Roll Dergisi’nden “rollemece” (100. Sayı şerefine verdiği posterdeki yazıların tamamı)

Birkaç ay önce Los Angeles’ta Leonard Cohen’le bir öğle yemeği yiyecektik. Buluşmadan bir saat önce, arayıp beni göremeyeceğini söyledi. Yaptığı açıklama şöyleydi: “Dünya, seni görmeme izin vermeyecek kadar fazla benimle ilgili.” Ona “ bu da ne demek şimdi, nasıl dünya seninle fazla ilgili?” diye sordum. Cevabı şu oldu: “Eve mobilya getirecekler, onun için bugün dışarı çıkamıyorum.” SUZANNE VEGA

Hayatımda hiçbir gün 333 filan demedim. AJDA PEKKAN

İnsan bilgisin gelebileceği son nokta hayret noktasıdır. İBNİ ARABİ

Hayır hocam, ben soytarı değilim. Sanatı bir eğlence sanan o şımarık adam bilmelidir ki, ben şarkımı ancak musikiden anlayanlara dinletebilirim. O zenginse ben de bir sanatkârım, onun serveti varsa benim de izzet-i nefsim ve haysiyetim var. ZEKİ MÜREN (“Son Beste” filminden)

Şimdi sırada bir fındıkkıran bale haberi var. Daha doğrusu, bir bale haberi var, balenin adı Fındıkkıran. (Bir VJ)

-          Bu şarkıyı biliyor musun?
-          Ne yazık ki bütün şarkıları biliyorum.
TEZER ÖZLÜ, Zaman Dışı Yaşam

Rüyada org sesi işitmek, gayet üzücü ve hazin bir hadise ile karşılaşacağınıza; kendinizin org çaldığınızı görmek, neticesiz bir aşka tutularak ızdırap çekeceğinize işarettir.

Rüyada, bir musiki topluluğunda dümtek vurmanız, işlerinizde gelişme olacağına, yarıda kalan bir işinize baştan başlayacağınıza delalet eder.

Bence bütün şarkılarda havadan bahsedilmeli. Sonra şehir ve sokak adları da geçmeli, ayrıca bir-iki denizci bulunmalı. Bence bunlar şart. TOM WAITS

Cem Özer, Çelik’e soruyor: Eee, şey peki şeye ne diyorsun? Yani, evet, şarkının içinin bir felsefesi, bir bilmemnesi falan olabilmeli fikri, eee, şusu, busu da yani, insanlar sürekli de, yani benim de çok zaman yaptığım hata, yani bizden sürekli de bir mesaj vermemiz esasında beklenmiyor aslında, yani eğlendirmemiz de gerekmiyor mu? Yani toplumun eğlenmeye, deşarj olmaya da şeyi yok mu, ihtiyacı yok mu? (Cem Özer Show’dan) 

Yakından bakınca, kimse normal değildir. CAETANO VELOSO 

Benim tipimde ne var yahu? Böyle gömlek giymiş, kravat takmış, pantolonlu, tonlaması yerinde bir adamım. MÜSLÜM GÜRSES 

Bir rock’n’roll yıldızının Bill Clinton ve Tony Blair’den daha yaşlı olması biraz tuhaf değil mi? Mick Jagger: En azından hala Kraliçe’den daha gencim.  

Arkadaşlıklarımdan hep hayal kırıklığına uğradım. Bugün arkadaşlarımı, Django Reinhardt’ın sol elinin parmaklarıyla sayıyorum. SERGE GAINSBOURG 

-          Gömleğiniz merserize, bir sigara versenize.
-          Burası Kalamış, sigaramız kalmamış. 

“Figen, Hacerlerle iskeleye gittik, birazdan gelicez… Annen” (Sahafta bulduğumuz Timur Selçuk’un “Dünden Yarına” plağının üstündeki yazı) 

Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı. CESAR VALLEJO 

Bu senfonimde Atatürk’ü obua olarak düşünüyorum. TULUYHAN UĞURLU 

Genç olmak uzun zaman alır. PABLO PICASSO 

Cem Karaca: Şarkıları prova ediyoruz, Alman bir davulcum vardı, Dadaloğlu’nu dinleyince “bu punk” dedi. Dadaloğlu punk olur mu ya! Kafasını kopartacaktım herifin. Beyaz: - Abi ne biliyorsun, belki Dadaloğlu da kendisine punk denmesinden hoşlanıyordur. (Beyaz Show’dan) 

Yaşlılık hanım evlatları için değildir. BETTE DAVIS 

“Nasıl gidiyor” diye sormuş kör topala, “gördüğünüz gibi” demiş topal. GEORG CRISTOPH LICHTENBERG 

Bir fikrin değerinin onu ortaya atan insanın dürüstlüğüyle hiçbir ilgisi yoktur. OSCAR WILDE 

Lâleli’den dünyaya doğru giden tramvaydayız. CEMAL SÜREYYA

Ben 20 yaşında bir kızım. 25 yaşında bir zenciye delice aşığım. O da beni aynı şekilde seviyor. Beni ailemden istedi. Razı olmadılar. Kaçmaya karar verdim. Yapacağımız bu hareketi doğru buluyor musunuz?
-Bir genç kızın ailesinin muvafakatini almadan kocaya kaçmasını doğru bulmuyoruz. Bir zenci ile evlenmeye gelince, eğer hakikaten seviyorsanız, bu izdivaçtan mesud olacağınıza kanaat getirdinizse, çocuğunuzun da biraz çikolata rengi olması hoşunuza gidecekse, niçin olmasın? (Hayat mecmuasının Gönül Postası köşesinden, 1963)

