Galiba kadınlar yanlızca terk edebilecek kadar sevebiliyorlar beni.
Herkes o doğru insan peşinde sürüklenirken asolan kendi doğruluklarını bulamamalarıdır, bana göre. Kimse doğru değil.
Herkes yamarken kendi söküklerini; başka tenleri iplik yapması ne hazin! Ama karşılaşma düzleminde kendine benzeyen insanlar olunca? O kadar çok cümle kuruluyor ki gelde anlat.
kendi zayıf yanları bir anda silaha dönüşüyor ve bunu da en çok kaybedenler yapıyor lakini sukut terk ederken bile öldürebilen kadınlara atıfen...
Gökyüzü salıncağı birazda Peygamber duası
Tanrına yaklaş ve inanma
Zihninde zati muzdarip
Heyecansal içe dönüşün
Konu namahremiyetin yok...
Herkes beni sevdi ve terk-i diyar eğledi. Sanki herkes bende ki kendini sevdi ama olsun.
Kırık yazar ve sivri kalem sürrealizmde sadece sivrileştik.
Konu müfradatlarını yakalayamıyorum, tuaf bir yerdeyim. Ama yazmayı deneyeceğim bazılarına inat.
Kelimelerin gökyüzünde
çarpan şimşek kadar noktayım
Yağmurlarım
Şeytan gözyaşı
Bu yüzden tüm melekler ölüyor
Ayaklarını fetişişt duylarda
tırnaklarını keserken.
Kadınlar için yalan erkekler için güzellik önemli ise makyajlı bir dünyada ne diyebilirim ki...
Kanayan yanları vardı, insanların. Yaşadıkları cehennem fark etmeseler de her gün biraz daha ısınıyor… Topal bir hayatı koşarak geçmek için sadece emeklemeyi bilmiyorlar. Çoğu biliyorum ki öpüşürken, gözlerini kapıyor ve hayatları boyunca dudakları kanamayacak…
Farklılaşım sürecinde ruh’larına zindan yaptıkları kemikleri kalacak geleceğe…
Şayet varsa… Var olma kaygısını aşabilirlerse… Anlayabilirlerse.
Ölmekle yaşamak arasında pek fark yok esasen çünkü yaşayan ölüleriz. Kaderin boru dansı ıslak bir nefes tazeliğinde tüm şehveti ile kanıyor ve yaşadığımızı ara ara hissediyoruz. Aslen hep kendimizden çalarak kendimizi tamamlıyoruz. Şimdi kaçsak uçsuz bucaksız bir vadiye. Her şeyden soyutlasak kendimizi. Dört tarafımızı yağmalayan bu şehirden ; cesaretimiz var mı? Düşünüyorum da kendimiz için ne yapıyoruz veya yaptık en son ne zaman güldük ve neye çıkarsızca…
Bir sigara tütünü gibi sarılıp beyaz bir nikotin sağlayacağız tanrıya. Hepimiz… Ölürken!
Ruhumuzu içine çekecek şeyin ruhu var mıdır? Ya da kendi…
Kaybettiğimizi sanıyoruz. Ve kaybediyoruz. Her şeyin başlangıcında sanmak var ben artık hiçbir şekilde hiçbir şeyi sanmıyorum. Olduğu gibi yaşamak diyorlar ya aynen öyle.
Ama mutlu olmak için önce mutsuz olmak gerekiyor lakin ben ikisini de yaşayamıyorum.
Sadece kemiklerimi biraz daha güçlendirip dilimi sivriltiyorum belki hatırlanacak herhangi bir şey bırakırım diye.
Bu aralar kendimle yüzleşmeye başladım ve kendime cevap veremez hallerdeyim. Bu kadar aptal mıyım? Defalarca içimde bölünmüşüm ama asla toplanamamışım. Hani nerede sihirli değnek? Sırf biz uyuyalım diye mi bunca masal.
Ben ne zaman uyanacağım?
Tam uyanmaya yakın bir kısım var ya! Hani rüya ile gerçek arası tan vakti gibi alaca, işte o zaman yüzümü hatırlamıyorum. Gözlerim ne renkti? Hangi çocuk sormuştu? Dünyayı yeşil mi görüyorsun diye ve ben neredeyim.
Parmaklarım kanaya kadar yazmak istiyorum bazen, gözlerim kör olana kadar kelimeleri okumak bir şekilde ölsem de var olmak; sonra tam tersi hiçbir şey yapmamak.
