şimdi mi? evet şimdi!
ne zaman ki düşündün yere bakıp
tek tek adımı nere bastın
ve şimdi bakıp kuru toprağa
adım attığın kabuk altında
batağa battığın an şimdi
ne öğreneceğin geceler okuyup
eleyip gölgeleri gündüzleri üfleyerek
bir el çekince silahı sarılmak
şimdi kazmaya kürek
şimdi mi? evet.
çarpınca rengine elle dokunamadın
kapı hızdan zıddına açılınca yavaşca
akan yükseltisiz eşikten yağmur damla damla
ay dedem zor sonrası düşünmek istemedin şimdi
kaybolunca derin uzun nefeslerde kaymak
kısa kısık ve acıyla esmer kasnak
yoksa şimdi düşündüğün bir dostluk
raconunda gündüz gece bir
adliye önünde bıraktığın düşünce
tek bir darbeyle yalın harbi
karşılıksız deyip bir eline
atınca sustasız ve susturucusuz
biri bir adımda muştasız fikirden
küfür de et ister dua sesli sessiz
perdesiz gözler üzerinde kapakları
daha bağırmak çağırmak varken şimdi
nice ince fikri dökmek binlerce adımda
deli bir dansa çalacakken davullar
varken daha paylaşmak evreni yatağında
gümbür gümbür dönerken dünya
ve şimdi de çağlarken su
hareketsiz ve evet habersiz
takılan bir kılçık değilse de boğaza
rüzgarda bir eser sade tatlı ve ekşi tadında
hatıra sek su süt ve kırmızı toprak çanağında
şerefe şimdi evet hayır bir desen
ölüm sessiz yaşamaz

sevgide uçan ruhun sevgili bedenin
benden gittiği andır şimdi

 
 

          -hayatım bu işte bak buldum. alt ettim hepisini birazdan
      üstünde olacam. şööle bi bak. bak daire işte. ortası tam ortası
   kalbi kara bi nokta gibi kara diil kırmızıyla işaretli. hedef tahtası bellen.
 iki kolu iki eli her bir yönde her bir noktasına ipler gerili içinden. yumağı
kırmızı noktanın ellerinde. artanı var ortaya tam hizaya çekince ortadan her
bi noktasına gerilen. Ohhh mis pürüzsüz alan çevresi çapı. fazlası bırakanda
birkaç noktaya bir yandaki bir elden daire çevresinin bir kısmı hamur kıvamı.
dedim ya üste olcam diye. dairede pi sayısını unutma istersen. istersen de unut
 yaradana sığınıp. oynak  bıldır bıldır kesintisiz girinti çıkıntı kafi derecede sert
 ten kıvamı yahut muhallebi deki paluze.yuvarlasan beile bi daire sirkin en usta  
  orta adamının ellerine versen. hangi bir iplerin bazısı hangi bir noktaya eşitçe
   germeden tut, yedir çevreye çerçeveye rahat ol mirim diyende n’olur.iyi olur
    yuvarlanaraktan taşa çarptığında taşın çıkıntısı çemberde girinti bulur.zıplar
     mı.yo.zıplamaz.geçerken üstünden şeklinin tadını alır. geçir gider. ister kal
       kalen kalender. yerleşik sıcak soğuk rahat. biraz dalgalı bir kısmın haliyle
        bütününde. ister çek ipini yeniden ortaya sanki geriye.yok.toparla.öncesi
         gibi değil de.yine pürüzsüz bak çerçeve çepeçevre. ufal ufalan yuvarlan
           kaybol gözden kaybolana dek sevgili bir rüzgarda. rüzgarda her keyf
             aldığımda içimdeki hırıltı ondan senden bedel boşalan bana.
              daire var alan almayan. çember çeviren oynayan.
                oyalı o yan rüzgarda. - üsten inecem alfa.
                 - in. indi. -çembere n’oldu? -o duruyo
                   yerinde. -sen neile oynuyon?
                    -hiç bi zaman bilemiycenile…
                     -hayat ne
                       şekil ki?
                        -kare
                          diil
                           bi
                            kerem…
-sen delisin!
-evet.  (bunu başka kime kime söyledin?)

