burada sözüm kendime. aklıma anlayışıma bakmaya çalışıyorum diye. anlatanları da anlatılanı da dikkatli dinlemeye bakıyorum. maksat hayatın kıvamı …
dedem gibi bir adamdan duydum. hiç rahatsız olmadan beni de kimse rahatsız etmesin. olmaz. tabiidir. ne ki luzumsuz? düşünmeden mi yazdığım yoksa bilmeden. söylesem lüzumsuz. hiç kimseyim. olmasın, olsun. korkarım yine yazarım.
(nizam intizama dair)“idare bir irade meseledir.” bence de. bu fikirdeyim, bu fikre inanıyorum, mesele idaridir ve bir irade meselesidir. idare de siyasidir. başta hesap kitap gerektirir. alış veriş, daraltayım küçük kapta kaynatayım. ekonomi. üretim tüketim. düzen kapitalisttir, üretimde üretici hakları değildir ön planda etkin olan. (kaynak kimin? hangi kaynak?) kaynaklara sahip olma, -kullanma- sömürme- ürettirme, tükettirip tüketmedir. anladığım gibi basitçe bu şekilde ifade. bu bir dediğimde anladığım budur. üretim olabilecek alanlar daralanda birkaç hareketle verim sağlayabilecek boşluk bulup boşluk dolduran(suprematist )birkaynaktır insan denilen mahlukat da. aklını kullanacak. kullanırsa ala. kullanılırsa dik ala.
bir babaannenin anlattığı hikayedeymiş de anladığım kapitalist güçlerin hesaplaşmasına niceleri gibi ermenilerin de kurban gittiğidir. şu Anadolu topraklarında kapitalist güçlerin hesaplaşmasına kurban giden insanların soylarına bak. niceleri de Türk. azınlık çoğunluk. Laz, Yahudi, Arap, Kürt, Roman, Çerkez, Arnavut, Ermeni … soyları kökleri şimdi hepsini sayarım. bunlar çoğunlukla çoğunluk olma iradesini göstertip bak bura bi bütün var hani bir ünite misali işlesek, buna da böylece karar verdik irademiz budur dememişler midir? hadi gelin diyende çoğunluk demişlerdir. tabii biz ayrılalım iradesi de yaşanmış, tüh vakti şimdi de yok bu işin, saatler akmış vay anası geç kaldık da denmiştir. bununla yüzleşmekte bir sıkıntı yaşanacaksa yaşarız cefa da çekeriz. ne mutlu…
Amma, heh bana bak bu tamamen hem de tastamam senin suçun derhal bunu kabul et, başını ey, eğil af dile yetmez. suçluyum de sonra da arkanı dön ve ileriye rahatça bak derseler…
Ecnebileri, hem ecnebi hem de gavur olanları da sevmediğimden değil. hoş sevmesem de olur. bir de yemekleri içmekleri var. almanlar ve sosis, ingilizler ve çoban yemeği, fransızlar ve şarap. dedem hatta dedemin dedesi ve onun dedesi zamanından bu biçim... sanki bizde sucuk yok, çoban yok, mey yok…
bunun için suç ve sebebi bilmeyi, bunun için katliam ve sebebi bilmeyi, bunun için af dileme ile yüzleşme sebebi bilmeyi, kusur ile suçu ayrıştırabilmeyi (tabii mümkün mertebe- iş mertebeye gelip çatınca akıl bizim merkep inadına takılabiliyor) ve bunları birbirine karıştırmamak ihtiyacı olduğunu hatırlatıyorum durduğum yerde kendi kendime.) yine suçlu benim durduğum yerde başıma iş çıkarıyorum. gün geçiyor. unut ve affet psikolojisi de epeydir dergilerde var ya. hadi affediyoruz kendiliğimizden. bırakın da unutmayalım bari. ya da doğrusu tutun unutmayalım. yok yok ne tut ne bırak kararsız kalsın. harikulade…
eskiden dünyanın (yeniden) “self determination” dediği sırada bir bağda kavga çıkmış, zayıf iradeli bir iktidar, ki bir imparatorluk, -son demlerinde- tedbir demiş ( ihtimal kotarılabilecek bir birlik yahut bütünlük) ve asayiş için, zira parça parça ayrılmaya başlamış. komutanı alman olmuş, ingiliz olmuş fransız olmuş. rus gelmiş, bazı tebalarda vefa bazısında cefa. sadakat insana. görev tanımı tamam da uygulamaya mahsus teşkilat dünya gibi karışık. geride kandan başka bir iz yok.
