Bizim çevirmenler bir alem, “string” kelimesini nedense “sicim” diye çevirmişler. Oysa teorinin sicimle yakından uzaktan ilgisi yok (sicim veya iplik, eğer mayolarda iç çamaşırlarında kullanılan esnek likradan içeriyorsa o zaman başka, çünkü burada kastedilen string, titreşen, uzayıp kısalan, enstrümanlarda kullanılan tel anlamına geliyor). Ama “tel” de hakikaten pek kuru kalıyor, havası yok. Bu durumda önerim, had safhada hınzırlık içeren bu yaklaşıma Y teorisi demek; Y harfi, dikkatle bakıldığında likralı string çamaşır görseli içeriyor, ayrıca üstü kapalı vaziyette “yersen” çağrışımı da yapıyor ki çoğu bilimci yönünden teori pek yenilir yutulur lokma değil.
Newton’un icat ettiği klasik fiziğe göre madde parçacıklardan oluşuyor. Kuantum mekaniği ise maddenin dalgalardan ibaret olduğunu söylüyor. Y kuramı ise maddeyi son noktaya kadar soyarsak elimizde string (Y) kalacağını söylüyor. Bu Y, son derece küçücük, hatta tek boyutlu olup çeşitli biçimlerde katlanıyor, titreşiyor, esniyor, eğilip bükülüyor. Biraraya toplanan Y stringleri, maddeyi oluşturduğu yetmezmiş gibi yerçekimi etkisini ve kuantum belirsizliğini de üretiyor: Y, her işin başı.
Y teorisyenlerine göre, maddeyi oluşturan temel parçacıkların birbirinden farkı yok; 10^-35 metre boyunda ufacıcık yapıların enerji farkı, değişen titreşimlere neden oluyor, hepsi bu. Telin boyu değişince, enerjisi azalıp artınca verdiği ses, dolayısıyla görüntü de değişiyor; proton da nötron da, kebap da şarap da aynı malzemeden, Y’ den teşekkül ediyor. İyi güzel de, bunu nasıl kanıtlar, hangi hile ile Y’yi laboratuar ortamında görebiliriz? Yanıt şimdilik olumsuz; metafor çamaşırın tasarım parametrelerinden biri de bilindiği üzere, hiç görünmeden mümkün olduğunca çok göstermek. Bir teselli: CERN’de çalışan bilimciler, tezgahladıkları parçacık toslaşmaları sonucunda Y görebileceğimiz konusunda epey iyimser.
En, boy, derinlik ve zaman diye bildiğimiz dört boyuta altı boyut daha ekleyen on boyutlu Y teorisi yetmezmiş gibi bir de son zamanlarda M teorisi çıktı. Mucidi Edward Witten “M” ismini “mystery, magic, matrix, mama” anlamlarını kastederek koyduğunu söylüyor ama yemezler. M harfi de fena halde çamaşır görüntüsü veriyor; yalnız bu defa stringe kıyasla ağ kısmı daha derli toplu, üçgenimsi bir yüzeyi var. M kuramı stringlere sınır olmadığını söylüyor: Yeterince enerji verilen tek bir string, ince bir düzlem, zar, membran halinde esneyip genişleyerek tüm evreni kaplayabilir. Böyle olunca dört boyutlu olan beş boyutlunun içinde, beş boyutlu olan altı boyutlunun içinde sepeserbest dolanabilir. Daha fazlası, başka evrenlerin varlığı, hatta bildiğimiz evrenin bunların yansımasından veya çarpışmasından ibaret olabileceği sonucuna giden paralel evren klişesi: senden nefret ediyorum diyorsun ama bana zilzurna aşık olduğun, ayılıp bayıldığın bir evren var şekerim, buna ne diyeceksin?
İnsanın hominid atalarından geldiğini öne süren, türlerin seçilim mekanizmalarını açıklayan evrim teorisi tartışmasını henüz makul sonuca bağlayamadık. Evrim teorisi, yukarıda değindiğim Y – M evren teorilerine kıyasla pirüpak mis gibi berrak zemzem suyu sayılır. Tanrının zihninden ne geçiyor ? sorusuna odaklanan, evreni titreşen tellerin çaldığı notalarla açıklayan, üstüne bu enstrümanlarla daha ne besteler yapılır diyen, her şeyi bir çırpıda, tek kalemde açıklamanın peşine düşen bu ayıpçı teoriler, modern fiziğin ulaştığı son menzili temsil ediyor. Daha fazla yoldan çıkmak için tek yapmanız gereken, köşe bucak nerede string olabileceğine kafa yormak, kendi benzetmenizi üreterek fizikçilerin ürperten çabasına katkıda bulunmak. Üstüme düşeni yapmış olmanın huzuruyla işte şimdi yazının titreşimini söndürebilirim: Sus.