Bir tek engel kendim kendime…
Karanlığın masumca sarılması bakışların…
Bilinmedik bir tat ve yaşanmamış bir duygu gibi, şehveti yok eden bedenine dokunmak ve orada yok olmak. Kelimeler emekleyerek cümle özleminde savrulurken, sınavında ki asil sorular cevabı beklerken asaletim sadece susmak olacak. Gözkapaklarının saydamlığında bir ok gibi içime saplanan kirpiklerin buna tek tanık olacak…
Kaybolduğum köşe başlarında çalan müzik, her ne kadar kör etse de kulaklarımı sadece sen varsın olduğum yerde. Bu bir ürperti ansızın gelen ve tüm bedenimi kaplayan.
Bir kefen misali beyaz tanrı kalbi gibi çorak bir toprak.
Ne kadar ulaşmak istesem bi o kadar derin bir mezar gibi seni sevmek.
Parça bölük hatırlıyorum aklımda yazılan ve çizilenleri. Acımaz dalgalar gibi taş yüreğimi parçalasan da! Gerinde bıraktığın kumlardan buluyorum seni.
Bundan sonra ne sen beni bul nede ben seni
Dilediğin gibi kal…
Sessiz bir akşamdı yine büründüğümüz.
Kalabalıklarıyla yalnız bir şehirde
Ellerimi gözlerimle yeniden temizlerken
Kelimelerim yine kirlenmişti… Yolun sonu kimdi sen mi ben mi? Hangimiz beklemedik hayat trenini…
Bu kaçıncı Tren idi, istasyonunu kaçırdığımız.
Ray tıkırtısında mütevazı serzenişler değil mi?
Vazgeçmişlerimiz hatta kendimiz…
Zamanı var derken tükettiğimiz ve bittiğinde bittiğimiz…
Gölgemi teslim ettim sana dilim en adi mezara.
Eksikliğimiz sadece eksildiklerimiz değil mi?
Sende ben bende sen…
Hangi labirent kendinde kaybolmuş ki?
Dolambaç sadece gizlerimiz değil mi?
Kendimizden kaçarken
Kendimizden saklanmamız…
Sahne değişimi dönüşümsüz şeytanlarım ve konuş…
Yazım dili telaffuza göndermek aptallığı anlamasın okumayanlar…
Kır kanatlarında ki kirleri şeytan özgür kalsın. Tekrar yolalım melek gözlerini. Asla ağlama bozulmazsın asla deneme zaten bozuksun. Laneti şirrette efsunu kayık hayallerimde hadi yüzdür beni… Komedim dramı küçülmüş trajedimdir sadece çilek tadında asla bilmediğin ayak izlerim.
Ben olduğum yerde yani asla olamayacağın yerde…
Amatör kadınlık paradoksu diyalektiğini yalasa da bekâret kaygıların sadece ıslak bir zarda…
Hep yek ya da düşeş…
Takıntılarıma yoklama yaptım ve sen yoktun. Ne zaman olmuştun hangi kelimemi yalayarak virgül olmuştun ve şimdi neden susuyordun…
Meydanı boş dar alanların ne hoş…
Bazen ince bir çizgideyim gitmek ve kalmak arasında boğuşsam da değişen bir şey yok…
Sadece sıkıcı yazıyorum sonra kendime gülüyorum…
Herkes okumasın sıkılsın sonuna kadar okuyanlarda benim gibi olsunlar… Sadece 46B (Değişebilir şizofreni+Kişilik bölünmesi)
Bir resim gibi hayat
Fırçası kelimelerimiz ve şekilsizlikte kendimizi arama edinimlerimiz. Hepsi bu…
Onca şey yazdım ve hep değişik ama resim değişmedi yine yüzüm yok aynaya ne zaman baktım ya da sana unuttum cevap veriyorum kendimi umursamıyorum.
Biraz ukalalık var sanki birazda sıkılmışlık
Benlik değeri ve İD +EGO+BİLİNÇ
Gelgitler arası kendimi arama çabası ne boş
Hep kurulmamış bir cümle kurma arzusuyla yandım.
Şimdi kuruyorum
SEN
Komik değil mi?
Yüklem özne fiil zarf tümleç ve tüm edebiyatı sığdırabilirim buna…
Lakin yine kuramadım sen yoksun sen kimsin…
Ara sıra güzelde bir şeyler yazıyım diyorum sonra düşünüyorum sonra unutuyorum.
