Görebiliyorum, ardındaki tuvalin saflığını! Keten beyazı, gün sarısı lekelerini… karanlık değil bu iz düşümü dokunuşların. Beyaz değil, zaman almış bu fırça yolculukların. Baştan aşağı, ezelden ebede doğru ruh salınımlarım. Kulağımı boyayabildiğim kadar katlediyorum. Görebiliyorum bakışlarındaki üzüntülü heyecanı, dokuyabiliyorum.
Eğriliklerim ve dönüştüğüm karanlık benliklerim. Sıkıldım bu hasta halimden, bıktım bu ben olmayan varlığımdan. İdamı gecikmiş yeminlerim ve öğle sonu masalları. Her yudumda, eksilen o kutsallık. Her dilimde akan o karanlık. Ulaşılmaz bütün cehennemleri ben kuşandım, kaldırın omuzlarınızı, öldürün ellerinizi, cenneti ısmarladım, onsuz olamayacağına yemin eden sizleri. Kalmadı tek bir tutuşmuşluk, ne de zalimlik, hepsini ben sürükledim, varlığımın sevap kürsülerine. Günahımın tükendiği zamanlardan birindeyim, günahsızlık yalanıyla. Bu vagonun en sonunu ortaladım, kendime dair her şeyi karaladım. Bakın, sadece bakın; camlarını kendime aynaladım! Artık yok başka bir şeyim…
Bir opera sabahıydı; uykuya daldım. Rüzgarın tutunduğu perdenin ayazında üşüdü bakışlarım. Uzandığım düşümde, rüyamı sayıkladım. Ilık bir suydu, ayak uçlarımda kendime katlandım. En derin yaramdı, eşeledim acımadım. Altıların enflasyonuna rağmen düşeşe tutunmadım. Kronolojik birkaç heykeli belki, kriminolojik çamuru asla!
Çapraz yırttığım yüzümde eğdim önce duruşunu, sonra görmeye çalıştım:
Sen bir çingenesin, o döşenmiş bakışların ve başında sarılı belirsizlik. Perçimlerinle daralttığın alnın kadar dünyan ve ziyaretçilerin. Ayaklar altında yüzün ve bedenin, yum gözlerini eziliyor göz bebeklerin!
Savruluyor derinliklerini tüllendirmek için kum zerreleri. Dokunmak için eğildiğimde, yükseliyor hayalin, yükseliyor sessizliğin. Sadece seni çizene yorgunluğum, halsizliğim. Solgunlaşmış sesin ve nefesin, yum gözlerini yıkılıyor gök yüzü heykellerin!
Sürükleyerek adım atıyor, iz bırakıyorum ardımda; rüzgara rağmen! Elerim göğsümün hizasında beyaz bir lale. Ardıma doğru savruluyor beyaz yelkenlerim, engel oluyor, ölüyor küreklerim. Kükrüyor dalgalarım, küçülüyor yaratıklarım, susuyor sustuklarım. Diriliyor sessiz çığlıklarım. Toprak yalın, zaman kısa. Uzanamazsın dilimdeki varlığına, ellerin kör. Çıkamazsın açığa, varlığı yetmezmiş gibi, korkaklığın dilsiz bir ağma.
Çalıyor gong, vuruyor renk yankılara. Yükseliyor ses, tizleşiyor nefes… Çalıyor gong, vuruyor renk yankılara. Şimdi sessiz ol, duymasın dudakların kulaklarımı. Sadece kıyımda kalsın adımların. Kirletmesin dalgalar varlığını. Burası, Kızıl Deniz; ustaca kullanmış pervane usturasını. Ölümü yaşatmaktan vazgeç, rahat bırak intiharlarını. Burası, Nil…
Yağarken varlığın, ıslandı yağmurlarım, duruldu rüzgarlarım. Çalıyor gong, zaman doldu. Şimdi dinlenmek için ölüyorum, diriliyorken uykularım. Boş ver geçmişi, boş ver geleceği, boş ver zamanı. Kus dehliz zehirlerini. Unut insan kıyımlarını. Sadece buradaki gibiyim görmesini bildiysen. Sadece gözlerini kapattığın kadar eksiğim, bilmeye cesaretteysen. Şimdi, artık daha fazla rahatsız etme suskunluğumu; uyur gibi uzan, susar gibi konuş ruhuma. Bölünüyorken varlığıN(MA)…