sevgili zipsofizm yazarları, okurları ve kıymetli vatandaşlar;
şehrin kenar mahallelerinden birinde olan evimizde son 15 gündür garip şeyler yaşıyoruz.
herşey sıradan bir günde başladı. gece yaklaşık 10 sularında ev arkadaşım salonda uyuyor bense mutfakta bilgisayar başında karıştırma yapıyordum. mutfağın camına çarpan garip bir sesle irkildim. yerimden kalkmadan bunun cama çarpan bir kuş olduğunu düşündüm. hemen fırladım. eğer kuş yaralandıysa yardım etmeliydim. mutfak camının perdesini hışımla çektim. bir yumurta, sarısı patlamış şekilde pencereden aşağı doğru süzülüyordu. gözlerime inanamadım. kuş olmadan uçmayı öğrenen bir yumurta? :S hemen saçmaladığımın farkına vardım ve içeri terliklerimle üst komşuya doğru koştum. kapıyı çaldım. 'sizin çocuklardan biri benim cama yumurta düşürdü herhalde' dedim. kadın bi kaç saniye yüzüme baktı, iyi niyetli mi yoksa kötü niyetli mi olduğumu anlamaya çalışıyordu sanırım. 'mutfak camına yumurta geldi de' dedim sevimli sevimli. 'ah, canım, karşı teyzenin evine de atmışlar geçen gün üç tane, kurumuş kalmış camda, söylene söylene temizliyordu geçen gün' dedi komşum. 'yaaa demek öyle' dedim, üst katın balkonundan aşağı doğru sarkarak yumurtalı camıma baktım, nasıl temizleneceğiyle ilgili düşünce bastı içimi, burnumu saran yumurta kokusuyla birlikte. sinirli sinirli aşağı indim, canım kuzenlerimi aradım, hemen gelmek istediler, 'yok' dedim 'gerek yok, gelmeyin' cool bir ses tonuyla. ama korkmuştum, neden bilmem, çok korkmuştum. o sinirle yumurtayı temizledim, en nefret ettiğim şeylerden birinin çiğ yumurta temizlemek olduğunu o sırada anladım. evde sinirli sinirli gezindikten ve bu sinir durumunda gamzoşu uyandırmayı başardıktan sonra polisi aramayı akıl ettim. pencereyi açtım, zaten çekmeyen turkcell hattımla pencerenin önünde, polisi aradım. polise, mutfak camımıza yumurta attıklarını söyledim, ev adresimizi verdim. çağrı merkezindeki polis camın kırılıp kırılmadığını sordu, 'hayır' dedim, 'cam kırılmadı ama YUMURTA KIRILDI!' ses tonumdaki siniri anlamasını beklerken polisden bir kahkaha yükseldi. o an polisin beni ciddiye almadığını hissetsem de 'çabuk' dedim, 'ekip gönderin buraya!' 'tamam abla, baktırıyorum' dedi polis. heee dedim içimden, heh şöyle yaa.. görür şimdi o yumurtayı atanlar, polis yakalar hepsini diye düşündüm. tabiiiii, ekip filan gelmedi. ev arkadaşım, 'kızım, gelse polis ne göstericeksin? bütün delilleri de temizledin! tam şu bölgeye gelmişti yumurta, ama sildik memur bey, siz de biraz erken gelseydiniz ahahahah' diye şakalar yapıp durdu gece boyunca. sevgilime mesaj attım. durumu anlattım, 'ne kastı olucak insanların hem size, hem de komşu teyzeye, çocukların işidir o' dedi. sevgilim de beni ciddiye almamıştı. dostlarım, gördüğünüz gibi bazen dünya yaşanılmaz bir yer haline gelebiliyor. ben de çaresiz yatağıma gidip kıvrıldım. olay kapandı zannetmiştim kiiiiiiiiiiiiiiiiii................
