hava alanı yolcu sayısı kadar sabit yok değişken aralıktan gidip gelmeler geçitte yoklama tehlike içinde sinyal çaldıran kemerler bağ çözlülür konar kenara kemer mi ayak bağı plastik kartlar havası gucci gücü hava alanı cabası yolculuk nereye kızım demedi teyzenin bir teyze olduğu anlaşıldı sona yaklaşırken yetmişin onu kalmış dakikalarda bir ömür özeti başladı bir dokunuş bir soruyla adın ne senin kızım omzumdan kaçan parmağıyla döndüm baka kaldım pırıl pırıl kömür karası gözleri ta içime daldı izinsiz yerim koridordu gelirken görmüş bakmamışım aksayan bacağına dikkatim eşarbına takılmış güzel sütlü kahve deseni kahve beyaz entarisi uyumlu babet ayakkabıları şaşırtmış çarık ismi hatırlamamışım niyetim ne ise Ramazanda su şişesi alıp yana iki yana kay kurmalı halde kalmışım portakal aklımda otomatik yok ve dudaklarım kurutup içime yayılan nefesi koklamışım istemeden istemek gerek ihtiyaç kızdım neden bu koku tesiri bana pencereden küçülen yollar hayran olduğum yılanlar bereketli tarlaların sınırları ip atlıyor toprak aralarında yer alanlar toprak çatı evler ağaçlar dalmışım ağzımın kuruluğu boğazıma yayılmış yudum yudum şişelenmiş su akıtmışım başım tesbihini gördü elinde gözüm takıldı bu kez gözüme gözü dudakları hafifce kıpırdadı sessiz akdı gözlerinden sözler rahatsız etmeyeceğim seni tastamam anladın teyze konumda bu durum olduğu halde sen rahatsız etmem demem yolunda yolumda hakikaten tesadüfen yan yana bilseydim hayatını ona sığdıracağını baştan yetmişini sana ayırırdım candan de benim hayatım anlat bir ismimdi usulce sorduğun onun içinde unutup iki daha sorduğun Hanife ana dul kalmış yirmibeş yaşında trafikte kaybolmuş genç kocası ve kırk yıl evvel kesilmiş bacağı hemen eşinden sonra vardığında takma bacakla oturmuş yanıma oğlu otuzunda evlenmek istemez ana der yalnızlık Allaha mahsus oğul serbest meslekte evlenmek de ne de yirmi beşden altmış beşe yalnız katlanmışsın hayata yok yok yok hiç olmaz bizde dedin de bana aşiret kızı bir çocuk zor ister oğul ister kız ana anlattın dedin sen durma kısmet anlaştık gülüştük senle adımı sordun yine dedim …a! güzel buldun gönlümü dua dedin olsun gönlüne göre amindi cevaben muhabbetim ham tamına ersin aniden dedin kökenin Kürdi sordun sen nerelisin yerlisi ad ana kökenim Türki anlattın evler dip dibe geniş alan sıkışık hal senin de bu gönlünü yorar dedim belki paylaşmak zor var var dedin var güldün gülünce eksik dişlerin göründü gözüme daha gençliğin ihtiyarım dedin bana güldürdün beni sen elli beş belki altmış değil besbelli utandın kahkaha atmaya o dedin altmış beş inanılır gibi değildin gerçekten yanımdaydın ve ilk kez uçaktaydın Sarıkamışlı aslen şimdi Edremit’e giderken Susanoğlu’na gitmeli tavsiye ettin oğlunun yanından evine dönerken sormuş sana ana korkar mısın uçmaya yine güldün bu defa başka kızmış demişsin benim canım kıymetli mi daha onca uçandan hem Allah alacaksa otobüste bulamayacak mı dedin bitirdin yüreğim yine kızdın okumadım ben dedin ancak var cesaretim gözüme dönüp bir daha izinsiz okumadım da yaşadım ben sıkı sıkıya dedin sanki tenbih ettin hatırladım az önce ismini sorduğum anı utandın mı ne dedin Hanife ooo! dedim güzelmiş çok güzel güldün gülüştük yine yirmi az yirmi fazla hepsi sığındı serin son on dakikaya sağına döndün solunda ben seni izlerken pembe penye üstü ve kot pantolonu kilosu besbelli yüzün üstü iri tıknefes bir adam dar koridorun bir başında koltukta az ara yanında sessizce bakıp müzipce gülümsedin gözlerinle bana kalbim çarptı aynı görmekten sen ve ben bir yudum su daha içtim düşünce farkım kuru dudağım niyetlisin günaha girme dedim bir bakışla bir cümle utandın sanki gerek yok hemen tesbihine sarıldın ne çok su içersin dedin af diledim niyetlisinden yok dedin iç rahat ol üç ayların niyeti senin iki yılda hatmetmişsin Kur’anı sustum kitabımdan bir sayfa daha okuyayım dedim izninle dayanamayıp izin vermedin konuştun yine seni kim karşılayacak emmioğlu, benim adımsa yazılı kuru beyaz kağıda yol sordun ihtiyaca bekle dedin bekledim bir kaç adım da bekledi bohça sordun dedim gelecek çantamı tanırım sen çıkışı göster dedin kapıyı işaret ettim o halde kal sağlıcakla selamet sesiz usulün sesli dedim şimdi aklımdasın Hanife ana yüreğimdir sohbette karıştırdık senle beni sizle bizi dedin adın de bir daha dedim a! üç kez tekrar ettin en sonunda bana baktın ve güldün anlamadım mı bunu hikayen doğru muydu tövbe tövbe tövbe çalıştım gittim geldim gidersem Sarıkamış’a Kars’a sonra Elazığ Erzurum’a bir de Edremit ve Susanoğlu’na seni anacağım hikayen yalansa da gerçekten denize nazır topraklı bir bahçede hatırına bir çay içmeye razıyım hazır yokken ölmeden yaşamaya mukabil duam selametine amin
Comments
inan6666
09/14/2008 12:21pm
tayyare hesabını iyi kötü biliyorum ama bu başka güzel olmuş. çok beğendim. eline sağlık mengü yinçge.