni. dün kilosunu 50 kuruşa aldığın şey bugün 75 kuruş diyor adam utanmadan. o malı ona satan da utanmıyor. enfil'asyon bizi teker teker asıyor şeherlerde çengeline. sonra bedava sistemi var mesela. al diyor. tüket hepsi bedava. sonra bakıyorsun ay sonunda cebine kalan iki kırık kuruş. e hani bedavaydı diyosun. atıyosun. bu düzen iyi kurmuş kendini. dayamış herbişeyini bizim cüzdanlara. lanet olsun cüzdan taşımayacağım bundan beyle diyesin geliyor. indirimdeki çizme bile 250 lira yazıyor dün vitrinde. hadi be diyosun vitrine. atıyosun.

bazen şeherden kaçıp bizim orlara, vadiye vurduğumda kendimi mesela, bakıyorum, oksijen bile doyuruyor. hakikat mis. öyle bir uykuya doyuyorum ki o oksijen yüzünden, sabah zinde zımba kalkıyorum. kuşların sesi, ormanın içinden beri yana esen rüzgarın sesi bile doyuruyor. hayvan olasım geliyor, bitki olasım inan ol absence of mind. böyle düzenin çarkını alıp kafasına geçiresim geliyor. o konuda da çok pis doyumsuz hislerle doluyorum sisteme geri döndüğümde. neyse bu konu uzun. senin konuyu değiştirmeyim.

 

absence of mind

Sun, 10 May 2009 12:30:10

bugün tam da öyle bir şey yaptım..belgrad ormanlarına gittim.oksijen yedim, oksijen içtim.

 

dejavuu88

Sun, 10 May 2009 13:01:05

Dağın tepesinde, oksijen içerisinde yaşadığım için, daha merkezi yerlere gittiğimde kirli hava fena çarpıyor.

Tuhaftır, evime gelen her misafir 15 dakika sonra koltuğun kenarına kıvrılıveriyor; hatta horlayan oldu. Bende sofra kurma derdinden kurtuluyorum. İyi ki varsın dove

 

absence of mind

Mon, 11 May 2009 05:29:48

iyiymiş.uyumaya gelirim bir gün:)

 

arrogante hombre

Tue, 12 May 2009 12:53:46

dove dove yedi gün testi...

 

Sahlanankoc

Wed, 20 May 2009 02:28:20

parlak zımbırtıların bilinç altında "tehlike" işareti verme mevzuunda farkettiğim bir nokta var ki soyumuz için tehlikeli..

ya da ben korktum yok yere bilemem..

yahu bu hayvanat (kargalar hariç) her türlü parlak ve fosforlu nesneden uzak durmaya programlamış genetiğini.. kendini koruyabiliyor bir şekilde..

ya insanat ne yapıyor..? çocuklara mahsus tüm tatlı, güzel, şekerli şeyler parlak renkli.. caf caflı renkler doğada "ben tehlikeliyim yaklaşma" sinyali verirken, biz çocukları parlak nesnelere özendiriyoruz.. hatta bunu bir de abartıyor sevgili üretici firmalar.. eğer yaptığı yiyecek maddesinin kendisi çok janjanlı renkte değilse ambalajını parlatıyor.. neticede bu janjana bir meyil oluşuyor gayrı ihtiyari..

bi gün modern yaşam yok olursa (3. dünya savaşı...vs) belki içgüdülerimiz tekrar baskın gelebilir hayatta kalmak adına.. lakin bu yaşam tarzı gereğinden fazla güven sağlıyor adem evlatlarına.. sanal bir güven.. zincir bir kere kırılırsa doğada şansı çok parlak değil gibi insan soyunun..

 



Leave a Reply