tefric / anonim 08/22/2011
when there’s light in the sky i see a bird flying they say out of sight is out of mind i see my babe’s eyes shining the god is in my mind and i love him 2 Comments akıl ve islam / suphi 07/06/2011
vaktiyle kağıda yazarak oradan da nete aktardığım bir yazı. akıl ile alakalı: “Kişi bilmediğinin düşmanıdır” (hz.Ali) Akıl lugatta mastar olarak, men etmek, engellemek, alıkoymak, bağlamak gibi anlamlara gelir. Felsefeciler ve mantık alimleri aklı, “varlığın hakikatini idrak eden, maddi olmayan fakat maddeye te’sir eden basit bir cevher, maddeden şekilleri soyutlayarak kavram haline getiren ve kavramlar arasında ilişki kurarak kaziyelerde(önerme) bulunan ve kıyas yapabilen güç” demektir diye tarif etmişlerdir. Bknz: cevher, kaziye, kıyas Akıl, insanı insan yapan, onu diğer mahlukattan ayıran ve onu sorumlu kılan temyiz kuvveti ve anlama melekesidir. Dinin tarifini yaparken “akıl sahiplerinin….” denilmekteydi.Yani Akıl kişinin üzerine ebedi saadet ve selameti veya ebedi azabı ve yokluğu mümkün kılan bir mefhum. Bknz:Muhasar ilmihal, akil baliğ,İrade Hadislerde ve Kuran-ı Kerimde akıl;kalb, fuad, elbab, keyyis gibi manalarda kullanılmıştır.Hadis-i Şerifte akıllı insana keyyis denilmiştir ve keyyis; nefsini kontrol altına alıp ölümden sonrası için hazırlanan kimsedir diye tarif edilmiştir. Bknz:ibn mace zühd 31 Felasifenin akılla ilgili geniş izahatı hakkında bilgi edinmek isteyenler Aristo’nun De Anima adlı eserine bakabilirler.Yine Sokrat, Eflatun, İbn Sina, İbn Rüşd, Farabi, Kindi gibi ilim adamlarının aklın araz mı yoksa cevher mi olduğu ve daha bir çok hususdaki fikirlerine İskender Afrodisi’nin eserlerinde bulabilirsiniz. Kelam alimlerine göre aklı ele alacak olursak; Kelam alimleride Felasife ( felsefeciler) gibi birbirinden farklı çeşitli tarifler yapmışlardır.Aklın cevher mi, araz mı olduğu hususunda ihtilaf emişlerdir. İslam Hukukçuları hukuki hükümlerin meşei olarak tek hakimin hz.Allah ve onun ilahi iradesi olduğuna ve bu manada aklın istiklali bulunmadığına ittifak etmişlerdir. “Hüküm ancak Allah’ındır; O hakkı anlatır ve hüküm verenlerin en hayırlısıdır”(Enam suresi 6/57) Vasıl bin Ata, Cahız, Nazzam, Cubbai, Kadi abdülcebbar gibi mutezile alimleri farklılıklar olsada birbirine yakın görüşler belirtmişlerdir.Maverdi bu alimlerin görüşlerini özetleyerek şöyle der; Akıl, varlıkların hakikatini bilme ve iyi ile kötüyü ayırd etme gücüdür. Mutezile’nin büyük çoğunluğu insanların nasslara muhtaç olduğunu kabul etmekle beraber aklı, mutlak bilgi kaynağı olarak görmüşlerdir.Ve ona daima nasslar karşısında hata yapmaz bir hakem rolü vermişlerdir.Mutezile bir şeyin güzel olup olmadığının akil ile anlaşılabileceğini ve şeriatın ise aklın anlayamadığı şeyleri izah edici olduğunu söylemişlerdir.Bu sebeple mutezile alimleri ehli sünnet alimleri tarafından tenkid edilmişlerdir. Mutezile ve bazı Caferiler insanın peygamberler ve ilahi kitaplar olmadan akıl ile Allah’ın iradesi olan hukuki hükümleri çıkarabileceğini söylemişlerdir.Bunların bu görüşleri Hz.Allah’ın yegane Şari ve hüküm koyucu vasfını tartışmalı hale getirir.Hatta bu fikrinden dolayı mutezile, Aklın iyi veya kötü gördüğü şeyi emretmek ve yasaklamanın Allah için vacip olduğunu söylerler.Bu görüş Ehl-i Sünnet ve bazı mutezile alimleri tarafından reddedilmiştir. Bknz: Kul Hz.Allah üzerine bir şeyi vacip kılabilir mi? Ayrıca ayrıntılı bilgi için bknz: Fahreddin Razi, İmam Gazali, Amidi, Sadruşşeria, Husun- Kubuh Şia kelamcılarının görüşleri de mutezile alimlerinin görüşlerine yakın olmakla birlikte onlar aklın en belirleyici özelliği olarak; “nazariyat”ı idrak etmesini zikretmişlerdir.Burada akıl önce kendi varlığını idrak etmeli sonra havassı selime ( beş duyu) ile nesneleri ve “iç duyular” ile de manaları kavrar.Allame Tabatabai de şia ekolünden gelen bir alimdir ve keşif ile kasdının iç duyular olması kuvvetle muhtemeldir. Şia fırkasının çoğunluğu mutezile ile aynı görüşü paylaşır.Fakat Ahbariyye kolu nakle son derece bağlıdır. İsmailiyye kolu ise dini hakikatlerin akılla değil “imam”ın talimiyle öğrenilebileceğini söylerler. Bknz: nazariyat, Allame tabatabai tefsiri, şia ve imamet Ehli sünnet alimlerine gelirsek; bu yolun büyükleri aklın; cisim, cevher veya araz olmayıp onun ruhi bir öz (lüb) olduğunu savunmuşlardır. İmam Ebu Mansur Maturidi hz.leri kesin olarak bir tarif belirtmemekle birlikte Aklı, “aynı nitelikte olanları bir araya toplayan ve ayrı nitelikte olanları ayıran şey”diye vasıflamıştır. Bknz: Kitabü’t Tevhid Ehli sünnet kelamcıları arasında başlıca iki görüş vardır. Eşaira: Bir şeyin güzel olup olmadığının nasslarla anlaşılabileceğini aklın ise hitabı ilahiyi anlamak için mücerred bir alet olduğunu söylerler. Eşariler hükümlerin kaynağının ilahi kitaplar, paygamberler ve müctehidlerin ictihadları oldukları görüşündedirler. Maturidiyye:Bir şeyin güzel olup olmadığının nasslarla anlaşılabileceğini ve aklın mücerred bir alet olmayıp, belki bazı meseleleri şeriat varid olmazdan önce veya şeriat varid olduktan sonra beyan için olduğunu söylerler. Maturidiler, insana ait fiillerin bazı vasıflarının iyilik ve kötülüğü gerektirecek bir takım sonuçları vardır.Akıl, bu özellik ve sonuçlara dayanarak bir işin iyi veya kötü, güzel veya çirkin olmasına hükmedebilir.Fakat mükelleflere ait fiillerle ilgili ilahi hükümlerin bu fiillerdeki aklın kavradığı iyilik ve çirkinliğe bağlanmasını şart koşmazlar.Zira akıl ne kadar kamil olursa olsun hata edebilir.Bundan dolayı akıl hukuki hükümlere tek başına kaynak teşkil etmede yeterli olmayıp, peygamberlerin ve ilahi kitapların hukuki hukümlerine muhtaçtır. Binaenaleyh peygamberlerin şeriatı yani Hz.Allah’ın şeri hükümleri kendilerine ulaşmayan insanlar mutezileye göre her türlü fiillerinden sorumludurlar.Ehli sünnete göre ise mesul değillerdir.Ancak Maturidi uleması bu kişilerin Yalnızca Allah’ı bulmakla mükellef olduklarını söylemişlerdir. Bknz:imam-ı sabuni, Cürcani, Şehristani, Aklın mertebeleri, Kitap ve Peygamberlerin gelmesindeki hikmetler ve Hz.