Nur içinde yat anacığım
Mecbur muydun beni doğurmaya
Bir daha yapma
VÜS’AT O. BENER

Yavaşlığın keyfi neden yitip gitti böyle? Ah nerede şimdi geçmişin aylakları? Halk türkülerinin tembel kahramanları neredeler, bir değirmenden ötekine sürüklenip duran, açık havada yıldız palasta uyku çeken şu serseri tayfası nerede şimdi? Kır yollarıyla, çayırlarıyla, harman yerleriyle, doğa güzellikleriyle nereye gittiler? Bir Çek atasözü onların tatlı ayaklarını şöyle tanımlar: Tanrının pencerelerini seyrediyorlar. MILAN KUNDERA, Yavaşlık

Tanrı büyüktür, fakat orman ondan daha büyüktür. (Kızılderili atasözü)
 
İyi seyyah nereye gittiğini bilmeyendir, mükemmel seyyah nereden geldiğini bilmeyendir. LIN YUTANG

Doktorların çoğuna artık insanları sevmedikleri için güvenmez oldum. JOHN BERGER 

Madrid’de bir otelin duvarında bir levhada şöyle yazıyor: Şarkı söylemek yasaktır. Rio de Janerio havaalanının duvarındaki bir levha şöyle diyor: Bagaj arabalarıyla oynamak yasaktır. Yani: Hâlâ şarkı söyleyen insanlar var, hâlâ oyun oynayan insanlar da. EDUARDO GALEANO, Yürüyen kelimeler

Sizi bumm diye havaya uçurmak isterdim ama, sizden çıksa çıksa klik sesi çıkar. STEFI SHOCK 

Geçmiş özlemini hiçbir araç müzik kadar güçlü bir biçimde uyandıramaz. SUSAN SONTAG 

Ben insanların yapmayı bilmediği şeyleri yapması gerektiğini düşünüyorum, çünkü yapmasını bildiğimiz şeyleri zaten yapabiliriz! JEAN-LUC GODARD

Bu karpuz
Çok kırmızı
Bölüşmek şart
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

Sabancı eski yalıları aldı. Boğaz’da oturuyor. Ama denize giremiyor. Niye? Çünkü yukarıdaki gecekondulardan gelen lağımların getirdiği boklar demokratik bir şekilde yalıların önünde dolaşıyor. ÜNSAL OSKAY

Sanattan anlamıyor olabilirim, ama neden zevk aldığımı adım gibi bilirim. AL BUNDY (“Evli ve Çocuklu”dan)

Yanlış tanımışım seni
Senli hayaller kurmuşum fazla desenli
HASAN TÜRKMEN 

Issız bir yerde bir kadın bir aslanla karşılaşırsa, eteğini kaldırıp belli yerini göstermesi yetermiş. Hayvan kükreyerek arkasını döner gidermiş. Herkes istediğine inanmakta özgürdür. AMIN MAALOUF, Afrikalı Leo 

Amerikan filmlerinden biri şöyle bitiyor: “Sorun sistem değil, insanlar”. Aynı lafı Sovyetler Birliği için de etseler ya. TARIK GÜNERSEL 

Üç şey gizlenemez, duman, aşk ve parasızlık. (Arap Özdeyişi) 

Yüreği temiz tutmak için sorular sormak yeterlidir, iyi korunan, bakımı kolay bir uzuvdur. BORIS VIAN, Yürek Söken 

Birinci Dünya Savaşı’nda 10 askere karşı 1 sivil öldü. İkinci Dünya Savaşı’nda 1 askere karşı 1 sivil öldü. Vietnam’da 1 askere karşı 100 sivil öldü. Bir dahaki savaşta sadece askerler hayatta kalacak. Haydi askere! COLUCHE 

Bruce Sprinsteen’in fikirleriyle ilgileniyorum. Çünkü Atatürk’ün fikirleri karşısına fikir tanımıyorum. ÇELİK 

Halk türküleri, halk şarkıları! Ne kadar küçümsesek, ne kadar burun kıvırsak, yaşama dört elle sarılmış vidalı tatlı lokumlardır. SALAH BİRSEL 

Müzik, geçmişin canlı tutulmasının bir yoludur. Geçmişte, gelecekte olduğundan daha fazla gelecek var. JACKIE KAY, Trompet 

Ben benim gibi olanlardan hiç hoşlanmamışımdır. OĞUZ ATAY, Tutunamayanlar 

N’aber Çelik? Atatürk nasıl? MAZHAR ALANSON 

Sormaz ki bilsin sorsa bilecek,
Bilmez ki sorsun bilse soracak
(Osmanlı-Türk atasözü) 

Hayat üç ana maddeyi çok seveceksin: Ananı, babanı, bir de seni anlayanı. MUSTAFA TOPALOĞLU 

Dönek huylu dünyayı
Sözünde durur sanma
HAFIZ-I ŞİRAZİ 

Akın Akın Kompela Hacı Hacı Gültepeli Urfa Murat (duvar yazısı) 

Ulan karı, ağzının içine salıncak kurar, sallana sallana sıçarım. (Mürüvvet Sim’den Mualla Sürer’e, “Mahalleye Gelen Gelin” filminden) 

Ölmeden önce ölürsen, ölürken ölmezsin. (Yunanistan’da Aynaroz dağında bir manastırdaki yazıt) 

