sevgili zipsofizm yazarları, okurları ve kıymetli vatandaşlar;

şehrin kenar mahallelerinden birinde olan evimizde son 15 gündür garip şeyler yaşıyoruz.

herşey sıradan bir günde başladı. gece yaklaşık 10 sularında ev arkadaşım salonda uyuyor bense mutfakta bilgisayar başında karıştırma yapıyordum. mutfağın camına çarpan garip bir sesle irkildim. yerimden kalkmadan bunun cama çarpan bir kuş olduğunu düşündüm. hemen fırladım. eğer kuş yaralandıysa yardım etmeliydim. mutfak camının perdesini hışımla çektim. bir yumurta, sarısı patlamış şekilde pencereden aşağı doğru süzülüyordu. gözlerime inanamadım. kuş olmadan uçmayı öğrenen bir yumurta? :S hemen saçmaladığımın farkına vardım ve içeri terliklerimle üst komşuya doğru koştum. kapıyı çaldım. 'sizin çocuklardan biri benim cama yumurta düşürdü herhalde' dedim. kadın bi kaç saniye yüzüme baktı, iyi niyetli mi yoksa kötü niyetli mi olduğumu anlamaya çalışıyordu sanırım. 'mutfak camına yumurta geldi de' dedim sevimli sevimli. 'ah, canım, karşı teyzenin evine de atmışlar geçen gün üç tane, kurumuş kalmış camda, söylene söylene temizliyordu geçen gün' dedi komşum. 'yaaa demek öyle' dedim, üst katın balkonundan aşağı doğru sarkarak yumurtalı camıma baktım, nasıl temizleneceğiyle ilgili düşünce bastı içimi, burnumu saran yumurta kokusuyla birlikte. sinirli sinirli aşağı indim, canım kuzenlerimi aradım, hemen gelmek istediler, 'yok' dedim 'gerek yok, gelmeyin' cool bir ses tonuyla. ama korkmuştum, neden bilmem, çok korkmuştum. o sinirle yumurtayı temizledim, en nefret ettiğim şeylerden birinin çiğ yumurta temizlemek olduğunu o sırada anladım. evde sinirli sinirli gezindikten ve bu sinir durumunda gamzoşu uyandırmayı başardıktan sonra polisi aramayı akıl ettim. pencereyi açtım, zaten çekmeyen turkcell hattımla pencerenin önünde, polisi aradım. polise, mutfak camımıza yumurta attıklarını söyledim, ev adresimizi verdim. çağrı merkezindeki polis camın kırılıp kırılmadığını sordu, 'hayır' dedim, 'cam kırılmadı ama YUMURTA KIRILDI!' ses tonumdaki siniri anlamasını beklerken polisden bir kahkaha yükseldi. o an polisin beni ciddiye almadığını hissetsem de 'çabuk' dedim, 'ekip gönderin buraya!' 'tamam abla, baktırıyorum' dedi polis. heee dedim içimden, heh şöyle yaa.. görür şimdi o yumurtayı atanlar, polis yakalar hepsini diye düşündüm. tabiiiii, ekip filan gelmedi. ev arkadaşım, 'kızım, gelse polis ne göstericeksin? bütün delilleri de temizledin! tam şu bölgeye gelmişti yumurta, ama sildik memur bey, siz de biraz erken gelseydiniz ahahahah' diye şakalar yapıp durdu gece boyunca. sevgilime mesaj attım. durumu anlattım, 'ne kastı olucak insanların hem size, hem de komşu teyzeye, çocukların işidir o' dedi. sevgilim de beni ciddiye almamıştı. dostlarım, gördüğünüz gibi bazen dünya yaşanılmaz bir yer haline gelebiliyor. ben de çaresiz yatağıma gidip kıvrıldım. olay kapandı zannetmiştim kiiiiiiiiiiiiiiiiii................
 