İbrahimin Kuran-ı kerimdeki kıssası. Pezdevi’de ehli sünnet alimlerinin çoğunun, aklı;”nurani latif bir kuvvet” olarak tanımladığını söyler. İmam-ı Gazali, aklı; ”Zaruriyatı bilmek, tecrübe yoluyla bilgi edinmek ve insanın tabiatında olan bilgi edinme gücü” olarak tanımlamıştır. Sadedin-i Teftezani hz.leri, Şerhul Akaid isimli eserinde aklı; “Kuvvetün linnefsi bihe testeiddü lil ulumi vel idrakati” yani “ Nefis( kişinin kendisi) için bilme ve algılama fonksiyonu bulunan bir kuvvet” diye tarif etmiştir. Devamında, Akıl ile bil bedihi sabit olan ilim, ilm-i zaruriyi icab eder.Bir küllün cüzlerinden büyük olmasını bilmek gibi.Akıl ile bil istidlal sabit olan ilim ilm-i İktisabiyi icab eder.Bir yerde dumanı görmekle orada ateş olduğunu bilmek gibidir demişlerdir. Merhum Elmalılı M. Hamdi Yazır ise ruhi bir güç kabul ettiği aklı; Madeni kalb ve ruhta şuai dimağda bulunan bir nur-i manevidir ki insan bununla mahsus olmayan şeyleri idrak eder der ve aklın eserden müessire yahut müessirden esere bir takım alakalar ve intikaller kurduğuna işaret eder. Bu intikallerden birincisi; cüzden cüze intikaldir ki; buna temsil veya kıyas-ı fikhi denilir. İkincisi; Cüzden külle intikaldir (Tümevarım) ki; buna istikra temsiye edilir.Kazayayı külliyeden ve Kavaidi fununun ekserisi bu yolla “keşf” edilegelmiştir.Bunda düşünmek ve tecrübenin ehemmiyeti büyüktür. Üçüncüsü ise; külden cüze intikaldir (Tümdengelim) ki; buna mantık-i kıyas veya sadece kıyas denir ve ilimlerin fiili tatbikatı bununla yapılır.Bu ilim yollarının en kuvvetlisi budur. Bknz: Hak Dini Kuran Dili Burada bir takım ince fikirler hasıl olmaktadır ki şu an açıklamam münasip değildir.Şu kadarını söyleyelim; yukarıdaki izahatın Külliyat-ı hams, San’at-ı hamse( burhan, şiir, cedel, hitabet, mugalata), içtihad ve daha bir çok mesele ile alakası vardır. İmam-ı Gazali El-Mustafa ve El-İktisad fil itikad isimli eserlerinde aklı övmüştür.Ona göre; eğer akıl değersiz ve güvenilmez bir vasıta olsaydı onun sayesinde bilinen hususlarda değersiz ve güvenilmez olurdu.İmam-ı Gazali hz.leri aklı göze, nakli de güneş ışığına benzetir.Akıl olmayınca gözün, göz olmayınca da ışığın kafi gelmeyeceğini söyler. Elbette insan alemin sırlarını, yaratıcının varlığını bilmek ve nassları anlamak için akla muhtaçtır.Fakat akıl, naklin önüne geçemez.Çünkü akıl, bütün dini gerçekleri idrak etmek için yeterli değildir.Havassı Selime( beş duyu) nasıl sınırlı ise aklın idrak gücü ve sahası da sınırlıdır. Akıl, duyuların, eğitim-öğretim, ve kültürün etkisi altında kalacağı için iyinin kötü, doğrunun yanlış olduğuna hükmedebilir.Bütün bunlar aklın nakle muhtaç olduğuna delildir. Bknz: Maturidi, Pezdevi, esbab-ı ilim ve hz.İbrahimin Kuran’daki kıssası. Ayrıca bazı ehl-i sünnet alimleri aklın, nakil bulunmadan bazı ahlak ve hukuk kaidelerinin güzellik ve çirkinliğini bilebileceğini söylemişlerdir. Bknz: Beyazizade, Husun ve Kubuh Devrin en akıllısı peygamberlerdir.O halde onların şeriatına yapışmak lazımdır Bknz: Fetanet, Peygamberlerin sıfatları İmandan sonra en büyük nimet akıl kabul edilmiştir. Sufiler aklın gayb alemini ve ahiret hallerini anlamakta yetersiz olduğunu savunmuşlardır. Yine İmam-ı Gazali, “akıl bize duyuların verdiği her bilginin doğru olmadığını gösterir.Aklın üstünde başka bir gücün bulunması pekala mümkündür” demiştir. Bknz: El münkız mineddalal, mişkatül envar, Gazali’nin ibn sina ve farabi hakkındaki düşünceleri. Mevlana Celaleddin aklın gayb alemi hakkında verdiği bilgileri körün renkler ve sağırın sesler hakkındaki verdiği bilgilere benzetir ve aklın rehberliğini “çamura batmış merkep” ve “Mustafa’nın yolunda aklı kurban edin” gibi sözlerle anlatır. Burada bir takım incelikler ve sırlar vardır.Mevlana’nın bu sözünden aklı tamamen inkar etmek manasına anlayanlar sığ bir bakış açısına sahiplerdir ve aldanmışlardır. Burada zikredilen aklın madde ve duyu alemini aşıp ezeli, ebedi, yüce hakikatlere dair hüküm veren nazari ve metafizik akıl olduğu vurgulanmıştır. "Herşeyi aklı sakimle çözmek isteyen kişi, Tahta ayak takmış kimselere benzer. Kısa aklına uydurmak ister her işi, Dün yaptığını, bugün bozmak ister."(İmam-ı Rabbani) Bknz: Aklın mertebeleri Aklın yeri konusunda ihtilaflar vardır İmam-ı Azam Ebu Hanife hz.leri başta olmak üzere bazı alimler aklın yeri olarak beyni göstermişlerse de çoğu alim aklın mahalli olarak kalbi göstermişlerdir. Bknz:Fahreddin-i Razi ve Elmalılı merhumun yukarıdaki izahatı. Bazı mutasavvıflara göre Miraç Gecesi Hz.Peygamberi Sidretül Müntehaya kadar götüren Cebrail(as) aklı, Oradan öteye götüren refref ise aşkı temsil eder.Bu sebeple aşk akıldan, aşıkta akıllıdan üstündür denilmiştir. Bknz:Tasavvuf ve aşk, refref, Miraç Kaynakça: Yazı için bir çok kaynak kullanıldıysa da genel olarak Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisinin çizdiği çizgi takip edildi.Bazı cümleler aynen aktarıldı bazıları ise yorumlanarak aktarıldı.Yukarıdaki bknz.lar ile kullanılan kaynaklar hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.Lakin mesele aslında çok uzun olduğu için olabildiğinde kısa anlatmaya çalıştım.Aslında zamanımın kısa olmasa belki çok daha özgün ve güzel bir çalışma olabilirdi. Meseleyi irdelerken şunu fark ettim; Aklın hakim olup olmama meselesi Kelam konusunun bir meselesi olduğu kadar Usul-u Fıkıh konusunun da önemli bir parçası. O yüzden meseleye merakı olanlar Usul-u Fıkıh kitaplarınada bakma luzumunu hissedecekler. limited edition / mengü yinçge 06/27/2011