tanımlarda da bir anlaşmazlık var. misal bir kısım (tehcir)“bu bir orduyu koruma vak’asıdır” diyor ( ben de hangi ordu yahu diyorum) bir kısım da (toprak bütünlüğü ve) “asyişi idame ettirme, tedbir vak’asıdır” diyor. ne kadar doğru bir deyiş olabilir amma dahası iş uygulamada hepten karışıyor. yine kandan başka iz yok.
emanete sadakat aklıma geliyor aklım karışıyor. karışmasa intihar ederim bi dakka durmam.
sonra kökler de karışık orada da bir anlaşmazlık var kardeşim. hurriler, kafkaslar, sümerler, aramiler, bir de huriler, sürmeliler, kafatascılar, haramiler. öte yanda bir de Türkler…
kışkırtma dolduruş tetikçilik ile muhatap olmam gerekecektir. karnım aç. karnım tok sırtım pek olsun, refaha ulaşayım sonra kimim, inancım ne, döner bir bakarım hissi ağır basar tabii. yok işte, ikisini birden yapmalı bir yandan yerken bir yandan da bakıp gördüğünü anlatmalı.
görünen anlaşılabilir mi? kime anlatmalı?ne kadar cahilim? bilmiyorum. belki düşünmekten yorulacak kadar. bu öldürmez, açlık öldürür. silah öldürür daha daha daha … yeter!
unutmadan, o zamana kadar bulutlara bakıp anadolu’da bir iki Türk öldürmeyi çözüm sananlara bu çözüm değil ki diyen tüm kardeşlerimi hasretle anıyorum. nur içinde olsunlar.
acıyı paylaşmak kardeşlik, bir nevi ortak sorumluluk o anda diye yazdım. şu ki kendince hatırlanmaya değer acıları canlı tutmak olabilir. içimden bilmem ne olup gitsinler dilemiyor değilim de şimdi tayib’in gül’ün karısını ibreti alem için ters düz etmeli nassa alceen ceza aynı diyenleri de sağda solda, işyeri gibi yerlerde tiksinti ile işitiyorum, n’olcak! beni benden alıp kendimi unutturmaya soyunmak çıplak yalan.
konum neydi ki irade. hangi irade. ne için? adil aklı selim işleyişe dair düşünmeye çalışmak da düşüncelere tahammül etmek de bir dert. bir de bunların uygulaması var. hareket bereket.
neyse işte. nerede ve hangi sebeple olursa olsun bir cinse ve sair tüm haklarına (bulunduğu yerde) tecavüz şu garip dilimde (lisan) cinsel bir sikme-sikilme ve dahi kabul görülen, caiz cezai bir tanım ve yaptırım olarak kaldıkça niceleri nice gözlerde bir renk olarak kalacaktır.
kırım kırım kırılır katliam karşısında da o andan unutmam.
asmak isterseniz - ki bazan şiir yasaklansa da kurtulsam diyorum- bu grubun adı "acıbadem ve çitlembik" olsun. biraz ara vermeliyim bu şiir şuur işine... yoruldum diyelim amma buralardayım. (istişare yoluyla yollamayı denedim de olmadı gibi, bu sebeple bir iki rahatsızlık vermiş olabilirim, affola) selamlar, mengü
ucunda uçan sıcak soğuğa zorlama rüzgar mala metaya olmazsa olmaz
namzet değil mi kimse
bereket çapan vuran vuruşan yeşilde karar boştan doluya mala metaya olmazsa olmaz
namzet değil mi kimse
yatakta akan ıslak çağlayan mavi sarıya yol veren suya mala metaya olmazsa olmaz
namzet değil mi kimse
bir dilde koruna karar kızıla yarar mala metaya olmazsa olmaz
namzet değil mi kimse ...
