prag köpei / inan6666 01/08/2010
sıkı çalıştım, sabah 5 - 6 gibi eve, biraz uyuyup tekrar işbaşı. bu saatlerde trafik sıkıntısı olmuyor, sadece hırsızlar ve köpekler. onlar uyumak için güneşin yükselmesini bekler. son güne kadar devam etti bu mesai, 31 aralık günü öğlene doğru teker kesen uçakta gözümü açacak halim yoktu. o baygınlık 3 gün devam etti. mutad kontrollerin ardından ilk farkettiğim, sersem yolcuların arasından süratle uçan kızlar oldu. patenleriyle periler gibi, melaikeler gibi kaya sıra yerlerden çer çöp toparlıyorlardı. kontrollerin ardından çıkışta toplandık. şehre gidecek otobüse bindik. rehberin ürküttüğü türkler, hemen yakında sahibi türk olan bir casinoya gittiler, biz derhal oradan ayrıldık. çekler kabadır, çekler bize benzemez, çeklerle yüzgöz olmaya gelmez deyişinin ne kadar martaval olduğunu daha aradan beş dakka geçmeden anladık. ilk durak, en yakın içki dükkanı. raflar ağazından boğazına envai çeşit içki, bilhassa absent ile dolu. gözüme cannabis beer çarptı, tamam dedim bunu tadayım ilk. praha old city' e giderken şişe bitti, çöpe atayım derken iki çulsuz yanaşıp yekten para istedi. o iş kolay, torbayı tarif edin dedim. düştüler önümüze, iki köşe döndük chapeu rouge diye bir yer. beyle kolay bulanda tadı kalmıyor, lezzetinden kaybediyor birader. eiffel ve mujik' i dehledik, bu şehrin eroinmanı bile bu radde kibarsa bize hiçbişe olmaz deyip toptan saldık. bira 20 kron. wiener 20 kron. old prag ham dedikleri çevirme domuz budu 20 kron; bizim bir lira 10 kron oradan hesapla artık. meydana sahne kurmuşlar, çalıp söylüyorlar. gözümüz bina, kilise, taş işçiliği, kristal, tertip düzen ve estetikten zate anında doydu. kafanı nereye çevirsen sanatkerane bir marifet,eyle ki sanat gökten başlıyor kilisenin kulelerinden, oradan duvarları köşeleri inip rögardan dehlize, mahzene gidiyor; sonu durağı yok. biz osmanlı ile öğünürüz 600 senelik imparatorluk dei, bunlar tek kiliseye o kadar sene vermişler, ayrıca hala orada, dimdik ayakta. praha' nın hususiyeti, türk ayağı değmemiş olması. viyana' ya toslayıp ordan tornisten dönmüşüz, halen o dönüş bitmek bilmiyor. ama belli, çok korkmuşlar türklerden. hatta charles köprüsünde çok babayani bir osmanlı paşası var, beyle eğri saldırması belinde, göbek kavi bıyıklı filan. düşman saymış, ama dürüstçe çizmişler türk resmini. bizde buna benzer bir portre, bir heykeli geçtim, tek satır yazı hatırlamıyorum. insan uzak memlekete gidende başka gezegene gitmiş gibi oluyor bir bakıma, her şeye şaşırıyorsun yeniden doğmuş gibi oluyorsun. prag ama, doğduğum şehre pek uzak değil, kuşbakışı ikiyüz km filan arası. resim çekiyoruz arada, mis gibi budwar içiyoruz, yılan gibi ablalar, koçyiğit abiler var tıklım tıkış ve şaşılacak şey, kimse kimseye bir tacizde bir teğette filan bulunmuyor. prag polisi çok efendi, olanı uzaktan dikkatle takip ediyor, normalde tazyikli su biber gazı kullanmak gerekirken kılını kıpırdatmıyor. sovyet zulmünden geçmiş olan yerli halk, şimdi herşey serbest olmasına karşın ölçüsünü kaybetmiyor. her köşede sıcak şarap, kumarhane, kerhane, bir kısım cıvır o serinde göt baş açık dolanıyor, gelip halleniyor bir yerde ama kimse kimseyi hiçbişeye zorlamıyor. herkes sarhoş, kavga çıkmıyor. arabalar azami yirmi kilometre süratle seyrediyor. nara atan sarhoş sana rastlarsa önünü ilikliyor, özür diliyor rahatsızlık verdiği için. o saatlerde taxim ahalisinin turist travesti demeden yakaladığını çimdirdiğini dönende öğreniyorum. bunlar hristiyan bile değil, nüfusun yarısı resmen allahsız ve kitapsız, biz müslümanız ve manzara ortada. biz müslüman filan değiliz, dine de kitaba da allaha da tırnak kadar kıymet vermiyoruz. bize ne denmesi gerektiğini şimdi söylemek istemiyorum, daha kızarsam sonra söylerim. geceyarısını geçe, rasgele bir caz bara iniyoruz. amcalar çalmaya ara vermiş, içerde biz hariç iki kişi daha var. bir absent isteyip yakıyorum. sonra program başlıyor. tekaütlerin çaldıkları ragtime, belki en son 50 sene filan evvel çalınmış kalitede, öyle bir tuşe, öyle bir hakimiyet. içtin tabe absenti, ne anlarsın cazdan demeyin. iyi müzik, daima kolay anlaşılır. görende bilirsin, ama iyiyi görmeden ömür de geçebilir, bilmezsin. bilmediğin sürece üzülmezsin, bişe