samba pa ti sakınmasam sözümü gözünden yüzüne bakmaya kıyamasam da utanmadan özlesem arasam da yolcu dediğin canım bulduğun zaman … sabır bir derin nefesle sessizce dinleyip istediğin içinden bir bakışta sessiz hem de yeniden her şeyi anladığında o anlattığında sen çalan bir müzik hayatım ötesi ne var ne yoksa boş o zaman da istersen dans ya da sadece müsaade et canım … sıkıldım artık ölesiye yaşamaktan yaşayasıya ölmek yok mu yok mu anlamayan çardakları ve bardakları yine de anlaştığın susup susup baktığın konuşmadan kaçtığın yok var da hani yaşı da yetmez diyorlar kurusu da oysa bilmedikleri tek bir şey var sadece tek bir şey bu işte canım ölüsü de dirisi de benim … La kömür kalbini düşürmüş bir kadına adam diyor bileydim böyle olacağını yakışan o kara gömlek yerine deli gömleği giyerdim revanili tahterevalli korkularına bak hele yumurta akı ve sarısı korkuyla aklından geçenler duayla irmik ve sal minella sızı hiç, akla getirmediğin bir düşünmek istemediğin şeker ve hırsızı “vazgeçmek yok” dediğin değil mi? karıştır köpürünce bembeyaz o halde bir akıllı sarhoş bir de ayık tembel istersen de seçeneklerin hepsi hepsi senin olsun güzelim bize gelince afiyetle biz vazgeçtik diyelim “sınırlı sayıda” manikürsüz eller yapıştırdı torbayı basıldı satıldı alındı okuyamadı kimse yazısızdı şimşek çakan gözleri karşısından akan bir esmer pınar korumaya bakıyordu fırıncı Picasso elleriyle adam poşetinden çıkarıverdi resimli romanı.. çoğulu ne "artist"in kız artiz maallesine abi girişte ağırdan alacan adımlarını saklamadan rahatça amma ve lakin çok bakmadan etrafa saygı ve dikkatle etraflıca bakacan artiz maallesine abi senin anlayacağın bir girdin mi öyle atacan adımını sorana da "bi daa da çıkmiacam laaan!" diye bağracan uzaktan bir 44’luk duyarsan bu maallede abi ölen benim ulan deyip belki sen yere yatacan anlaycan abi demek istediğim uzatmadan artiz maallesine abi gidiyorsan girişte artizlik yapacan çünkü abi o maallenin çocukları, oğlanları ve kızları bi ciğerli bi çığlıkta öldü mü na koyiim ağladı mı yürekleri de kan ağlar girişli çıkışlı ntvblm 06/13/2011
derginin kapanmasına ilişkin resmi açıklama da nihayet geldiğine göre, iyi kötü bildiklerimi okurlarla paylaşmalıyım: 1. "ntvblm satmıyor" dediler. oysa net tiraj stabil 16 - 17bin, 20bine gideri var, baskı adedi 23bin. cem aydın' ın dediği gibi, "ilgi görüyor". 2. "tanıtım gideri yüksek" dediler. filhakika tanıtım gideri sıfır. dönen 9 saniyelik spotlar ve grup dergilerine giren ilanlar hariç, herhangi bir mecrada ntvblm tanıtımı gördünüz mü ? ntvblm sponsor oldu mu bir bişeye ? ntvblm internet sitesi açtı mı mesela ? 3. "maliyeti yüksek" dediler. ben gelene kadar öyleydi, bu doğru, bilimci ne anlasın ticaretten ama en sıkı zamanlarında osmanbey' de 52 beden etek satmış bendeniz öyle değilim. cem aydın' ın dediği "büyük zarar" kapansın diye sıkı bir planlama yaptım. süreç optimizasyonu sayesinde ntvblm baskı dağıtım hariç 6000 liraya mal oluyordu. telif optimizasyonu sorununu chris anderson' dan önce çözdüğüm lütfen kayıtlara geçsin. 4. "reklam alamıyor" dediler. bak bu daha rasyonel görünüyor ama dibinde şöyle bir durum var. ntv yayınları bünyesinde iyi kötü 6 - 7 ticari ilan gelirken ntvblm ve ntvt' in doğus dergiler grubuna kaydırılmasıyla ntvblm' nin alabildiği ilan sayısı aniden 2' ye düştü. sonra o civarda kaldı, nihayet kapandı. aylarca reklamcılara yardım etmek, sorunu çözmek istedim ve fakat bu çabama mukabil dirençle karşılaştım. atom fiziği dahil her meseleyi 5 yaşında çocuğa bile anlatırım ama zor başka, oyunu bozuyor. 5. "projesi yok" dediler. bizim para getirecek projelere ihtiyacımız vardı, sermayenin hoşuna gidebilecek ve insanları bağlayacak fikirler bulmalıydık, süreli bir yayın için makul bir ihtiyaç tabii. gayet anlamlı ve saçma sapan yıldızlı gencebaylı motorlu oyuncaklı onlarca proje ürettik. ince mühendislikle düşündük, bunları çalıştırdık, işe yaradığını gördük. ve fakat ne oldu ? "proje toplantısı önümüzdeki ay, şimdi başım ağrıyor sonra yapalım canım" tarzı ertelemelerle karşılaştık. efkarlandık. üstüne bi cigara yaktık oysa prototipler hazırdı, paketler fulldoluydu, çok pis para kaldıracaktık cem aydın. sorsan anlatırdım, sormadın. niye sormadın demiyorum. senin adına sorması gerekenler niye sormadı. merak etmiyor musun ? 5. "bu dergi senin kafanda" dediler. evet dedim, kafamda. birilerinin bir yerlerinde olacağına benim kafamda dursun. kant' ın ödev ahlakı gereğince işimi kutsal sayarım, onu korurum kendimi değil. bilim dergisi 4 kişinin marifetiydi. biri sayfa yapıyor, biri soru cevap, biri haber, biri ben. ekip dardı, yaşı geçkin zilzurna üç kadın yarım akıl benle bu böyle zaten olmazdı. çıkıp desen ki "bu arkadaşlar yetmedi, yetişmedi ben de kapadım gitti" bak bu doğru olurdu. sana bu derginin baştan marazlı doğduğunu demek iyi anlatamamışım. 6. "elinde bomba var" dediler. evet dedim, farkındayım, korkmanıza gerek yok. sizin elinizde bomba yoksa düşünün bakalım neden yok ? bendeniz gücümü pazardan almadım, tamamı o bombayla yapılan antrenman mahsulü. kimsenin korkmasına gerek yok. insanları sevmek için gerekçe aramıyorum. bildiğin defect ama napalım böyle gelmiş böyle gider. 7. işin politik tarafına hiç girmiyorum. o zaten gireceği yere güzel girmiş yerleşmiş. bilhassa seçimden sonra şimdi manzara daha net. hes sevmem. nükleer sevmem. seveni de sevmem. siz ses çıkaramazsınız. özetle, bende bu kafa sizde bu küfe varken bilim dergisi olacak iş değildi de oldu işte. 8. varlığımın bir kısmını bozuk para gibi harcadığım ntv hazretleri. bak şimdi kapı önüne koyduğun personel seni dava ediyor. özlük hakları tırıvırı şu bu. çakal gibi para hesaplıyorlar ve aralarında gayet güzel dayanışıyorlar. sizin cenah bir politik bunların cenah başka politik. biri de beni arayıp sormadı amk. pardon biri sordu o da şeyi sordu dava eder misin diye sordu sağolsun. yok dedim etmem. sebebi şu. senin geçen holding hesabından para verdiğin sözlük tayfası dava etmişti beni. hani şu güya sansür karşıtları. hani şu özgür ifadeciler. hani şu nasıl bilirdiniz imam osurur cemiyet bayılır tayfası. zamanında ar haya duygularını incitiyorum diye savcıya gitmişlerdi üşenmeyip. ulan ar haya sizde ne gezer ? az paramı yemediniz tazminat ayağına sinekler. bakıyorum da şimdi iyi anlaşıyorsunuz. midem bulandı amk. 8. arayıp soruyorlar şimdi ne olacak inan aran ? okuyodum ben yaa kurudu kanal nereden buluruz diye. yetiştiklerime yazıyorum kısadan. o viraj tamam şimdi başka türlü yol alacağız filan. diğerleri gibi kurban saymıyorum kendimi. yaptığım işle hep gurur duyacağım. ben yaptım diyeceğim. bu kadarına hakkım var. yani bu işleri, yayınları bilim dergisini tarih dergisini filan sakın biz biz diye anlattığınızı duymayım. acımam kem düşünürüm olan size olur. neuroscience bebeim. hem pozitif hem negatif. bu ara iş arıyorum. sayenizde cv sears tower ayarında oldu. işveren bakınca başı dönüyor. bildiğin işsiz kaldım amk. insan kaynaklarını da gözden geçir ntv orası müşkülde. insan kaynakları için prensip şudur panpa. işe aldığın adam senden daha kabiliyetli olacak. hem de her bakımdan. iyi de o zaman bunu nasıl yönetirim dersen o da basit. yönetmeyeceksin. seveceksin. bitti. 