Kopardı dalından yalnızlığı kuytularım. Saklandı hep biçare dehlizlerde…
Evet buradayım evet ayakta dilim dolandı gözüme sadece bakakaldım çaresiz insanlarıma…
Konuşmayı unuttum körlüğümden susmayı unuttum terk edilişlerimden. Ayrıldım hatta terk ettim kendimi ama nafile bitmesini istediğim kaçıncı sondu bu yeniden başladığım. Ah şarlot zihnimi gölgeleme yeter. Kendime sığındığım anlarda kendime karşı kaybettiğim zaferlerdir onun adı evet mezar taşı.
Parmaklarım kırıldı çoğu zaman, kelimelerim yüklemini kaybetti bir yere varmadı ya ben ya sen…
Düzelttim kelimelerimi yanlış anlama ben hala sana ve her şeye bozuğum…
Artıklarımdan beslenen koloniler kuruyorum her terk ettiğim yalnızlığa.
Yüzleri olmuyor geri dönüş çukurlarına çünkü yüzlerinin derisi soyuyorum ve kendime ayakkabılar eskitiyorum. Kalkanım var artık kahpelikten yaptım onca dostuma karşın yalandan duvarlarıma inat…
İnsanlığıma yazdım anlaşılmak değil bu isyanda değil herkes sinmiş başkasının gölgesine zavallı düşler tatmin peşinde kim cesur en korkağı benim alayına…
İzdüşümümden çırpınan sevdalarıma inat en olmazlarda varım. Devrik tüm cümlelerim bir bütün olsun ve sana lanet.
İçtiğim her yudumda cehennemi alıyorum bedenime evet yanıyorum soğukluğundan,
Hiçbir kelimem ulaşmaz sana bu yazdıklarımda saçma sana ve bana
Ben bu muydum galiba: evet cevap veriyorum sen,
Biliyor musun şarlot Fransız kadınların gösteriş için taktıkları özel bir şapkaymış. Seni düşündüğüm zamanlar iki tane çelişki yaşıyorum ya gösteriş için seni düşünüyorum yada sen… aman neyse…
Bunu da bilme bilinmezliklerine göm…
Laf kalabalığı argümanı bozan şarapnel parçaları hepsi bu ziyan dönüşümsüz heyecan boşalan ruhum cehenneme…
Yazmak hiç harcım olmadı. Güzel şeyler nasıl yazılır öğretir misin bana?
Ya kendine bile söyleyemediklerini anlatır mısın?
Neydi ki onca alıp veremediğimiz kendimizden,kendimizden ibaret labirentler içinde kaybolurken
Yalarken suskun yakarışları birazda değil mi inanç çabaları
Ama önce kendine inan ve kendine gel sonra ben yokum zaten
Hayat acımasız
Yakınına aldıkların en büyük düşman
Ağlama gözlerini kanat
Tenimde tarifsiz acılarına inat…
Edebiyatı yine katlettik ama dedim ya edepsizin tekiyim.
Yazarken kırk aruzu vezni kaybolmuş heceyi adını unuttum
Sahi adın neydi
Ya da sen kimsin artık
Gel ve git biraz met cezir dalga kıran sonu olmayan hikayem.
Çocuktum saklanırken senden birazda körebeydim severken sobelendim sana gelirken ama oyun ya bu yine ben kaybettim.
Şimdi büyüdüm …
Sayende…
Bak kaç gül kanattım mezarına gelirken ellerimi kestim bilerek dikenlerimi ayıtlarken ama orada ben yatıyordum ve ben ölmüştüm kendime ağladım kendime güldüm…
Melekler dokundu sorgusuz zamanlarıma şeytanı özgür bırak dedi tanrı ve karşınızda
Alkışlayın lütfenbu yazım dili de öldü onla birlikte…
Kurmacaydı hayat bazen biz acaba derken olup biten suni teneffüs araları, o kadar çok yalnızız ki bunu kimseye söyleyemeden içimizdekilerle yok olacağız…..