başka
bahçede çim biçme sesi teknoloji son sürat bilgisayar eski musiki bile çalar hem ecnebi hem yerli
çalışmaya çalışıyorum ölsem şimdi hık diye kesilse nefesim içime çektiğim tütün dumanıyla durmayacak mı dünya bana
maazallah bildiğim bir dua çocuk on beşinde daha nene dede son demlerimiz say bekler ölsem suçluyum şimdi belki hayatım bekler
bir sıkıntı bir hüzün anlatsam daha beter motor çalıştı yine çimleri biçmeye aniden sayısı bir yaşanacak ayrılıkların
iki yaka türlü esvabta kavuştu kavuşmadı ayrılık mevzu bahis yüreğim heba ağladı yüz güldü seven uslu inandı inanmadı aniden sayısı bir yaşanacak kavuşmaların...
elde kalmayacak diye hüznün üzülme alıp elden çıkardıklarına yalan ticareti hayatın değer biçsen de güzelliklere olmadığından değeri değil yetmiyor ömür diye güzelim romantikmişim desinler nasılsa kalabalığın ortasında bir romantik yaklaşırken ele omuza uzaklaşan romantik bir kalabalıksa üzülme elde kalmayacak hüznün vurmalılar üflemeli bir de yaylı başka neyse çalgısı hayatın hatırlayacak neşeni bir çingene kahkahasında da yaşında da artık hangi yaştaysa o caaanım bir seste duyduğun rüzgarda yapraklar uçuşur ya da savrulur ya döne döne bir ağacın gövdesi bağırdığında mavisine suyun bir de havanın baktığında uçan kuşta açan çiçeğin renginde yeşile bakan tozda toprakta yüzüp gidecek nasılsa balık sudan korksa da balık elde kalmayacak ne hüzün ne de hüznün hadi sen bana bakma çal bir şarkı daha içten içip karşılıklı kadehleri atmayıp sattıklarımıza bir yudumda şerefe diyelim yine elde kalmayacak hüzün solur isterse diken yağmur suyu bir daha bir damla daha nasılsa
Barbarlık kulaklarınızı mı harcar yoksa sadece tüketime olan iştihanızı mı mahveder! İkinci dünya savaşı gecesinde Trotsky sadece ya barbarlığın yahut da sosyalizmin muzaffer olacağını tahayyül edebiliyordu.
N’oldu sosyalizme! Kendimize acıma içinde donup oturup zamanın geriye akmasını ummak işe yaramaz kardeşim.
Arada bir sıklıkla kulaklarımızı temizlemek, onlara bazı yeni sesler duyurmak lüzumludur.
Ektravaganza (Hani bir komposizyon tıpkı musikide olduğu gibi yahut tiyatral bir dramada vahşi bir düzensizlik özellikle yine diyelim bir müzikal karikatür gibisinden) yoluynan kendimizi kendimizden çıkartıp ve de işittiklerimiz hangi şekilde işittiğimize dair şüpheler duyup uyandırıp müzik yahut de ki musikide bulunan sırları aramak işe yarayabilir tıpkı hayatta olduğu üzere.
Şindik demiş ki sayın Steve Kulak – bu nasıl bir soy ismidir o da akıllara zarar bir neden olabilir-hayretinizi şaşkalozluğu bir öteye kenara bırakın da Rusya veyahut Cazdan başkaca daha da feci olanın ikisini bir araya getirmek olduğuna inanan inanır demiş.