O kadar dağılmışım ki hayat felsefesinde BEN bile diyemezken seni anlıyorum…
Neyse ya şekil değişikliği yapacağım yakın bir zamanda ama burada ama yani ama nerede.
Öyle bir maske takmak istiyorum ki en çok tanıyanlar bile tanıyamaz olsun ama kendilerini…
Bir aşkım var hiçbir cümlem tarif edemez hiçbir isim adını söyleyemez.
Tüm melekleri öldürdüm rüyalarını aşkıma çaldım.
İmkan’sızı sevdim ben! ölü’müm olacak bu
Herkes ölsün…
Acımtırak kendi sizlik hayata gülümse lakin yavşama…
Sıcak bir düş soğuk bir duş
İştirak etti boşalım
Küvet doldu kendi cesetlerimle…
Uyan küçük kadınım uykum kaçtı…
Kokmuş kelimelerin irdelenmesi aşk, yalnızlık resmi sadece düğme ilikleri gibi elimizde çırpınış.
Birbirimize bağlanmamız gibi sıradan! Bu yüzden sıra dışılık arayışları kimilerine göre aptallıktır.
İnsan yapamadığı şeylerden daha çok pişmanlık duyar o yüzden ben de bu yazıyı yazıyorum.
Başlangıçta her şey olması gerektiği gibiydi en basitinden bakışlar. Bir göz temasından ürpermek belki çocukça lakin insanın başına geliyor. Sonra tüm bakışlar ona benziyor, onca kalabalık içinde kaybolduğun gözbebeklerini arıyorsun. Ve kendinde kayboluyorsun. Uzaklara dalarken bakışların anlamsız noktaları görmeye çalıyor bir anda. Belki tesadüfü belki kader isimsizlik zaten başlı başına bir gizem! Etkilendiğin şeyin adını koyamadığın sürece buna aşk ve benzeri türevlerde isim arayışına gidiyorsun. Bazen insanlar kendi kaderini çiziyor bazen de kader onları sürüklüyor. Bir anlık temasta onca şeyi yükleyebiliyorsun, en baştan giydirip saçlarını elinle tekrar tarıyorsun. Bir daha karşılaşınca tanışmak için ne yaparımlar başlıyor acımasızca…
Kendi içinde bağlı bir kısrak gibi debelenirken önceden kurabildiğin onca basit cümle bir anda imkansıza dönüşüyor ve gülüyorsun; adını bile bilmediğin bir şey için kalbinin acımasız çırpınışlarına.
O günü tekrar hatırlayıp hazırlanıyorsun.
Herhangi bir akşamın sokakları gölgelediği bir gece ve hercai yakamoz sesleri denizi kırbaçlayan.
İlk bakışma anı kahvemsi bir cennet birazda ürkek. Elleri uzakta olsa dokunmak istediğin bir günah gibi, şimdi itiraf ediyorum gözlerine fazla bakamamıştım kalbim dayanmazdı zaten.
Tanışma faslı biraz hüznü hicazkar konuşacak onca şey varken susmak sanki beğendiğin bir kitabı alıp da dokunamamak. Merhabalar bu kadar da zor olamaz dimi…
Hala kaybolduğun şeyin adını bilmemek ve buna kendi içinde bir isim verememek.
Çocuklaşır insan o zaman büyüdüğünü anlıyor işte çocuklaştığında.
Sonra kokun geliyor burnuma ve hiçbir organıma temas etmeden kalbime saplanıyor, eğer ki aşk melekleri ok atıyorsa gerçekten işlerini iyi yapıyorlar. Bir an yüzümde deprem oluyor sanki unuttuğum tüm cümleler yıkılırken tekrar ve tekrar kuruluyor. Ama dudaklarımın arasından tüm cesaretime rağmen sadece bir kahve içebilir miyiz çıkıyor. İlk defa bu kadar susarak konuşuyorum kendimle ve kendi senimle sanki her şey konuşulmuş gibi ama hala susuyoruz.
Sen sadece evet diyerek tüm saçma cümleleri kovuyorsun aramızdan. Bir an titanic geliyor aklıma halt etmiş diyorum o bir buz dağına çarpmıştı yok oldu bense bir dünyaya çarptım halim niç(c)edir.
Akılsızlığım zaten suskunluğumun şarjörünü temizlerken namlu kendi gözbebeklerimin içine bakış açısını zorluyordu kim kendini bu kadar öldürmek ister ki senle.
