orispî / inan6666 10/28/2009
insanın yazı, düşünce yüzünden suçlanmasını kabul edemiyorum. yazı, düşünce ham hayal mahsulü dei mi ? bunlara insanların verdikleri tepki, sinema icat edildiğinde yaşananlara benziyor. perdede üzerlerine doğru gelen tirenden korkmuş izleyiciler. ne kadar cahiller deyip hor görmeyin. biz bu hissi arıyoruz, gerçek olmayan gerçeğin tadı fevkalade güzeldir zira. bu uğurda teknoloji geliştiriyoruz, 3d sinema izlemek için o rahatsız gözlükleri takmaya katlanıyoruz misal. hicap duyuyorum, malumuilan olacak belki, ama yazmam gerektiğini düşündüm. esasen yazı yazmak, şunu bunu düşünmek haybeye osurmakla aynı şeydir. bu gerçek değildir. kendinde var değildir, onun varlığı sana bağlıdır. o dili biliyorsan, okuyabiliyorsan var olur yazı, değilse yoktur. bu durumda yazıda bir hakaret, bir suçlama, bir taciz olduğunu düşünüyorsan bunu sen kendine yapıyorsun. yazıyı boş yere suçlama. bahane arıyorsun, kafadan kontaksın, canın sıkılıyor, dur şimdi şuna giydireyim de kendimin bana yaptığı o sonsuz işkenceden bir an için firar edeyim diye düşünüyorsun. ifade özgür olmalıdır. herkes ağazına geleni söylemeli, yazmalı, düşüncesini yaymak uğruna elinden geleni yapmalıdır. insan gerçek olmayan bir dünyada yaşamaya mahkum, yaratılışı bunu gerektirir veya evrim onu beyle evirmiş ne dersen de, ama insan farazanın, misalin, kıyasın, noksanın hayvanıdır; onu alelade bir hayvandan ayıran işte bu gelişmiş vasfıdır. hayvanda bu vasıf yoktur demiyorum, dikkat edin, daha gelişmiş diyorum. elbette hala bazı hayvanların kıvrak kıvamını yakalamaya çok uzağız. tamamen hayvana bağlayabilsek, soyunup görsek görünebilsek o zaman her şey daha bir güzel olacak sanki me. serdar turgut bir yazı yazıyor, pkk militanı olmadığıma pişmanım diyor. yazıda bazı örnekler vererek bu düşüncesini pekiştiriyor. dağda olsaydım diyor, şimdi el üstünde tutulacaktım. dağda olsaydım seks partilerine katılırdım. gerçi güzel kız da yok bunların arasında, ben de gidip rojin' i kaçırırdım ne olacak ? seks kölesi yapardım onu. yazıda ayrıca pkk' nın basın hizmetlerini görmek, türk basınının büyük isimlerini vurmak gibi bazı planlar da tafsilatlı anlatılmış. bu adam bu yazıyı kürt açılımı dedikleri numune harekatın milli umumide neden olduğu sıkıntıyı dile getirmek için yazdı. bu adam bu yazıyı yazmadan önce pkk militanları güya barışı tesis etmek için imralı' da mukim mahkumun talimatı doğrultusunda kuzey ırak' taki kamplarından çıkıp türk topraklarına geldiler. bunların ayağına giden savcılar, hakimler hiçbiri pişmanım teslim oluyorum demese de hepsini pişmanlık yasasından yararlandırıp anında serbest bıraktılar. sonra bu insanlar mitinglere katıldı, ortada serbest sepelek dolaştı ve anlaşıldı ki kürt açılımı denen eylem, devlet ile terör örgütünün bir uzlaşması olmayı çoktan geçmiş, terör örgütünün istekleri doğrultusunda yürümeye başlamıştır. başından beri izliyorum manzarayı, istiyorum barış olsun, bunun için elimden geleni yapabildiğim ölçüde yaptım ve civarım buna tanıktır, ama barışın silah bırakmadan, örgüt feshetmeden, üzerinden o haki üniformayı çıkarmadan yapılabileceğine inanmıyorum. şimdiye kadar pkk diyenleri dava ediyordu cumhuriyetin savcıları, şimdi ne oldu ? sokakta taş atan küçük çocukları müebbet yargılıyordu mahkemeler, hadi onları geçelim baklava çaldı diye ömrü cehenneme dönen açları gördük, duyduk. ne oldu da bu militanlar ellerini kollarını sallaya sallaya gezintiden döner gibi dağlardan inip aramıza karıştılar ? bunu daha atlatmadan avrupa' dan bir grubun daha geleceği söylendi. bunlar avrupa' dan uçakla atatürk havalimanına inecek, oradan e5 üzerinden konvoyla istanbul' a yürüyecekmiş. tamam dedim, bu kadar barışçılık yeter aq. zaten yol üzerinde