9. iki sene geçirdiğim koca binadan şu isimleri sayacağım: neyyire. az daha genç olsa kesin sevgiliydik. korkularını silmeme izin verirdi biliyorum. geceleyin çıkar duvarları kırmızıya boyardık bu aşikardı. sevemedi beni. dik pozlarına ses çıkarmadım. son defa telefonda konuştuk. şu tazminat işi. ilgilendi sağolsun. ancak bir parça gökkuşağı yollayabildim. dağıstanlı. beni işe aldı. zaten başka da kimsenin maçası yemezdi tahmin ediyorum. sonra sonra bir mesafemiz oldu ama olur o kadar. onun kadar sabırlı değilim. onun kadar politikadan anlamam. onun kadar edebiyat bilmem. en mühimi onun gibi güzel içemem. nereden baksam her türlü dağ gibi dalyan gibi. o dalyanda bile bile it kopuk tutacak kadar geniş kalbi. belki bu yüzden yok yere yorgun. bilmiyorum. diyemedim ki şu adam geçinenleri civarından bi siktir et. kaldı öyle. göncü. başıma bu işi saran abicim. yazıma kıymet verdi. dert edindi. savundu. sordu. sevdi. teşvik etti. utandım hep. kefaletine yaranamam diye hafakanlar basıyordu yeminle. söylemeye gerek yok ama olsun. gemi benimse dümen senin. kitabı tamam edeyim ayakucuna bırakacağım. resul. az zaman çalışabildik şöyle güzel bi cigara içemedik ona yanarım. business ekibinden bir de abla vardı şimdi hatırlayamadım. nükleer sayısını yaparken cinnet geçirmediysem onun sayesinde. sağolsun varolsun. noyan. duygularını gemlese fezaya çıkacak ama şimdilik sürünüyor. kahve arası havadan sudan şikayetlenirdik. şimdi yeni medya yapıyor. fena da yapmıyor ama bozuk yolu daha ne kadar süspanse edebilir bilemiyorum. eray. daha çok çalışmalı. önü açık. böyle derken fermuar açık kalmış diye anlaşılmasın. bilakis o benim rengim. tanıdığım ender akıl sahiplerinden. az bende de olsa iyiydi de o zaman fermuarı kapamaya takılırdım haybeye onu bunu hesaplardım iş çıkmazdı biliyorum. bir de.. banu güven harbi güzel lan. ece de öyle. yine de hangisi dersen banu banko ece plase derim. sürprizse reklamcılardan sarışın bonus kafa. o kendini biliyor. kalanı kozmetik çöp. konuşmaya değmez. derhal atın işten. ofisin hava temizlenir en azından. başka ? kahveciler. ilker ve murat. en çok onları sevdim. bir de az sütlü kahveyi. 10. bu yazıyı cebimden bilim dergisi çıkabildiğine şaşırdığım için yazdım. şu hayatta insanın başına neler geliyor. sağda solda bilim emekçileri kültür kahramanları ntv kurbanları gibi fasarya laf okudum epey. maalesef bezirgan olmayı entelektüel işçilikle karıştırmak gibi bir hastalık var bizde. bunları bir ayırın artık. mesaiye gelince, ağır çalıştım bilen biliyor. gelen yazıların hemen hepsini yeniden yazdım. memlekette yazı biteli çok oldu diyeceğim de bunlar prof filan olunca böyle şipşak izah etmesi zor. üstelik ayıp. saçma gelen bu ısrarım yüzünden kimiye papaz kimiyle sevgili oldum. kimi çok sevdi kiminin sinirden bağırsakları bozuldu. normaldir. yazı kuşu öyle herkesin omuz başında beklemez. ve tabii herkes ticaretten anlayacak diye bir kural da yok. bilim dergisi de olsa this is the fact. parasını bayılmadan büfeden almayı dene dergiyi bakalım ne oluyor. telifini verme de gör o cici bilimcileri. hepsi değil tabii ama alemin kıral bilimci dediklerinin ne paragöz olduklarını bilseniz şaşırırsınız. kan alırlar kamil kan. bu iş böyle. bir bir isimlerini saymıyorum. genç yazarları ayırıyorum. moruklardan bahsediyorum. kalıpsız olanlardan. her yola gelenlerden. arsızlardan. deşifre etmeyim şimdi. beleş ototahlil sayılır. bir düşünsünler bakalım kim kimmiş bana mı diyor yine ne diyor inan piçi. hakkkımda ne derlerse doğrudur. çünkü bendeniz baştan aşağı yanlışım. terazi kantar el siki tartar dışında elle tutulur bişelere inanamadım. hala da öyle. sona gelelim sevgili okurlar. ntvblm 96 sayfaydı. daima aşkla ve nefretle hazırlandı. kan ter ve gözyaşı ile yıkandı. görüyorum ki bu emek boşa gitmemiş. seviniyorum buna. ufacık bir kamaşmaya neden olmak belki devasa yalan dolan çevirmekten daha iyidir. az iyidir. nihayet geliriz ve gideriz. baki kalan ahanda şu olsun: ben gideyim de yiyosa kıralı gelsin. not: ulan bu kadar niye bekledin de önceden yazmadın diyenler olabilir. nerden bileyim esasen yoktu niyetim bugün birkaç mail birden gelince dedim şuna toptan girişeyim de bitsin gitsin. kendime göre fevkalade mühim işlerim var bir yerde. holding hesabını sağlam yapamıyorsa sorana efendi gibi izahat veremiyorsa suç benim mi ? ya da olsun amk o da benim olsun zarar yok. mavera / mengü yinçge 05/23/2011
