geçen gece, rus yönetmen sergei bodrov' un görsel şaheseri mongol 'u izledim. uzun süredir aklımda idi. fırsatını yeni buldum. iyi ki de öyle yapmışım. rus sineması, sanırım, sinemanın en mühim yanına parmak basıyor; görsellik. konusu olmasa dahi beyle güzel çekilmiş filmi koca perdede seyretmek insan zevk verir diye tahmin ediyorum.
mongol, tahmin ettiğin üzere cengiz han' ın hayatından bir kesit. o ki, dünyanın en büyük imparatorluğunu kurup, belki de en çok cana kıymış bir hükümdar. filmi izle kardeşim. sana tavsiye ediyorum. zira uzak asya' daki atan nasıl yaşamış, belki en gerçek şekli ile gözler önüne serilmiş. hemi biliyorsun cengiz' in anası moğolca konuştuğu halde türk sayılan merkitlerden idi. hal beyle olunca, bu konuda okuduğum kitaplardan bir iki paragraf aklıma geldi. seninle de paylaşayım dedim. bu paragrafların ikisi de aynı konuda. biri, 1240 senesinde bizzat cengiz' in evladı tarafından yazdırılan moğolların gizli tarihinden, yek diğer bu kitaptan yazılan masaldan alıntı.
***
Bununla beraber cesaretini de isbat ediyor: genç bir delikanlı iken, yalnız başına, geri kalan tek ata binerek yağma edilmiş sürüyü geriye getirmek için yola çıkıyor. Daha sonraları, bütün muharebe sahalarında da böylece cesurdur. Nihayet, etrafındaki büyüklerin tavsiyesine bakmadan hayatını tehlikeye koyması ve ağır hastalığına rağmen Tangut’lara karşı savaşa girişmesi de, onun sertliğini ve kendisine karşı olan itimadını gösteriyor. Onda intikam hissi kadar, sadık arkadaşına karşı minnettarlık hissi de çok kuvvetlidir. Bu kimselerden en mühimleri: esas kuvvetlerinin komutanı olan Çurçeday ile Kuyildar, “dört bahadır” tesmiye edilen Boğorçu, Mukali, Borokul, Çilağun Bahatur ve “dört köpek” diye vasıflandırılan Kubilay, Celme, Cebe ve Subetay olup, Temuçin onları sık sık açıkça övmekle, onlara memuriyet, otlak yer, ganimet, avlanmak hakkı ve adamlar vererek taltif etmekle ve kanunlara karşı masumiyet hakkı tanımakla minnettarlığını ifade etmiştir. O, tus-kan tabiriyle ifade edilen esas hükümdara karşı sadakati düşmanda da arıyor: hükümdarına ihanet ederek kendisine sığınanları idam ediyor. Burada, Çinggis’in, kendisini semanın vekili olarak hissettiğini ve şamanlık noktai nazarına göre, semayı mukedderatın âmiri olarak tanıdığını bir daha hatırlatalım. O, semanın emriyle dünyanın hakimi olmuştur ve altın dizginleri elinde tutmaktadır.
Prof. Dr. Erich HAENİSCH’den Önsöz için alıntı “Moğolların Gizli Tarihi” Prof. Dr. Ahmet TEMİR ISBN 975-16-0752-3
***
Ele geçirdiğimiz topraktan bir karış bile vermeden ilerledik. Naymanları Kangay’ın vadilerine kadar sürdük, küçük birlikler halinde yamaçlara doğru kovaladık, tepelerde bekleyen hafif süvarilerimizin kıskacına düşürdük. Atları boyunlarını yada bacaklarını kırıyordu, gelinciklerle kaplı yüksek çayırlarda yuvarlanarak vadiye kadar düşüyordu. Aralarından çok azı ayaklanarak savaşa devam edebildi.
Biz ilerledikçe Tay Han tepelere doğru çekiliyordu. Çarpışmaları izlerken düşmanlarının kim olduğunu öğrenmek istedi:
-Savaşçılarımı izleyen ve onlara aman vermeyen o beş soylu, kim onlar? -Temuçin’in kurtları: Borçu, Ok Cebe, Kubilay, Celme ve Subetay dedi Camuka. Onların gıdası çiy ve insan etidir. O kadar acımasızlardır ki, Kağan onları zincire vurmak zorunda kalır. Savaş günü zincirleri çözüldüğünde, okçuların önünde yelin sırtında dörtnala giderler, ağızları açık keyiften salyalarını akıtırlar.
Muhafızları savaşçılarımızın saldırına uğradığında Han Tay tepedeki bir vadiye sığınmak istedi. -Muhafızlarımın çevresinde başları açık dönenen bu Moğollar kim? -Kelle avcısı Oroğut ve Mangutlar. Çıplak elerliye kargıları ve kılıçları tutarlar, tırnaklarıyla düşmanlarını boğazlar, saç örgülerini ve sakallarını yolarlar!
Nayman hanı daha yüksekteki bir tepeye varmak için atını topukladı: -Peki, onların arkasında adamlarıma aç bir doğan gibi saldıran beyaz ak tolgalı kim? -Ah! Dedi Camuka en gülüşüyle, ona iyi bak, çünkü o anda, benim müttefikim, Kağanlar Kağanı Temuçin. Savaşçıların onun vücudunda oklarını saplayabilecekleri en ufak bir boşluk bile bulamayacaklardır. -Çabuk, kaçalım! -Dur bakalım, Hanım! Çok korktun. Onların sadaklarını koparmaya ant içmemiş miydin? İşte, Temuçin’in sağında durana bir bak. Oklarını sırtında taşıyor. Haydi, git, silahlarını al! O gördüğün Temuçin’in kardeşi Kasar’dır, gerçek bir kaplan. Daha küçücük bir sümüklüyken Höelün Ana onu diğer dört çocuğundan sonra emzirirdi, çünkü Kasar anasının memelerini boşaltırdı. Her öğünde bir at yemesi gerekir, vücudu üst üste konmuş üç zırhtan daha da sağlamdır. Uzun oklarıyla beş bin adım ötede arka arkaya duran on adamı deler.