Belki de dünya başka bir gezegenin cehennemidir. ALDOUS HUXLEY 

O adam ki
hareket
memuru
İkâmete
memur
edilir mi hiç?
CAN YÜCEL
Picture
Picture
 
 

Fermuarlamaca.
Rastlantı:
Sanmıyorum, Inan6666 pek de farkında olmadan ortaya koyuvermiş sanki Zipsofism’i, belli de olmaz tabi…
İyi de etmiş.
Denk gelmiş,

Sene 1967:
Etki alanı yüksek, punk tohumlarını etrafa serpmiş çılgın topluluk…
The Velvet Underground and Nico

Albüm kapağında yazıyor, “peel slowly and see”
Yavaşça soy ve gör
Pekâlâ…

 

Sene 2003
The Dandy Warhols
Albümleri;
Welcome to the Monkey House

Hoş geldiniz!
Sallan yuvarlan coş,
Be casual,
Rahat ol.
Unutulmaz parça, Vodaofone reklamı şarkıları Bohemian Like You

En iyi albümlerinden:
Thirteen Tales from Urban Bohemia
Ve şarkı listesi:
1. Godless
2. Mohammed
3. Nietzsche
4. Country Leaver
5. Solid
6. Horse Pills
7. Get Off
8. Sleep
9. Cool Scene
10. Bohemian Like You
11. Shakin
12. Big Indian
13. The Gospel

Ve de akla gelenler:
Muz
The Dandy Warhols - I am a scientist
Velvet goldmine
Lou Reed & Nico & Velvet Underground                                                 
Lou Reed
David Bowie
Bob Dylan
Chelsea girls
Marilyn Monroe

..
.

Sonuç olarak, soyunuruz da soyarız da.






 
 

Beni köyümün fiyortlarında yıkasınlar:

Biraz gezinti yapmanın tam zamanı,
Hazır da nurlu nisan ayı gelmişken…
Üç beş dost yola çıkar,
Sanki sanırsın Bilbo Baggins'in mekânında cirit atarsın.
Yeşilin bin bir tonu huzurlandırır beynin ayrımlarını...

Karnın aç olabilir.
Yarım ekmek somun, soğan (ki soğan diye ağız bükenlere selam, yeşil sarımsak veya genç pırasa da önerilir)
Yanına biraz da sönümlesin diye maydanoz.
Ekmek hariç diğerleri karşı evin bahçesinde veyahut da terk edilmiş bahçe hevesinin artıkları arasında.

Discovery Channel “survivor” ayı düzenlemiş.
Anadolu diyarına hoş gelmişsen ey yolcu…
Biraz diken;
Gülü seven dikenini de yer tabi
Alın size:

Çoban ekmeği (Diken ucu, melevcen, melocan)

Bağ yapraklarının filizlerini andıran bu bitki, dikenlerinin de yumuşak olması sayesinde rahat rahat yeniyor tümden çiğ çiğ. Karın doyuruyor tabi, sanki bir börülce ya da semizotu, ekle üzerine tuz, zeytinyağı.

Biraz narkotik sanılsa ve de maalesef çok kişiyi zehirleyip tahtalıköye gönderse de yerli kültür mantarı türevlerinden bir misafir;  ekmek mantarı (çayır mantarı) ki bu illet çiğ yeniyor. Ve de acı mantar aynı şekil büyümüş kültür şoku, kavur da ye taş güveçte…

Vejetaryen arkadaşlara kapak olsun aha da size protein deposu.
Yok, istemezseniz sizler ki geviş getirin de kolay gele, tabi öte yandan et hep et derseniz, tavşan eti gibi yağsız bol proteininden mutlu zehirlenmeler, çiğ etten parazit beslenme zincirleri, varın siz gidin marketten alın tam komple satılık sözde “full organik” kültür mantarı veyahut kestane mantarı, “manyifik”. Tabi elin Japonyalarında bira içirtilip masaja tabi tutulan danalarından güzelim Kobe bifteğinin de tadına doyum olmuyormuş, yiyenlerin yalancısıyım.

Neyse, nerde kalmıştık, “hayatta kalma sanatı” ki sadece dağ bayır gezintiye çıkmıştık; en ucuz, ta Amerikalardan Elizabeth kraliçesine hediye gelen patatesten şöyle sarıca ve dev olanlarından bir miktar yanınıza alın bakalım. Şöyle güzel manzaralı doğal peyzaj bir defne ağacı altında kazılan çukurda toplanmış kuru dallarda hazırlanan közde patates keyfinin de yanına ne varır bilinmez.

Yeyin yeyin!

Kabuğunu da yaprağını da yeyin.

Tabi yine Amerika kıtasından göçebe mısırın da közdeki pişmişi de yanında kebap olur, oy oy da oy.

Yeşil erik;

Haşır haşır huşur yerim seni, tuzlarım, Turist Ömer misali emerim seni, sarmala beni bebek, of of…

İngilizcesi “plum”, ne oldu ki muslukların mı bozuldu bebeğim?
Dilersen yanına al sana da çilek, maksat renk cümbüşü olsun, yeşil ile kırmızı iyi gider,
Nasıl ki beyaz peynir yanına zeytin yerse bu millet kahvaltılarda, aha al sana da çilek yanına yeşil erik. İstersen Fatih Sultan Mehmet kirazı…

Bu çilekler yerde yetişir, humuslu, kumlu toprak sever sürgen yapı, tek kök, eğreltiotu gibi… Sakın koparma eğrelti otunu, kahverengi oluverir koparınca, yeşilken iyi, evrik sporlar ürer güzelim yeşil sarı yaprakların altında…

Yeni biten erikgil ailesi eğer ki don yememişse mart da nisan da, tadından yenmez. Efendim aşıla, erik kiraz aynı bünyede, tek bir ağaçta, resim dersi oyunu değil bu gerek, kah erik ye kah kiraz aynı ağaçtan. Olmamış elma ye ekşi ekşi veya armut ye hem yaz hem de kış aynı ağaçtan, yeter ki bak, konuş, sula ve aşıla.