Eee, bir de her sosyal grup bizde de olur ya toplum gibisinden topluluk kendi has deliliğini kendi yaratır. Ahanda bunlar da o misal imiş. The Ganelin Trio…
Bu kadar tercüme içinde debelendiğim yeter. ifadeye seyirtiğim çapulculuk adresi şudur:
şimdi bu bir zaman evvel duyduğum çarpan gönlüm çarptıran kıt zihnimi zorlayan muhteremGanelin üçlüsünün Almandramatist Bertolt Brecht ve de kompozitör Kurt Weil emminin ortaklığıynan – işbirlikçi bunlar deyim size-bir de 18. yüzyıl “ Dilencinin Operası” balad operayı anlayacakları dile aktaran Elisabeth Hauptmann bacımızın işi üzerine“Üç Kuruşlık Opera” yı bu balad üstüne demleyip halen ve de kalen lafıyla sözüyle sazıyla pişirip sofraya koymalarındansebeplendiğini düşünmekteyim bu Ganelin üçlüsünün.( oh my rare moments…siktret neyse)
“Üç Kuruşluk Opera”da şuncacık bişi: Macheath (Mackie Messer, yahutMack the Knife: Bu orospu çocuu “Pıçakhçı”nın hikayesi uzun vallah ihtiyar ömür görmüş ) desti izdivaç buyurmuşlar Polly Peachum kahpesiynen ( polly çok sesli çığırtkan taze piliç eti taze şeftali gibi olabiler). Pek tabii Polly’nin babası bu işe çok kızar. Nası kızmasın ki London’un umum hırsızlarını şahsen kendisi zaptı rapta almışken napcak ne isteyecek kolundan tutup yahut yaka paça kıskıvrak astıracak kendince münasip gördüğü cihette kendi malı gördüğü kızını zulaya atan bi pıçakçıyı…
Amma ve lakin var bir tane bizim polis şefi Tiger Brown ( ben dilimde “Kaplan Kaka” diyebilirim) adıynan namlı Pıçakhçının beşikten eşiğe yıllarında “biladeri” hani “karındaştan da ötesin ha!” babından arkadaşı sırtını vermekten çekinmediği ve de sırtını da dayamadığı arkadaşı tarafından sekteye uğrar. Heyhat! Muktedir, güce sahiptir bu adını bi türlü dilime getiremediğim “baba”. Kendisi hırsızların en hırsızı korumacı başıdı ki herkeş ona uygun miktarda bir ödeme yapmakla mükelleftir.
(şu işbirlikçiler; Brecht, Weil, Hauptmann, kapitalizmin yalama yutmasına karşı en alt aşağılık seviyesinde gezinen müstakil insan hayvanatının dahi koruma pahasını ödemekle yüz yüze olduğunu da resmetmek istemişlermiş pek de latif olsun olmasın.)
Efendim gel zaman dön oyun derken sonunda bu malum kişi “Mack” en nihayetinde tarihler karışa yuvarlana ki yine bunu da oyunu oradan buradan aparan uyarlayanların latifliğindenmiş kraliçenin affına mı uğrar yahut kraliçenin affı onun hayatına uğrayacak uygunlukta mıdır? N’olur! sonunu okuyun aşağıda ayrıntı var.
Derdi neymiş Brecht’in “yabancılaşma etkisi” çarpıştırmak. Sloganlar duvara yansıtılmış, karakterler (grev) pankartlar(ı) taşımış yahut sırtları seyirciye dönük durmuşlar bazı zaman oyun içinde. Konvansiyonel mülk ve aynı zamanda tiyatro kalıplarını da bir cüret sorgulamaya almakmış sebep. Epey merkezi ve de epey siyasi –Hey Allahım, bana sormamıştır bu soruyu dilerim soruduysa aman deyim! – soru da “ kim daha büyük suçlu: banka soyanlar mı yahut banka kuranlar mı?” imiş.
Şu Mack eski namı Macheath hikayesi uzun ömür görmüş ihtiyar dediydim. Ihı işte o. Onun adı sanı hikayesi aslen mi deel mi bilmem de, te Jonathan Swift ve de Alexander Popeahbaplığına dayanır dururmuş meğer. İtalyan operasına müthiş ilgili zamane ahbap çavuşları demişler üst sınf şen şakrak ne dersin mirim şu bizim maalle Newgate kırsalı havzasında hırsız ve orospularınan bir oyuna. Onların da bir arkadaşları olan J Gay ( neşeli adam dünden hazır) demiş hemen, çok güzel olar. Yalınız onlar Macheath’i az bi şekil Robin Hood minvalinde döndürmüşler. Brecht’giller demiş ki öyleyse biz başka türlü yapah.
