kapital bir yerde bir istikrar! yakalamışken… deyim ki hayatım film hayatım tiyatro. şunlar oynuyor oyalıyor: 74 yılında karartma yaşanırken bir memlekette üç beş çocuk mum ışığında ve mumla, ateşle oynuyordu. gündüz de toprakla suyla, isli camla güneşin altında. ve hiç biri korkuyu görmüyor değildi ana babaların yüzünde ve “korkmayın çocuklar” diye kendilerine seslenildiğinde doğrusu büyüklerin kendi korkularını gizlemeye çalıştıklarını görenleri vardı. hatta “korkuyor musunuz?” diye soran, bu soruyla da gerçekleştirdikleri yüklemeyi hafifletmeye çalışan dahi yoktu. amma bir büyükanne veya babaanne vardı ve derdi ki “niye korksunlar canım.” soru muydu nida mı? yahut… en çok o işe yarıyordu çünkü uykuları gelip masallarla dalınca karartma diyarından bilinmez karanlığa, güneş doğar bahçeye çıkabiliriz diye biliyorlardı.
kaç kişi bile isteye ya da bilmeden kırmızı beyaz ortası pembe göbeciğe “geçersiz” “oy kullandı” acaba? bildirilirdi bunlar da sonuç açıklananda geçmiş günlerde. bunu da anlamıyorum şimdi. yoksa onlar yok mu? yaz ayları sıcak, asabi çoğunluk ve de referandum propaganda yoğunluk geçtikçe b brecht in bir çocuk vesilesiyle duyduğum “o evet der o hayır der”
( “learning plays” veya “lehrstücke”) den aklıma düştü oylama sonucu(!) resmen ilan edilende. yabanlaştım mı yabancılaştım mı acep? yok canım zoru en kolayı. bünye buna alışık. değişmesi 100 yıl alsa ne. kimin acelesi var ki?
debelenip duruyordu bir küsur aydır, karşılığında denk düştü düşen lafım içimden. çok tatlıyım, o kadar tatlıyım ki... hepsi kendiliğimden.
i vv aa sz üa mn
ince ceketimin bir düğmesi eksilmiş düğmeliymiş ceketim meğer hava soğur güneş ısıtırmış suda kokladım havayı fark ettiğimde bir yolcu istasyondayken seni boşluğunda buldum
şimdi mi? evet şimdi! ne zaman ki düşündün yere bakıp tek tek adımı nere bastın ve şimdi bakıp kuru toprağa adım attığın kabuk altında batağa battığın an şimdi ne öğreneceğin geceler okuyup eleyip gölgeleri gündüzleri üfleyerek bir el çekince silahı sarılmak şimdi kazmaya kürek şimdi mi? evet. çarpınca rengine elle dokunamadın kapı hızdan zıddına açılınca yavaşca akan yükseltisiz eşikten yağmur damla damla ay dedem zor sonrası düşünmek istemedin şimdi kaybolunca derin uzun nefeslerde kaymak kısa kısık ve acıyla esmer kasnak yoksa şimdi düşündüğün bir dostluk raconunda gündüz gece bir adliye önünde bıraktığın düşünce tek bir darbeyle yalın harbi karşılıksız deyip bir eline atınca sustasız ve susturucusuz biri bir adımda muştasız fikirden küfür de et ister dua sesli sessiz perdesiz gözler üzerinde kapakları daha bağırmak çağırmak varken şimdi nice ince fikri dökmek binlerce adımda deli bir dansa çalacakken davullar varken daha paylaşmak evreni yatağında gümbür gümbür dönerken dünya ve şimdi de çağlarken su hareketsiz ve evet habersiz takılan bir kılçık değilse de boğaza rüzgarda bir eser sade tatlı ve ekşi tadında hatıra sek su süt ve kırmızı toprak çanağında şerefe şimdi evet hayır bir desen ölüm sessiz yaşamaz … sevgide uçan ruhun sevgili bedenin benden gittiği andır şimdi