başka sıradan ve keyifli bir günde, yine evimizde sakin sakin uyuklarken, büyük bir gümbürtü koptu. ev arkadaşım uyuklamıyor, uyuyordu. üstelik de onu uyandırmamam için kesin emir vermişti. bu sefer gündüz saatlerinde kopan bu gümbürtüyü ben ciddiye almadım ve uyuklamaya devam ettim. yaramaz kedimiz olive can mutfağa girdi, ve bulaşıklıktaki bardakları devirdi herhalde diye düşünürken, mutfağın kapısının kapalı olduğu aklıma geldi. hımm, o halde şu olmalı, bu olmalı diye kendi kendime seneryolar yazıp uyuklamaya ve kopan gürültüyü unutmaya çalışıyordum. tam bu sırada evin kapısı çaldı. 3 tane 8 yaşlarında çocuk karşımda dikiliyorlardı. biraz suçlu, biraz da meraklıydı bakışları. 'hayrola çocuklar' dedim, 'şeeeeeeeey, abla, ımmmmm sizin eve top kaçtı mı acaba?' dediler. 'bilmem ki, bakiyim bi' dedim. tam içeriye yönelicekken 'eğer topumuz buraya kaçtıysa özür dileriz abla' dedi çocuklardan ikisi. diğeri bön bön bakıyordu. apartman koridorunda duvara yaslanmış poposunu duvara vuruyordu. sert bi bakış attım ona doğru, 'bin kere özür dileriz abla' dedi popoyu duvara vuran çocuk, 'evet bin kere özür dileriz' diye onayladı diğer ikisi. 'tamam, çocuklar, bakalım top burda mı, hemen özür dilemeyin öyle' dedim. içeriye yöneldim. benimle birlikte kapının eşiğine çıkan ve konuşmaları takip edip çocukları kesen kedimizi bir ayak hamlesiyle içeri aldıktan sonra kapıyı kapattım. mutfağın kapısını açtım, görmüş olduğum manzarayla irkildim. çaydanlık devrilmiş, kapağı bir yana kendi bir yana dağılmıştı. çaydanlığın altı ocağın üstünde sabit kalmayı başarmış ancak çaydanlığın üstündeki çay, güzeller güzeli mutfak halımızı adeta siyah desenli dandik bir halıya dönüştürmüştü. üstelik mutfak dolapları ve buzdolabı da çay içinde kalmıştı. tavuk pişirdiğimiz tava ocağın üstündeydi ve top da tavanın içinde. bi an topla göz göze geldik. ona ne söyleyeceğimi bilemedim. ocağın yanına gittim, topu aldım, topun tavaya değen kısmı yağ içindeydi, bi an, çocukların üstü yağ olur lan, sileyim bari diye düşündüm, sonra hayır be, bu olaya sinirlenmem gerekir benim, sinirlendiğimi göstermek için de yağı silmeden vermeliyim çocuklara, peh, dedim içimden. dış kapıyı açtım, merakla bekleyen çocuklara uzattım topu, 'çocuklar, çaydanlık devrilmiş, biraz dikkatli oynamanız lazım topu, öyle çok havalara atmayın, tamam mı?' dedim. 'tamam abla, özür dileriz, özür dileriz, özür dileriz' diyerek heyecanla top oynamaya döndüler. hemen içeri gittim, bir daha kaza tekrarlanmasın diye mutfağın ocak tarafındaki penceresini kapattım, diğer pencereyi açtım. sıcak bi gündü ve pencere açmalıydım, buna mecburdum a dostlar. içeri gittim, ev arkadaşıma baktım, uyuyordu, kesin emri vardı uyandırılmamak için, ne yapıcağını bilmez turu attım evin içinde. sonra dönüp mutfağı temizledim. bu olay da böyle kapandı derkeeeeeeeeeeeeeeeeeeen...............
 
