çöktüm bir iskemleye. baktım elim ayağım yerinde. aklımı yokladım sağlam diyor yüreğin sessiz çarpıyor duymasan da olur. sesini duymuyorum o konuşuyor. dinliyorum. imanım tam kıbleyi soruyorum söylüyor. gevrek buluyor şakasını kalbim aklımın badeli deli demesini. çenesiz akıl konuştukça çoşuyor. söyledikçe gönlüm fazla mesai tutup zaman ayırıyor bir bir.
aklım dediğim dediğim diyor. aklınca konuşuyor:
- “anlamak lazım. odun sobası bilmeyeni. elim hiç yanmadı. kestane kavurmadı. diyeni. anlamak lazım. hamamda kurna bakır tas görmeyeni. suyum yağmur dardan gelmez. diyeni. anlamak lazım. altın kafes, tel dolabı olmayanı. eski erzak zamandı avluda volta attım. diyeni. ayırmak lazım. eskiyi yeniden bilinmezden. bilineni dereni. cahil küçük çok bilmiyorum. di yeni sen bakalım.”
di aklın bende soranı. diyorum susma kalbim konuş anlat anı:
- “anlamak lazım. gittikçe küçüleni. bildi mi bilen. nice cahil sayanı. bilsen ya rab birsen. ölüm gidiyor. hayatımdır kalanı. di-yeni.”
yerimden kalkıp sesli konuşmaya başlıyorum. – “ciddiye alıyorum hayatı. karar veriyorum cidden bir serseri olmaya. kolayından tehlikeli mi?” cevap beklemeden yürüyüp neredeyse cama başımı dayamışım sesimmiş buğu bırakan cama. dikine ileri gidince burnum üşüyor. küçük çemberde ışıyan kocamış bi yıldız sanki cama yaklaşmış tam gözümün içine göz kırpıyor.
irkiliyorum. bir adım geriye …
ulan diyorum “hani hayatını ölçülebilir bir standarta yerleştireceedin o. sen değil misin…” bu sefer içimden küfrediyorum. ziller çalıyor da ne zil çan bunlar. arkadaşım mubarek. sırtım ürperiyor bir hırka almaya dönerken birden tökezliyorum. yerdeyim. başımı kaldırıp yukarı bakıyorum. yerinde titriyor zaman. usulca el gezdiriyorum üzerinde teşekkür edip susuyor. kalkıyorum. uyanmadan kaç kez yatağımdan düşmüştüm? gülümsüyorum. banyoya uçar adım vardım mı tenimden akan su damlaları kuruturken bu kez yatak odamda bir ayna olmadığına gülümsüyorum . . say. ona ben var şakrak zamanda.
sen güne başlarken geceyi özlüyorum. sabahı iple çektiğim zamanı sevdiğimi biliyorum.