1920 de “Dilencinin Operası” 1,463 defa sahnelenmiş Hammersmith’dekithe Lyric Theatre’da.
Yine geldik muhterem bir başka üçlü The Ganelin Trio’ya, ortaya çıkardıkları Encores albümünden Mack the Knife şarkısı paylaşmak istedi manyak yorgun deli gönlüm garip aklım da durduramadı. Bari dedi az biraz şu şarkı nerden nerelerden gelmiş bi kendini zorla biraz yaz. Şuracta da bilgi var.
Bilmiyorum (bu hususta tembel bile olabilirim) Rapidshare ve muhtelif teknolji kullanmak. Uygundur değildir hiç dert değil bu yazı ile birlikte şu “Mack the Knife” parçasını ve dahi birkaç Ganelin şarkısı ekleyip duyurmak mümkündür? (Anlatabilmek istediğim bu ekleme yükleme ve duyurmayı sahip olmadığım teknolojik bilgiyle gerçekleştiremediğim. Zahmet zulüm olamayacaksa bu parça pinçik açık saçık istek parçası şeklinde tezahür eden yazıynan ortaya koyabilersiz. olursa ne ala,yoksa hepisinin –mına koyiim de deyebiliruz.
okuduğum anlayana kadar canım çıkıyor belki de anlamıyorum yahut anlatamıyorum.
İllaki yeni bişey mi? evet!
(ne sıvı ne katı harcasan da saklanmaz saklanır)
---
ne deyecem ki başka
usta bir başka
düşün düşmüş
bir meydana
bu meydan ki o ola
karanlık doldursan dolmaz
günü kurutsan solmaz
alan beğenmese gül sevmez
bu meydan onun ola
özünü alsan yetmez
sözünü duysan kesmez
inan ki kanat olsan
o teki bir hiç değil
---
(zaman alıyor otuna bokuna dokunduk sıkıya alınası hayat. İhtiyaten veyahut da gerekli ve de muhtelif taklalarla tozlu topraklı hayatta ekmeği emeği eşiğe getirip eşikten geçirirken bir detamir servisi çağırmak yok mu çamaşır makinesine elde çitileme yetmeyince. Neyse pahası veriyoruz tabii...)
hırsız vaaar! sona bak işte. (huk huktur. hak haktır. saçmalama bile bile. bilmeden de. kutsalın güzeline çirkinin kuş gözü gibi kurban yok ki kutsal. sorgulama!)
a soğuk!
sekreter nerede. bi bardak. ne. sulu boya kurudu. kudurma dedi bana bir ben benli senli. o gıpta etmek ne güzelim. nazaret-me mi. nazar nazar! azdan azman. bakma dedim. çalış köpek. günahsin. nor-a norma. jean giydir. sen giydir. tanımaz tanınmaz mı. hava mis! portakal limon zeytin alma. poker elim tutmadı. “inanç psikolojisi”ne. seçimin. hangi hata hedefe -hevesle kitli- yönelme yönü cehennem olsun. olsun. strateji savunmadı. savunma da. ha!
tra tat tat tam . mmm.
a sıcak!
kumar başka ilk bahis doğarken daha zorunlu. sonra ya konuş yahut katla. hepsini katla. katlan. kapa elim açma. baş başa kaldık. başka kaldırım. yıllar sonra elim mi derdin hala. kaldıysak da sona sana bana açıktı eller. açık seçtik. kaçtık. kaçık daha ne alan. alan alan. boylu boyunca. nasılsa herkes savdı. sırası mı şimdi sözün. laf! dirsek çürüdü. göz süzdü. bu bu en nihayetinde sesli sessiz bir. sözdü…
açmış sarmaşık gonca güller görürsen
bu gün sabah
seni öpüyorum bil
yeşeren asma yapraklarıysa
tesadüfen karşına çıkan
yaşadın
günaydın da derim
kuş cıvıltıları da duyuyorsan
uyandığında
bu iş bitmiştir
belki bir deli
yahut sevgili
günaydın canım
ılık iç!