yine artık sıradan olduğunu düşündüğümüz bir günde bakkala gittim. elim kolum dolu eve dönerken, bizim üst katta oturan komşunun oğluyla kapıda karşılaştım. çocuklara selam vermeyi, onlarla diyalog kurmayı severim. 'naber bicirik' dedim. 'iyi, siz hala taşınmadınız mı bu evden?' dedi. aman tanrım, bir çocuktan al haberi vakasıyla mı karşı karşıyaydım. tüm mahalle birlik olmuş, bizim taşınmamız için sabotajlar mı yapıyorlardı? şu çocuğu ajan diye kullansam iyi olucaktı, hemen gizli sorguya çektim, 'yok dedim, taşınmadık' 'papağanınız var mı hala' dedi çocuk, 'yok dedim kedimiz var' 'aaaaa, kedi papağanı yedi mi' dedi. demek şifre bu dedim içimden, demek herkesin kullandığı gizli şifre bu. aydınlandım. o an herşeyi anladım dostlar. çocuğa şüphe dolu bi bakış attım, bu ajanı aptal sanmıştım ama işini gayet iyi yapıyordu, acaba kaç para veriyorlar, kimin için çalıştırıyorlardı. anne babasının işi olmalıydı. çocuğa 'eeeee hadi görüşürüz, bıy bıy' diyip, olive canı yine bir ayak hamlesiyle içeri soktuktan sonra kapıyı kapattım. puzzleın parçaları birleşiyordu. gene de belki yanılıyorumdur diye kendimi sakinleştirdim ve bu olay da böyle kapandı diye düşündüm, ta kiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii...............
 
dün akşama kadar!
 
öğlen dişçimi arayıp randevu almıştım. fredy'nin kabusu dişçim ferit bana akşam 22.30 a randevu verdi. bi an şaşaladım ama çaresiz kabul ettim. dişçilerden hoşlanmam, gece 22.30 da dişçi görmekten hiç hoşlanmıyormuşum meğer. tedaviden döndüğümde saat 23.30 du. karnım acıkmıştı ve anestezili halde yemek yemek çok komik olabilirdi. hemen mutfağa koştum, dolaptan atıştırmalık birşeyler çıkardım, bir de adaçayı yaptım kendime. anestezili halde ağzımın yanıp yanmadığını anlayamıyacağım için bolca soğuk su koydum içine. bir şeye benzememişti. tam bu sırada ev arkadaşım göründü diğer odadan. peynirin kokusunu almış olucak ki, olivecan da koşturdu hemen mutfağa. ben, ev arkadaşım ve oli mutfak masasına oturmuş şurdan burdan konuşurken yine o sesle irkildik. bu kez dışardan gülüşen kız çocuğu sesleri, küfreden yaşlı bir teyzenin sesi de geliyordu. hemen atladım pencereye, yine hışımla çektim perdeyi. 'olamaaaaaaaz, yine yumurta atmışlaaaaaaar!' dedim. pencereyi açtım, löp diye yumurta kabukları düştü önüme. artık bu kadarı çok fazlaydı. karşıdaki teyze ve bizim mutfak camı yine kurban seçilmişti. teyzenin yumurta sayısını bu kez üçden bire düşürmüşler bizimkiniyse sabit tutmuşlardı. teyze cama çıkmış, söyleniyordu. 'söyle teyze söyle, terbiyesizlik bu' dedim teyzeye.  
benim terbiyem ulu orta küfretmeye müsade etmezdi. küfretme görevini böylelikle teyzeye vermiş oldum. sinirlendim çünkü yaaaaahu! biz camdan kim attı acaba diye bakarken, oli evin erkeği olarak derhal önümüze geçti. camdan kafayı uzatıp durumu yokladı. yumurtayı kokladı, o da beğenmedi. sonra sırtını kabarta kabarta yürüdü camda, kaplan yürüyüşüyle daaa yumurta atmayın lan der gibiydi. tabii atıcılar görüyorlarsa. oli'yi kollarının altından tutup kucağıma aldım, sinirli turu atmaya başladım. ev arkadaşım da inanamamıştı bu sefer. insanın başına bir şey iki kez gelince duyarsızlaşıyor demekki. bu kez polisi aramadık. ev arkadaşım bezi aldığı gibi ortalığı temizledi. sonra bezi çöpe attı. 'bu ne beeeeeeee, vır vır vır, dır dır dır' diye söylendim. sonra aile meclisini tekrar topladık sevgili tostlar. bu durumla ilgili ne yapabiliriz konuştuk hep birlikte. aklımıza şunlar geldi:
1) olayın tekrarlanma olasılığını göz önünde bulundurduğumuzdan dünün tarihinden 15 gün sonrasında elimizde tavayla camda bekleyeceğiz. böylece atılan yumurtayı tava ile hooooop, tutacağız.
2) mutfak camımızı kapattırıp yerine duvar ördüreceğiz.
3) yumurtaların nerden alındığını saptamak, dolayısıyla da atıcılara ulaşmak için, civar marketleri dolaşıp tüm yumurtalara gizlice kod yazacağız.
4) mutfak camına gizli kamera yerleştireceğiz. günlük kamera kaydı tutacağız.
5) yumurtayla bulaşan bir hastalık olduğu söylentisini yayıp atıcıların yumurtalara ellememesini sağlayacağız.
6) yumurta atmayı sevenler derneği kurup, onları dernek üyesi yapacağız. kendilerini bir şeyin parçası hissederlerse, düzelirler umuduyla.
7) mahallede kaşıkla yumurta taşıma yarışı yapıp birinci olana oyuncaklı yumurta armağan edeceğiz.
8) atıcıların ergen olduğunu düşündüğümüzden aleeaddinin sihirli cinini çağırıp insanların ergenlik yaşamadan yetişkin olması dileğini tutacağız.
 