Bir an korkuyorum fakat kaçamıyorum çünkü nereye gitsem sen varsın. Bende sende kalmayı tecrit ediyorum. Tükürük bezlerim çalışmıyor ve ağızım kelimeleri kuru bir şekilde sıralamaya devam ediyor binlerce kurduğum cümle arasından sadece evet ve hayır çıkıyor. Sanki çocukça bir yarışmada devamlı kaybeden olmaya meyilliyim ve kendimi kaybedip seni kazanıyorum.
Dudakların çok güzel
Zaten gözlerine bakamıyorum
Kendi cenazeme ziyaret gibi
Ellerin içimde ki ateşi serinletiyor.
Tüm işlemediğim günahlarda psikolojim kendimi yeniden yeniliyor. Ve kokunu içime çekmek istiyorum tekrar devamlı ve benim dünyamda ki tek nefes sen ol.
Ve ben senin yanında ölebileyim bir tek.
Ama sen bunları duymuyorsun. Güvensiz ve öfkelisin…
Yağmurdan kaçan serçe gibi yüreğin ıslanmış ve kanat çırpamıyorsun bana doğru.
O kadar masumsun ki tüm günahlarım af oluyor zannediyorum ama seninleyken.
Yaşanmışlık başlıyor aramızda ve tanıma meselesi
O kadar çok benziyoruz ki…
Bazen konuşacak bir şey bulamıyoruz. Tüm kelimeler sessizlik oluyor ve biz sessizliğimizde daha çok yakınlaşıyoruz birbirimize. En zor yolları kat ederken cesaretle sonra beklentiler çıkıyor karşımıza.
Hep merak etmişimdir adem Havva ya aşık mıydı ya da mecnunla Leyla ne konuşurdu.
Bazen ilkel dönemlerde yaşamak istiyorum belki o zaman sende gerçekten severdin beni kaygısız ve kusursuz.
Melek yanlarım bir anda yok olmaya başlıyor hani ateşli bir sevda vardır ya ne cennet nede cehennemsin! Sadece yakıyorsun bazen sıcaklığınla bazen de soğukluğunla vücudum hangi tepkiyi vereceğini bilmeden sende mevsimler hep değişiyor ve sende değişiyorsun.
Sana ayak uydurmak için bende değişiyorum.
İlk defa sana kendimi anlatıyorum ve zayıf yanlarımı söylüyorum.
Her defasında yok olacağını bile bile kalbimi sana emanet ediyorum. Sonrası zaten meçhul kimliğim yok. Sen de…
Eski notaları yeni bir gitarla çalan bir serseri hepsi bu
Müzik notaları yırtarcasına haykırdı!!!
Kimlik kimliksizlik ve anne anane örfü teskin çırpınışlar sana donmakla başlar tüm yanılgılar.
Maybe one day
Kırılmıştı dünler bugünlerde, uzaklaşırken kendinden dün sadece dün ve tek anı boşluğu tüm boşluklarını dolduracak. Paradoks ilklimler de kendini akıllı sanan onca aptala karşın cümlelerim noktalarım sizedir.
Beynimin tezat kurgularını kopyalamak sureti ile kendinize bir imge seçimi sadece metaforu mega orgazm formatında taşlara boşalarak resetlemek gibi bet sektör yaratsa da kimse tanrım olmaz…
Konuşma irdelemecinde suskun yakarışlarda kirli bakışların imkansızlık heyecanı dokunmadan ıslandırır… Dilimi… Kelimelerine.
Islak çocuk gibi yağmuru temizlemiştim kendimden sadece kendi gözyaşım ıslanmak.
Temizle kelimeleri şado kirli bir katliam olsun…
Sönen bir ateşböceği kaygısı sevdam, karanlık gölgemi becerirken; zerrelerimde. Anal dönemlerden kalma taklit duygusunda bir garip şeytan. Hikayesi bitmez bir otel odası ve inleyen bir yastık.
Kusuyorum annesiz çocuklarımı! Yorgunluğunun ödülü… Hesapsız hesaplarda kanayan çarşafa inat ağlayan gözlerindedir ihanet ama kendine. Kelimelerde büyüyen altımda küçülen heyyy bu sana.