bir sese takıldım yine eski yıkılmış bir duvardan girdi aklım. çarptım yine duvarlara taşlara. dedim anlar mısın hasba! hasım samimi hısım akraba baş başa. ilahi! yoksa poker’e dahi bi kafa sıyıramadın bu işte şansa bak. daha öğren erken ya. hadi bakalım. biri dedi konuşuyorduk “......ler arıza olur!” yok yau yalan. dürüst! o da kim. yeminlen dine imana küfreden de. anca yerlisi anlar. ona da yalan de. bir. kavrama kargaşa. şaşırıp dürüste cesur deme kelebek ömründe.
kimse sormasın dua ne zaman başlar ne zaman biter. sual soranda başım ağrıyor. kimmiş bolca demiş düşününce başım ağrıyor? sus!
belki virane. taş taş üstünde. az çok ayakta. duvar duvar dibinde.
21 nisan’ı bilmiyormuşum önemli tarih diye. deniz suya batmış ha. yalan. tarih 21 Nisan.
hatırlarım arkadaş diye 11 nisanda doğmuş biri. biri almış başı gitmiş gurbete gelecek diye yine 11 nisan. h doğum gününe gelişine gidişine.
vallahi içmeeem!
şüphe et ve güven düşün. duygu ve akıl düşünce mi seni aldatan. aldatan birinci kendi kendini yalandan doğrudan. kanamayan aldatmadan yarayan güvende inci gibi de değil dişi. otuz iki tekmili birden kavuştu mu birden gülüşüne kurban eksik gedik tastamam. görünür gülünce güzelce. gönül aklından çıkarmaz dost bağrından başka çağrıya sağır da değil şüphesiz güven duymaz. aklına sağlık sağır gelin sevene. ve sevmese de olur bir kere bir bin kere bir çarpan güvenle. aklımda. bahis yok lades. bir kemiğe eti kümeden sürüten çürümeden başta baş kesilen. de.
unutursam rodrigonun gitar konçertosunu bundan sonra 21 nisanlarda ve bir demli çay yuh olsun, ki olacaktır mutlaka, bana.
bravo alfa bravo.
“git öteye…”
(düşün oku!)
yoksa(y) bilmediğinin kıymeti ocağın dibindeki çukur da. cinsi bir kere…
şimdi mi? evet şimdi! ne zaman ki düşündün yere bakıp tek tek adımı nere bastın ve şimdi bakıp kuru toprağa adım attığın kabuk altında batağa battığın an şimdi ne öğreneceğin geceler okuyup eleyip gölgeleri gündüzleri üfleyerek bir el çekince silahı sarılmak şimdi kazmaya kürek şimdi mi? evet. çarpınca rengine elle dokunamadın kapı hızdan zıddına açılınca yavaşca akan yükseltisiz eşikten yağmur damla damla ay dedem zor sonrası düşünmek istemedin şimdi kaybolunca derin uzun nefeslerde kaymak kısa kısık ve acıyla esmer kasnak yoksa şimdi düşündüğün bir dostluk raconunda gündüz gece bir adliye önünde bıraktığın düşünce tek bir darbeyle yalın harbi karşılıksız deyip bir eline atınca sustasız ve susturucusuz biri bir adımda muştasız fikirden küfür de et ister dua sesli sessiz perdesiz gözler üzerinde kapakları daha bağırmak çağırmak varken şimdi nice ince fikri dökmek binlerce adımda deli bir dansa çalacakken davullar varken daha paylaşmak evreni yatağında gümbür gümbür dönerken dünya ve şimdi de çağlarken su hareketsiz ve evet habersiz takılan bir kılçık değilse de boğaza rüzgarda bir eser sade tatlı ve ekşi tadında hatıra sek su süt ve kırmızı toprak çanağında şerefe şimdi evet hayır bir desen ölüm sessiz yaşamaz … sevgide uçan ruhun sevgili bedenin benden gittiği andır şimdi
tarih geçmiş eskimiş, yeni bir daha. uzun sayılır yürüyüş. hindi olur mu aklındaki bir kahvehanenin adı. olur. su kenarında deniz dedikleri göle nazır. yürüyüş uzun bir bazar hayat bulvarında seversen insan sesi sözü bir de görürse gözü değme gitsin cidarına. nefes nefese asılmış gitmiş menderes de. sor niye adı kalmış yollarda. leş değil kimi dese de pisi pisine gitti. bakışı bana şu ööleydi bu bööleydi. sormadılar mı niye nasıl gidersin diye. ifade bu ya söylemeden susup da mı gitti. ne güzel dinlediler. dinlediler kararlıydı. ödü bokunda. karar verdiler gitti. terbiyesizlik etme. ödü patlamadan gitti. peki pekiyi efendim.