toplantı sona erdiğinde oli  sadece miyuv diyebildi. anlaşılan karnı çok acıkmıştı. onun için pişirdiğim fasulyeleri yemediği gibi, bulgur pilavını da yememişti. çaresiz konserve mamasından bi parça verdim. 
 

 


Comments

inan6666

Fri, 22 May 2009 09:17:13

çok eğlendim.

 

absence of mind

Fri, 22 May 2009 09:28:01

sounds familiar:)

 

emre dölözoğlu

Fri, 22 May 2009 11:23:26

bir cirpida okudum

 

emre dölözoğlu

Fri, 22 May 2009 11:24:27

da ayri olmaliydi, affiniza sigindim ...

 

silky kata

Fri, 22 May 2009 18:50:39

tavadaki yağın top darbesiyle çoktan etrafa feci şekilde ve bilumum yönlere doğru sıçramış olması gerekiyordu. not edeyim.

hikaye güzelmiş de gerçekse tabi feci şu an benim ettiğim şu laf. tam gafa girer!

ben olsam mahalledeki bir iki velede bir dahaki durumda yumurtayı atacak olanları tespit için ödül koyduğumu çıtlatırdım. bütün gün mahallede gözcülük ederlerdi. haber çocuktan gelir hep.

emre: ismin de hali o! yerinde kalsın, ayırma lütfen.

 

Sahlanankoc

Fri, 22 May 2009 23:18:43

harika olmuş sevgili topuk.. çok yaşa..!

da beraber sevgili dölözoğlu.. sorun yok..

yumurta taaruzuna karşı ne yapabiliriz diye düşündüm de, bir zihnisinir procesi edası ile çözdüm olayı..

mutfak pencenizin dış yüzü ile apartmanın dış cephesi arasında bir miktar boşluk olmalı..

yani apartman dış duvarı ile pencereniz aynı hizada değildir.. pencere bir miktar içeride kalır ya.. hah..

işte şimdi hikayede yahut gerçek hayattaki kahramanımız aşağıya iner, caddenin diğer ucunda bulunan nalbura doğru şıpıdık terlikler ile seğirtir.. pencerenin en ve boy ölçüsünden 5er cm fazla ölçüde naylon sinek telini satın alır.. ki 3-5 milyon bişiydir.. eve gelinir ve hafif tehlikeli maceralı bir işe girişir.. pencereden yarı bele kadar sarkarak dışarıdan ağ ile pencerenin önü kaplanır..

eğer yumurta sekip geri dönsün isteniyorsa gergin ya da eğer alt tarafa konulacak bir sepet marifeti ile yumurtalar toplansın omlet bedavaya gelsin düşüncesi hakimse hafif gevşek ve ortaya meyilli bir şekilde 8-10 adet çivi marifeti ile dış duvara çakılır.. dış duvarla pencere arasındaki yaklaşık 5-7 cmlik fark sizi hertürlü kötü niyetli korkunç yumurtadan korumaya fazlasıyla yetecektir..

artık çocuklar sizden korksundur..

ilerleyen aşamalarda bu pasif güvenlik tedbiri yerine "en iyi müdafaa taarruzdur" mantalitesi ile üreteceğimiz hareket sensörlü karşı yumurta fırlatıcı üzerinde çalışmalara başlayacağız..

