Zamansız gençliğimden el çekme tabip, gün gelir iyileştiriverir ruhum yaralarını bir gaflet “an”ında devranın… Kendini asmaya kalkmış yakamozlarım var benim kahverengi gecelerde. Ondandır yorgunluğum. El ettim, aman ettim, haberi saldım güneşe. Gelmesi yakındır geceye ferman nispetle…
Sen beni çok hafife aldın tabip. Susuzluğuma aldanma. Kırılmış dallarıma bağlanan oyalı mendillerim var, murat isteyen gelinlerim, gidilecek düğünlerim var… Sen de mi korkuyorsun aynaya baktığımda gördüğüm şu solgun yüzden, feri kaçmış gözlerden. Endişe etme tabip, yağacak yağmurlarım, dolacak sözlerim… Kaldığı yerden devam edecek gözlerim…
Huzurun gölgesinde sırtımı verdim rahata. Bir bir ayıklıyorum dikenlerini yabani ot misali umutsuzluğun.
Hınzır gülümsemem anlatsın beni… Kolay lokma değilim bilinsin, yutkunmaksa niyeti pervasız feleğin…..
yağmurun ardından açan güneşin coşkusunda geleceğim sana.
ıslak toprağın kokusu buğu buğu genzini yakarken geleceğim.
açan gökkuşağıyla sevişirken gözlerin,
ellerinde filizleneceğim ansızın.
boş kapılarda iç çekerken kilitlerin,
ense kökünde soluyacağım süngülü yalnızlığına inat.
sanrılarla dökülürken yaşlar gözünden, ılık bir rüzgar esecek sebepsiz.
ürpereceksin tanıdık kokularla...
en iyi bildiğin tad, en iyi bildiğin ten, en huzur bulduğun dokunuş
ciğerine oturup kalırken,
kol kanat gereceğim kederine...
boynuna değecek dudaklarım, çekeceğim içime enfes varlığını.
kaybolup gideceğim o dehlizlerde şehit şevkiyle.
sonra gözlerine erecek gözlerim, sessiz ürkek kimsesiz.
kendimi göreceğim o tarifsiz ışıltıda…
gözünden düşen damlayı içeceğim kana kana...
sus diyeceksin susarak, önce gözlerin inanmazlardayken.
söveceksin dünyaya deli öfkenin emriyle...
yanağına dokunacağım usulca,
kayıp gideceksin su gibi yatağına..........."
civelek ömrümün hazan gülü.
günlük güneşlik hayatımın dikenli teli.
aaah aaaah... zillinin kulakları çınlaya..
yazma, çizme, dinleme dediydi de beni nasıl dellendirdiydi…
anasına avradına derken dünyanın,
ki sövmeden sicilim var, parmak izlerim çıkartma olmuş ucuz cikletlerde,
yine de durmaksızın küfrettim kahpe feleğe.
folloş olmuş kevaşe, tınmıyor artık.
arsızlığına ben kuyruğumu kıstırıp kaçtım da, yellozda yok utanmanın zerresi.
demleniyorum sonbahar kasvetinde, afilli ızdıraplar bir yukarı bir aşağı.
arabesk cumbalardan attığım mendil kimin yüzüne düşe.
Gül gibi oturduk şapa da ,
of çektiğim mahpuslar kıs kıs gülmekte.
delikanlı olun lan biraz diye efelendim ama nafile.
meğer çoktan topuklanmış asaletin gölgesi,
kimi kimden vazgeçmeli,
ettiğim ah kimi ıskalayıp geçmeli.
etinden değil sözünden kıymetli.
kah güleyim kah süzüleyim, yok hayatın işvesi.
aşka attığım kelli felli kendim, boş satırlarda rezil kepaze....
Domateslerden evvel ben kızardıydım da haberi olmadı tarlanın. Derdine düşmüştü kızıl hasadın. Verdi veriştirdi, yetiştirdi tazeleri, iliştirmedikleriyle beni.
Bak yine "ben" dedim. Sanki çok önemliyim. Oysa ki ben kime neyim, kimine şey im, bir acayip sebzeyim, ne bileyim bir nevi zerzevat biriyim. Haddime mi düşmüş tarlayı, orağı en nihayetinde manavı sorgulamak. Derdim kargalarla yahut şuursuz taç yapraklarımla olmalı. Gazete ilanı ile dublör aradığım fotosentezle olmalı.
Sevmedim bu işi. Değişmeli acilen. Değişmeli de neye sığışmalı, kime yılışmalı ..
Top yekün illet gelmişken cem’i cümlesinden hangi bir b-alığa kızmalı. Sevdiğim lüferler bile cinnet sebebi. Tez kellesi vurula, katl’i vaciptir kıtır kıtır yenile.
Acıtıyorum beni itinayla, delik şapkalı, çirkin, saman korkuluk eşliğinde azar azar, ama ayar tutmuyor ki yüzsüz oldu bu zaar. Çat kapı yine canım çekti aşk denilen gübreyi. Yedisinde neyse yetmişinde yeniden..Alışmış bir yol vereydi kudurmuşa, bilirdim ben yapacağımı.
Yüreği kısılan bir ben miyim sebepsiz? Çektiğim rakılar çok mu soğuktu acep?
Tarlalarımda gezinen canım tavşanlarım. Hep havuçlar mı anladı dilinizden en iyi. bir onu olamadım işte, kral olsam ne yazar. Nihayetinde en fazla olabildiğim, Çengelköy olanından, bildiğin hıyar !!