oturuyorum, sıkıysa bir geçsinler bakalım. teröre uygulanacak tedbir kesinkes yine terördür ama bizim müdürlerin hatası, teröristi diğerinden ayıramamak oldu. bizim müdürler dil bilmiyordu, din bilmiyordu, örf adet töre anane gelenek görenek bilmiyordu. bizim müdür eline verdikleri talimnamelere, kanun kural kitaplarına, daha büyük müdürlerin korkusuna, istikbal istihkak aşkına bağlı bir makine gibi çalışıyordu. müdürlerin eli silahlı olanı emrindekilere yabancılaşmıştı ekseri; silahsız olanı da silahlı olandan çekiniyordu eskiden beri. bizim düzenimiz, kırık dökük işte bu surette yürüyordu. bu işin başında içimizden atamadığımız o uyduruk korunma güdüsünü bir yana bırakıp sadece düşünme, yazma, çizme özgürlüğünü nasıl sağlarız diye sorabilseydik bunların hiçbir yaşanmayacaktı. tahammül edemediğimiz düşünceyi dinleyebilsek, tartışabilsek ne terör olacaktı, ne müdür mezalimi. ama bunu yapmak yerine o yasak bunu yapamazsın hayır izin vermiyorum ne münasebet diye diye sikişen, sikiştiğini kendinden bile saklayan ama sonuçta sikiştiği aşikar kaşar kızlara döndük. bu gelen teröristlerden hiç mi hiç hoşlanmıyorum, ama hiç tanımadığım bir adama sırf yaftası yüzünden taş atacak, kafasını gözünü kıracak değilim. benim terörist olduğumu, mahkum edilmem gerektiğini düşünenler de oldu geçmişte, bu konuda epey tecrübem var. onlar öyle düşünüyordu, benden nefret ediyorlardı ama bende bu hislerinin karşılığı yoktu; onlardan bir türlü nefret edemedim, çünkü bana yığdıkları öfke onların meselesiydi, muhtemelen bazı işler iyi gitmiyordu, bazen işler istediğiniz gibi gitmez, kendinize bakar ve orada güçsüz, korkak, yetersiz, çirkin biri olduğunu görürsünüz. tam bu sırada biri size bunlara yakın giden düşüncelerini açıklarsa işte o zaman kıyamet kopar. diğerinin ölü düşüncesi, sizin diri düşüncenizle işbirliği yapar. içinizi kemirir yer bitirir. kanunun, hukukun ölü düşüncesi de böyle çalışır. sizin diri düşünceniz, hile hurdanız, kem gözünüz olmasa kanun neye yarar ? insanların topluluklar halinde yaşaması da beyledir. korkularımız olmasa toplu kalacak mıydık ? parayı bulanda neye duvarların arkasına saklanıyoruz ? en büyük keyfimiz kafamıza göre takılmak dei mi ? bunun bin misali var, iki dakka düşünmekle hepsi anlaşılır. ölü veya diri, düşünce kutsal değildir. dokunulmaz olmamalıdır. ıvır zıvır mukaddesi kabul etmiyorum. ıvır zıvır mukaddes olmaz. iyi de, mukaddes olmadan da olmuyor, mukaddes mutlaka şart deniyor. seviyorsun, benimsiyorsun, birini bir şekilde mukaddes sayıyorsun bundan kaçış yok. mukaddes saydıklarımız var, onların tahkirine üzülürüz, onları korumak isteriz. ne yapacağız ? cevap: bunu yapmayacağız, kırıp dökmeyeceğiz, yakıp yıkmayacağız, ölüyü diriden ayıracağız, hayatı kutsal sayacağız, onu koruyacağız. madem mukaddes olmadan olmuyor, o zaman hayat hakkını kutsal sayacağız. o adam da vurdum kırdım pişman değilim derse o zaman tabi olduğumuz ölü düşünce ne diyorsa ona göre sike sike cezasını çekecek. bizim gibi. herkes gibi. pozitif negatif filan yok, ayrımcılık iyi değildir, isterse barış uğruna yapılıyor olsun. insan ayırmak hayat ayırmak demektir: ayırmayacaksın. sana diyorum efendi, ayırmayacaksın. tefrik etmeyeceksin. malumat tefrik edilir, hayat tefrik edilemez. tefrik etmek bir hazinedir, hiç mi nasip almadın ? türk mahkemesi dilerim serdar turgut' un yazısını tefrik eder, manasının hakkını verir ve ifademizin daha da sınırlanmaması için cesaret gösterir. kimse şimdi yau ortada bir kadının izzetinefsi var filan demesin, demesin çünki mesele izzetinefis arnamus şerefhaysiyet ve sair zerzevatla alakalı değildir. ortadaki yazı, hepimizin hayat hakkını ilgilendiren bir mesele ile ilgilidir. günahı, sevabı bundan ibarettir. unutuyordum, ortada başka bir