 

apartman topuk

Sat, 23 May 2009 07:48:05

öncelikle bu güzel yorumlara çooook teşekkür ederim.

sevgili mind, bu olayların sana da tanıdık gelmesi ne kadar enteresan bir olay değil mi? demekki bizden başka insanlar da aynı şeyleri yaşıyorlar. tesellim için büyük fayda sağladın bana.

sevgili dölözoğlu, çırpıda kelimesindeki da'yı çıkardığımızda kalan çırpı bana çırpmak eylemini çağrıştırıyor, o da yumurtayı hatırlatıyor. dolayısıyla bırakalım da birleşik kalsın. hatta bütün da'lar yumurtalara karşı birleşsin!

sevgili kata, tavaya bir şey olmadı okuduğun üzre, muhtemelen top tavada sekti çaydanlığa çarptı ve tavanın içinde güzelce yerleşti. tavanın içinde de çok miktarda yağ yoktu, sadece dibi yaplıydı. diyet yapan biri olarak yağlı söylemlere karşıyım.

sevgili koç, sineklik olayını cidden düşündük. bu hafta içi ilk iş sineklik almak olucak. hatta yapı marketlerdeki çalışanlara camlar için geliştirilmiş yumurtalık var mı diye de soralım dedik. zira sineklik sinekler için diyyy mi?

sevgili topuk, zırtsofism bu kadar saçmalamayı aynı anda kaldıramayacağından artık ceneni kapa. senin susman için de ayrıca çözümler gerekli.


 

suphi

Sat, 23 May 2009 12:29:02

Sonundaki beyin firtinasi sonucu ortaya cikan oneriler harika olmus.

"Sineklik sinekler icin degil mi?"
Tas savar geldi aklima.
"Dar Alanda Kisa Paslasmalar" filminden..

 

kopanisti

Mon, 25 May 2009 00:38:39

bu kadar önemsenesi, üzerinde projeler oluşturulası hadiseler değil, dünyada ne kederler var.

 

absence of mind

Mon, 25 May 2009 05:20:16

kopanisti: dünyadaki bir çok kederin başladığı yerdir, insanın içindeki hiç tanımadığı bir insanın camına yumurta atma isteği..fall adlı bir film var..orda angry people diye tanımlıyor böylelerini.bulunda izleyin..eğlence biçimi bu olsa bile yanlış.anlamsız..yumurta atan,taşta atar, atom bombası da.yazıyı sevdim.ellerine sağlık arkadaşım.

 

kopanisti

Mon, 25 May 2009 06:54:05

her insanda vardır kızgınlık yanlışlık ve anlamsızlık,
yumurta atan pasta da ikram edebilir çiçek de gönderebilir

 

Sahlanankoc

Mon, 25 May 2009 06:57:12

yani..?

 

apartman topuk

Mon, 25 May 2009 07:05:23

hr insanda bazı temel duygular olduğu gibi sadece bazı insanlarda sense of humor vardır.
sevgili kopanisti, tabi ki bu olayı önemsedik. kafana yumurta atılınca 'tanrım dünyada ne kederler var başka' diyip tepki vermiyorsan o senin büyüklüğün.
olayı hayatımızın merkezi hale getirmiş olmasak da espirili şekilde yaklaşıyor olma fikri hoşumuza gitti.
yazının sonundaki projelerde görev almak üzere, bence, seni de çağırmalıyız.

(bu yorumla pasta mı attım, yumurta mı acaba?)