olmaz. şimdi bizim buradaki sanatkarlar filan iki satır tanıyorum, bunların çeyreği olsalar sahneden üstümüze tükürmezler lutfedip. kibir yok. böbür yok. gayet sakin işlerini yapıyorlar. sabaha karşı otele dönerken kalabalık kalmamış ama sokaklar tertemiz. nasıl oluyor, temizlik işine bakan personel tertemiz giysileri, süpürgeleri faraşlarıyla sakin sakin çalışıyor. herhangi bir gece, çok geç olması gerekmez, dünya incisi dedikleri istanbul' un göbei, istiklal caddesi perişanlıktan geberir. yer kusmuktan, çöpten geçilmez. kıyaslamadan duramıyor insan, ulan bunlar neye beyle, biz neye bu haldeyiz. bu harika mekana girmek için neden 20 kron veriyoruz da istanbul' da en ossuruktan yere gitmeye kalksak zibilyon fatura ödemek gerekiyor ? neye kıytırık yemeğe bir çuval para ödüyoruz ? kıt değiliz, fakir değiliz, neden ? çünkü demin dediğim gibi, biz müslüman değiliz, hak hukuk ar namus ölçü hesap tanımayız, hiçbişeden utanmayız. gittiği yere kadar, oysa orada adam habire soruyor, nereye gidiyorum ne oluyor öyle mi olur böyle mi, daima hesap peşinde, içecek temiz su bile yok. bira 20 kron, su onun üç misli, oradan pay biç. otel odası bizim evden temiz, kalorifer sıcacık, havlular temiz ve burası ucuz, dandik otellerden biri. eşek ölüsü parasına değil. camdan bakanda, beşinci kat hemen karşıda binanın tepesine kıçı başı açık beş metre boyunda kız heykeli dikmişler. beyle terbiyesizlik olmaz. bunca heykel herhalde putperest mekke' de bile olduğunu sanmam. otelin altında thai masaj salonu, yanında kumarhane var; ne inecem dersen telefon var, çağar hepsi ayağına gelsin. o derece varlık, işte o halde özgür irade ortaya çıkıyor, neyi istediğini neyi istemediğini şöyle bir düşünüyorsun, kendine çeki düzen veriyorsun. o an, insan olduğunu, yaşadığını, hareketinin sonucunu, hakkı ve allah' ı ister istemez düşünüyorsun. ancak epey sarhoşum o esna, sızıyorum beş dakkaya kalmadan. sonraki gün, kaleyi kuleyi köprüyü, roma germen imparatorluğunun tüm heybetli yapılarını, masonların inlerini alametlerini, hitler' in en sevdiği manzaraya sahip olan kafenin terasını, lennon duvarını, ressamları, sokak müzisyenlerini, gulaşlarını .. artık ne kadar ne varsa kısmetinde görmek, bunları birer birer geziniyoruz. siftinirken bir headshop' a denk geliyorum, ömrümde bu denli nargile, bong, kağat ıvır zıvır birarada görmedim, hem ne kadar güzel işlenmişler olacak gibi değil. hatta kardeşim, hani sevil atasoy' un bahsettiği spice zıvırtısı vardı ya, avrupa' nın cümle memleketinde yasak olan nane, işte onu da serbest satıyorlar. aldım bir paket tabi, iki de bong, görsen çok feci çok bitirim şeyler. onca ortaçağ süsünün arasında müzeler, işte şurada mozart' ın piyanosu, naha burada kafka osurup gezerdi, beriden beyle nazım geçerdi, işte yahudi mahlesi, işkence ve sikiş aletleri müzesi, pastane kestane dostane mestane filam derken üç gün şeker gibi geçti, ne memleket derdi ne siyaset gamı kederi. mis gibi tertemiz dönüyoruz istanbul' a, terbiyesiz türkler ölçüsüz ahlaksız türkler servisten aldıkları beleş içkileri zıkkımlanıp 10000 ft irtifada rezilliği ele alıp höykürmeye, rezilliğe başlıyorlar. prag' a giderken kuzu gibi çükü kalkmaz, ağaz bıçak açmaz olan müslüman türk döneriken alıyor sazı eline, olmadık süprüntülüğe çal ha çal; hatta arada kalan, uyuyamıyoruz ne olur sussanız diyen bir japonu bile paylayıp azarlamadılar mı ? garip samuray sinirinden tavan ışıklarını yumrukluyordu, bunlar yarım ingilizceleriyle ona sövmeye berdevam. inende istanbul bir yana memleket hepten düştü gözümden, burada bizi sike sike aklımızı almışlar senin anlayacağın, iyiyi kötüyü ayıramaz hale gelmişiz. ne konuşsak boş, neyi ölçsek yanlış, allah bir desek o da makbul değil; allahtan korkmaz kuldan utanmaz türk, o götveren ismet' e de söyleyin sıkıysa bir de bunu yazsın, bıraksın istiklal marşının yakasını, marşı biyeli hepten dağıtmış bu leş böcülerine din, iman, dil, vatan filan vız gelir tırıs gider. suphi kardeşim bana kızacak, olsun varsın, içimden geleni gördüğümün azını yazdım, keşke daha yazabilsem, anlatabilsem ama şu saat itibariyle pilin dibi göründü, müsaade isteyip çekileyim. sevgiler, selamlar azizler. hepinize hayırlı seneler. 18 Comments | etiket
|
RSS Feed