limited edition / mengü yinçge 06/27/2011
samba pa ti sakınmasam sözümü gözünden yüzüne bakmaya kıyamasam da utanmadan özlesem arasam da yolcu dediğin canım bulduğun zaman … sabır bir derin nefesle sessizce dinleyip istediğin içinden bir bakışta sessiz hem de yeniden her şeyi anladığında o anlattığında sen çalan bir müzik hayatım ötesi ne var ne yoksa boş o zaman da istersen dans ya da sadece müsaade et canım … sıkıldım artık ölesiye yaşamaktan yaşayasıya ölmek yok mu yok mu anlamayan çardakları ve bardakları yine de anlaştığın susup susup baktığın konuşmadan kaçtığın yok var da hani yaşı da yetmez diyorlar kurusu da oysa bilmedikleri tek bir şey var sadece tek bir şey bu işte canım ölüsü de dirisi de benim … La kömür kalbini düşürmüş bir kadına adam diyor bileydim böyle olacağını yakışan o kara gömlek yerine deli gömleği giyerdim revanili tahterevalli korkularına bak hele yumurta akı ve sarısı korkuyla aklından geçenler duayla irmik ve sal minella sızı hiç, akla getirmediğin bir düşünmek istemediğin şeker ve hırsızı “vazgeçmek yok” dediğin değil mi? karıştır köpürünce bembeyaz o halde bir akıllı sarhoş bir de ayık tembel istersen de seçeneklerin hepsi hepsi senin olsun güzelim bize gelince afiyetle biz vazgeçtik diyelim “sınırlı sayıda” manikürsüz eller yapıştırdı torbayı basıldı satıldı alındı okuyamadı kimse yazısızdı şimşek çakan gözleri karşısından akan bir esmer pınar korumaya bakıyordu fırıncı Picasso elleriyle adam poşetinden çıkarıverdi resimli romanı.. çoğulu ne "artist"in kız artiz maallesine abi girişte ağırdan alacan adımlarını saklamadan rahatça amma ve lakin çok bakmadan etrafa saygı ve dikkatle etraflıca bakacan artiz maallesine abi senin anlayacağın bir girdin mi öyle atacan adımını sorana da "bi daa da çıkmiacam laaan!" diye bağracan uzaktan bir 44’luk duyarsan bu maallede abi ölen benim ulan deyip belki sen yere yatacan anlaycan abi demek istediğim uzatmadan artiz maallesine abi gidiyorsan girişte artizlik yapacan çünkü abi o maallenin çocukları, oğlanları ve kızları bi ciğerli bi çığlıkta öldü mü na koyiim ağladı mı yürekleri de kan ağlar 86 Comments perest / mengü yinçge 04/17/2011
o ha! doğruyu söyle taşın ağırlığında elinden fırladığında papatyanın son yaprağına dokunmadan yağmur damlası uçup gitmeden havaya anlat rüzgar nasıl taşır taneleri toprak kucak açar çocuklara aydınlığın kardeşiyim de güneş doğmadan bir daha saçın teli karanlığı taşısa mumları yakmadan eritirim tarak haydeee! ne düşünürsün yine niye yeni olmayacakmış yine küstah değilmişsin sen dediğinden evvel size söylenmemiş yalanlar söyleyeceğim dedin de doğruları dürüstçe reddedip okumayı düşündüğünde sonra karar değiştirdin geriye bakalım haksızlık olmasın diye gördün mü bak haklıydın güzel söylenmemiştir ki başka bir şey hepsini düş inceden şimdi n’oldu onların dedikleri önceden okudun düştün hakkından güya hırsız payesine günahsız yere her okuduğunda gördün ki kaybettin oysa bilemezler onlar hırsızlar ve korsanlar daha önce olmayanı bular kimsenindir çaldıkları şarkılar hayatın unutulmuş hazinedarları anlatılmamış gün batımında saklı gizli krallıkları bir yanı doğru yalanların doğarken ölüm sahipsiz doğuran serbest dostları doğrudan yaz şimdi okumadan olacaklar yeniden