parisi / ca 09/11/2009
şehri yarmış nehre yerleşen parisi adlı göçerlerin isadan önceki tarihlerde sığınma hakkı istemesi ile parisi kurduğu rivayet edilir belki rivayetten ötedir lakin işim az biraz da olsa uydurmak değil mi:) o fikre ya da bu fikre orospu misali çamur atıp,tarihe sadik yarim muamelesi madik atıp ,üfleyip nefislere bedenlere şerbetlendirmek değil mi yaptığım:) her neyse mevzuya tornistan basalım. şehirin yanık afet zaman zaman da düşmüş renklerine; bitirim delikanlılarına, fukarasına, dilencisine, öğrencisine, hertürlü içicisine, terzisine, amelesine sığınıp onu yar bellemektense betona hasta, azametli yapılara tapan, zihni kurak bedeni ölü doğuran hasta ruhlar ağ gibi örülmüş dokuyu gözardı edip direnişe, asiliğe son vermeye çalışırlar. paris de bugün kapitale direnmeye çalışmakta, kayıp ruhunu aramaktadır ruhunu azaptan kurtaracak ateşin sevdalısı gibi olsa garip:) şehrin bu özelliklerinin altında toplumsal / siyasal denge ve de ekonomik ilişkiler ağı yatıyor deriz ve ortaçağa bu noktadan temas ederiz: ortaçağ parisi bir loncalar prensliğidir. bugünün her semti silik de olsa izleri,kokuları hatta renkleri ve ahlakı ile travesti olmuş torunlarıdır onların:) misal şarap.şarap parise roma istilası ile girmiştir, ilk bağ çubukları "saint genevieve" tepesi kenarlarına dikilmiştir. üzüm, tat, coşku ve üretim fazlaları ile şarap olmuş, akıllara cinlik düşmüş ticareti neşvü nema bulmuş ve seine nehri ile bu coşku her yöne taşmış, akmıştır. şarap varsa fıçı vardır, fıçı varsa fıçıcılar loncası da vardır:) "rue de barille", loncanın sokağının adıdır hatta sürekli gözetim altında tutulan "charle magne"de bu sokaktadır! bedenin açlığını terbiye etmeye öncelikten olsa gerek şehir ilk olarak balıkçılar ve kasapların loncasının bulunduğu sağ yakada gelişmiştir, "gerv"meydanına indirilen canlı hayvanların kesimi ile ilgilidir kasaplar loncası, satış ise "saint denis"dedir. loncanın statüsü 1381 de ortaya çıkmıştır lakin denyolar gıdanın / canın tatlı kanlı karını kısa sürede kavramış pra uğruna sadece hayvan değil insan da kurban edelim kabilinden tez zamanda tekelleşip ticareti 5-6 aileye indirgemişlerdir:) neden yavruları cıbıl bırakmazlar ki deyu soran ben misali terbiyesizlere "cite" adası kumaşçıları, tuhafiyecileri ya da işlemecileri ile okkalı bir tokat vurmuşlar ve bedeni pek fena estetize edip ortaya huriler çıkartmışlar:) mekan daha sonra sentiere yerleşmiştir. bugün mü ne ola? "saint catherine" öldü ruhu şad olsun yaşasın marketing deyup neon lambalarda teşhir ustası olmuşlar:) şehrin ağzından girdik,bağırsaklarından çıkmazsak olmaz değil mi:) çıkmazsak hazımsızlık yapar, acı ile tıkanır dolanır dururuz. ızdırabı olanları dindirmek,bedenlere terbiye vermek için ölüm ile yaşamın ya da beka ile fenanın bulunduğu noktalara temas etmeli, insanlığımızın asli unsurlarını bulmalı ve görmeliyiz:) işte "saint innocent" mezarlığı. garip olan şu ki burada sınıf farklılığının kuralları ölü toprağına temas etmiştir, sınıf ölüyü de sermaye etmiştir! sakin bir kilisenin avlusunda mezar