söyleyin savaşalım. nerden başlayalım? hangi dinin ilkeleri hangi yerlerde uygulanmakta hak hakkıyla? çoklukla çocukluktan bu yana itaatsizlikti yaşanılan. sinirlerimiz elektrik akımda yüzdürdük. şükürler okutulurdu savaş devri çocuğu olmadığımıza ve devrimler askeri olunca yaşandı boz bulanık hatıralar hatırlanıp gride anlatılan hikaye ihtilaller. “göster olum” deyince de gösterilere sanki külliyen inatla karşı, baş ağrısı ve mide bulantısıyla gülümseyebilen kaldı mı? bir de masaldı evlilik bir pirensnen. var mı itirazı olan diye usulen sual eyleyen. hala yeni. itiraz etti kız kardeşi. istiyorum benim olsun o dedi. deli dediler o asil başkası sever. dedi o zaman piç kardeşi ver. genç dediler yaşı mı yeter? dedi olur. biz de aileden asilizdir aynen. ha de bunlar vesile sayılsın yüce bir imamın koca bir sultan camide seçkin davetli bir kalabalık cemaatin huzurunda kıldığı bir nikah düğünü ile neredeyse herkesin kusursuz dediği bi tören ile kanun hükümlerinin de tüm inancımı destekler ve onaylar statü yani konumunda (ciğerim) gerekse bir defa da evlenirim. amacımız kutsal ailemizin kutsallığını kutlamak kabul. sağlık ve zenginliğin bize düşüp düşmanın düşmesi inan. tören evveli sonrası şarkı türkü misali okunan dualarla birliğe dirliğe dair adımız için. yahu bizden yana bu. velakin ne diycem bak: kaybettim bi inanç sordum biri “bizde yok” dedi. teki “bizdeki başka” dedi. başkası “sizdeki olmaz ki zaten” dedi. yanlara kenarda kıyıdakilere döndüm dedim ya bulanmazsa? “ne fark eder?” sorup gülümsediler. bir kararı da sen omzuna – yahut sembolik olsun, hayatına-al. düzende ezelden onların yeri belliydi. kıvrımlı ve lakin serbest olamayan bi iradeyle uzaktan idare etmeyi deneyen başkalar. her şey burada karalanır ve aklanır sen yeter ki düşmana kardeş, katile de canım de. sonra hep birlikte cennete. serbest irade nerede lüzumsuzsa öldürür ya haydi yallah kerize beğenmezse de denize. neye benzer kusurlu irade ve hangi raddede bu düzende? (saçmaladık küfr et bakalım! ( hasibe nasibe - hasiktir be! nası be?) ) sebep bir adım mı yoksa bir adı mı yanlış olmuş? Kurt, adam demiş bu zamanda ölende ölümüm bile eğlendirir izleyenleri misal teknolojiden. tabii boşa değil. o zaman gösterin herkes nası yaşıyo ve ölüyo. sen neye bakıyorsun? yo biz yok deriz siz demeyin. oyunda ayağıma bastılar canım yandı o kadar… son sözdiyelim ki cidden şaka. amma orada kalan pek az ey ahali. başımız alnımız açık, şükredeceiz tabii de korkmadan, korkmadan olmaz mı? çarpısı çarpılmış, yıldızı kaydırılmış, kitabı satılmış olan dinler dediler. dedim uydurma. uydururuz dediler. hayalet ha___ ! ölüm ! / death ! kime katlandılar? katlandıkları kimseydi. kimsin sen? kimse. . who did they put up with? they put up with nobody. who are you? nobody. … canım diye seslenmek istiyorum canım sen bir tane değil misin ki başkası sevmem mi bilebilsen işte canım … umut o gibi tıpkı bitişin sonu başlangıcın evveli dokunamasam bile içinde yaşadığım varsa bir nokta sensin … capcanlı elemek istesem de hüzünleri diziyorum tüm baharların yaprağına bazı yeşil duruyor bazı kızıl kurşun ağırlığında kılıç keskinliğinde seni düşündüğümde nedir kanatlarımdaki hava … hayatım daha ne diyeceksem bilmiyor muyum politikacı siyasetçi ayakkabıcı boyacı değilim kitapçı kırtasiyeci ticaretçi satıcı değilim ne hacı ne hoca ne karı ne koca değilim borçlu alıcı öldüren ölen değilim tabii diyeceksem bir ses bakışlarda renk duyuşlarda hava akışlarda su çığrışlarda daha düzgün daha düzenli dahası ne varsa doğrusu karışık çoğaldıkça daha az kaldı çok az kaldı daha yaşamaya perest / mengü yinçge 04/17/2011
o ha! doğruyu söyle taşın ağırlığında elinden fırladığında papatyanın son yaprağına dokunmadan yağmur damlası uçup gitmeden havaya anlat rüzgar nasıl taşır taneleri toprak kucak açar çocuklara aydınlığın kardeşiyim de güneş doğmadan bir daha saçın teli karanlığı taşısa mumları yakmadan eritirim tarak haydeee! ne düşünürsün yine niye yeni olmayacakmış yine küstah değilmişsin sen dediğinden evvel size söylenmemiş yalanlar söyleyeceğim dedin de doğruları dürüstçe reddedip okumayı düşündüğünde sonra karar değiştirdin geriye bakalım haksızlık olmasın diye gördün mü bak haklıydın güzel söylenmemiştir ki başka bir şey hepsini düş inceden şimdi n’oldu onların dedikleri önceden okudun düştün hakkından güya hırsız payesine günahsız yere her okuduğunda gördün ki kaybettin oysa bilemezler onlar hırsızlar ve korsanlar daha önce olmayanı bular kimsenindir çaldıkları şarkılar hayatın unutulmuş hazinedarları anlatılmamış gün batımında saklı gizli krallıkları bir yanı doğru yalanların doğarken ölüm sahipsiz doğuran serbest dostları doğrudan yaz şimdi okumadan olacaklar yeniden bildiğin gibi kafa denginden Güllü Hanım söylesem de saklanır hatırla ara sıra kimse bilmez ağladığım geceleri dostum desem bir moruk adama beş yaşında bir çocuk seslenir bana n’aber pisliiiiiik!? bir gülümseme dolu ışık ışık çığlıkla ne rüzgar ne sel ne çamur bugün sabah gitmiş Zöhre hanım canım daha ağlayamadan ben ona Güllü teyze dedi kapıda Dilek niye dedim anam “güllü” deriz O demişti bazılar bana der diye yakışıyor demiştin sana sen de, he ya? he valla der de bak olmadı mı sorardı bir iki kelama güya durdurmadan ne gelirken ne de giderken gülmeden uğurlamazdı seni “güllü” teyze nasıl ne ağlasam ki olmaz şimdi hatırla reyhan toplayıp vermişti geçen sene gülerim o zaman şimdi sonra bir yağmurla yine bir gece kimseye haber verme sen yine güle güle kimse bilmez mi güllü teyze yonga arar mıyım sorarken bilirim yokluğun yoksunluğum yalnızlığı bilirim ve de özlem senin de var ya sesler sıcak gezerken gece konaklarında ne baş ağrısı ne boğaz ne darlık ne de bolluk olsak da boşlukta bir kere inanmışız a yaşadığımız sadece her bir beyazın siyaha her bir siyahın beyaza yarım ses yarım ses yakınlaşıp yarım ses uzaklaşmasıyla, yeter ki şarkıyı çalan bir de oynayan olsun şüphesiz usta uçuşur kuklalar gibi bağlanmış amma yerden iplerle ışıklar aşağıdan gelir bir bir titreten vuruşlar ile her bir atışta kalbine ki alışır aklı ne ki çalışır yerden göğe haklı her bir kukla savaşında cehennemden cennete düşlerinde düşürdükleri durumları alıp giderler tersine dönüp yerden göklere kirekör kat daire iskeleye bakar kat kabarık bacaklar açar kat içine zar u zaruri karar kat çıkar ortaya çeşitlenir hesaplar turfanda akıl intiharı çatsa fikrine kalem kırdığı parça yarısı kalan ruhu duyana bir ay bir de güneş anısı eşgen canım canım yanıyor mu dedin bana mı seslendin çıkmazdı sesin seni sikeydim ayıp etmezdim …perest Hasssiktir dedim bastırarak ve hızlıca. - Anne, Sevgi her şeye bedel diyorlar, doğru, değil mi? - Yalan! Kuyruklu yalan. - (ah! peki o zaman, bi tatilde hal