Piç oğlanın alıştığı miras yedilik ve yakıştırdığı hırsızlık erdemi… Kendini zorlasa da kusamaz zehrini. Ölmüş cesedini, sayıklar ruhuna zerk etmiş, elim kekresi. Uzun bir zaman var bu günden yana solmayı hak eden. Uzun bir savaş var, sonunda hiçliği fetheden. Piç oğlan, hep unutmakmış kaderi. Şarkısını söyleyip uyutmakmış emeli.
Bütün kaldırımların yarım kavşağı ve değişimsel sanrısı. Ucuz kadehlerden pahalı sarhoşluk beklerken, düştü kırıldı küfesi. "Seni hiç gözüm tutmadı" derken, kendini fermuarladığı yarım heves nefesi. Eski sesleri duyarda söylemez, saklar olmayan becerisi. Piç oğlan, seni vurmuştum bohem-gafil savaşında. Sonra hatırladım unuttuğumu, sen zaten ölü doğmuştun. Ölüm; haline onaylı, tısladığın dünyaya yeminliydi.
Uçurum dokunuşlardan sonra tetiğin en kanlı namlusu ve sesler. Hepsi kendi halinde meçhulü dikizler. İkircikli bakışların ardından boşluğu gizler. Kaldır başını bak, toprak saçtığın gök yüzünü kazma kürek temizler. Bir fanus taşır durur elinde, içinde dünya bakışlı ağıt, dışında cehennem nakışlı karanlık. Kaç kere susmayı unuttun ki, söylediğin her şey ayıp. Omurgasında beslediği yarasalar, eteklerinde otlattığı zangoçlar… Sen kaç kişilik bir ihaneti taşıyordun ki vardığın her şehir kendisini sokaklarında gizler.
Şimdi burada veya uzak bir diyarda, kendimi söylemeye yemin ettiğim kelamlarla vuruyorum. Nil' i ters akıtan dua kadar Firavun bir çölde yaşıyorum. Zerrelerde boğulup, Ummanlardan taşıyorum. Şaşkınlık, eminlik, kendini saklayan sessizlik ve fısıltı hükümdarları… Kimliksiz cinayetler sonrasında kanımızı silemediğimiz ruh beden cepleri. Annesini üç kere emip, babasından milyon kere doğan bir acuzedir, bu çocukluğunu terk eden fikir cahilleri.
Gözlerim açık, artık buladığım dünya şahsım kadar güvensiz. Dişlerimdeki bu kan lekesi, şşşşşşttt kimse duymasın, belki de bütün masumların hevesi. Piç oğlan, ben üç kişilik öldüğümde sen dört kişilik eksiliyordun. Şimdi söyle bana, bu öldüğün yer bu öldüğün zaman, beni kaç yaşımda doğmaya zorladı. Ölmüş ebemin parmaklarında kundak yerine kefenimi biçmişler. Okuyayım diye hece taşımı bilmediğim lisanda karalamışlar. Şimdi söyle bana, sen kendini becerirken, kaç cesedi gebe bırakıp da kendini inkara kalktın. Ben sessiz harflerle anlamsızlaşırken, sen sesli harflerinle anlamsızlığımı ikilettin. Sen benim, ben senim… yani biz ikimiz biziz… ikimiz üçümüz kadar bir şey. Olmadı böyle bir çelişki. Aslında hiç kimse kimse değil, hiç kimse de kimseye benzemiyor. Aslında çok çalkalayınca, mevzunun gazı kaçıyor. Ört peçeni, karart şu sahte nefesini. -- A.Y.