Cam bebeklerini biriktir sen
Dehlizlerimde ve dengesizliğimde kır
Yosun kokusunda kadınlığın
Sadece ben seni öperken
Saklı bahçe tadında değildi kuytuların
Sadece zamansız ziyaretlerimdi
Titreyişlerin
Ayağa basma dansı
Müziksiz notalar
Sarılmak için kasma kendini
Ağlayacaksın…
İşte o zaman ben güleceğim sana değil sensizliğe…
Bir gün kelimelerim zamana yenik düşecek! Lakin hep hatırlanacak sana koyan ise benim kelimelerimde yaşaman olacak.
Bak ukala diyorsun bana?
Yazma sömürgem olamayacak kadar basit kadınsın. O yüzden bitti…
Benzeri ziyan cümlelerde beni arayan aşık
Suskunluğun bekâreti bir garip aptallık
Kanama içgüdüsel
Nevri dönük isyandır sensizlik
Gırtlağımı yakan lokal anestezi gibi ismin, menopozun pis kanı irinli sevdam. Neşteri hijyen olmayan doktorunum öncesinde kendim…
Kes kelleni düşüm düşsün…
Hep hayatı tiyatrosal irdeleme sürecinde yaşasam da kukla ve ip tezadı ile bağlı tanrım var benim senin olmadığın yerde. Herkese yakın olduğum kadar kendime uzağım. Kahramanı olmayan bir masal hayatım ve kulelerim esaretinin kulübesi.
Girdapları kasıklarında yankılanan kahpesel hayat sömürüsü
Umursamazlığımın içinde birkaç piç menisi
Eteklerinin altı pantolon yırtmacı
Sus konuşma bozulmasın kelimelerin…
Düşmanım sadece kendim DNA sı bozulmuş kurgularımın. Dağınıklığım eşkalsiz bir cinayet işgali geciktiren bir mastürbasyon misali kendi içinde tahribat manuel çelişki…
Gülümsemelerim bir dostta bir posta hezeyan kıvrımları bacaklarına ulaşmasın asla…
Kelimelerim devrikmiş koy bir tarafına… ıyyyyk bıy wash
Farkındalığını ayırt et artık yahu.
Islat duşunu günahların düşerken gözyaşı mezarına domalmış kelimelerin tokatlar hayalarımı. Wassssh basss ağır oldu emmi ohhhhhssss.
Kime dönüştün kim oldun ya da olamadın basit bir süreç aptalım.
Uzaktan izlemek yok senin gibileri yıkayıp asıyorum çamaşır iplerime <ya ay ay
Çek dilini tedirgin etme beni hudutlarım var deme
Uçurtmalarım sevdam değil ismim sen boşalırken ağzım.
Konuşmadan kelimelerin sonunu bulurken. Kaçak kendim değildi cümlem. Sen dinlerken kulaklarının pası yüreğim. Anlamadın anlayamazsın kendini beni boş ver dağınıklığımın tarzını ezen elektronik hayvan benim beynimde tepinen.
Ah çocuğum bakışlarında korkunun adı ne
Ölüm
Ölüm
Ölüm
Günahımda irdelensin melekler
Tanrıların yok olsun
Köpeklerin havlasın
Dünya benim
Dünyan benim
Sınırım ezeli düşman
Korkak ve benzetmelerde eş değer ismim
Komik
Şekilsiz değil
Şeytanlarım
Tadı yok cennetin
Diş aralarıma sıkış kelimeler gibi cennet
Kalbini dişlerken sen
Yüreğime yüreğini at…
Duygularımı becerdim. Ama Duygusuzum….
Uzun zamandır hissetmemişti acıyı özellikle kendi içinde. Yanardağ misali ateşi küle dönüşmüştü. Oysaki onca Anka kuşuna gebe yüreği. Çöllerinde kumu çiçek bilen gözleri nefesine muhtaç hayatı solurken…
Şimdi kapandı yaralar
Kaşınmaz kabuklar
Ezansız kıblemde
Sağır imamlar var…
Sükuneti teskin yokluğun olacaktı
Hayat kahpeliği
Son perdemiz…
Açılmamış açamamışsın…
Çocukluğunu hep başkalarına peşkeş çekmek nüansı eksik getire klon düşleri. Ama sen hep cesurdun kaçarken kendinden. En çok neyini sevmiştim diye düşündüm sonra yine kendim oldum. Düşüncesizliğimde. Asla kurulmayacak ve asla bitmeyecek bir şeydi bu. Tanrının ıslak nefesi misali.
Kötürüm düşlerdi. Birbirimizi düşünmemiz.