Mayıs ayrı bir dünya, çiçek açmış ıhlamurlar dibinde, kokular, topla çiçekleri ki şifa bul ey Anadolu, doldur ana, buz var mı yanın da! Ihlamur çiçeği kokusunu salsın da bal arısı bal yapsın. Çiçek kalmasın ama yine de kestane çiçek açsın; acı (deli) bal ver oradan, aman ha bir kâse değil bir çorba kaşığı yeter çarpıntı yapmaya ki nice üstatlar hastanelerde yatar, tutar seni acı acı.

İçelim pişirelim, yoktur 20. yüzyıl başlarına kadar Rize diyarında mikro muson ikliminde, kimin aklına gelirdi ki çay yetişsin şu güzelim uzun göl de.

Yaz sonlarına doğru ekinler dize kadar gelsin de topla oradan biraz böğürtlen. Jöle kıvamında şekerle de kaynat da şifa olsun. Kuzu bokuyla sıvanmış adaçayı bul buluştur, sakla kışın sana şifa olsun, aman ha fazla içme, ne der sevgili inan üstat, fazlası “dokanır” bünyeye bu illetin.

Eklenti, aha şu karakargalar erik vb renkli meyveleri çok severler, bunları yedikten sonra uçarken dışkılarlar, orman üzerine napalm misali serpiştiriverirler çekirdeklerini… Sonra aha yabani kiraz karşınıza çıkagelir bir anda çam ormanın ortasında.

Bazı çakallar çalılara sardırırlar, yine erikgillerden göveni (çakal eriğini, ki bazı arkadaşlar gargamel diye de adlandırırlar) çok severler ki Latincesi “prunus spinosa” olan bu illet hakkında yapılmış bilimsel çalışma azdır, ne halta yarar belli değil. Tadı fena ekşidir, yaban eriğine çok benzer, olgunlaşınca mor oluverir ki kuzeyde ülkelerinde aynı görünümde olanları zehirlidir, sanmıştık ki yeniyor amma velâkin yenmiyormuş, nasıl ki atkestanesi yenmiyorsa… Neyse, Malta falan değil bildiğin Anadolu işi işte.
    
Yine yaz sonu yeşilliklerinden; yaşasın Fiskobirlik fındık, ceviz. Bizim bildiğimiz çağla ise aslen erik veyahut şeftaligillerden. Farkı yok şeftali veya kayısı çekirdeği ki, al sana da badem ye babam ye de duvarları tırman bakalım.

Walt Disney çizgi filmlerinden iki manyak sincap vardı, Donald bir türlü rahat bırakmazdı. Ne güzel badem gibi meşe palamudu “çuvaltırdı” mahlûkatlar. Ha bunlar da yenmiyormuş, hakikatten ne o öyle affedersin çük gibi. Çocuk sapanına mühimmat olur anca.

İki dakika mola, şöyle yeşillikler arasından bir kaynak bulalım da lastik ayakkabıdan yok olmaz derseniz yalancı buğday kamışları ile kana kana su içelim kaynaktan. Elhamdülillah yarabbi şükür. Bu arada yan komşunun fasulye sırıkları arasından geçerken kıyafetlere yapıştırılan kamufulaj fasulye yaprakları biraz kaşındırdıysa temizleyip suyla sıvazlanmak da fena olmaz hani.

Kışa doğru hazır kar yağmışken toprak ana yine uslu durmaz, kâh pancar, kâh lahana ailesi yeşil yeşil gösteriverir 80 derece eğimli ovalarda. Karadeniz diyarından pancargil; pazı veyahut halk deyimiyle çükündür şenlendirir mutfakları, yetmez bunca yeşillik yanına ıspanak, olmadı yabani ispit (holdan otu), ve de tüm lahana ailesi, kara mancar veya kapuska. Brüksel’e selamım olsun, ne de güzel görünür altın oranlı “fractalyan” brokoli. Sağlıklı beslenme furyası çıkmasından evvel zaten vardı kültürde bu, ne evirtip çeviriyorsunuz kardeşim.

Fraktal Brokoli (Frokoli)

Kış biraz yorunca bazı içkiler de iyi gider bu arada,
Boğazlar ferahlasın,
Boza, olmadı,
Salep.
Yanlarına; ekle tarçını (ulan tarçın da bildiğin ağaç kavuğu, tabi ki de vitamini kabuğunda bunun).
Yalnız dikkat, yanlış fermente olursa, portakal suyu gibi, bunlar bir çeşit “booze” oluverir.

Neyse, acıktım,                                                                                  Ben gideyim.

 

 
 

Televizyon: acaba aptal kutusu mu?

Belki işe yarayabilir.

Efendiler! Ne güzel laf…

Since 1919… or earlier…

Neden olmasın… 


Bilim kurgu, özlem (aka nostalji) kurgu, vesaire... 


Bu benim önüm önüm..