bildiğin gibi kafa denginden Güllü Hanım söylesem de saklanır hatırla ara sıra kimse bilmez ağladığım geceleri dostum desem bir moruk adama beş yaşında bir çocuk seslenir bana n’aber pisliiiiiik!? bir gülümseme dolu ışık ışık çığlıkla ne rüzgar ne sel ne çamur bugün sabah gitmiş Zöhre hanım canım daha ağlayamadan ben ona Güllü teyze dedi kapıda Dilek niye dedim anam “güllü” deriz O demişti bazılar bana der diye yakışıyor demiştin sana sen de, he ya? he valla der de bak olmadı mı sorardı bir iki kelama güya durdurmadan ne gelirken ne de giderken gülmeden uğurlamazdı seni “güllü” teyze nasıl ne ağlasam ki olmaz şimdi hatırla reyhan toplayıp vermişti geçen sene gülerim o zaman şimdi sonra bir yağmurla yine bir gece kimseye haber verme sen yine güle güle kimse bilmez mi güllü teyze yonga arar mıyım sorarken bilirim yokluğun yoksunluğum yalnızlığı bilirim ve de özlem senin de var ya sesler sıcak gezerken gece konaklarında ne baş ağrısı ne boğaz ne darlık ne de bolluk olsak da boşlukta bir kere inanmışız a yaşadığımız sadece her bir beyazın siyaha her bir siyahın beyaza yarım ses yarım ses yakınlaşıp yarım ses uzaklaşmasıyla, yeter ki şarkıyı çalan bir de oynayan olsun şüphesiz usta uçuşur kuklalar gibi bağlanmış amma yerden iplerle ışıklar aşağıdan gelir bir bir titreten vuruşlar ile her bir atışta kalbine ki alışır aklı ne ki çalışır yerden göğe haklı her bir kukla savaşında cehennemden cennete düşlerinde düşürdükleri durumları alıp giderler tersine dönüp yerden göklere kirekör kat daire iskeleye bakar kat kabarık bacaklar açar kat içine zar u zaruri karar kat çıkar ortaya çeşitlenir hesaplar turfanda akıl intiharı çatsa fikrine kalem kırdığı parça yarısı kalan ruhu duyana bir ay bir de güneş anısı eşgen canım canım yanıyor mu dedin bana mı seslendin çıkmazdı sesin seni sikeydim ayıp etmezdim …perest Hasssiktir dedim bastırarak ve hızlıca. - Anne, Sevgi her şeye bedel diyorlar, doğru, değil mi? - Yalan! Kuyruklu yalan. - (ah! peki o zaman, bi tatilde hal edeceim her şeyi). Bekliyorum. Beklemesini bilmek istiyorum. Geriye döndüm. Salona girdim. Kalabalık. Bakıyorum uzağı görme bozukluğu devam ediyor gözümde. Bulanık seçebiliyorum. Beyaz gömlek mi giymiş bu gece? Geride durma, çık öne geldiğini görsünler. Sen dansa kaldır istersen. (isterim de soramıyorum bir türlü! Ah bak, bi dükkan açacağım yavrum, adı “tek çeşit” olacak). Sana o da yakışır… Evet, o. Yaklaştı çünkü başım döndü ve elimi öpüp gözlerimin içine bakarak teşekkür mü etti, ne söyledi, başka bi şey mi dedi. Bilmem. Elimi öperken gözlerimin içine bakıyordu gülümseyerek de nasıl anlatamam ki! Diğeri elini uzattı… görmedim. - Ne zaman dans etmeye başladınız? - Çok zaman da değil, bunu ben hep severim, nasıldır bilmiyordum. - Temel adımlarınız çok iyi ve kıvraksınız. - Kalabalıkta şaşırıyorum. Pratik uygulama mı? Hayır, çalışma. Bana emredemezsin! Görüyor musun, pratikte çarçabuk doğru yapabiliyor ve yanlışı olmadan belki daha olacakken yok yok olur olmaz düzeltebiliyorum. Evet, pratikte doğal. Doğal! Peki gerçekte? Baktım. Yine bulanık, uzakta, ayakta. Salınıyor. Baktı bakıyorum. Gizli bir gülümsemesi var kimse görmeden. Salon boşaldı sanki. Bastırarak ve hızlıca hasssiktir dedi yalnızca… figân nasıl