alamayacaklar "saint innocent" in açık çukurlarına defnedilir! bu mecra mezarlıktan öte pazar yeridir aynı zamanda:) ölü-diri karışmış sermaye her noktadan görünür olmaya başlamıştır ölüyü de yattığı yeri de tasnif edip paraya tahvil ederek:) asıl zevk geceleri hasıl olur mezarlıkta. "saint innocent" tam anlamı ile dönüşerek aslına muştak olmak, nefsini dindirmek istercesine azılı hayvan olur birdenbire ve hayatın zevklerini açar kerane misali yatak olur küçük gafticilere ve metreslerine:) mezarlığın orta yeri bedenlerini satılığa çıkartmış çılgın kadınlar ile dolmuş para şeytan misali yeni "mallarını kurbanlarına" sunmuştur. "quartier latin" okumuş veletlerin asi yatağı:) büyük hocaların mekanı;guillaume de champeaux notre dameın şahane hocası ve çömezi abelard. abelard havasından suyundan olsa gerek kısa sürede ipini koparmış kendi ayak izine yönelmiştir. vesselam yerleşik olmaya karşı çıkmak kolay değildir: "çadırı başka yere kurmak icap eder", taze mekanda ferahlık vardır ya da fikre boş sayfa lazımdır deyup pılıyı pırtıyı yeniden tasnif edip toparlamak maksadı ile nehrin sol yakasına atar ve diyarın uzun zaman hazreti olur:) foucault, lacan, morin yerleşikliğe meydan okumuş bu diyarın sevdalı azaplı ruhlarıdır. ortaçağın bu öğrenci cennetinde teoloji, tıp, hukuk ve sanat olmak üzere 4 temel ders vardır. sanat eğitimi yapanlar çoğu aylak zaman yolcuları herdaim pek yaygaracı olmuşlardır :) yahu aylaklıkdan olsa gerek:) eğitim usta -çırak şeklindeydi. öğrenci veletler egemenlerin herdaim azılı düşmanlarıydı; sık sık kavga çıkartırlar belki de çoğu zaman sarhoş serseri dolanırlar ve para için toplu halde dilencilik yaparlardı:) unutmayalım aziz franceskoya göre dilencilik saygıdeğerdi:) akla düşmüşken haydarileri ve kalendirileri de unutmayalım efendim:) peki bugünün öğrenci parislisi nerede? sanırım turistik bakıştan medet umar olmuş, ruhunun yolunu kaybetmiştir:) kapital burada da meydan okumuş okulların çoğunu şehir dışı kampüs- hapishanelere dönüştürmüştür:) paris etine çengel atanlar züküne halka götüne çivi çakan dilenciler orospular dilenciler uçuklar şehri olagelmiştir yüzyıllar boyu:) kaotik yapısından ödün vermek isteemz gibidr. şehir onlarsız fukaralaşır, ağ gibi içiçe geçmiş insan manzarasını kaybeder, silikleşir. 19 yy bu nevi şahsına münhasır bu zatların ortadan kaldırılmak istenmeye başladağı zor zamanlardır. benjamin butto değil walter abi tüm çıplaklığı ile bunu gözler önüne serer avare/aylak olarak! burjuvaziye de şehre de tam teslim olmadan kalabalıklarda kaybolan abimiz nereyse ele geçirilmek üzeredir. şehrin taşına toprağına yani insanına dokunmak istediği her anda karşısından kapitalin kitle üretimi mallarının tazeden toptan serildiği büyük mağazalarını bulacaktır; insan olma hali nitelik değiştirmeye başlamıştır. kendini aşmak belki de kör nefsinden bir nebze kurtulmak isteyen insan karnavallarda üzerine yük ettiği kazancı / sermayeyi lanetli payını çengili çalgılı beleşten pay ederken artık tanrı paraya kurban olmaya başlamış, tüm ucubeliklerini ve asiliklerini de