başka sıradan ve keyifli bir günde, yine evimizde sakin sakin uyuklarken, büyük bir gümbürtü koptu. ev arkadaşım uyuklamıyor, uyuyordu. üstelik de onu uyandırmamam için kesin emir vermişti. bu sefer gündüz saatlerinde kopan bu gümbürtüyü ben ciddiye almadım ve uyuklamaya devam ettim. yaramaz kedimiz olive can mutfağa girdi, ve bulaşıklıktaki bardakları devirdi herhalde diye düşünürken, mutfağın kapısının kapalı olduğu aklıma geldi. hımm, o halde şu olmalı, bu olmalı diye kendi kendime seneryolar yazıp uyuklamaya ve kopan gürültüyü unutmaya çalışıyordum. tam bu sırada evin kapısı çaldı. 3 tane 8 yaşlarında çocuk karşımda dikiliyorlardı. biraz suçlu, biraz da meraklıydı bakışları. 'hayrola çocuklar' dedim, 'şeeeeeeeey, abla, ımmmmm sizin eve top kaçtı mı acaba?' dediler. 'bilmem ki, bakiyim bi' dedim. tam içeriye yönelicekken 'eğer topumuz buraya kaçtıysa özür dileriz abla' dedi çocuklardan ikisi. diğeri bön bön bakıyordu. apartman koridorunda duvara yaslanmış poposunu duvara vuruyordu. sert bi bakış attım ona doğru, 'bin kere özür dileriz abla' dedi popoyu duvara vuran çocuk, 'evet bin kere özür dileriz' diye onayladı diğer ikisi. 'tamam, çocuklar, bakalım top burda mı, hemen özür dilemeyin öyle' dedim. içeriye yöneldim. benimle birlikte kapının eşiğine çıkan ve konuşmaları takip edip çocukları kesen kedimizi bir ayak hamlesiyle içeri aldıktan sonra kapıyı kapattım. mutfağın kapısını açtım, görmüş olduğum manzarayla irkildim. çaydanlık devrilmiş, kapağı bir yana kendi bir yana dağılmıştı. çaydanlığın altı ocağın üstünde sabit kalmayı başarmış ancak çaydanlığın üstündeki çay, güzeller güzeli mutfak halımızı adeta siyah desenli dandik bir halıya dönüştürmüştü. üstelik mutfak dolapları ve buzdolabı da çay içinde kalmıştı. tavuk pişirdiğimiz tava ocağın üstündeydi ve top da tavanın içinde. bi an topla göz göze geldik. ona ne söyleyeceğimi bilemedim. ocağın yanına gittim, topu aldım, topun tavaya değen kısmı yağ içindeydi, bi an, çocukların üstü yağ olur lan, sileyim bari diye düşündüm, sonra hayır be, bu olaya sinirlenmem gerekir benim, sinirlendiğimi göstermek için de yağı silmeden vermeliyim çocuklara, peh, dedim içimden. dış kapıyı açtım, merakla bekleyen çocuklara uzattım topu, 'çocuklar, çaydanlık devrilmiş, biraz dikkatli oynamanız lazım topu, öyle çok havalara atmayın, tamam mı?' dedim. 'tamam abla, özür dileriz, özür dileriz, özür dileriz' diyerek heyecanla top oynamaya döndüler. hemen içeri gittim, bir daha kaza tekrarlanmasın diye mutfağın ocak tarafındaki penceresini kapattım, diğer pencereyi açtım. sıcak bi gündü ve pencere açmalıydım, buna mecburdum a dostlar. içeri gittim, ev arkadaşıma baktım, uyuyordu, kesin emri vardı uyandırılmamak için, ne yapıcağını bilmez turu attım evin içinde. sonra dönüp mutfağı temizledim. bu olay da böyle kapandı derkeeeeeeeeeeeeeeeeeeen...............
yine artık sıradan olduğunu düşündüğümüz bir günde bakkala gittim. elim kolum dolu eve dönerken, bizim üst katta oturan komşunun oğluyla kapıda karşılaştım. çocuklara selam vermeyi, onlarla diyalog kurmayı severim. 'naber bicirik' dedim. 'iyi, siz hala taşınmadınız mı bu evden?' dedi. aman tanrım, bir çocuktan al haberi vakasıyla mı karşı karşıyaydım. tüm mahalle birlik olmuş, bizim taşınmamız için sabotajlar mı yapıyorlardı? şu çocuğu ajan diye kullansam iyi olucaktı, hemen gizli sorguya çektim, 'yok dedim, taşınmadık' 'papağanınız var mı hala' dedi çocuk, 'yok dedim kedimiz var' 'aaaaa, kedi papağanı yedi mi' dedi. demek şifre bu dedim içimden, demek herkesin kullandığı gizli şifre bu. aydınlandım. o an herşeyi anladım dostlar. çocuğa şüphe dolu bi bakış attım, bu ajanı aptal sanmıştım ama işini gayet iyi yapıyordu, acaba kaç para veriyorlar, kimin için çalıştırıyorlardı. anne babasının işi olmalıydı. çocuğa 'eeeee hadi görüşürüz, bıy bıy' diyip, olive canı yine bir ayak hamlesiyle içeri soktuktan sonra kapıyı kapattım. puzzleın parçaları birleşiyordu. gene de belki yanılıyorumdur diye kendimi sakinleştirdim ve bu olay da böyle kapandı diye düşündüm, ta kiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii...............
dün akşama kadar!