duyarız yoksa sen ben ve o sebil anladıkça anlayacaksın anlamadığın gönlüm bulacaksın ki hiç bir mucize yok yalnızca anlamadığın bilip siktir çekip kadere ve kedere sonra aklınca bir güzel delice hayata sarılacaksın urza bir çocuk görmüş değeri yok değer verdiklerinin başka gözlerde bir kadın görmüş birliğin adı zor başka dillerde bir gece görmüş yarını yok gündüzün başka gecelerde bir çiçek görmüş toprak su boyları güneşi yok başka köklerde bir insan doğurmuş adı yok çığlığın ölümsüz başka sözlerde mübarek sevgiliyiz ya sınır tanımayız da hiç beklemezsin dönüp baktığımda gülümsememi umut etmem yan yana yürürken elini omzuma atmanı bir iki damla yaşa gözünün ışığıyla bakmaktan çekinmezsin hani saklanmaz bizde ne kısık ne de kocaman açılmış gözlerle bakış bir an için bile bir bakışta buluşmak eksiksiz yaşanır ya gülersin hani bunları duyduğunda belli mi değil bunlar yollar açar süreriz tüm günleri kırk bir ne çalışa ne alışa ne de bir karışa hayır dedim borçlusun deli dediler karıştım alıştım çalıştım yeniden seslendiler efkarlıyım diyecek de yok gibi keyfime hüzün neşe dünden kalma kardeşim kol kola iyice de içtim hani sarhoş desen geçerken o yolda o da değil gel gör ki yine efkarlıyım bir zamanlar / mengü yinçge 12/01/2009
norah jones- ride on (ac/dc cover) http://www.yasaktube.net/video+izle.php?tag=ride+on+ac+dc&type=tag&video_id=xPxLlcToLnk kıskanmamak ve gıpta etmemek epey zor geliyor. özgürlüğü işaret eden aklından başkası bir başkası değil mi ki aklında serbest bırakıp gittiğin. ustalık isteyebilmek tekrardan muhakkak. dedim. neyse ki buradasın… daha beter ve daha iyi öpmüştün evveli… şiir müstakildir. her birinde etki ilktir. nedendir bilinmez de bilirsin bir yol. renklerle yüklü kıvrımlı çizgileri renksiz gösterebilirsin. yükün yük olmadı mı, derdin derman bulmadı mı, bakanda görmedin mi, güzeli sevmedin mi ve nefesin verdin de almadın mı… zor desen de burada hayat sebebi nedendir soranda bildiğin eğimi yokuştur. sana yabancı sansan da eli açık elin avucuna boşa bakmayasın. ağlamak doğumlarda doğal, gülmek selam verende yaraşır… cinsiyet her milliyetten önce gelir ve tehlikeli birer sömürgeci olabilir bunu bilen. koşulsuz bi vakte kadar belki bi de edebiyat direnir… müsait bir zaman duymak istediğin damlaların renginde arasan sesini kesmeden nefesin alacağın vereceğinden mi kıymetli can bir de bakalım hesap görülsün gidiyorum nasılsa incitmeden kalbin de çekilebilirsin artık yuvaları sıcak gözlerden lem kısmetin ne renkse bu gece beni beklemeyeceksin canım yiyeceksin lokmanı elini sürmeyeceksin tatlı tabağına hatta boş tabak olsa dolu dolu görebileceksin boylu boyunca uzanmış ağdan tazece çıkmış lakerdayı ikram edeceksin kardaşın çocuğna hayatında ilk yaz lokum lezzetinde sıcacık boğazından geçecek tarama ağa takılmış hayatın canı kısmetin ne renkse bu gece beklemeyeceksin beni canım ___çizik acele etmeden seç canım makina desen kırılır kabın kaybettiğin aklın değil durdurmak istesen çarpanı dönen ya beriki yahut öteki umut ve inançtır yaşadığın sonsuz sırasında hesaplanır nasılsa. 