Sesini duyduğunda hiç beklemediğin bir an. bir anda sorduğun soru. üç kuruşluk işe paha biçilemez bazı an. güzel bir vesile olur hayretler içerisinde bilmezsin anlamazken inandığın gerçekten farklılıktır. Kaleyi gördün mü? Farklıdır gerçek söylenen tanımlardan desem başkası bir bakarsın sana bir bakarım bana puşt der olana puştluk. Bakarlar göremediklerine. Farkında oysa, bir çember bir başka çemberin içinde ne başı ne sonu sadece mucize bir yaşantı anı. üfürsen iki gümbürtü arası hikayedir. Sonbahar yapraklarının döndüğü renk ya gözlerde yahut saçlarda bulunmasa da mutlaka akşamüzeri rüzgarı ve güneşin saklanan ışığındadır daima. Sönmez de döner gider gibi. gelmez de yanar döner gibi. içine girdiğin suyun serinliği. Ürperirsin. Ne kadar sıcaksın. işte candan sevdiğinden ağlayan. bir anın renginin kokusunun dokunuşunun tadına güzelliğine kah uzun kah kısa bir yol boyu ağlasan da gülsen de anlatamayabilirsin yeniden bir yol boyu. Hüzünlü bir seste kırgınlık gibi gelse de sızı garip bir haldir, nasılsın deyiverirsin telefonda. Kaçınırsın veda etmekten. Lütuf zenginlik gönülden içre olanı dışa sunmaya çalışsan kelimelerin düğümlenip kesildiği yerde yaşayan sessiz ne çaresizdir ne de sensiz. Gariptir gönlün zenginliği ister serin tatlı ister tuzlu sularda. Görüp anlarsın ki evin karı yalnızca hüzün değildir ses seda çıkmasa da.
Ne kale bahistir yakacak ne de beklemek usulca. Değişirsin bir güzel. Şarkı tutmayacağını itiraf edersin, karar verirsin sigarayı bırakmaya. Sonra duman kokusunda hayatın yanında nargile içtiğini hayal edersin sevgili… Ederi cepten gideri ne senden ne de benden. Bahis ödemeyi yapmak değil yanındaki bir canın sıcaklığına kaçmak. kaçamak ve ürkek bir bakışla bir kirpik mesafesindeyken sığan sığınan uzak ve upuzun hasret dolu bir bakıştır tanık görmeye değer beklediğin. İşte o an olur da anlaşılırsa bir birden ne mutlu. omzuna dokunur bir el. “Burası yasak ancak sen geçebilirsin.” Nedense sen dedin diye olabilir…