Ve de bu önüm önüm...

Ve de bu benim sağım sağım...

Ve de bu benim solum solum...

Bismillahirrahmanirrahim... 


Ve de bu benim önüm önüm...

Ve de bu benim sağım sağım...

Ve de bu benim solum solum...

Ve de bu arkam arkam...

Ve de bu benim önüm, hey hey... 


Strauss - The Blue Danube

Biz bunları hafta sonları hep izledik, TRT de, çocuk kuşaklarında. “What the f... disney man, who is?” “goofy, really i do not know”

Bizimkiler 80lerde almıştı gazeteden Nordmende... Renkli izledik hep... Hatırlarım siyah beyaz çakmaktaşlarını...

Ulan eve renkli televizyon + telefon gelmişti, “noluyo lan” diyememiştim, şimdi çakıyorum yavaştan... 


Yine 2001 space odsey

Or while your minister is watching youtube;

http://www.youtube.com/watch?v=vahx4rAd0N0&feature=related

(okumadım vallahı billahi bilmem nedir bu maymunlar ne yapar bu bagetlerle...)

Kusura kalmayın Sir A C Clarke...rahmetli, oldu merhum, Dogs and beer yaşında, 2008 19 mart’ta)

Hail to the IBM, minus one;

H.A.L.

And then plus one

JCN;

Well i do not know what hell does that mean.
İşte bu 2001 şarkısı Peter Seller’ın filminde var...

Mutlaka izleyin efendim

Life and death of Peter Sellers, vesaire…

Birdy num num...

Adam gıcık, sanatçı işte. Ne yaparsın...
















Ver oradan Germanischer aksan... Sağ el havada...


Das nuclear... 


Hey gidi kazım koyuncu nur içinde yat.

Bilmez idik güzelim sularda seksen altılarda “Karadeniz” sahillerinde yüzerken, çay demlerken... Karbon mono okside mangal “the” barbekü keyfi... 


Ala Wagner...

“respect the cock, taime the cunt”. Ne oldun sen tom cruise...

Ver ordan magnolia...

Bilemeyiz tabi ne alt metinler yatar güzelim filmde...

kurbağa yağar gökten...

Yazacak çok şey var aslında...

“And the oscar goes to aimee mann...”

save me...

Beni de yaz bebek. 


All that kubrick... 


Hey gidi...

Ha bir de A.R.O.G. da geçer uzay efsanesi macerası, CM YLMZ değinmiş... İzlemek lazım, bak merak ettim şimdi...

"Kım on Cem"

well thank you... 


Bursa’dan bir sahne 


Just...

Just radiohead searching 90s.. and further...

Klipte geçer...

Herkes sinirli...

Bir adam var yerde yatar...

Ne der yerde kendi kendine...

“bla bla”, vesaire vesaire...

EN son dikkatle izle...

Adam sonunda açıklar niye yerde yattığını...

VE evet işte o an

Bunu duyan bütün müminler;

Eşhedü enla ilahe illallah... 


Güzel, müthiş, söz yok,

Eyvallah...

radiohead.


 
 

Mahmut Paşa'dan sevgilerle;

Biraz 2008 özeti...

 

Vietnam'a bağlan, sar filmi başa:

Tropic Thunder

Tadından yenmez Vietnam savaş komedisi...

Ben Stiller ve arkadaşları yapmış yapacağını...

Film de Tom Cruise oynuyormuş fark edemedim?!

Biraz Hot Shots üzerine Apocalypse Now, üzerine az Forrest Gump.

 

Devam, geçelim Pixar'a;

Wall∙e vuruyor, topluyor, romantik post apocalyptic animation...

 

Fargo Coen'lere uzanalım, garip bir film daha;

Burn After Reading;

fragmanında çılgın bir şarkı çalıyor;

Elbow - Grounds for Divorce

Nedim (Cornelius) adlı arkadaşımdan bir komplo: “Oğlum, Ayhan Işık George Clooney'nin babasıymış. Zamanında Ayhan Işık, Yeşilçam'dan Hollywood'a gezileri sırasında epeyce çapkınlıklar yapmış”.

 

Biraz televizyonu kurcalayalım;

True Blood dizisi, vampirlerin sendikası var, Amerika’da barlarda yapay kan içiyorlar, insanlarla "sözde" barış içinde, New Orleans, çılgın gece hayatları. Açılışta çalan müzik:

Jace Everett - Bad things (Chriss Isaak şarkısı gibi)

 

Kanalı değiştirelim;

Breaking Bad

Bilirsiniz, “Malcom in the Middle” dizisi vardı televizyonda. Oradaki baba karakterini alıp, kimyager olarak düşünelim, biraz canı sıkılıyor, American Beauty filmindeki baba gibi kafayı kırıyor…

 

Çok sıkılmıştım memlekette idim, uydudan, Türk kanalı Business Channel’da izledim;

A Song Is Born

Başrolde Danny Kaye, müzik profesörü rolünde, oyuncular arasında; Louis Armstrong ve Lionel Hampton gibi babalar mevcut (rezonans ve müziğin buluştuğu an).

 

Yakında: geliyor, iki parça olarak: Guerrilla (Ernesto “Che” Guevara) filmi geliyor; olmuş Del Toro, maşallah.