07.04.2009  mengü


 
 

size lüzumlu olmayabilir girizgah bana lazım. yontmadan diyeceğim. bin birden bir sebep ödüm bokuma karıştığı bir zaman - ki zamanı da mükellef bellemişim- bilirsiniz kıymetli zarar görmesin ister insan neyse kimse. hele körpesi ihtiyarı varsa bunların. bir garip bulanır hal. işte o zamanlardan birinde hemen oturup yazdıydım. (demişti biri yaz geçer diye. sonra okudum biraz öğrendim. kim ne –şiir- yazmış kim neyi niye demiş. sağ olsunlar)
sonra gün geçti yine şiir yazdım… yine tarihli Nazım’ın bi sözüne sebep…
velhasıl yollamasam korkarım çatlarım (hiç hoş olmaz). hattı zatımda ciddiyim. o kadar ciddiyim ki kendimi tanımıyorum...

mektup / /

ey biricik sevgili,
 affına sığınarak sana yazıyorum. yazılmıyorum hiç bir sıraya bilesin. senden şüphem yok. emin ol ki seni anlıyorum. anlıyorum dediysem çok iyi anlıyorum. iyisin zaten. sen ben. bunun şakası olmaz. bilirsin seninle ilk konuşmamız diil. anlarsın da söz uçar hafızadan deki uçmadı çarpılır havada başka başka seslerle. kötü mü fena mı? olabilir olmayabilir de. hangi sese çarpar nefesi çemen mi yasemen mi kokar süt içmiş tazenin anası atasına mı çatar gel de ayır. bilirim kayırmak yok da sözü verdin mi tutacan. gözetmek lazım. işmar eylemekte değil istişare edende yazı işaretiyle en iyi taşa toprağa kazımaktır. ister çamur olsun pişti mi iyidir ara ki çamuru bulasın. ender taşı kırmayasın n’olur…

 “inanna’nın aşkı”. bir de oku. beni anlarsın. hiç antika biri tanımaz mısın. adam. daha sen ve ben hani biz. yok. kadın. zamanda ampulsüz kutsal yaman kişi sevgilisi yaman kişisine elinde meşale olduğunu bilmeden mi diller dökmüştür elektriğe yatırım olsun diye. şimdi sana boşa dil dökmem saymazsın. saydığın canım kan kırmızı durur çiçeğin renginde deki lale gül karanfil olmadı mor menekşe. niye yazıyorum senin gibi anlamadığımdan. senin gibi anlamadığımdan yazıyorum. bunun için uzak durmalıyız. mesafe lazım. bildiğin ihtiyaç.

 O meşhur mahalleli mahallede halen ve kalen bilesin. sesi tok. aç bilaç gezse de. yanına yaklaştırmıyor. sesiz de sesi gür.
 
şu mesele iki de bir dert. ölü hortluyor. bak bölünmeden durudu sözüm kağıtta. hatta sen bunu hiç yakma. daha dün toz toprak olmadı mı üst baş. neredeyse kan katıldı çamura… habersiz uzaklaşmıştık büyüklerden bir gün. elele gezerken birlikte kutsal sunakta çiçekler çıkmıştı karşımıza eski zamanlardan kalan. çizgi çektik duvara. “senin perspektifin var biliyorum”. dedin. derinlik sığılık önemi arz ederim tabii bulursun. havada kaça karada maça deseni olma mı?  işte tam sebebi bundadır ki seni bir mesafede özler o. severim. gözüm gibi gözün elim gibi elin nefesim gibi rengin…