sermaye olsun deyu endüstriye satmıştır:) ruhu azaptan azad olmuş değildir ama kuzu gibi uysal olmuştur artık:) lakin avare serseri kofti adem yılmaz yorulmaz yeni kelimeler türetmeye devam eder, eylem adamına döner ve her şeyi kendin yap kabilinden orduyu ve burjuvaziyi hedef alarak, mal ziyanı gözeterek zaman düşmanı olup saat kulesi indirerek yüzyılın bombacısına dönüşüverir. baudelarie tam bu zamanda sıkıntıyı hissetmiştir. insana ölü toprağı atıldığını sezinlemiş ve şehrin gücünün asi ruhlardan ve onların hayat dolu fikirlerinden / yaşamlarından ibaret olduğunu idrak etmiş şiirinde dile getirmiş lakin yetmemiş hayatı tanzim eden düzene inat adilikte, asilikte hayat bulmuş saint innocentin kenarındaki madeleleine kızlarından birine tutulup serüven dolu bir hayat yaşamıştır. paranın ya da makinanın ölü hayatlar doğurduğuna ikna olan zat yaşamak, nefes almak idrak ve irade ister deyup naralar atarak eğer bunlar günah dolu hayatta mevcut ise ben de orada cehennemde ölürüm demiştir:)) allah rahmet eylesin! parisin ruhunu almak isteyenler durmamış herdaim çalışmış: hausmann 3.napolyonun iradesini arkasına alarak ortaçağ parisini yıkıp yeniden düzenlemiştir. şehir haritası üzerine koyduğu cetvelle çizdiği yollar geleneksel kaos yüklü sokakları dümdüz etmiş, ırzına geçmiş ve şehri halk hareketlerine ve isyancılara kapatır hale getirmiştir; gözden uzak olan fukralar ne de olsa gönülden de uzak olacaktır:) şehre hijyen lazımdır:) hausmann şehri 19.yy ın yeni üretim teknikleri ve tasnif anlayışı ile sanatı uzlaştırdığını iddia eder: hadım etmiştir, asi ruhunu yok etmiştir. ruhu yok edip asileri gözetlenebilir hale getirmek, sokaklarda yakalanır kılabilmek için şehri geniş caddeler ile birbirine bağlanabilen dışarıya kapalı bir network dönüştürmüştür. unutmayalım kapalı yapılar kara delik misali içe kapanmaya,göt olmaya herdaim teşnedirler:) paris transeksüel ya da travesti olmuştur, artık seyirliktir! benjamin der ki: hausmannın yaptığı büyük idealler adı altında emekçi sınıflara karşı komplodur! çeşitli arsa simsarları ile çalışan bazı insanların, çalışanları şehir merkezinden uzaklaştırıp banliyölere sürgün etmeleri fukara semtleri ile askeri kışlalar arasında ulaşımı hızlı sağlayacak geniş bulvarlar açmalarının sebebi 19.yy boyunca çalkalanan parisi iç savaştan korumaktı. parisi barikatsız bırakıp istediğini yapabilmekti amaç" tüm yapılanların amacı gelir dağılımındaki adaletsizliğin üzerini örtüp, ademe ölü toprağı serpip onu makinalaştırarak, iradesiz bırakarak keraneye sermaye yapmak olsa gerekti! büyük paris yangını ile bu sikiş bir nebze olsun durmuştu lakin bugün paris neredeyse müzeden ibaret seyirlik bir yar:) "defence meydanı" götdelenler ile dolmuş, latin mahallesi sus pus oturur olmuştur. pompidon yeni dünyanın simgesidir artık! bugün artık asi paris neredeyse yok olacak göçerler de olmasa:) sanırım hala onların yüzü suyu hürmetine görülmeye değer:) notabene: kardeşlerim biraz kurcaladım, malumatları götümden uydurdum umarım sıkkınlığımı maruz görürsünüz. 3 Comments | etiket
|
RSS Feed