 

Kıta atlayalım, geçelim adaya, İngiltere'den

Dizzy Rascal epeyce sallamakta ortalığı ve de 2008’in en çok beğenilen videoların:

The BPA - Toe Jam Featuring David Byrne & Dizzee Rascal

With an other point of view: The Dandy Warhols - Bohemian Like You

 

Son olarak, başka bir müzik videosu; “tek rakibim Fransa Havayolları

Tarraka sayfasına,

Saygılarımla.

 
 

Mühendislik bir garip iş;

Fırtınaya dayanıklı bir yapının yaklaşık 150 km/saat rüzgâr hızına dayanması beklenir. Bu ve benzer yapılar üzerindeki yüklemenin özellikle rezonans denen hadiseye yol açmaması istenir. Bakınız: “Tacoma Narrow Köprüsü”, sene 1940

Mühendisler hemen bu olaydan sonra Golden Gate köprüsü de aman yıkılır diye aerodinamik

İyileştirmeler yapmışlardır.

Bütün bunlara hep rezonans hadisesi yol açar ki müzisyenlerin bardak çatlatması da böyledir.

Çözümü için sönümleme şarttır. Bkz: lubemath by inan6666

Yine, zamanında izlediğim bir belgeselde rezonans konusu ince ayrıntıları ile anlatılıyordu. Belgesele konu Bahreyn Dünya Ticaret Binası, üzerine kurulmuş olan üç adet rüzgâr türbini ile baştan sona çılgın bir mühendislik işi. Bu binanın yapımı sırasında manyak Amerikalı mimarın tutturması sonucu Danimarka'dan hem köprü mühendisleri hem de türbin mühendisleri, rüzgâr enerjili bir bina tasarımı için birlikte çalışıyorlar. Başarılı da oluyorlar, binanın elektrik enerjisinin %18'i rüzgârdan sağlanıyor...

İşte bu bina fırtınalara dayanacak mukavemette inşa edildi. Fırtınalar hesaba katılmaz ise, istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir. Kalkıp inemeyen Galata Köprüsü, ya da Titanik gibi alabora olan Karaköy iskelesi (altındaki midyeleri birisi toplasa da, üzerinde mangal kurup yesek fena da olmaz hani)

Başka bir mühendislik işi; çenemize en çok yükleme nasıl gelir diye ölçümler yapılmış, tükürdüğümüzde ve de hapşırdığımızda oluşuyormuş en yüksek kuvvetler. Hapşırma tamam da tükürme ne be kardeşim? Bkz: salya by inan6666

Son olarak, yine Rusya’dan sevgilerle.

Daha önceden nükleer tahrikli uçak hikâyesinden bahsetmiştim.

Bir de Yuri Gagarin uzaya çıkışı epeyce ilginç gerçekleşiyor.

Olay şöyle;

Yuri Gagarin uzaya çıkan ilk insan, dünyanın yörüngesinde tur atan ilk insan.

Bir de Neil Armstrong'un meşhur sözü gibi gibi lafı da yapıştırmış:

"The Earth is blue. How wonderful. It is amazing."

Yolculuğunun sonuna doğru atmosfere geçişinde yerle bütün iletişimini kaybediyor, modülün kontrolünü tamamen kaybediyor. Yer kontrol hiçbir bilgi alamıyor, abimiz doğru açıda atmosfere geçişini tamamlıyor ve Orta Asya’da bir yerde atmosfere girişini patlama sesleri ile tamamlıyor. Sonrasında fırlatma tuşuna basıyor. Sen koskoca uzay'a çık sonra da Dünya'ya paraşütle in, kazasız belasız. O sırada çevrede bulunan köylüler uzaylılar geldi diye abimizin yanına gidiyorlar. Sonrasında muhabbet edip tebrik ediyorlar. Ailesi radyodan öğreniyor Yuri Gagarin'nin müthiş bir iş başardığını... Yuri Gagarin halk kahramanı ilan ediliyor, yerde görevli olan uçuş kontrol mühendisleri yeni bir görev, “mission to moon"a atanıyorlar. Durmak yok yola devam hesabı...

Sayın Yuri Gagarin ilerleyen yıllarda bir süpersonik uçuş denemesinde yaşamını yitiriyor...

 
 

Şöyle bir örneğimiz ortada;

Bozcaada'daki rüzgar türbinleri adanın tüm elektrik ihtiyacını karşılamaktadır ve 30 katı kadar enerjiyi de Çanakkale'ye iletmektedir. Kendi kendini yaklaşık 7 sene de amorti eden ve çevreye hiçbir kirli atık vermeyen rüzgar türbinleri gerçekten çok cazip. İklimimiz ise tamamen buna uygun, gerekli yasalar çıkarıldığında rüzgar enerjisi üretimi coşacaktır.

Tübitak tarafından 2023 vizyon projesi gerçekleştrilirse yenilenebilir enerji kullanımı hedeflenen seviyeye ulaşacaktır.

***

Bir konuyu açıklığa kavuşturmak istiyorum, özellikle türkçe sitelerde rüzgar enerjisi ile ilgili yazılan yazılarda sıkça yapılan bir yazım hatası, rüzgar tribünü değil, rüzgar türbini.

Malum, tribün futbol sahalarında seyircilerin oturduğu yer oluyor, türbin için ise bakınız;

***

Çiftlik veya benzeri evler için küçük ölçekli rüzgar türbinleri hakkındaHugh Piggott'un bir sitesi var. Hugh Piggott sitesinde ve yayınlarında, kendi rüzgar türbinimizi, en az malzeme ile kolayca üretip, çalıştırabileceğimizi çok güzel bir şekilde açıklamış.