Yatalak bir intihardı seni sevmek
Ölüm ise
İşte onu yakında öğreneceğiz…
Dolandım kendime güneş üşürken oysa ben seni ay misali sevmiştim. Kelimelerim hep yeşildi gözlerime bakmaya korktuğundan olacak. Veya gözbebeklerinde kaybolduğumdum. Rengin neydi asla ben olmadı biliyorum. Ve asla olmayacak. Lanet olsun dili bu kadar sadeleştirdiğime…
Yalnızlık kınında kalmalı tehlikeli bir silahtı. Kime karşı çeksem oda içimde yalnız kalıyordu.
Şu kendime çekiyorum.
Gözyaşlarım yok
Mezarım sensin
Tabut aşkımız
Cesaret toprak
Hadi daha çok sev beni…
Gömüldükçe bir şeylere sadece bir parça et ısırığı tadında sensizlik ve benim olmadığım yerde yani hiçbir yerde. Kendini yok et ben zaten sende yok olmuşum. Küllerim kısrak dualarında şahlanırken küfrüm kendime oda sadece sen.
Yapraklarım bahara inat her mevsime aşina o yüzden devamlı ölüm teranesinde. Dokunma bana ya da dokun. Sensizlik sadece beni deli ediyor yeterince değilmişim gibi…
Bir film karesi gibi hayatım son duam son dileğim son nefesim kendine iyi bak
Asla geriye bakma benim düştüğüm kendimden tuzaklara sende dolanma…
Hedefini kaybetmiş bir kurşun sesinde çınlasa da dudaklarımız
Şarjöründe imkansızlık
Yokluğunda bir kahpe hayat
İşte bu lan yaşamak…
Cesaretim gençliğimin efsunlu bir giysisiydi. Her şeye inanmak Allah’a inanmaktı…
Dudaklarım kanıyordu seni anıyorken belki nankör bir serzenişte yok oluyordum aptallığım ve ukalalığım sana miras kalacak.
Hep düşünmeden yazdım hep düşünmeden sevdim belki sonu ölüm olur diye ama hala hayattayım.
Ya sevmeyi beceremedim ya da sen yoksun.
Birkaç tane olduğunu düşündüğüm hatta dost olduklarını sandıklarıma atıfta da bulunmak isterim.
Yaşlılık bekaretinde dostluk güzel sesiyle kanasa da
Cesareti olmayacak bir düş…
Kimliğimi yitirmedim
Ben
Sadece
Ferdi
Biraz yalan olsa
Sen olmazdın
Biraz yalan olsa
Ben olmazdım
Sen dürüstlüğümü terk etmiştin.
Canımı yakan tek şey
Melekler ağlaması
Tanrı gözyaşı
Yüzümü akıtıyorum geceye
Tanrının resmi eksiliyor
Gözlerimde bir ateş var
Ve kendime bakıyorum
Cehennem var aynalarımda
Kendime baktıkça günah işliyorum
Kırılma noktasında sırçam
Tuzla buzum
Sen olmadan
Sen kırmadan
Sen toplamadan
Sen olmadan
Sen olmadan
Sen olmadan…
Söndü ateşi dilimin
Kalbim pis kanımı hala temizlemiyor
Ölüm defteri benim ismim
Ve ben sende öldüm
Aslında hep doğruydu sana söylediğim yalanlar aslında tüm yalanlar sanaydı. Pinokyo aşkıyla sevdim belki de seni gepotto ustaya rağmen. Tanrım iplerimi nerede unutmuştu ya da kendini…
Zekasal özürlü algılarım her şeyin bitişini başlamadan söylerken, bitmesini istemediğimiz bir bitişle başlamak cesaretimizdi belki de en büyük aptallığımız kim bilebilir ki?
Saçlarımı kazımak istiyorum düşüncelerim gibi tırpanında Azraillin…
İlahi adalet
Aptallığım sana cehalet
Dokunma bendeki sana
Dokunma bana
Ne olur dokunma bana…
Eskisi gibi gücüm yok ardına bakmadığın için bilmezsin bende ki viraneyi…
Susmak istesem de kanayan labirentlerin var içimde kendi içimde kayboldum. Nereye dokunsam orada ölmek istiyorum. Belirli bir yerin yoktu tam kalbimle boynum arasında bir açı çizsem 15 derelik, arasında atıyorsun o yüzden konuşamıyorum. O yüzden dokunmak kalbimi durduruyor.