Şimdi çevir gözlerini içe
Beni dışa
Sustuğun süre boyunca konuş
Oturduğun zaman sus
Vakit kaybı telafisi mümkün olmayanzamanlar işte… o zaman değsin…
Gözlerin vardı ıslak geceme isyan
Haykırışlarımda boğulan onca şeytan
Bir köşe başında beynime sıkarken sana olan umutsuz duygularımı, gözyaşlarım kırmızı akmıştı.
Kendi kanımda gördüm seni ve şunu anladım ki ölürken sana aşık olacaktım.
Benden yansıyacaksın ve benim olacaksın.
Korkma sakın pervasız hayal dünyasında sürüklenip giden onca cengaver arasında cenk ettim
Ve defalarca öldüm…
Şimdi gidiyorum sessizliğe
Beni bana bırakın
Yeterince saçmaladım yaşayarak…
Her kelime bilinçsizce çıkarken sonsuz yanlızlığıma tüm yalnızlıklarıma selam olsun…
Saygılarımla…
Comments
silky kata
11/21/2008 2:21am
off shadowy off!
nasıl bir yazmaktır bu yahu!
soğuk, insanın içine işleyen bir Paris akşamında yalnızdım ben. düşün bir! Paris'te yalnız olmak! öylesine iğnemsi hisler geçti kalbimden, sonra bıraktı bedenimi... bir sokağı döndüm, daracıktı zaten... karşıma çıkan bir atölyenin kapısını açtım, girdim içeri... bonsoir mademoiselle! dedi. bonsoir monsieur! dedim. asseyez-vous s'il vous plaît! dedi. oturdum. o an ortamda iki nefes salınıyorduk tablolar arasında belki bedenim ısındı ama kalben hala yalnızdım soğuktum.
işte öyle bir hisse kapıldım bu yazını okurken yine...
Aptallığımın ayak izlerini, korkak adımlarınla izle… Korktular beni tanıyanlar. Kaçtılar artıklarıma muhtaçlar… Gölgem doğdu. İnsanlığım kahroldu… Karanlığı sağır etti. Suskunluğum… Dost postuna bürünmüş maskelerimi… Kendimden defalarca gittim. Yolun sonu sendin. Yolumu kaybettim. Kendime geldim… Düşlerim ağırdı. Şeytanlar ve melekler Suçsuz hamaldı Taşınmaz günahım Tanrıya Cehennemde seni yarattım kendime………………………………………….
Hikayem yeni başladı, yok olurken. Dinle gözlerimi dudaklarım kanarken. Bu isyan benim kendimde senim. Suskunluğunda aşıktım sana; korkak bakışların ruhuma heba. Tırmalar beni kusursuz dizeler. Nevri isyan var şehrimin arka sokaklarında. Şairliğinle dalga geçer bu naçizane ve virane yoksulluğum.
Ey aptal aşık yanım başın sağ olmasın . Kes kelleni Kes dilini Kes elini
Girişimimdeki müfredata uygun düşmeyen, düşüncesiz kelimelerim ezikliğime ziyan olsun. Şimdi sen pamuk uykularından uyan prenses Alçalmış insanları sevme sakın Onlar irtibatı çoktan kaybetmişler.
Yunus ağlar Kalbi çöpümle dolar Karanlığıma küfret Güneşim kanasın Mastürbasyon el çelişkilerinde…
Düzgün yazmak hiç harcım olmadı. Çocukluğumu köşe başlarında satarken… Herkesin kafası bir milyon anlamak için o kafayı yakalamak lazım yoksa okunmaz mektuplar yoksa girilmez ortamlar. Ciğerim ne zaman parçalanır kaç kovada boğulurum ya da duman hezeyanı boşa dinleyiş…
Korkular acımasızca bilinçaltı kefenine gömüldü. Bir gün diyorum bir gün dinlersen kendini ; korktuğun şeyin yalnızca kendin olacağını fark edeceksin.