f!lm / i. 11/15/2010
malum kimsenin işareti verip i! demesi üzerine torrent vasıtasile indirip mezkur şahsı izlemeye mecbur ettik. daha ilk sahnede beliren contra mesajda bunun bir f!lm olduğu yazıyordu. evet, srpski film tam manasile suinema, yani şahane sui sinema mamülüidi. irreversible' da ufaktan kokusu imlenen leş bu defa tamam encamile ortada idi ancak bir farkla. acaba ümitvar kimsemiz bu gördükleri üzerine ne diyecekti ? zira kendisine üç gün evvelki celseyi müteakip malum kimsenin "n artı bir" yazısını bir düzden, bir tersten, bir de allah vere rasgele aradan seçme yapmak suretile okumaya mecbur ettik. ve sonra, filim bitende derhal soruşturma başladı. notlar kısa terkipler halinde biriktirildi. asla düzeltilmeden aktarıldı bittabi. .. iyi miidi ? fena deil en sevdiğin kısmı ? beni neden öyle becermedin yollu sualine seni sevdimide cevabı alması sonra ? tokadı aşketmesi. sonra yalayut salya ne kadar ? tam deil, hep parça rengi nedir ? kırmızı derdi nedir ? ifade. açık net n artı bir ne der ? evsaf uygun. neden neşredilmedi, anlamıyorum suinema nedir ? suistimal sineması bizden kim sui ? hangi filim ? kader. masumiyet'e göre arşa gider sebep ? taklit. esasa göre daha zorlu ara veriyoruz .. sırp ? sırp sındığı başka ? sigara başka ? kadın başka ? tesla başka ? dubrovnik başka ? arnavut cieri başka ? metafor başka ? bu defa fark yok. zemin aynı. mahfile kabul nasılsa öyle. siyah beyaz başka ? dostoyevski başka ? sen kendini kurban mı sanıyorsun ? başka ? azami tekdüze milli şuurun bittiği yer bu değil başka ? korkudan göğsüme bastım götimi diecek değilim. marquis okudum gençken başka ? uzun boylu sırp karıları başka ? insan suyu her şekle gelir başka ? yarak pusula başka ? sikiş sonu yok arazi başka ? rüyada meme görmek amirden şefkate işaret eder başka ? türkçenin belaa yazısı kimin kaleminde ? başka ? daha mühimi şu an o kalem hangi götte beklemede ? ara veriyoruz .. tabii malum kimse bunu duyanda telkini veri verdi şimal istikameti. verev devreden billur seğirdi o dem. çıkan ses neticesi bağırdı nefsikadim. Add Comment debriyaj tavil / mengü yinçge 10/11/2009
“bir vuruşta mevsimleri çalabilen davulcu bilebildiği makamlarda oynatır çubuğu ister istemez.” Sesini duyduğunda hiç beklemediğin bir an. bir anda sorduğun soru. üç kuruşluk işe paha biçilemez bazı an. güzel bir vesile olur hayretler içerisinde bilmezsin anlamazken inandığın gerçekten farklılıktır. Kaleyi gördün mü? Farklıdır gerçek söylenen tanımlardan desem başkası bir bakarsın sana bir bakarım bana puşt der olana puştluk. Bakarlar göremediklerine. Farkında oysa, bir çember bir başka çemberin içinde ne başı ne sonu sadece mucize bir yaşantı anı. üfürsen iki gümbürtü arası hikayedir. Sonbahar yapraklarının döndüğü renk ya gözlerde yahut saçlarda bulunmasa da mutlaka akşamüzeri rüzgarı ve güneşin saklanan ışığındadır daima. Sönmez de döner gider gibi. gelmez de yanar döner gibi. içine girdiğin suyun serinliği. Ürperirsin. Ne kadar sıcaksın. işte candan sevdiğinden ağlayan. bir anın renginin kokusunun dokunuşunun tadına güzelliğine kah uzun kah kısa bir yol boyu ağlasan da gülsen de anlatamayabilirsin yeniden bir yol boyu. Hüzünlü bir seste kırgınlık gibi gelse de sızı garip bir haldir, nasılsın deyiverirsin telefonda. Kaçınırsın veda etmekten. Lütuf zenginlik gönülden içre olanı dışa sunmaya çalışsan kelimelerin düğümlenip kesildiği yerde yaşayan sessiz ne çaresizdir ne de sensiz. Gariptir gönlün zenginliği ister serin tatlı ister tuzlu sularda. Görüp anlarsın ki evin karı yalnızca hüzün değildir ses seda çıkmasa da. Ne kale bahistir yakacak ne de beklemek usulca. Değişirsin bir güzel. Şarkı tutmayacağını itiraf edersin, karar verirsin sigarayı bırakmaya. Sonra duman kokusunda hayatın yanında nargile içtiğini hayal edersin sevgili… Ederi cepten gideri ne senden ne de benden. Bahis ödemeyi yapmak değil yanındaki bir canın sıcaklığına kaçmak. kaçamak ve ürkek bir bakışla bir kirpik mesafesindeyken sığan sığınan uzak ve upuzun hasret dolu bir bakıştır tanık görmeye değer beklediğin. İşte o an olur da anlaşılırsa bir birden ne mutlu. omzuna dokunur bir el. “Burası yasak ancak sen geçebilirsin.” Nedense sen dedin diye olabilir… kablo / inan6666 03/26/2008