öğlen dişçimi arayıp randevu almıştım. fredy'nin kabusu dişçim ferit bana akşam 22.30 a randevu verdi. bi an şaşaladım ama çaresiz kabul ettim. dişçilerden hoşlanmam, gece 22.30 da dişçi görmekten hiç hoşlanmıyormuşum meğer. tedaviden döndüğümde saat 23.30 du. karnım acıkmıştı ve anestezili halde yemek yemek çok komik olabilirdi. hemen mutfağa koştum, dolaptan atıştırmalık birşeyler çıkardım, bir de adaçayı yaptım kendime. anestezili halde ağzımın yanıp yanmadığını anlayamıyacağım için bolca soğuk su koydum içine. bir şeye benzememişti. tam bu sırada ev arkadaşım göründü diğer odadan. peynirin kokusunu almış olucak ki, olivecan da koşturdu hemen mutfağa. ben, ev arkadaşım ve oli mutfak masasına oturmuş şurdan burdan konuşurken yine o sesle irkildik. bu kez dışardan gülüşen kız çocuğu sesleri, küfreden yaşlı bir teyzenin sesi de geliyordu. hemen atladım pencereye, yine hışımla çektim perdeyi. 'olamaaaaaaaz, yine yumurta atmışlaaaaaaar!' dedim. pencereyi açtım, löp diye yumurta kabukları düştü önüme. artık bu kadarı çok fazlaydı. karşıdaki teyze ve bizim mutfak camı yine kurban seçilmişti. teyzenin yumurta sayısını bu kez üçden bire düşürmüşler bizimkiniyse sabit tutmuşlardı. teyze cama çıkmış, söyleniyordu. 'söyle teyze söyle, terbiyesizlik bu' dedim teyzeye.
benim terbiyem ulu orta küfretmeye müsade etmezdi. küfretme görevini böylelikle teyzeye vermiş oldum. sinirlendim çünkü yaaaaahu! biz camdan kim attı acaba diye bakarken, oli evin erkeği olarak derhal önümüze geçti. camdan kafayı uzatıp durumu yokladı. yumurtayı kokladı, o da beğenmedi. sonra sırtını kabarta kabarta yürüdü camda, kaplan yürüyüşüyle daaa yumurta atmayın lan der gibiydi. tabii atıcılar görüyorlarsa. oli'yi kollarının altından tutup kucağıma aldım, sinirli turu atmaya başladım. ev arkadaşım da inanamamıştı bu sefer. insanın başına bir şey iki kez gelince duyarsızlaşıyor demekki. bu kez polisi aramadık. ev arkadaşım bezi aldığı gibi ortalığı temizledi. sonra bezi çöpe attı. 'bu ne beeeeeeee, vır vır vır, dır dır dır' diye söylendim. sonra aile meclisini tekrar topladık sevgili tostlar. bu durumla ilgili ne yapabiliriz konuştuk hep birlikte. aklımıza şunlar geldi:
1) olayın tekrarlanma olasılığını göz önünde bulundurduğumuzdan dünün tarihinden 15 gün sonrasında elimizde tavayla camda bekleyeceğiz. böylece atılan yumurtayı tava ile hooooop, tutacağız.
2) mutfak camımızı kapattırıp yerine duvar ördüreceğiz.
3) yumurtaların nerden alındığını saptamak, dolayısıyla da atıcılara ulaşmak için, civar marketleri dolaşıp tüm yumurtalara gizlice kod yazacağız.
4) mutfak camına gizli kamera yerleştireceğiz. günlük kamera kaydı tutacağız.
5) yumurtayla bulaşan bir hastalık olduğu söylentisini yayıp atıcıların yumurtalara ellememesini sağlayacağız.
6) yumurta atmayı sevenler derneği kurup, onları dernek üyesi yapacağız. kendilerini bir şeyin parçası hissederlerse, düzelirler umuduyla.
7) mahallede kaşıkla yumurta taşıma yarışı yapıp birinci olana oyuncaklı yumurta armağan edeceğiz.
8) atıcıların ergen olduğunu düşündüğümüzden aleeaddinin sihirli cinini çağırıp insanların ergenlik yaşamadan yetişkin olması dileğini tutacağız.
toplantı sona erdiğinde oli sadece miyuv diyebildi. anlaşılan karnı çok acıkmıştı. onun için pişirdiğim fasulyeleri yemediği gibi, bulgur pilavını da yememişti. çaresiz konserve mamasından bi parça verdim.