***

Uygunsuz gerçek filmi her ne kadar Al Gore propagandası da olsa bazı gerçekleri gözler önüne seriyor. Eriyen buzullar, fırtınalar, ısınmayla birlikte bazı bakterilerin koca ormanları yok etmesi, göçmen kuşların erken gelen ilkbahar yüzünden erken göç etmeye çalışması ya da kafalarının karışması, küresel ısınma sonucu dünyanın nasıl bir hal alacağı kurguları oldukça ilginç.

***

Çannakale rüzgar santrali bitmek üzere, kurulan türbinlerin bir kısmından elektrik üretilmeye başlanmış.


***

Küresel ısınma fos çıkmış mış ?!


***

Bu rüzgârın önünde kimse duramaz
haberinden de anlaşılacağı üzere ülkemiz bu enerjiye uygundur, gerekli istek de mevcuttur, ne duruyoruz...


Ne kadar buyuk?

Yandaki fotğrafta Repower'ın 5 megaWatt'lık bir türbin görünmekte ki bu Airbus A380'den daha büyük.


Avrupa Rüzgar Atlası

Kaynak: Risø National Laboratory; Not:50 metre yükseklik için


Türkiye Rüzgar Atlası


Kaynak: Meteoroloji Genel Müdürlüğü; Not:50 metre yükseklik için



Güncellenmiş Türkiye Rüzgar Atlası
Kaynak: Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü (EİE) Türkiye Rüzgar Enerjisi Potansiyel Atlası; Not:30 metre yükseklik için



Evet dünyanın en büyük türbini 7 megaWattlara ulaşmış bulunuyor. Burada yazılan blog'a göre Enercon firması rekora imza atmış.



 
 

İzlediğim bir belgesel nükleer enerjisi tahrikli uçaklar üzerineydi. Gerçekten çok ilginç şeyler yapılmış soğuk savaş zamanlarında. Nükleer enerjiyi kullanabilen uçaklar için ne yatırımlar yapılmış. Belgeselde anlatılanlara göre nükleer enerjinin uçaklara uygulanması iki ayrı sistem olarak planlamış. Birincisi kapalı bir çevrime sahip jeneratör ile sağlanması ki bu durum radyasyon yalıtımıyla desteklenecek uçakların çok ağır (pahalı) olması demek. İkinci sistemde ise açık çevrim; nükleer atıklar direkt olarak egzozdan dışarı atmosfere karışması demek. “Geleceğe Dönüş” filmindeki makinist amcanın Türkçe deyimiyle “Yeterli eğim ve ıs sağlandığında ki ben burada cehennem sıcağından bahsediyorum evlat, bu tren saatte 88 mil yapar.”…

Bütün bu teknolojiler, özellikle ABD ve SSCB tarafından denenmiş. Öncelikle SSCB işe el atmış ve ikinci yolla bir uçak üretip bunu bir güzel uçurmuşlar. 10 kişiye yakın mürettebatın sadece pilotu sağ kalmış, diğerleri ise ağır radyasyondan vefat etmişler. Atmosfere salınan atıklar ise kim bilir neleri etkilemiştir. ABD ise ANP adlı bir program başlatmış, nice paralar akıtmış, sonra da projeyi durdurma kararı almış.

Bu çalışmalar dışında kim bilir nice deneyler, araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Soğuk savaş konusunda gerçekler (veya komplolar diyelim) saymakla bitmez zaten.

Şimdilerde ise ilginç, uçuk ama güzel şeyler de yapılmıyor değil. NASA’nın kendi sayfasında herkesle paylaştığı teknik raporları yayınlanıyor. Bir tanesinde Mars’ta gelecekte enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla, rüzgar faydalanmak amacıyla hazırlanmış rüzgar türbini tasarımı fizibilite raporu mevcut.

Onlar bunlarla uğraşırken, bizlerin özellikle nükleer enerjisi teknolojisini öğrenip kullanmaya hazırlanmamız, üstelik eskisini, artık çöp, zararlı sayılanına ilgi duymamız çok üzücü. Hele ki küresel ısınmanın bu kadar çok belirginleştiği ve de üzerine tartışıldı şu günlerde. Bu konuya hayatının yıllarını vermiş insanlar işsiz kalmış, kendilerine başka yollar çizmişler. Bakalım gelecekte bizleri neler bekliyor.

Öte yandan bütün enerji sorunlarımız yine nükleer araştırma merkezlerinde çözümlenebilir de. Tabi o zamana kadar dünyayı kirleten bizler gün gelecek güneş sistemini de kirleteceğiz. Daha şimdiden dünyanın etrafında milyon dolarlık metal yığını çöplerimiz daireler çizmekte.

Belki Dünya’dan önce Mars’ı bitirdik. Orada da Mad Max filminin benzer kareleri yaşandı, petrol için savaşıldı. Sonra da Nuh’un uzay gemisine bir grup masum çocuk tıkıştırıldı ve dünyaya yollandı, milyon yıllar geçti ve burası da oldukça kirlendi. Bundan sonraki durağımız yine Mars olabilir, ya da Jüpiter’in uydusu (yeniden) Avrupa’ya yerleşiriz,

Dışı buz ve kaya içi ise oksijen ve su ilginç kaya parçası. Suyu, havası biterse sonra yine Mars’a yerleşiriz ya da Dünya’ya. Keşke yeni gezegenler inşa edebilsek, kendimiz tasarlasak, Otostopçunun Galaksi Rehberi’ndeki gibi Norveç’teki fiyortları inşa etsek. Çok zevkli olacağı kesin…

Not 1:
NASA’ya ait çok güzel bir site var. Astronomi meraklılarının çoğunun kullandığı “Astronomy Picture of the Day”. Harika fotoğraflara, belgelere ulaşmak mümkün bu sitede.