33’e nevrrorrim – kenar maalle pay siyah beyaz siktir et ana avrat bacın beklesin daha tıka ağzına bir top kırmızı beyaz amerikan bez patiska bir de üstüne yurttan yurda alın alınma bağlama beyazı siyaha ayırma adını ardını tıka yeniden ağzını adamın ki bir adam tut vursun bırak vursun seyrederken ana avrat bacın beklesin daha sar sar söylesin sözü rap rap rap oh ye- ah yönlen manipülatif adam klasik biç … he! sendika kesin biri gösterir bir zamanlar iyi bir zaman bu sabah ölmeden gözlerdeki düşünce zili çalan haberlerde mutluluk bulunuverir özlediğini söyleyen seslerde düşünce adalet açılır kara göğsünde kara gözünde sönmeyen uzakların ışığı karanlık ölmeden önce bu sabah gözlerdeki düşünce kırmızıdan açık soluk yeşile duran dikenli çiçek ramkanın tatlı nameleri dolu kurşunun keskin nişanı tek tok bir ses makine dairesinde ölmeden gözlerdeki düşünce bu sabah takip yeri anlatacak hikaye yor ciğer şişe taka denize zor mavi gülse karanfil kor misk-i amber günü bileni … zerre kayıp atom bulur kanamadan tek bir ölür yanar bir mum dibi bulur taş sanır başa geleni … sahne yüksek iner çıkar bir devede tümsek görür yükü çeki yola salar oyun bilen elli kalanı … yirmi üç onun üzeri yaşı genç tozu uçarı dolu sesi yavaş yolları her bir rengi anda gideni … debriyaj tavil / mengü yinçge 10/11/2009
“bir vuruşta mevsimleri çalabilen davulcu bilebildiği makamlarda oynatır çubuğu ister istemez.” Sesini duyduğunda hiç beklemediğin bir an. bir anda sorduğun soru. üç kuruşluk işe paha biçilemez bazı an. güzel bir vesile olur hayretler içerisinde bilmezsin anlamazken inandığın gerçekten farklılıktır. Kaleyi gördün mü? Farklıdır gerçek söylenen tanımlardan desem başkası bir bakarsın sana bir bakarım bana puşt der olana puştluk. Bakarlar göremediklerine. Farkında oysa, bir çember bir başka çemberin içinde ne başı ne sonu sadece mucize bir yaşantı anı. üfürsen iki gümbürtü arası hikayedir. Sonbahar yapraklarının döndüğü renk ya gözlerde yahut saçlarda bulunmasa da mutlaka akşamüzeri rüzgarı ve güneşin saklanan ışığındadır daima. Sönmez de döner gider gibi. gelmez de yanar döner gibi. içine girdiğin suyun serinliği. Ürperirsin. Ne kadar sıcaksın. işte candan sevdiğinden ağlayan. bir anın renginin kokusunun dokunuşunun tadına güzelliğine kah uzun kah kısa bir yol boyu ağlasan da gülsen de anlatamayabilirsin yeniden bir yol boyu. Hüzünlü bir seste kırgınlık gibi gelse de sızı garip bir haldir, nasılsın deyiverirsin telefonda. Kaçınırsın veda etmekten. Lütuf zenginlik gönülden içre olanı dışa sunmaya çalışsan kelimelerin düğümlenip kesildiği yerde yaşayan sessiz ne çaresizdir ne de sensiz. Gariptir gönlün zenginliği ister serin tatlı ister tuzlu sularda. Görüp anlarsın ki evin karı yalnızca hüzün değildir ses seda çıkmasa da. Ne kale bahistir yakacak ne de beklemek usulca. Değişirsin bir güzel. Şarkı tutmayacağını itiraf edersin, karar verirsin sigarayı bırakmaya. Sonra duman kokusunda hayatın yanında nargile içtiğini hayal edersin sevgili… Ederi cepten gideri ne senden ne de benden. Bahis ödemeyi yapmak değil yanındaki bir canın sıcaklığına kaçmak. kaçamak ve ürkek bir bakışla bir kirpik mesafesindeyken sığan sığınan uzak ve upuzun hasret dolu bir bakıştır tanık görmeye değer beklediğin. İşte o an olur da anlaşılırsa bir birden ne mutlu. omzuna dokunur bir el. “Burası yasak ancak sen geçebilirsin.” Nedense sen dedin diye olabilir… | etiket
|
RSS Feed