Kelam kelimelerden meydana gelir. Kelimenin mefhumu, kelamın ifade ettiği manadan bir parçadır. Kelime ve kelam “el-kelmu” mastarından türemiştir. Kelm lafzı yaralamak manasına tekabül etmektedir. “Mızrak yarası kapanır, dil yarası kapanmaz” lafzında olduğu gibi. Kelime yaralayıcıdır. Kelime ve kelamın taşıdığı manalar, ruhlarda yaralayıcı bir etki bırakır…

Evveliyata bir yolculuk edende “kelam”ın özü ile, tevazün ettiği mefhumun birbirine yakınlaşması görülür. Misal verecek olunursa; latince insan ve toprak kelimelerinin kökünün aynı olması gibi. Yani zeman mefhumu, kelamı teadül ettiği mefhumdan uzaklaştırmakta, envai çeşit manalar ekleyip aslından uzaklaştırabilmektedir. Bir şeyin asasen neye tekabül ettiğini, ne olduğunu bilmek; ona teshîr ve hükm edebilmek demektir. Bu noktada kelamın sihri devreye girer. Sihir ne demektir? İbn-i Arabi’den öğrendiğimiz şekliyle “seher”den türemiş bir kelimedir. Bilindiği üzere seher vakti; fecr-i sadığın doğumu öncesi vakittir. Bu vakit hava ne aydınlık ne de karanlıktır. Fecr, kelime olarak “yarmak” kelimesi ile muvazenesi hasıl olur. Fecr-i sadık ise zulumatı delerek ortasında beliren aydınlık çizgidir. Bu çizginin ehemmiyeti güneş doğmadan evvel sabah ufkunda görülen ilk aydınlık olmasıdır. Zulumatla mukayese edildiği vakit,yok sayılabilecek büyüklükte ince bir çizgi suretinde bir ışık huzmesi olan fecr-i sadık, güneşin habercisi olduğundan mütevellit çok önemlidir. Fecr- sadığın teşrif etmesinden evvelki vakit hava ne tam karanlıktır ne de tam aydınlık. Ne nurdur tam, ne de nâs; ne haktandır, ne de şerden... Sihir muğlaktır, buzlu cam gibi arkasında bir şey olduğunu görürsün fakat ne olduğundan emin olamazsın… Sihir ve kelam karşılıklı iki taraf da vezinde müsâvidir.

 
 

bir kanaryayı serçe yuvasına koyunca serçe sesi çıkarıyor. yani ötüşün öğrenilişi var. her kuşun kendine has ötüşü olması belki de dünyada aslına en sadık şey.

 
 

Anorak günlerinin başlarıydı;  böyle günlerde en sevdiğim 2. şey olan iş yerini açar açmaz çay demleyip, hangi şarkı ile güne başlasam diye bilgisayar aletini karıştırmaktı. Bir adet yağmurlu şarkı seçip, çayın demlenip demlenmediğine bakmak üzere mutfağa geçtim. Çayın üst kısmı porselendi; çünki çay porselen demlikte fevkalade güzel demlenmekteydi; bu yüzden seçmiştim porselen demliği. Demliğe dokunduğumda sıcak olduğunu fark ettim elimden beynime giden sinirlerin yardımıyla. Bir kağıt havlu aldım ve katlayıp demliği onunla tutmak üzere hazırladım ve çayımı doldurup mutfağın karşısındaki masaya geçip bu satırları yazmaya başladım. Bir şeyler olacağını hissettiğimden standart bir günümün bir kesitini yazayım düşündüm ve etrafa bakıp nelerden bahsedebilirim diye düşünmeye başladım, mutfağa bakarken mutfak masasında duran peçeteyi fark ettim ve gördüğüm şey peçetenin bir kuğu şeklinde durmasıydı. Alalade katlamış olduğum peçete, rastgele bıraktığım mutfak masasının üzerinde kuğu şeklinde duruyordu…

 
 

Küre-i arzın yolları paletle gezenler için mevki-i müncemideden farksız; her yol bimarhane..

“L’exhibitionisme intellectuel n’est pas moins déguuant que l’exhibitionisme sexuel.” Diyor üstad. Teşhircilik, konsomasyon ve röntgencilik ülkemizin nacizane sorunu. Libas olsun, düşünce olsun… Bu şövenizm’i nereye bağlasam diye düşünüyorum aklıma “Lale devri”

geliyor.  Bu öğretilenlerin bir nişanı mı yoksa gerçeklik mi? Etle kemiği ayrılmış balığın; kemik suretiyle yüzmeye çalışıyor ama nafile.Dilde aynı; ucube bir dil konuşuyoruz, kimsenin birbirini anlamadığı,  kelimeler zamanla oluşan varlıklardır, yaşamları vardır ve tekamüle uğrarlar. Bazı kelimeler kabullenilemez uymaz dile, halk söyleyemez, zaman alır.

Bu yazı yarım kaldı, böyle yollayayım dedim, sürç-ü lisan ettiysek affola.

 
 

Y-Malik olduğu herşeyden iğrenen biri, zira malik olduğu herşeyin fevkinde değil midir?
S-Fakat hatırlarsan çok evvelden platon ?? iyi mideler bütün gıdaları kabul etmeyen mideler değildir demiştir.
Y-Peki, her şeyi tenkit etmekte, başka insanların latif gördükleri şeylerdeki hataları görmekte de zevk yok mudur? Yani,zevk duymamaktan bir zevk duyduğunu söyleyebilir miyiz?
S-Orası aşikar fakat ümit etmek daha iyidir ...

 
 

İnsan bin sahaya yayılmış, türlü türlü uğraşlarla vaktini geçirir, bundan mütevellit insan uğraşı eksik ve geçicidir. Bu Ahmet Haşim büyük adam "Baş parmak" diyor, insanı insan yapan. Eğer hayvanlarında baş parmağı olsa idi veya baş parmağı teşekkül etmiş olanlarda da insanlarda olduğu gibi diğer parmakları ile uyum gösterse idi, şuan bu dünyada onların hakimiyeti gerçekleşmiş olacak idi.Sonra kemik içerisindeki uykusundan dimağ uyanmış ve sesler çıkarmaya başlayıp faydadan ziyade zarar vermeye başlamıştır. Bakılacak olursa sanayi ve fevkalade yapılar baş parmağın ürünü iken, dimağın eseri boş hünerlerden öteye gidemeyen felsefe, edebiyat.. Orta çağı akil, bugünkü amerikayı ise baş parmak meydana getirmiştir. Nacizane baş parmağın, akla ve ukalalığa üstün gelmesini temenni etmek hepimizin kutsi bir vazifesi olmalıdır. Münekkit hususuna dönersek, münekkit her beşeri marifetin hala geliştirilmeğe muhtaç olduğunu bağırmakla, her sabah, insana hayvan olmadığını hatırlatır.