Biraz gezinti yapmanın tam zamanı, Hazır da nurlu nisan ayı gelmişken… Üç beş dost yola çıkar, Sanki sanırsın Bilbo Baggins'in mekânında cirit atarsın. Yeşilin bin bir tonu huzurlandırır beynin ayrımlarını...
Karnın aç olabilir. Yarım ekmek somun, soğan (ki soğan diye ağız bükenlere selam, yeşil sarımsak veya genç pırasa da önerilir) Yanına biraz da sönümlesin diye maydanoz. Ekmek hariç diğerleri karşı evin bahçesinde veyahut da terk edilmiş bahçe hevesinin artıkları arasında.
Discovery Channel “survivor” ayı düzenlemiş. Anadolu diyarına hoş gelmişsen ey yolcu… Biraz diken; Gülü seven dikenini de yer tabi Alın size:
Bağ yapraklarının filizlerini andıran bu bitki, dikenlerinin de yumuşak olması sayesinde rahat rahat yeniyor tümden çiğ çiğ. Karın doyuruyor tabi, sanki bir börülce ya da semizotu, ekle üzerine tuz, zeytinyağı.
Biraz narkotik sanılsa ve de maalesef çok kişiyi zehirleyip tahtalıköye gönderse de yerli kültür mantarı türevlerinden bir misafir; ekmek mantarı (çayır mantarı) ki bu illet çiğ yeniyor. Ve de acı mantar aynı şekil büyümüş kültür şoku, kavur da ye taş güveçte…
Vejetaryen arkadaşlara kapak olsun aha da size protein deposu. Yok, istemezseniz sizler ki geviş getirin de kolay gele, tabi öte yandan et hep et derseniz, tavşan eti gibi yağsız bol proteininden mutlu zehirlenmeler, çiğ etten parazit beslenme zincirleri, varın siz gidin marketten alın tam komple satılık sözde “full organik” kültür mantarı veyahut kestane mantarı, “manyifik”. Tabi elin Japonyalarında bira içirtilip masaja tabi tutulan danalarından güzelim Kobe bifteğinin de tadına doyum olmuyormuş, yiyenlerin yalancısıyım.
Neyse, nerde kalmıştık, “hayatta kalma sanatı” ki sadece dağ bayır gezintiye çıkmıştık; en ucuz, ta Amerikalardan Elizabeth kraliçesine hediye gelen patatesten şöyle sarıca ve dev olanlarından bir miktar yanınıza alın bakalım. Şöyle güzel manzaralı doğal peyzaj bir defne ağacı altında kazılan çukurda toplanmış kuru dallarda hazırlanan közde patates keyfinin de yanına ne varır bilinmez.
Yeyin yeyin!
Kabuğunu da yaprağını da yeyin.
Tabi yine Amerika kıtasından göçebe mısırın da közdeki pişmişi de yanında kebap olur, oy oy da oy.
Haşır haşır huşur yerim seni, tuzlarım, Turist Ömer misali emerim seni, sarmala beni bebek, of of…
İngilizcesi “plum”, ne oldu ki muslukların mı bozuldu bebeğim? Dilersen yanına al sana da çilek, maksat renk cümbüşü olsun, yeşil ile kırmızı iyi gider, Nasıl ki beyaz peynir yanına zeytin yerse bu millet kahvaltılarda, aha al sana da çilek yanına yeşil erik. İstersen Fatih Sultan Mehmet kirazı…
Bu çilekler yerde yetişir, humuslu, kumlu toprak sever sürgen yapı, tek kök, eğreltiotu gibi… Sakın koparma eğrelti otunu, kahverengi oluverir koparınca, yeşilken iyi, evrik sporlar ürer güzelim yeşil sarı yaprakların altında…
Yeni biten erikgil ailesi eğer ki don yememişse mart da nisan da, tadından yenmez. Efendim aşıla, erik kiraz aynı bünyede, tek bir ağaçta, resim dersi oyunu değil bu gerek, kah erik ye kah kiraz aynı ağaçtan. Olmamış elma ye ekşi ekşi veya armut ye hem yaz hem de kış aynı ağaçtan, yeter ki bak, konuş, sula ve aşıla.