 bilirsin ilalebed . ve hasılı kelam kavuşmalıyız artık demen erken. bundan gayrı o zaman bu zaman demen de. sağlığına duacıyım. sen de dualarımı şifaen kabul buyur dilerim. görüşümüz başka baharlara kalsın…

sevgili yadigar,
mektubunu aldım. pekiyi, kabul. teşekkür ederim. dualarına da Amin dedim. hatırla ağaçlar vardı ormandan küçük koruluk.  korudu bilgin en tehlikeli anda. sevdiğinden bir sepet elma yolladım kabul edesin. ve pekala bir başka bahara emaneten…
sevgililer,


hayat

-hayat bensiz devam eder.
-sensiz!
-evet bensiz
ölü gibi görürsün.

29.03.2009   mengü

davet

korkuyu tanır mısın canım
hani bilirsin bir çocuğun gözlerinde
alnına dayanmış bir silaha bakan
aklanmış parayla elde

tanır mısın korkuyu
beyaz balinanın sırtında
zıpkın saplı kırıklar dökülürken sulara
eski çatlak ellerinde ihtiyarın

korkuyu bilirsin elbet
kanının her damlasında kazanmak varken
hayallerde hangi hayalet olsa da
hayal et diyeceğin eni konu

korkuyu tanır mısın canım
sakın ha evet deyip de bakma
bulacağın gözlerimde değil
görüp göreceğin devrime bir davettir

06.04.2009  mengü

 
 