yazı daha var; bu yazının genelkurmayda hazırlandığı söyleniyor. irtica ile mücadele eylem planı. haber sızınca askerler belgeyi apar topar silivermişler ama vatanperver bir subay bu belgeyi korumayı başarmış. bir yandan bu belgeyi, bu kağıt parçasını tartışıyoruz. işin anlaşılmaz yanı, askerlerin zihniyetini bilmiyormuşuz, burası kuzey avrupa' nın gayet medeni ve konforlu bir ülkesi imişçesine demokrasiye yapılan bu müdahaleyi kabul edilemez bulmamız ve hatta bu kafanın derhal tasfiyesini talep etmemiz komedisi. niye böyle söylüyorum, çünkü demokrasi bizde hiç olmamış ve bundan sonra da olmayacak bir düşten ibarettir. bizim partilerimiz, meclisimiz filan var, evet bu doğru ama buralarda demokrasinin olmadığına en büyük kanıt, önden yürüyen biri olmasa kılımızı kıpırdatmayacak ürkekliğimiz değil midir ? öyle ki, en azgın örgütlerin en deli eylemlerinde bile mutlaka bir sergengeçti bulunur, onun yaydığı hava olmasa eylem filan olup olacağı yoktur. türklerin genetiği böyledir. doğal ve yapay ayıklanmanın en vahşi biçimlerine asırlarca maruz kalınca böyle mutant liderler geliştirip bunlarla evrim mücadelesine girmeyi adet edinmişiz. kahramanlarımızı bir inceleyin bakın. hepsi mutant değil mi ? hem öyle mutantlar ki biri bile bize, olağan insana benzemiyor. parti başkanı öyle, kulüp başkanı öyle, örgüt başkanı öyle, hepsi öyle aq. kanaat önderi öyle, amigo öyle, komutan öyle gk. hepsi olağanın dışına çıkmış birer süperkahraman. hepsi ölümsüz. bunun nüvesi sıradan insanda da mevcut, onun yolda yürümesinden tut iskemlede oturmasına kadar hayatının tüm görünüşlerine sinmiş mükemmel bir diklik olarak beliriyor bu etki. zor koşullarda bu insanların arasından pırt diye lider çıkıveriyor. genetik liderlik kompleksi geçici olarak hepimizde oluyor. çalışmayı akşamına bırakmak ve o kısacık zaman içinde işi tamamlamak, şuraya buraya son anda yetişmek, can havli, tehlikeye ramak kalması nedense bunlar çoğunlukla bizim başımıza geliyor. kuzey avrupalı bu derece geniş değil. onun her saniye göti atıyor, oysa biz neadar rahatız. bu kıyasa devam etmenin anlamı yok, hepimiz biliyoruz ve ben de bunu sağlam bir kazığa bağlayamadım o yüzden başka tele geçeyim bare. ne diyordum ? kağıt parçası. evet bu bir kağıt parçasından ibaret. onu okumalı, anlamalı, manasını vermeli, ifadenin önünü açmalı, hayat hakkını korumalıyız. bu kağıt parçası hepimizin hayatımızı tehdit ediyor mu ? evet ediyor. kimin yazdığı önemli değil. ne yazdığına bakıyorum. tefrik ediyor. yaftalıyor. iyi veya kötü, düşüncenin önünü kesmek, mukaddes saydıklarını korumak istiyor. onun aklında daha iyi bir gelecek var, o daha iyisini biliyor. belge sızanda ister istemez iki cephe oluşuyor, memleket ikiye bölünüyor, bir tarafta gördün mü bak belge gerçekmiş diyenler, beri tarafta yau amma abarttınız o imza gerçek deil, imza taklit edilebilir diyenler gevezeleniyor. tartışma gitgide büyüyor. gerçek ne o zaman ? göt bizim, ya biri sikecek ya diğeri. gerçek bu. sakal tıraşı olmuş, takunyadan soyunmuş müslim tüccar haspam bir tarafta, ötede zor zamanların fedakar teşkilatı elde silah bekliyor, suratı da öyle asık ve sevimsiz ki o kadar olur. benim götimi pay ediyorlar. senin götini pay ediyorlar. sen de çaresiz orospuluğuna bare güzel bir hikaye yazayım telaşındasın, ama biliyorsun eninde sonunda sermayeyi vereceksin. bundan kaçış kurtuluş yok. masumiyet' teki o sahnede bekir uğur' a bana da vereceksin diyordu, garibim böyle diye diye ölüp gidiyordu aşkın ızdırabından. bunlar, bu ikisi bizi gerçekten çok seviyorlar anlaşılan. maden çok seviyorlar, o zaman hakkını versinler. kim daha çok seviyor, derhal açık etsin bilelim. beyle açılımla yetinecek değiliz. zips off. hadi hep beraber. 20 Comments | etiket
|
RSS Feed