Tavandan sarkan kablolarla neler yapabileceğime bakıyorum. Birine tüm ağırlığımı veriyorum. Sağlam. İlk kez odamın dışında çalışacağım için heyecanlıyım. Soyunuyorum. Odada yankılanan ezgiye uyup iyice sakinleşiyorum. Muntazam nefeslerimin ardından odadaki tüm görünür görünmez devinimi içimde kaynar vaziyette duyuyorum. Neredeyse coriolis etkisini bile farkedecek kadar uyandım. Odada ne varsa, ağar ağar kendileri olmaktan öteye geçiyorlar. Ötelenmiş bu yeni halde artık gözlemci de sabit değildir. Böyle keşmekeşte ancak seslere güvenilebilir. Şuna bak, bildim, dokundum sandığım her ne varsa bedenini bırakmış, sesten ibaret bir acaip olmağa dönmüş, bunlar birbiri üzerine kat kat gürültü ediyorlar. Bu anda, olur olmaz zamanlarda birdenbire beliren o bet sesin pürüzü kanımı donduruyor. En ufak harekete karşı koyan, kolunu bacaanı donduran, gideceksen alıkoyan, her nevi ispatı alelacele inkar eden, apaçık ne varsa üzerini örten domuzun sesini derhal uzaklaştırmam gerek. Ondan kurtulmalıyım. Olanı duru halde, nasılsa öyle görebilmek için ilk kez dua ediyorum. Gözümdeki perdenin idrakinde, kesif zifirden kurtulayım diye yalvarıyorum. Çok geçmeden karnımdaki düğüm kopup taşıyor, parça parça gelip göğsüme diziliyor. Gözlerimi ufuk hizasından yere indirdiğimde karşımda hilebazın kertenkele suretini görüyorum. Dizimden topuğuma, göz açıp kapayıncaya koşuyor habis mahluk. İki dönüyor, sonra kayboluyor. Onun gidişiyle, sesin kemik unsurundan kurtulduğumu anlıyorum. Sol kolumu kaldırıp tavandan aşağıya, sakin serseri vaziyette hemen önüme akan ince çelik kabloya doluyorum. Önceden hazırladığım boş düğüm bedenimin yarı ağırlığı ile esniyor, gerilip yükleniyor. Boşta kalan sağ kolumla çekiştirip iki bacağımı bağlı kolumun üzerinden arkaya aşırıyorum. Son olarak sağ kolumu bacaklarımın arasına kıstırıyorum. Şimdi ağar ağar hareket ediyorum, kendi eksenimde dönerken iki boyutta gidip geliyorum. Kablo bileğimi azrailin can tahsilatı hırsila kestikçe kesiyor. Kimseyi zorlamadığım beyle bet biçimde iken kaslarımın yırtılasıya gerildiğini, kemiklerimin oturdukları eklemlerden çok çok dışarıya zorlandıklarını duyuyorum. Nefes almak giderek zorlaşıyor. Başımı olduğu yerde tutamıyorum, ne kadar çabalasam kendi başına düşüp gidiyor. Gözlerim zonkluyor. Başlayalı birkaç dakika oldu ama buna daha ne kadar devam ederim, bir türlü kestiremiyorum. Kulaklarımın çatlak çançan uğultusu dindiğinde kavislenip bükülmüş omurumdan yukarıya hayalen patlayan sinir kamçısının sahici acısının yön vermesiyle şimdiye dek varmadığım bir hakikat tahayyülü düzlemine ulaşıyorum. Orada duyulan fiziksel acı, düşüncedeki ızdırabın yanında tüy kadar hafifliyor, neredeyse bedenimi duymaz oluyorum. Sorgusuz kuşatan hareketin bir parçası olamayacak kadar müdahale görmüş, epey müddet ince ince sakatlanmış zihnimi kendimden uzağa itmek istiyorum. Böyle böyle sesin acıtan zahmetinden kurtulacağımı hesaplarken ses odanın dört bir yanından, etimden kemiğimden dirilik bulup, bu defa beden kazanarak ortaya çıkıyor. Şimdi ses etile kuşanmış, götile döşenmiş sonu yok külli kata kulli bir surata dönüşüyor. Tanıyorum, biliyorum ne saydım ise bunların topunun karanlık, çirkin, hepsi bir yüzünü bir yerde görüp kaybediyorum. Kötülüklerin, suistimalin, her nevi beter iradenin kibiri dilimin ucunda, kör damak dalayan göz görür izan işlemez sinsi geometrik ifadesile büyüye küçüle, kara renklerden alacalı duraklara hızla, baş edilemez tesirine iyice hız veriyor. | etiket
|
RSS Feed