edeceim her şeyi). Bekliyorum. Beklemesini bilmek istiyorum. Geriye döndüm. Salona girdim. Kalabalık. Bakıyorum uzağı görme bozukluğu devam ediyor gözümde. Bulanık seçebiliyorum. Beyaz gömlek mi giymiş bu gece? Geride durma, çık öne geldiğini görsünler. Sen dansa kaldır istersen. (isterim de soramıyorum bir türlü! Ah bak, bi dükkan açacağım yavrum, adı “tek çeşit” olacak). Sana o da yakışır… Evet, o. Yaklaştı çünkü başım döndü ve elimi öpüp gözlerimin içine bakarak teşekkür mü etti, ne söyledi, başka bi şey mi dedi. Bilmem. Elimi öperken gözlerimin içine bakıyordu gülümseyerek de nasıl anlatamam ki! Diğeri elini uzattı… görmedim. - Ne zaman dans etmeye başladınız? - Çok zaman da değil, bunu ben hep severim, nasıldır bilmiyordum. - Temel adımlarınız çok iyi ve kıvraksınız. - Kalabalıkta şaşırıyorum. Pratik uygulama mı? Hayır, çalışma. Bana emredemezsin! Görüyor musun, pratikte çarçabuk doğru yapabiliyor ve yanlışı olmadan belki daha olacakken yok yok olur olmaz düzeltebiliyorum. Evet, pratikte doğal. Doğal! Peki gerçekte? Baktım. Yine bulanık, uzakta, ayakta. Salınıyor. Baktı bakıyorum. Gizli bir gülümsemesi var kimse görmeden. Salon boşaldı sanki. Bastırarak ve hızlıca hasssiktir dedi yalnızca… figân nasıl duyarız yoksa sen ben ve o sebil anladıkça anlayacaksın anlamadığın gönlüm bulacaksın ki hiç bir mucize yok yalnızca anlamadığın bilip siktir çekip kadere ve kedere sonra aklınca bir güzel delice hayata sarılacaksın urza bir çocuk görmüş değeri yok değer verdiklerinin başka gözlerde bir kadın görmüş birliğin adı zor başka dillerde bir gece görmüş yarını yok gündüzün başka gecelerde bir çiçek görmüş toprak su boyları güneşi yok başka köklerde bir insan doğurmuş adı yok çığlığın ölümsüz başka sözlerde mübarek sevgiliyiz ya sınır tanımayız da hiç beklemezsin dönüp baktığımda gülümsememi umut etmem yan yana yürürken elini omzuma atmanı bir iki damla yaşa gözünün ışığıyla bakmaktan çekinmezsin hani saklanmaz bizde ne kısık ne de kocaman açılmış gözlerle bakış bir an için bile bir bakışta buluşmak eksiksiz yaşanır ya gülersin hani bunları duyduğunda belli mi değil bunlar yollar açar süreriz tüm günleri kırk bir ne çalışa ne alışa ne de bir karışa hayır dedim borçlusun deli dediler karıştım alıştım çalıştım yeniden seslendiler efkarlıyım diyecek de yok gibi keyfime hüzün neşe dünden kalma kardeşim kol kola iyice de içtim hani sarhoş desen geçerken o yolda o da değil gel gör ki yine efkarlıyım yoksa / inan6666 03/18/2011
susarım ben pusarım çok içerim kusarım üstüme gelme (buraya adını yaz her kimse) çeyrek geçe kaçarım civarıma mesela biriktirmeyi seviyorum diyelim. hatta abartırım çoğu zaman, meseladan deniz yapar içinde yüzerim. o kalabalıkta yoksa görünce irkilirim bir. o demin biriktirdiğim denizi kurutacak bir hamledir bu. o, denizi kurutacak bu. ve aynı zamanda o denizi kurutacak, bu. söz dengede, deli hızla salınırken, demin ne yazdığıma bakarım: o, kalabalıkta yoksa x görünce irkilirim bir böylece, onun kalabalıkta olmadığını, çünkü irkilmediğimi, onu kesinlikle görmediğimi bilirim. bilinecek ne varsa hepsini. bir bir bilirim. çünkü yoksa öğretir. varsa bana ne ? sen varsın mesela bundan bana ne ? ben demenin başka yolu yok. görüyorsun işte. hepimiz ne kadar yanlış, boşuna irkiliyoruz, hiç bıkmıyoruz. o an. ses çıkarma. sus pus. bekle. gitsin. beklemeyi iyi bilirsin. değilse alışırsın. yoksa irkilirsin. biz, başka türlü anlaşabilecekken, olup olacak en pespaye dili şurasından burasından, bir sen bir ben bir şu bir bu bir bir uydurmaktan ne zaman cayarız ? ben mesela, şimdi gayet güzel gayet orospu cümleler yerine niye böylesini deniyorum ? aynı işte. ben mesela, şimdi gayet güzel gayet orospu peki şu ? o denizi kurutacak bir hamledir bu. ne demiştim ? görünce irkilirim. yoksa bana ne ? kahire' nin çengileri / inan6666 03/08/2011
Arabistan’ ın orta yeri tutuşunca acele televiziyona yan göz düşürür, niyork taymis’ ten sade başlık okuyup batna cila pek kıymetli beyanat verir bizim matbuat amirleri: “Geçmişin ve şimdinin içtimai işkencesinden beslenen kıyam bu defa feysbuk kahvehanesinden ve tevatür hamamından hallice tiviter köşesinden neşvünema ediyor. Olup olacağı buydu esasen”. Tam bu esna tüysiklet akla lavriyens hatırası getirmek, meşrebince mesela BAAS’tan dem vurup cenubaltını maltıza çeviren son hadiseyi emperiyal koloniyel cinliğe bağlamak, üstüne iki satır diasporadan gezdirmek de yerine göre hem şart hem sevaptan sayılıyor. Mazii sıfıra çekip kendi eteğini ingiliz maşasıyla yalandan tutmaya yeltenince son kerte uyduruk analiz tutanın elinde kalıyor tabii. Cemiyet mühendisliğimiz sağolsun kognitif kabiliyetini kemire kemire koçana çevirdiğimiz milletin üstüne kamyonla argüman bocalamanın cezası yok. Kerahet vakti yeterince rakıyla manifesto girişinden araklayıp “Arabistan’ da bir hayalet geziniyor” demenin insanı sağdan veya soldan akıllı gösteren bir tarafı hala var. Bilhassa bu ara kabaran malumat denizini yarmak, karşı sahile firar etmek bir nevi asayımusa istiyor azizim. Ve fakat elimizde sadece İndiyana Jons kutsal seçim sandığı dvdsi veya 10 kaplan gücünde Tosun Paşa torrenti kaldı. Esasen çok bile, neyimize yetmiyor ? Tahrir meydanına birikmiş bu ahalinin dedeleri vaktizamanında zümrütten oydukları kristal kafatası motorlarla işleyen (ve halen tepesinde kompile altundan mamul sivri kilit taşı, yani emniyet anahtarı kayıp olduğu için çalışmayan) piramitler imal etmedi mi ? Uzaylılarla yakın temas ettikleri, bu heyulanın tıpkı suda yüzen gemi misali kumda gezinmesinden belli değil mi ? Velveleyi iştahla izleyenler işte bunun gibi çok hendekler pas geçti. Bir defa, şu bizim sıkıştın mı soluğu derhal Kahire’ de alma meselemiz hiç önemsenmedi. İstibdatten bunalan Neyzen Tevfik öyle yapmıştı misal. İstikbalden çekinen Mehmet Akif hakeza. Biri karşısına demirden dağ çıksa dümdüz gidip eritmekte mahir, diğeri türk istiklalini en güzel ve atarlı ifadeye muktedir iki şairimizin en mahsus mısraları bizim