 

kopanisti

Mon, 25 May 2009 07:09:28

pasta olarak algıladım, yumurtasa da kabul eder menemen yaparım

 

dejavuu88

Mon, 25 May 2009 09:21:49

Herzamanki gibi başlayan bir günde; hiçbir zaman normalliğine kanaat getirmediğim 46 ıq kuzenim ve bendeniz şehre inmek için -evet şehir doğru duydunuz, dağın başında yaşamaktan İnce Mehmed forever adlı eserle beyaz perdeye geri döneceğim- davrandığımız bir anda zamanında geldiğimiz halde bahsi malum olan otobüsün ardından hiç şaşmaksızın her seferinde 200 metre engelli koşu ve ardından sesli iletişimin işlemediği emektar iett şöförümsüsüyle başlayan, günümüzün devamında otobüs içersindeki yarı insani ilişkilerin gelişme çabası gölgesi altında yaşanan kadim çile ve anlamsızca geçen dialoglarla gerçekten de getirdiğim ilk kanaat bunca rutinde, hele hele karadenizli hemşerilerimle geçen dialoglarda insan ilişkilerinin her birinin sonu bitmek bilmeyen bir ızdırap seansı olduğunu ve akbil sırası denen o mutualistik organizmanın kaotik davrandığı çıkarımlarını yapma başarısı gösterdim.

Ancak bunların artık bir rutinin teklemeyen ağır aksak bir dişlisi oluşu nedeniyle, aralarında saydıklarımın da yer aldığı bu hadiseler hayatın bakkaldan alınan bir sulugöz şekeri olduğu ve az yaşayanına da ızdırap oluşu netekim aşikardır.

Daha devam etmek gerekirse bilumum temel ihtiyaç servisi başındaki sorumlu veznedarla sonu bitmek bilmeyen Çiçero'ya bile ayakkabısını ters giydirten mütemadi münazaralar, ardından etik ve sosyopolitik gerçeklerin her daim oluşturdukları "Dursun-Temel" fıkralarında yer yer başrol yer yer ise figüran olarak yer almam ve Moliere'in cimrisinin tekrar revüzyona ihtiyaç duyduğunu gösteren değerli çevrem; sağolsunlar her günümü bir seinfield tadında geçirmemi sağlıyorlar.

Velhasıl kelam sebinin topuyla, tıfılın attığı yumurtayla gününüz dönüşüm geçiriyorsa helal vallahi...

Hamiş: anlatım güzel ve eğlenceliydi efenim.

 

apartman topuk

Mon, 25 May 2009 14:33:47

öperim... :)

 

reasonablemans

Mon, 25 May 2009 15:22:07

Çok başarılı bir yazı olmuş,

Manolya filminde eksik kalan bir hikaye sanki?

Magnolia Tagline:
"Things fall down. People look up. And when it rains, it pours."

 

dejavuu88

Wed, 27 May 2009 02:10:24

Aklıma dehşet bir anım geldi ve ürpertim hala süregelmekte.

Küçükken kuzenlerimle terastan aşşağıya erik çekirdeklerini büyük bir haz duygusuyla atıverirdik ve erikzade şahsiyetin kolbastı hareketleriyle kendini savunmaya kalkışını izlerken bastığımız kahkahayla tüm mahalle inlerdi. Galiba ileri senelerde bu benim otomatik piyade tüfekli bir katil olacağımı gösteriyor. Bugün erik yarın kurşun..

Şu an içimdeki hüzünle bezeli endişeyi saklamak taraftarı olsamda artık buralarda barınamayacağımı anladım ve hemen gidip başka kıtaya bilet alacağım.

 

kopanisti

Wed, 27 May 2009 02:24:19

japonları bilirsiniz dejavuu88, çok nazik insanlardır, karşılaştıklarında birbirlerine yerlere eğilerek selam verirler, gururları kırıldımı harakiri yaparlar, siz konuşmadan asla konuşmazlar gibi pekçok medeni ve insani davranışları vardır. gelgelelim yılda 16000 tane balina katladerler, hemi de yasak olmasına rağmen, bu balina katleden japon kısmı eminim ki çocukluklarında kimsenin camına yumurta neyim atmamış, balkonlarına top kaçırmamış, çaydanlıklarını devirmemiş, hatta maalesef hele hele sizin gibi erikleri yeyip yeyip aşaya çekirdeklerini atmamışlardır. yapmaz bunları japon insanı.