Bazen belirli bazen de belirsiz çoğu zaman canım yanıyor çoğu zaman heyecanlanıyorum ve yaşadığımı hissediyorum.
Kokun hala bölüyor beni
Sensizlik toplarken
Karşında yıkılmamak için
Darağacı taburesindeyim
Ayakta ölmek için
Gençliğim bir kenarda oturmuş masumca bekliyor.
Ay yakamozlarını dökerken yakalandığı dalgakıranlara kızıyor denizde mehtaba…
Taş sektirmek eskidendi şimdi kalplerimizi yüzdürüyoruz okyanuslarda…
Herkes taş kalpli
Severken diğerini öldürür
Bu devam ederken
Ben de ölüyorum…
Küfretmek gelse de içinden bunu yapamazsın çünkü yüreğin yok…
Ya da varda bunu ben asla bilemeyeceğim. Çünkü asla izin vermezsin kendine offf offff
Adın neydi adım neydi hangi gecede unuttuk bu şarkıyı.
Hep kızdın bana yazdıklarını ezberleyemiyorum diye.
Şimdi ezbere açığım … İnsan oldum
Bölünen gecem uykusuzluk
Rüyalarını öpüyorum ben senin
Kabuslarını yok ederken
İnsan sureti takındığım
Şimdi sustun yatağında görülmez rüyalar eşiğinde; ben uyku perisini döverken uykusuzluk ve sensizlik arası bulanık bir düşte beni öptüm. Evet hissettim kaçamadığımız bir yalnızlık senfonisi bu biraz ney birazda tanrının ilahi nefesi. Aptaldım senden beni sevmeni beklerken ama sen cesurdun son sözünü söylerken iyi uykular ferdi
Uykusuzluğumla dalga geçersen sen bilmediğin tek şey rüya görmediğimi bilmemek olurdu…
Dürüstlüğüm kefaretimdi
Bilmediğim insandın sen
Ve ben seni sadece sevdim
Sebebi yok nedeni yok ve yüzün yok
Sadece sevdim
Tut ellerimi
Kalbim üşüyor
Tut ellerimi
Düşüyorum gözlerinin uçurumundan
Tut ellerimi
Cebimdeki serseri ıslık yok oluyor
Tut ellerimi
Tut ellerimi
Ellerimi keseceğim yoksa
Üşümek istemiyorum senin olduğunu bile bile
Gri endişe yatağımda uykuyu kovalarken
Sen melek uykularında
Kabusların bana emanet
Duysam senini
Adım dudaklarında hapsolmuşken
Telaffuz etsen
Sanki masumca bir öpücük gibi ismin ismim
Yasaklı duam
Sonu amin olan çırpınışım
Tanrım amin,
Bir yorgan aralığı hapsolmuş gerçeklik kesiti. Uyuduysan devam et sesim kesilir. Ama bölünen bir şey varsa oda uykun değil benim.
Şimdi sus kalbim
Lanet sana
Attığın için değil
Attığın insana
Karanlıktı vazgeçtiğimiz
Ayrılmasaydık.
Saçlarının her halini sevdim
Arsız rüzgâr da
Çıplak güneşte...
Bir anı maymunca gölgesi eksik kalmış.
Paslı kadınlık zarı bağlı direkleri gibi biraz anime misyonuna katkı porn ? Dil neşteri anestezisi patlak düğümler, yamadıkça boşalan başka bireysel faaliyetler. Eş güdümlü ama zıt zamanlı boşalma edinimine gönderme lacansal post feminizm. Manifestosu sex’in oral dönemlere boşalmak gençliğimin. Bir an’ı resitalidir bu sustukça susası gelenlerin…
Şimdi öz verip yazmak nahoş olurdu ve beklenen asilik göstergesi hız sınırında patlama edinimlerine bulanırken. Evet aptallar okumasın istedim bunca zaman ölüm nefesimi verirken…
Kabri ziyareti şeytanımsı yılan değnek ve Musa çelişkisi evet mucizem yaramadım dehlizlerini peh peh peh…
Okumakla adam olunmazmış zaten adam değilim binlerce kitap şahit tanrıya…
İstemeden yazmak nasıldır bilir misin sen ?
