Parmaklarını seviyordum, hafif küt tırnaklarını… uçlarından lezzetli şeyler dökülüyordu. Bazen boyardın onları, sevmezdim boyaları ama ona yakışırdı. Renkler ve tatlar karışmıştı ne de olsa. Elma diye yediğimiz kırmızılar, şeker diye yediğimiz kavanoz dolusu kahverengiler vardı. Utanmadan raflarda duruyordu bunlar, bence hepsi birer sanat eseriydi. Gülmek gibi, ağlamak gibi. Ağlatan tozlar ve güldüren içeceklerin yanında, aşkınızı tazeleyeceğiniz dondurmalar… hepsini satmaktan ziyade, yeni kavramlarla tüketmeye çalışıyorduk. Yediğimiz elma, Adem’ in elmasıydı ama sadece önüne Lipton konmuştu ve indirimde olan bir poşet çaydı... tek korktuğum ise, parmaklarındı. Ya bir gün öyle tüketilirse, boyanıp tatlı diye satılırsa? Sürülebilir olursa parmakların, başkaları ekmeğe sürüp yerse onları? Toz haline getirilip içilirse parmakların, başkalarını güldürürse… o zaman tükenirim ve yıkasan da, boyasan da geçmez lekesi.
ah o parmaklar! ojesiz hep kısa tutulan tırnaklar! klavyende bastığın tuşlar olsaydım ya! cep telefonun da olabilirdim yediğin çukulatanın kağıdı da. yeterki bana dokansın o parmaklar
Reply
inan6666
11/20/2008 10:11am
parmaksız hatıratı:
gömdüğüm güğüm güm deyi gürlüyor, parmaği misal tosbağa kapmış, niyet yoktur ele vermağa. belki tazeliktir ölü çağaran. kepazeliktir en mahrem yalan: seni seviyum. seviyum. alüminum. satılık hissin senin beş parmaan beşi bir mi ? bu da ayrı minval maval dei mi ?
parmak ayrı hesap verir mi ? göt natura beleş fatura sikler mi hiç ?
siklemez. parmaklarına işeyim senin. bet kelamı kavlen bunnile üfledin kurdun dei mi ? kimse demesin dei kesti parmakların iki beşi, nerdeise hepisini.
scarlett johansson' a tırnaamı vermem, işarat parmaam monica' ya armaanım olsun.
Reply
monique
11/20/2008 10:16am
parmak:
vezirparmaa gibi hazırparmaa şunu bunu yazarparmaa suratımı çizerparmaa kıral gibi güzelparmaa doladı mı üzerparmaa avaredir gezerparmaa sana bana kızarparmaa şeytan kime nazarparmaa