 

Sahlanankoc

Wed, 27 May 2009 05:11:03


neden bu kadar uzadı bu konu..?

sosyolojik çıkarıma ne hacet..?

oku eğlen bitti işte.. otomatik tüfek alma eline elbet dejavuu88.. ama bu yazı zaten bundan bahsetmiyor.. "noolacak bu çocukların hali..?" diye bir önermesi yok..

dip not olarak: japonları kendilerinden midem bulanacak kadar iyi tanırım.. bastırılmış karakterleri yüzünden kendilerine bir üstleri ne emrederse onu yaparlar.. bu astlık üstlük meselesi toplumun her kademesinde vardır.. asker gibi adamlar.. kendi kararları kişilikleri yok.. varsa da kıdemleri, statüleri kadar var..

-eleman balina vurulacak..!
-haii, vakarimaşta..
-eleman aferim..!

 

absence of mind

Wed, 27 May 2009 08:00:17

benim dediğimden yola çıkarak demiş olmalısın dejavu..yazıyı sosyolojik çıkarsamalara sürüklemeye gerek yok daha çok..erik attın diye diğer bir gezegene gitmene gerek yok..biz eğleniyorduk kendi içimizde, kop dedi, önemli meseleler var iken buna bu kadar da takılmayın diye..ben de o kadar da önemsiz olmadığını anlatmaya çalıştım.

ev arkadaşıma dedim, bir insan neden yumurta atarki diye, ben de atmıştım vaktiyle dedi, geri dönüyorlar o zaman dedim...al bu camı sen temizle..bunlar senin yumurtaların.güldük, geçtik, bitti.

 

kopanisti

Wed, 27 May 2009 08:16:30

konuyu lastik gibi uzatacağımdan emin olunuz,
sırada psikolojik çıkarımlar da var
sonra detaylandırırz gene,
bi toparlıyayım önce...

 

inan6666

Thu, 28 May 2009 01:11:54

soyuldum. çok eğleniyorum bu ara.

 

kopanisti

Thu, 28 May 2009 01:18:01

nasıl yani azizim, hırsız mı girdi reel anlamda

 

dejavuu88

Thu, 28 May 2009 01:19:20

herşeye hemen inanan bir kişilik olarak, hırsız mı girdi evinize geçmiş olsun demek istiyorum inan6666

 

kopanisti

Thu, 28 May 2009 02:29:42

http://www.dailymotion.com/video/x2jt0c_ceza-fark-var_music

 

inan6666

Thu, 28 May 2009 02:43:33

yazdım yükledim. vukuat var azizim.

 

apartman topuk

Thu, 28 May 2009 09:13:45

sevgili 6666;
geçmiş olsun.

sevgili okur yazarlar;
az önce başıma gelen başka bir ilginç olayı da paylaşmak isterim derhal.
kedime mama almak için evin yakınlarındaki petshopa gitmek üzre evden çıkmıştım. yolda iki velet gördüm. karşıdan yürüyorlardı. aralarından tır geçercesine bir mesafe olmasına rağmen sohbet ediyorlardı. bu veletlerden bi vukuat bekliyordum ki, topallayarak biri burnuma kadar yaklaştı. 'ablaaaaaa, burnun kanıyor' dedi. içim hop dedi. tanrım durduk yere, üstelik hiç hissetmeden burnum niye kanasın diye düşündüm. beyin kanaması mı geçiriyordum, yoksa tansyonum mu düşmüştü, yahut kılcal damarlarım mı zortlamıştı. elimi burnuma götrdüm, sümük siler hareketle burnumu yokladım. ne kan vardı ne başka bir şey sevgili okur yazarlar...
sanırım bu mahallede herkes bir acayip. ya olay istiyorlar ve çıkarıyorlar, ya da hayal güçlerini kullanarak olay yaratıyorlar.

mutlu günler yaşamak dileğiyle...

 

kopanisti

Thu, 28 May 2009 22:41:55

veletler çok eylenceli,
bundan sonraki ilk karşılaşmaya sıkı hazırlan, öyle bişe yapki onlara dipleri düşsün, hadi göreyim seni ...

 

untouchablezen

Sun, 31 May 2009 14:38:11

Sen beni güldürdün, Allah da seni güldürsün.

 



Leave a Reply