Mayıs ayrı bir dünya, çiçek açmış ıhlamurlar dibinde, kokular, topla çiçekleri ki şifa bul ey Anadolu, doldur ana, buz var mı yanın da! Ihlamur çiçeği kokusunu salsın da bal arısı bal yapsın. Çiçek kalmasın ama yine de kestane çiçek açsın; acı (deli) bal ver oradan, aman ha bir kâse değil bir çorba kaşığı yeter çarpıntı yapmaya ki nice üstatlar hastanelerde yatar, tutar seni acı acı.
İçelim pişirelim, yoktur 20. yüzyıl başlarına kadar Rize diyarında mikro muson ikliminde, kimin aklına gelirdi ki çay yetişsin şu güzelim uzun göl de.
Yaz sonlarına doğru ekinler dize kadar gelsin de topla oradan biraz böğürtlen. Jöle kıvamında şekerle de kaynat da şifa olsun. Kuzu bokuyla sıvanmış adaçayı bul buluştur, sakla kışın sana şifa olsun, aman ha fazla içme, ne der sevgili inan üstat, fazlası “dokanır” bünyeye bu illetin.
Eklenti, aha şu karakargalar erik vb renkli meyveleri çok severler, bunları yedikten sonra uçarken dışkılarlar, orman üzerine napalm misali serpiştiriverirler çekirdeklerini… Sonra aha yabani kiraz karşınıza çıkagelir bir anda çam ormanın ortasında.
Bazı çakallar çalılara sardırırlar, yine erikgillerden göveni (çakal eriğini, ki bazı arkadaşlar gargamel diye de adlandırırlar) çok severler ki Latincesi “prunus spinosa” olan bu illet hakkında yapılmış bilimsel çalışma azdır, ne halta yarar belli değil. Tadı fena ekşidir, yaban eriğine çok benzer, olgunlaşınca mor oluverir ki kuzeyde ülkelerinde aynı görünümde olanları zehirlidir, sanmıştık ki yeniyor amma velâkin yenmiyormuş, nasıl ki atkestanesi yenmiyorsa… Neyse, Malta falan değil bildiğin Anadolu işi işte.
Yine yaz sonu yeşilliklerinden; yaşasın Fiskobirlik fındık, ceviz. Bizim bildiğimiz çağla ise aslen erik veyahut şeftaligillerden. Farkı yok şeftali veya kayısı çekirdeği ki, al sana da badem ye babam ye de duvarları tırman bakalım.
Walt Disney çizgi filmlerinden iki manyak sincap vardı, Donald bir türlü rahat bırakmazdı. Ne güzel badem gibi meşe palamudu “çuvaltırdı” mahlûkatlar. Ha bunlar da yenmiyormuş, hakikatten ne o öyle affedersin çük gibi. Çocuk sapanına mühimmat olur anca.
İki dakika mola, şöyle yeşillikler arasından bir kaynak bulalım da lastik ayakkabıdan yok olmaz derseniz yalancı buğday kamışları ile kana kana su içelim kaynaktan. Elhamdülillah yarabbi şükür. Bu arada yan komşunun fasulye sırıkları arasından geçerken kıyafetlere yapıştırılan kamufulaj fasulye yaprakları biraz kaşındırdıysa temizleyip suyla sıvazlanmak da fena olmaz hani.
Kışa doğru hazır kar yağmışken toprak ana yine uslu durmaz, kâh pancar, kâh lahana ailesi yeşil yeşil gösteriverir 80 derece eğimli ovalarda. Karadeniz diyarından pancargil; pazı veyahut halk deyimiyle çükündür şenlendirir mutfakları, yetmez bunca yeşillik yanına ıspanak, olmadı yabani ispit (holdan otu), ve de tüm lahana ailesi, kara mancar veya kapuska. Brüksel’e selamım olsun, ne de güzel görünür altın oranlı “fractalyan” brokoli. Sağlıklı beslenme furyası çıkmasından evvel zaten vardı kültürde bu, ne evirtip çeviriyorsunuz kardeşim.
Kış biraz yorunca bazı içkiler de iyi gider bu arada, Boğazlar ferahlasın, Boza, olmadı, Salep. Yanlarına; ekle tarçını (ulan tarçın da bildiğin ağaç kavuğu, tabi ki de vitamini kabuğunda bunun). Yalnız dikkat, yanlış fermente olursa, portakal suyu gibi, bunlar bir çeşit “booze” oluverir.