arazide değil, Mısır sıcağında yazılmıştı. Sonra ? Çıkma çatal antenle Mısır radiyosu dinlemenin taa 2. Mahmut’a, dön oradan Donizetti’ ye dayanan muasır musiki hamlemizi iki darbuka tıkılamasıyla anında göbek havasına çevirmesini nasıl almazsın hesaba ? Hem Kahire’ nin hem İstanbul’ un paviyonlarını bihakkın bilen şahadet getiriyor ve diyor ki Mısır çengileri sinsi akıllı; tüm gayreti üstyapıyı çalkalamaya veriyor, bu sebepten hiç yorulmadan saatlerce raksediyor. Onlardan göre göre, şimdi bizim üstadeler de küllüm öyle hileliymiş maalesef. Üstü yılan kıvranıyor. Aşağı bakıyorsun tık yok. Mısır’ a ibretle bakıp demokratik tesisimizin kudretimize, bilhassa fikir ve neşriyat hürriyetimize sevinmek nevinden şaşırtmaca vermek yerine tam tersi güzergaha fikir düşürmek oynak tarihe ve cilveli kadere daha münasip gidecekti belki. Misal, Minyeli Abdullah romanında olay yemin billah Mısır’ da geçmişti. Filmi çekilmişti, şimdinin CHP’ lisi Berhan Şimşek mazlum rolün tam hakkını vermişti. Ama biz, o zaman aynen bu memlekette yaşamıyor muyduk filhakika ? Bunlar hepten kurgu, sansürden sıyırmak için hülle değil miydi ? Mateessüf değildi. Hepsi gerçekti. Şimdiyse biz, uzaktan kumandanın tuşları arasında, Hekimoğlu İsmail’ den beri epey ilerleyen sinematik kurgularla yepyeni vaziyetimize alışmaya çalışıyoruz. Tesadüfe bakın o sıra Hürrem bas bas şehzade doğuruyor ve fakat Pargalı’ nın “ruh esintisi” dediği Maria’ nın kerevete tırmanıyor Kanuni. İçimizden biri, öyle diyorlar. Fikir boşluklarını kamuflede uzman, tarih de neymiş al sana retorik çatalıyla maazallah adamın gözünü oyan bizim kültür muktedirleri öyle emir buyurdularsa tamam. Tertemiz delirdim. Reosta karakteri Kanuni olmaya akortladım. Peki hani nerde Maria ? Efendim kurgu icabı demeyin. Öyle olsa bile, fazla delirmeyin. amsm / inan6666 02/16/2011
şirince yok olmasın kampanyası almış yürümüş. neymiş, izinsiz ruhsatsız yapılan binalar yıkılacakmış. ama olur muymuş bunlar eski rum evi tarzında çogzel evlermiş yazıkmış yarakmış kürekmiş.. hassiktirin ordan. ossuruktan motel pansiyon ayağına adımını attığın her yeri cukkacı işletmeye çevireceksin, bıkmadan sikeceksin sonra da bu amk hükümetine belediyesine filan keseceksin kabahati oh ne güzel. dokuz gezegen gezdim, böyle yavşakların kıraldan sayıldığı memleket görmedim. hele bir de ilim irfan kültür külüstür ayağına adamı ayaküstü yemelerine hakikaten hayranım. çekin elinizi şirince' den, siktirin gidin geldiğiniz yere. bak biz gidiyor muyuz biyere, zate para da yok amsm (turkish abb. for "iVe fucked you already") http://sirinceyokolmasin.blogspot.com/2011/02/sirince-yok-olmasn.html?spref=fb ne diyor bak ? "..kimseden tek kuruş yardım almadan, devlete sırtını dayamadan imar edilmiş, modern hayata alternatif, umut verici bir belde. Her zaman da öyle kalmalı." tabe canım, hep öyle kalmalı. sen istediğin yere istediğin binayı dikmelisin. viki vik eden olursa eski rum tarzı yaptım, kültür mültür demelisin. modern hayata hep böyle alternatifler geliştirmelisin. moderniteyi götine sokacak kadar sevmeli, sonra oradan çıkarıp onunla başkasını sikecek kadar kendini bu işe vakfetmelisin. bunun için en güzeli tabii vakıf filan kurmak, nassolsa vergiden de muaf yapıştırır geçersin. devlete sırtını dayamıyormuş hem, lan sen direk millete ford yapıyorsun. oradan besleniyorsun. ne işin olur ki devletlen. hayır şirince' yi bilmesek, bunların ibneliğini tecrübe etmesek, mallıklarına hıyarlıklarına rağmen tıntın kibirlerine şahit olmasak yine inanacağız ama... babamız yok anavsm ordan kaybediyoruz. snooze / inan6666 02/08/2011
sofuya ve leylaya odaya girmeyi men etmiştim. dinlemediler. girdiler. kovaladım leyla kaçtı derhal. viskas şişi göbeğini terliğimden sektirerek kaçtı piç. ve fakat sofu ortada yoktu. içimden bir an için "sofu beni sever, dinler. belki de girmedi odaya. belki de uyuyordur çamaşırların orda" diye geçiverdi. şefkate susamışım aq. şefkat görmediğim için böyle hayvanların hareketlerinden filan kendme göre anlamlar çıkarıyorum, işaretleri yorumluyorum, oyalanıyorum. aradım gel gör sofu ortada yok. leğene baktım yok. masa arkasıan baktım orda da yok. balkonda yok. nerdesin orospu ? la yoksa odaya girdin de koltuğun altına pustun ordan halime bakarak mı oluorsun ? evet aynen böyle yapmış anasını siktiminin. ve kanuni hiddetimden kaçarken, tıpkı layoş ibnesi gibi şişeleri devirerek kaçtı bittabi. sonra yerleri sildim aq. aslında mühim de bir işim vardı. sipariş aldım bugünsü. yeni iş. ağır da bir iş üstelik. epydir bahsettiğim kollektif kıvamda, ama önce iyice bir hazırlık yapmak lazım. tabii işi alırken öyle demedim, çünkü ben bu zaman kadar birine "yau bana biraz zaman versene" demedim hiç. çünkü desem, biliyorum vermeyecek. kanun bu. zaman istemeyeceksin. kendime telkin ederim daimi. tabii şimdi çok dakik, her işi saniyesinde yapan biri olduğumu düşünme sakın. bilakis. sallamayı çok severim. sabah 9 a kuruyorum saati ama 5te yatınca 9da kalkmak zor oluyor. telefonun zırlamasıyla bakıyorum telefonun üstünde ertele yazıyor. emir telakki edip derhal erteliyorum. şimdi bunu sony ericcsson tasarım ofisindekilere anlatsam inanmazlar. ertele demeyeceksin. ertele negatif. snooze değil mi bunun ingilizcesi. bakalım snooze ne demekmiş ? snooze wikisi kısa kısa uyanarak, uzun uzun uyuyorum bu fonksiyon yüzünden. uyku narkotiğini sabah sabah 50 kere bölüp yeniden başlatarak çok derin ve kesif, bir ton ağırlığında leş gibi uyku geliyor sonuçta. netice: saat 3 gibi ancak gidiyorum işe. hasta olduğum geçen haftadan beri bu böyle. uykuya çok ihtiyacım olduğunu farkettim. ama bir gece uyumak kesmiyordu. ben de snooze' u 10 dakikaya ayarladım. 9 - 10 - 11 - 12 kurulu. say gerisini, arada kaç snooze var. normalde sabahın körü kapıya yanaşıp "mama veren yok mu" dei zırlayan kediler bile bıktı, gelmiyor artık. kedi, uyum kabiliyeti en yüksek hayvan. beni bile çözüp kenara ayırdıklarına göre bu kesin, evet. ne diyordum ? evet, epeydir blog girmiyorum. çünkü son derece mühim, snoozy işlerim var. ama onları geçelim bir kalem, önemli değil. nedir asas gündemim ? 