09.03.2009 13:38Avustralya'ya yeni göç eden bir aile, yatak odalarına pencereden giren ve tepelerinde zıplayan bir kangurunun saldırısıyla korku içinde kaldı.
Ulusal AAP ajansının haberine göre, İsviçre'den ailesiyle yeni göç etmiş olan baba Beat Ettlin, "Başta uyku mahmurluğu içinde pencereden eli kırbaçlı bir ninja girdi sandım" diye konuştu.
Pazar sabaha karşı evin köpeğinin korkuttuğu kanguru, Ettlin, karısı ve 9 yaşındaki kızının uyuduğu odaya ulaşmak için 3 metre sıçradı ve pencereden yatak odasına girdi. Odadakiler, koca kangurunun gitmesini yorganlarının altında sessizce beklerken, kanguru üstlerinden zıplayarak, bütün eşyaları devirdi, duvarları kan içinde bıraktı.
Birden yan odada uyumakta olan 10 yaşındaki oğullarının çığlığıyla korku içinde kalan baba Ettlin, odadan çıkınca 2 metrelik dev hayvanla karşı karşıya kaldı.
42 yaşındaki baba, zorlu bir güreşten sonra, yaralı kanguruyu kafakola alıp kapıdan dışarı atmayı başardı. Hayvan karanlıkta doğal parkın içinde kaybolup giderken, taze göçmenin üstü başı yırtıldı, kolları ve bacakları yara bere içinde kaldı.
Kangurular kendilerini tehdit altında hissedince, arka ayaklarını bir tırmık gibi kullanarak çok tehlikeli olabiliyorlar.
Sayın yetkililer, ben yasadışı faaliyet gösteren bir şebekenin üyesiyim. kendim, şahıs olarak arkadaşlarını satmayan tipte bir insanım. fakat, aşağıda okuyacağınız şekilde bu itirafa mecbur kaldım.
1996'nin yazında şahap t. adlı şahsın yanında mafyaya girdim. önceleri ayak işlerine baktım, sekreterya olarak hizmet verdim. şahap Ağbi, mükerrer kez Moldovalı iki sevgilisiyle alem yaptığında, telefonda yengeye "Abla, Şahap Ağbi şu an belediyeden iki yetkiliynen toplantıda" gibi yalanlar söyledim. Bu vesileyle munise t. adlı yengemden de özür dilerim.
şebeke içinde çek-senet tahsilatı, minyon tipi adam kaçırma, küfürlü tehdit işlerine mesai ayırdıktan sonra, 97 şubat gibi tetikçilik mertebesine yükseldim. Bu zaman diliminde, ne görev verilirse yapmaya çalıştım, mafyanın bölünmez bütünlüğü yolunda uğraş verdim, iki ayrı bacağa sıkmışlığım var. Bu yılın yazında şahap ağbi, bana ve tatak kod adlı gaffur t. arkadaşımıza, pasaport çıkarttı. gaffur, aynı zamanda şahap agbinin yeğenidir. şu an ben bu açıklamayı yazarken, kendisi yarı baygın haldedir. buna beni mecbur bırak-mıştır. gaffur, özünde iyi bir insan olmakla birlikte, zaafları olan bir dingildir. yukarıda bahsedilen şahap t.'nin iki Moldovalı sevgilisinden biriyle, amcasından gizli ilişkisi vardır, bu kızla yanımda defalarca dudaktan öpüşmüştür. Ayrıca bu Gaffur'un en büyük esprisi, Ajda Pekkan'ın söylediği Fransızca bir şarkıyı "Sütü seven kamyon şoförü" diye söylemektir, bana gına ve tiksinti gelmiştir.
her neyse, gaffur'la ben, daha sonra Avustralya Konsolosluğu'ndan vize aldık. Vizeyi takiben yarım ekmek tavuk döner yediğimiz büfede, gaffur görevimizi anlattı. Görevimiz, Avustralya'nın orman ortamından bulabildiğimiz kadar kanguru toplayıp, orada bizi bekleyen bir şilebe yerleştirmekti. Ben önce Gaffur'u şaka ediyor sandım. Baktım, ciddiydi. Üstelik Şahap Agbinin "Orada şimdi Olimpiyat zamanı. kimse doğal ortamla ilgilenmez, herkesin aklı spor olaylarındadır," dediğini anlattı. "Kanguruların kesesinde uyuşturucu mu kaçıracağız?" diye sordum. "bizzat kanguruları kaçıracağız," cevabını aldım. gaffur'un biri uzakdoğulu olmak üzere üç yolcuyla küfürleştiği, uzun bir uçak yolculuğundan sonra Avustralya'ya indik. turist edalarıyla iki gün dolaştıktan sonra, ormanların yerini öğrendik. Üç gün sonra da Avustralya ormanlarının piçi olduk. kanguru yakalamak kolay bir iş değildi. çok çeşitli pusu kurduk. gerektiğinde yumruklaştık. neticede 220 adet kanguruyu şilebe yükledik. "Şahap Ağbi belki bir yeraltı sirki olayına girmiştir" diye düşünerek, bir torbaya iki de bukalemun attık.
yolculuk sırasında ters bir durum olmadı. Sadece kangurular arasında bir kez kavga çıktı. Gaffur hepsini tokatladı. Güverteden Şahap T. ile yaptığı cep telefonu görüşmesinde de, olayı "isyanı bastırdım amca!" şeklinde nakletti.
yurda ulaşınca geceyi bekledik. gece kanguruları bir kamyona yükleyip, antalya'ya gittik. şahap ağbi bizi bir lokalde bekliyordu. "kanguruları kuzu sürüsü gibi toplu halde oradan oraya taşımak sakıncalı, ben bir sürü adam ayar-ladım, dağıtacağız," dedi. lokalin garajında dağıtım yapıldı. gaffur'la bana da bi kanguru düşmüştü. sahilde bir evde, sabaha kadar kanguruyu gözetim altında tutacak, sabah da konya yolunda bir mezbahaya götürecektik. Anladım ki, kangurular kesilecekti. Ben bukalemunları çaktırmadan salıverdim. seri şekilde gözden kayboldular.
sahil evinde kanguru, önceleri sakindi. fakat gece yarısı hoplamaya zıplamaya başladı, sehpa camını kırdı. Gaffur alkolün de etkisiyle kanguruya sittiri çekti, sakinleştirdim. kanguruya da su verip, kuruyemiş yedirdim. sonra gaffur ağladı. "yıllarca tehlikeli işler yapmış adamım, çatışmaya girmişliğim var. koyuyo abi, kanguru beklemek," diye hıçkıra hıçkıra ağladı. sonra da sızdı. ben de kangurunun içinin geçmesini bekleyip uyudum.
sabah uyandığımda kanguruyu balkonda ağlarken gördüm. gözpınarlarında yaşlar irileşiyor, sonra yüzünden akıp kesesine damlıyordu, içim parçalandı. Bir valize koyup, kanguruyu limana götürdüm. şilebin kaptanına birikmiş 13 bin dolarımı verip "kurban olayım Ali kaptan, götür şu garibi yurduna, sal ormanına," dedim. Kabul etti. Şilep uzaklaşırken Canik adını verdiğim kanguru dostum sanki bana gülümser gibiydi. eve dönüp, uyanınca küfürleşme, kavga olmasın diye uykudaki Gaffur'u eterle bayılttım. Şu an ayılma süreci yaşıyor. durum budur.tevbe istiğfar gayesiyle kapınıza geldim.beni de aranıza alıp şu şahap puştundan kurtarın.