Bir fotoğraftan yola çıkarak bu yazıyı yazıyorum. Kapıyı gördüm, fotoğrafını çektim. Sonra kapıyı bakıp, düşünmeye başladım. Kapıydı sadece. Ben bilemedim arkasında bu kadar ağır bir yük taşıdığını. Kapalıydı, ama. Bu yüzden arkasını göremedim, görmek istemedim. Onun yerine üstündeki yazıyla ilgili biraz ahkam keseyim dedim. Kolay olanı seçtim. Zor olan hep acıdır. Korunması gereken taşınmaz mallar vardır. Bu malları yerinden tepretmek imkansızdır. Bunun sebebi mal olması ya da kütlesel ağırlığı değildir. Aksine maneviyattır, bu ağırlığı sağlayan. Bu bazen baba olur, bazen anneanne. Bizim evde mesela anneannemdir. Kapı gibi kadın dedikleri kadar vardı. Gerçi ana erkil bir sülaleyiz, o yüzden bizim reelliğimizle çok uyuşmuyor.
Zor olan bu korunması gereken mallar değildir. Zor olan, korumak zorunda olanlardır. Bu insan hayatında hep erkeğe mal edilir. Erkek korumalı, kadın korunmalıdır. Doğanın dengesi deyip geçmek de elbet bir çözümdür. Ama bu çözümler bana uymadığından, zor olanı seçmek en güzelidir.
Korunması gereken bir hayat, kollanması gereken şartlar var. Hiç bitmiyor. Bu bazen sevgili, bazen eş, bazen anne, bazen baba, bazen çocuk, bazen kitapların, bazen sadece sözler...........Üstelik korunması gerekenlerde bilirler bunu. İsterler ki kocaları, babaları, komşu kadın hep en yüksek değeri ona versin. Korumanın biçimine göre de sevgi de değişir. En çok koruyan en kazanandır. Ya sadece uzaktan sevenler................