1. bilhassa tv' de görünmemle popülarite tavan yaptı azizim. öyle ki, nişantaşı' nda yolumu kesip "yoksa siz.." diyen bile oldu. peki ben ne dedim ? "insan insana benzer. hayır, ben değilim". yani kendimi insana benzetmek için en ufak bir fırsatı kaçırmamaya çalıştım. sonra baktım bu tesadüfler sıklaşmaya başladı, hayır belki de evrim karşıtı biri gelip bonobo misali sokak ortasında sikiverecek, aman dedim temkini elden bırakma. en azından gözlükleri sil de, geleni gideni az daha uzaktan görmek imkanın olsun. ve tam bu sırada büyük bir keşif yaptım azizim. gözlüklerimi sildiğim halde camda buğu vardı. meğer arabadaymışım aq. bu insanlık için gerçekten utanılacak bir adım oldu en azından o an için. neyse civarda buna şahit olacak kimse yoktu. bu da, işin bir başka trajik boyutu. 2. "yau sizin yazılara bitiyorum, bayılıyorum" diyenlerden kurtulmak için mahsustan çirkin yazı öğrenmeye başladım. kendim kendime. mümkün olduğunda çirkin yazmaya çalışıyorum ama bundan bile mühim mana çıkarmaya çalışanları görünce bu işin sandığım kadar kolay olmaduığını kısa zamanda anladım. geriye kalan tek yok, imla ve gramerde hayvan gibi hataarl yaparak okururu caydırmak olacakç .. bir de, hızlı yazarken ima hatası yapmak çok zor oluyor e, insanın hızı düşüyor. özet. trafikte hız sınırına uymak, sizi yavaşlatan değil aksine hızlandıran bir tedbir. ve evet aq, dolmabahçeden sütlüce' ye bağlanan kombin tünelde ısrarla 60 km saat hızla gidiyorum. arka tampona yapışan olursa, otobüs kalabasında forda yeltenen terbiyesize bana mısın demeyen kevaşe pozlarında, zerre bozmuyorum istifi, aynen öyle, miskin süratte devam ediyorum. 3. face' den (kısaca facebook) beni eklemek isteyenleri derhal kabul ediyorum. en son suriye2 den bir orospu ekledim. çok acaip model gerçekten. arapça yazılarla beraber göt mem resimleri çok grotesk bir ambiyans, elektroşok etkisi yaratıyor insanın içinde. yalnız demin baktım, bulamadım listede. halüs mü gördüm ne oldum delisi ? yoksam beni sildi mmi ne * 4. bana yaptığı video kahpelikleri henzü unutmadım ama youtube2 da güzel şeyler buluyorum aq. en son zen gurubunun tanbul şarkısını buldum. çok tatlı, çok sikici, elma götlü bişey. ahanda 5. çok oldu bağlama çalmayalı. ama pis biriktiriyorum. az daha beklersem, elime alınca sinirden kırabilirim o derece doldum. baktım hande yener amsterdam2 da konser verecekmiş. 26 şibatta. şeytan diyor ki yanaş şuna. ama tabii ande osaniye gebertir beni. zate face, twitter filan hep çapraza almış, ince ince takip ediyor. twitter2 da önüme geleni eklediğim için farketmemişim, o söyleyince uyandım. hele içlerinden biri vardı ki, abdest bozar oruç yedirir ve hatta canı istesin dinden bile çıkartır. lan şunu face2 den de ekleye miyidim acaba * 6. hard rock barcelona çakmaımı 3 kes yere düşürünce kapak arızalandı, sinirden ağladım. ande onu bana tee barcelona2 dan getirdi. sahip olduğum en kiymetlim,z, çakmaımız. benim bunu tanmir etmem lazım dedim, ve evet, ettim. bakarsan dağ olur, bakmazsan dağulur. 7. dişlerimin durumu çok fena. tatlı ye, sigara iç, dişini fırçalama ne olur ? ağazıma tıpkı bir fil sıçmış gibi oldum bilader. birkaç yıl düşündükten sonra (tipik snooze hareketi, iyi ki başta anlattım işe yaradı şimdi bak) geçen günüsü gittim dişçiye. gerçekten dünya tatlısı, çogzel elektriği olan güzel hekime baktı baktı ve bundan sonra ne gibi tedbir almak gerektiğini anlattı saolsunn. normalde talimata direnen vahşiyane karakterimin neden saniyesinde kuzuya bağladığını hala anlamadıyseniz beni bundan beyle klütfen hanım doktorlara emnaet ediniz naçiz vücüdüm mutlaka toprak olacaksa şayet. 8. amarikan japon ortaklı bir firma arayıp yazı yöntemlerimi yazılıma geçirmek istediklerini niyetlerini anlattılar. hedefleri, iki lafı biraraya getirmekten aciz kimselerin kullanabileceği bir yazı protezi geliştirmekmiş. bak dedim bunun dedim sonuçları çok yıkıcı olabilir. vaziyeti gayet net anlattım yasunari2 ye. bu dedim türkçe, bundan çok değil 20 sene sonra, ai ve kaos entegrasyonu için kullanılacak yegane enternasyonel vasıta olup madem ki lisanı isabetli seçtiniz, bare dedim madem gidin de adam gibi türkçe bilen birini bulun ona sorun dedim. ne dese beğenirsin yasunari ? türkçe diyor, anlatamamanın en güzel çözümlendiği bir anlatma ve fakat anlaşamama vasıtasıdır. turkish is da best upon all the present languages, especially distinguished with da essential flavour of miscommunication but still bringin the assfuckin commnication in rapid time. böyle ass filan deyince sikerim japon gibi bisiktir git la şurdan. amarikan zate tırstı piç, sokulmadı bile hiç. akıllı tabii, anayasada ifade hürriyeti olduğunu biliyor. 9. engerek yılanının adında mükemmel ironi var. aslında olmasa ne güzel olur demek istemiş burda şair. yılan en favori hayvanım. evde bile besledim. ve fakat açlıktan öldü, o da beni terketti gitti. ah gidenler ne vicdansız oluyor bazen dei mi ?. insan beni ardında bırakır mı ? en sevdiğim yer de bir yandan. doggy beybi. galba ölene kadar 15 yaşımda kalacağım. bare 16 olaydı. çok sıkıcı. 10. tüm yerli dizileri seyrediyorum. seren serengil2 in evlilk pirogramına da başladım taze. behzat ç2 den harun2 un yeri başka ama. hatta geçen bölüm giydiği içi mor yakalı fartanfonik kazağın aynısından bende de var. ankara2 dan hediye geldi yeni. hala sevenlerim, kazak hediye edenlerim var. ölmedi mi, biz bunu gebertmedik mi, mahkeme köşelerinde süründürmedik mi diyenlerim duysun ve bilsin ki, bitmek bir yana hamamböcei gibi çoğalıyorum kaynıyorum ve yakında siteril evlerinizi ve yataklarınızı uykuda basmaya hazırlanıyorum. boş söze gelemem ay dost. bende yalan yok, numara çok. seninki dna sarmalı, benimki cigara sarmalı. sofu leyla nası tırstı kimbilir. gidip gönül alayım. biz yine bize muhtacız amk. geri kalana acımayız. öyle dei mi rihanna bacım ? | etiket
|
RSS Feed