Not 2:
Antalya Saklıkent’te TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG) var. Gözlemevi meşhur Olimpos’a çok yakın (kuş uçuşu yalnız), Bakırlıpete’de (rakım: 2500 metre) çok güzel bir yer. TÜBİTAK her sene Gözlem şenliği düzenliyor burada, astronomi ile ilgilenenler ve de güzel tatil yapmak isteyenler için çok güzel bir yer. Aynı zamanda (kışın) kayak merkezi, ama merak ediyorum bu kış ne oldu orası, malum Kilimanjaro karları bile tükenmiş.



 
 

5 MW'lık rüzgar türbini [Repower 5M]

Kemerlerinizi sıkıca bağlayın ve koltuklarınıza yaslanın.
Unutmayın koltuklarına oturduğunuz bu uçaklar çok güvenli,
her yıl kafasına yıldırım çarpıp ölen insan sayısı kadar az kayıp veriyor uçaklar, ya da otomobillerde can verenlerden.

Amerika'da yıl başına uçak kazalarında ölen insan sayısı 600 ve her sene bu sayı giderek azalıyor.
Yıldırım çarpıp ölen insan sayısı yılda yaklaşık 500.
Araba kazalarında sadece Amerika'da yılda 40000 kişi.
En azından istatistikler böyle söylüyor...

Farkettiniz mi bilmem ama haftalardır yağmur yağmıyor.
Etrafımız sözde sisten görünmüyor. Neden mi? Küresel ısınmadan bahsediyoruz.
Yeni Zelanda'da balinalar karaya vuruyor, kimisi vurgun yemiş kimisi de intihar etmiş.
Sibirya'da ayıların ukusu kaçmış. Hayvanları bile depresyona sokmuşuz bakalım bizi neler bekliyor.
Bu soluduğumuz hava mı?
Her gün petrol kullanan arabaları kullanmaya devam edelim, organikleri fırınlarda yakmaya devam edelim .
Her şeyi seçiyoruz, ince eleyip sık dokuyoruz, sonrasında bu hayatı seçebilecek miyiz? Seçin televizyonları, arabaları, koltuk takımlarını vs.

Nükleer enerjiye geçelim evet, daha az karbon dioksit emisyonu yaydığı söyleniyor,
tamam geçelim ama çok güvenli yapın ama burada milyon dolarlardan bahsediyoruz.

Herkesin gözden kaçırdığı bir şey var ki o da
Rüzgar enerjisi.
Birim enerji üretimi maliyeti açısından oldukça ucuz olan rüzgar enerjisi ile ilgili
Almanya, Danimarka, İspanya, İngiltere
gibi ülkelerin neler yaptıkları ortadadır. Bin Mega Watt'lardan bahsediyoruz burada.

Danimarka % 80'ini rüzgardan sağlamayı seçmişken biz ise sadece üşüten rüzgardan yakınıyoruz.
Rüzgar sörfü olanağından bahsetmiyorum bile...
Türkiye de ise kurulu güç 50 MW değerlerinde.
(bakınız Bozcada, Çeşme, Bandırma ve diğer bağımsızlar...)
Türkiye, buna uygun mu? Evet, Türkiye'nin rüzgar atlasına göre en az 1/3 lük yüz ölçümü rüzgara müsait.
Türkiye'nin hali hazırda her türlü engeller göze alındığında bile 10 000 MW'lık rüzgar enerjisi kapasitesi var
ki burada denize kurulabilecek offshore rüzgar enerjisi sitemleri hariç.

Avrupa %20 lik yenilenebilir enerji kullanımı oranına ulaşmayı hedeflerken şu anda Türkiye %30 doğalgaz kullanım oranı
ile dünyanın çoğu ülkesinde görülmemiş bir kullanımı benimsemiş olması da ayrı bir tartışma konusudur. (Rusya Hariç)

Peki rüzgar esmezse? Haydi oradan! 10 yıllık ölçümlere göre ki bu 10 dakikalık verilerle tutulmuş, yılın en fazla
10 günü rüzgar az estiğinden rüzgar türbinleri kapalı konuma geçiyor ki eneji hidrojen olarak depolanırsa bu sorunun üstesinden gelinebilir.

Rüzgar enerjisini hala Don Kişotluk olarak görüyorsanız
varın korkun yeldeğirmenlerinden.... Tüten bacalardan çok daha estetikler en azından.

Kyoto protokolünü imzalamamış Amerika bile ne yatırımlar yapıyor rüzgar enerjisine (unutmadan bu protokolü Türkiye de imzalamamıştır.)


Bunlar ortadayken, elimizdeki kaynakları kullanmazken safsatalar da çıkmıyor değil, ErkeK devirdaim makinası gibi,zamanında yakıtsız uçak yaptık diye ortaya çıkanlar gibi, onlar ki profesörleri despotlukla suçladılar, şimdi nerdeler?
Bilim muhafazakar mıdır? Bilim sürekli sorgular, otoriteyi reddeder ama nasıl? Önce yapabileceklerimizi yapalım sonrasında uzay gemisi bile yaparız.
Bknz. türk zaferi ne zarif yanıyor be azizim..

Bol sulu, akaryakıtlı günler...