Sokağın lambası üşür sen geçmezsen
Madde olacağız hepimiz aydınlığa küfredeceğiz
Ama korkma ben karanlıktayım zaten ölsem de kimse duymaz ve görmez
Herkes aydınlıkda ama biraz amaaaaa
Gölgem muhtelif zamanlar peşimden, şekilsizde olsa; ayak izleri bıraksa da her köşe başı senin çıkmaz sokağın… Belki dönüşte bir sevda dileniyordur, masumsa sesini. Çok zaman oldu kulaklarımdan bayramların eksileli. Bak yakamozları ay’a hapsettik tüm denizler benim gibi ışıksız ve sensiz. Gitmeyi denedim kendimden defalarca ama yolun sonunda yine sen vardın ey sevgili… Her şeyden kaçtım kaçmasına ama yine kendimde sana yakalandım. Ölümüm olacak seni düşünmem ama seni anmadan zaten yaşayamıyorum ki? İlginç bir paradoks belki Nietzsche ağlar Freud yas tutar sonrada andree bir manifestosunda bizi anar… Geçenlerde bir şarkı takıldı kulağıma ‘sevdayı öksüz bırakma’ galiba biz piç ettik diye düşünüp gülümsedim. Oysa diğer adıydı yalnızlık sevdanın. Biliyor musun biz AYRILDIK…
Örfü anane sükûneti bozgun, gideni dönmez yalnızlığımın kelimeler tarif etmez. Kıvrımları esasi suskunluğum vasat vuslat uzak. Darağacı sen taburem zaten yok tekmelerim hayatı zaten duyan yok…
Kimse anlamasa da bu saçmalıklarımı sen anlamaya çalışmışsın. Oysa en büyük saçmalığımı asla anlamadın…
Ve biz ayrıldık…
Sebep sen ve ben değildi. Çünkü biz kavramına geçiş sürecinde ki, amatörlüğümüzdü. Galiba bunu anlamadık. Ya da ben anlamadım.
Hani eskilerden bir söz vardı ya aşk elma şekerine benzer yersin yersin sonunda sapı kalır ama bize oda kalmadı. Korktuğum tek şey hayal gücümün sınırsız olması ve seninde diğer adının bundan sonra hayal olması…
Can yücel demiş ya hani martılar ki denizin sokak çocukları bazen onlar gibi olmak istiyorum. Bir parça simide kanat çırpmak ufku özgürlük bellemek; belki de ufkum sendin ve seni severken özgürdüm ben.
Oysa yalnızlığına tutsak kalmak hiç hesapta yoktu! sen varken… Tanrım yine mi hesap karıştı.
Biliyorum oralarda bir yerlerdesin ve sadece izliyorsun korkma kafayı sıyırmadım hala ama artık izlenmek istemiyorum. Tesadüflere de pek inanmam o yüzden artık kalabalığa karışıyorum. Artık sıradan biri olacağım ve diğerlerinden bir farkım olmayacak ve sende bu yüzden benden daha rahat kurtulacaksın.
Belki de son sözlerim bunlar; dilimin mezarı kalbin olacak… Şayet varsa…………….
Kaç kere döndüm sokağından bilmiyorum ve sende bilmiyorsun. Belki bir yanılsama belki bir yanılgı; adı hiçbir zaman konulamamış garip bir hikaye…
Üstüme düşüne yaptım diyordum ve fazlasıyla ama derin bir yalnızlık ve sensizliği hiç hesaba katmamışım.
Sessizliğinden kulaklarım sağır oldu kokun gözlerimi oyarken. Tanımadığım tüm kadınları sana benzetir oldum. Her defasında yanılmama rağmen.
Seni özledim…
Biliyorum ki başlarken biten ve bitmesi gereken bir şeydi bu.
Ama bitmedi ve pekte biteceğe benzemiyor.
Biraz daha insanlaşıp insanlardan kaçmaya başladım. Onca sokağı tekmeleme rağmen hiçbir kaldırımda gölgene rastlamadım. İşte bu çok acıttı beni.
Ne yazabilirim ki bıraktığın onca kalabalık yalnızlığa? Zaten pekte beceremem…
Öyle anlar oluyor ki sanki uykum değil de ben bölünüyorum. Kendimi toplamak için maziye sığınmakta koyuyor bana o yüzden hala paramparça bir hayata tutunmaya çalışıyorum.
Kaç kere sildim yazdıklarımı bilmiyorum anladım ki artık yazamıyorum.
Kafam bulanık ne yapmam gerektiğini bilmiyorum yaptığım her şey yanlış zaten…
Uzaktan ve çok uzaktan… Uzaklaştık…