hava alanı yolcu sayısı kadar
sabit yok değişken
aralıktan gidip gelmeler
geçitte yoklama tehlike içinde
sinyal çaldıran kemerler
bağ çözlülür konar kenara
kemer mi ayak bağı
plastik kartlar havası
gucci gücü hava alanı cabası
yolculuk nereye kızım demedi
teyzenin bir teyze olduğu
anlaşıldı sona yaklaşırken
yetmişin onu kalmış dakikalarda
bir ömür özeti başladı
bir dokunuş bir soruyla
adın ne senin kızım
omzumdan kaçan parmağıyla
döndüm baka kaldım
pırıl pırıl kömür karası
gözleri ta içime daldı izinsiz
yerim koridordu gelirken görmüş
bakmamışım aksayan bacağına
dikkatim eşarbına takılmış
güzel sütlü kahve deseni
kahve beyaz entarisi uyumlu
babet ayakkabıları şaşırtmış
çarık ismi hatırlamamışım
niyetim ne ise Ramazanda
su şişesi alıp yana
iki yana kay kurmalı halde kalmışım
portakal aklımda otomatik yok
ve dudaklarım kurutup
içime yayılan nefesi koklamışım
istemeden istemek gerek ihtiyaç
kızdım neden
bu koku tesiri bana
pencereden küçülen yollar
hayran olduğum yılanlar
bereketli tarlaların sınırları
ip atlıyor toprak aralarında
yer alanlar
toprak çatı evler
ağaçlar dalmışım
ağzımın kuruluğu boğazıma yayılmış
yudum yudum şişelenmiş su akıtmışım
başım tesbihini gördü
elinde gözüm
takıldı bu kez gözüme gözü
dudakları hafifce kıpırdadı sessiz
akdı gözlerinden sözler
rahatsız etmeyeceğim seni
tastamam anladın teyze
konumda bu durum olduğu halde
sen rahatsız etmem demem
yolunda yolumda
hakikaten tesadüfen yan yana
bilseydim hayatını ona sığdıracağını
baştan yetmişini
sana ayırırdım candan
de benim hayatım anlat
bir ismimdi usulce sorduğun
onun içinde unutup
iki daha sorduğun
Hanife ana
dul kalmış yirmibeş yaşında
trafikte kaybolmuş genç kocası
ve kırk yıl evvel kesilmiş bacağı
hemen eşinden sonra
vardığında takma bacakla
oturmuş yanıma
oğlu otuzunda evlenmek istemez
ana der yalnızlık Allaha mahsus
oğul serbest meslekte
evlenmek de ne de
yirmi beşden altmış beşe yalnız
katlanmışsın hayata
yok yok yok hiç olmaz bizde
dedin de bana aşiret kızı
bir çocuk zor
ister oğul ister kız
ana anlattın dedin sen durma
kısmet anlaştık
gülüştük senle
adımı sordun yine
dedim …a!
güzel buldun gönlümü
dua dedin olsun
gönlüne göre
amindi cevaben muhabbetim
ham tamına ersin
aniden dedin kökenin Kürdi
sordun sen nerelisin
yerlisi ad ana
kökenim Türki
anlattın evler dip dibe
geniş alan sıkışık hal
senin de bu gönlünü yorar
dedim belki paylaşmak zor
var
var dedin var
güldün gülünce eksik dişlerin
göründü gözüme daha gençliğin
ihtiyarım dedin bana
güldürdün beni
sen elli beş belki
altmış değil besbelli
utandın kahkaha atmaya
o dedin altmış beş
inanılır gibi değildin
gerçekten yanımdaydın
ve ilk kez uçaktaydın
Sarıkamışlı aslen
şimdi Edremit’e giderken
Susanoğlu’na gitmeli tavsiye ettin
oğlunun yanından evine dönerken
sormuş sana ana
korkar mısın uçmaya
yine güldün bu defa başka
kızmış demişsin
benim canım kıymetli mi daha
onca uçandan
hem Allah alacaksa otobüste
bulamayacak mı dedin
bitirdin yüreğim
yine kızdın
okumadım ben dedin
ancak var cesaretim
gözüme dönüp bir daha izinsiz
okumadım da yaşadım ben
sıkı sıkıya dedin
sanki tenbih ettin
hatırladım az önce
ismini sorduğum anı
utandın mı ne
dedin Hanife
ooo! dedim güzelmiş çok güzel
güldün gülüştük yine
yirmi az yirmi fazla
hepsi sığındı serin son on dakikaya
sağına döndün
solunda ben seni izlerken
pembe penye üstü ve kot pantolonu
kilosu besbelli yüzün üstü
iri tıknefes bir adam
dar koridorun bir başında koltukta
az ara yanında
sessizce bakıp müzipce gülümsedin
gözlerinle bana
kalbim çarptı aynı görmekten
sen ve ben
bir yudum su daha içtim
düşünce farkım kuru dudağım
niyetlisin günaha girme dedim
bir bakışla bir cümle
utandın sanki gerek yok
hemen tesbihine sarıldın
ne çok su içersin dedin
af diledim niyetlisinden
yok dedin iç rahat ol
üç ayların niyeti senin
iki yılda hatmetmişsin Kur’anı
sustum
kitabımdan bir sayfa daha okuyayım
dedim izninle
dayanamayıp izin vermedin
konuştun yine
seni kim karşılayacak
emmioğlu, benim adımsa
yazılı kuru beyaz kağıda
yol sordun ihtiyaca
bekle dedin bekledim
bir kaç adım da bekledi
bohça sordun dedim gelecek
çantamı tanırım
sen çıkışı göster dedin
kapıyı işaret ettim
o halde kal sağlıcakla
selamet sesiz usulün
sesli dedim
şimdi aklımdasın Hanife ana
yüreğimdir
sohbette karıştırdık senle beni
sizle bizi
dedin adın de bir daha
dedim     a!
üç kez tekrar ettin
en sonunda bana baktın ve güldün
anlamadım mı bunu
hikayen doğru muydu
tövbe tövbe tövbe
çalıştım gittim geldim
gidersem Sarıkamış’a Kars’a
sonra Elazığ Erzurum’a
bir de Edremit ve Susanoğlu’na
seni anacağım
hikayen yalansa da gerçekten
denize nazır topraklı bir bahçede
hatırına bir çay içmeye razıyım
hazır yokken ölmeden yaşamaya
mukabil duam
selametine amin