bir Pazar savurduk kendimizi pazara aklımızda bin bir türlü hindi. su kenarına inmeliydik yol uzun olsa da kısalır ve biliyorsun işte adım adım düştük yollara. serbest düşüş de ne harikadır biri kucaklasa beni seyrek maviliklerden düşsek serin sulara. şimdilik kontrollü düşüşler teker teker ardı ardına nasıl unutulmuşsa bir kontrol hafızada.
çekin şu gökkuşağı gözümüz önünden. takmışsın be baba yine üç kuruşa. kimde metelik eve ekmek diye. anasıyla kavgaya tutuşur çocuk yine. bu kaçıncı kim bilir sen söyle. ana yok deel öbürü ben sarı isterim. al lan işte bu da balon. yok o pembe. olum pembe deel bu leylak sarısı. leylaya al ana leylak sarısını ben sarı isterim. hay sana balon aldıran atayna… sus gebermeyesice sus kele. iki balon. eyvallah abla çocuk bunlar işte. bereket versin. tamam tamam de git hadi bereketini gör.
bir Pazar ne çabuk biter sayılı dua. inerken önce ihraç palmiyeler eskileri hastalandırıp kestiler. sonra eski portakal limon mandalin ve ender turunç ağaçları çiçekleri kokusu bürümüş havayı. dutun yaprakları yeşillenmiş beyaz kavaklar var arada tek tük ve aynalı yaprakları. o da ne! erik ağacı mı manolyanın yanında. ya üsütündeki dallardan salınan kırmızı çakma konvers ve plastik bej ve kırmızısı da asılmış iki çift terlik! ağaca ayak boş! erik terlik vermiş mevsimi evveli dalları altında silme ayak kabı dolu. bizim ağaç erik de tezgah tutmuş Ali ağabeynin ticaretine bedava. ya hu Hıdır n’aparsın mayısta güllerden. bi baksın bakalım seslen ona ya hu…
çocuklar şu ördeklere bakın. evet hepisinde perdelidir barnaklar arası. ördek, kaz, he pelikanda da var. ay balam can babam pelikan bilir çocuk okula yollar. ve bir pelikan alır iyi yazsın diye yollarda babalık… perdesiz aklıma gelir kırmızı caz bas. yüksek kaldırımda bulamadıydık da Orhan ağabeynin pasajına gittiydik Yıldırım abi demişti hatırladın mı zilleri paketleyip. amaaan amma da dağınık saç baş şu haline bi bak. neyse iyi bi çocuğa sattıydık onu da satmak denirse…
bir Pazar ilerde uçurtmalar en az iki renk. ne bu sarı mavi, kırmızı sarı, siyah beyaz… harp mi çıkcak yakında. yok ya deme! ne biliim nerde ilim. nerde benim uçurtmalarım söylesene. uçurtmaların? evet tek renk hepsi. kırmızı beyaz mavi siyah mor yeşil sarı.
( “Canım bazı şeyleri akla getirmek istemesek de baş etmekte Allah kolaylıklar versin duam. Sadece seviyorum demek istedim.”)
tek renk mi dedin. renk körü müsün. tanımasam renkleri yiyecem. deli mi ne değilim tabii. olsam olsam bazı körüm. anda da karıştır tek renk olsun. gri boz bulanık tek renk işte. ulan kırkılan kırkında ağarmış tüylerini yolam ben senin. seni n’aparım bilin ya! sus konuşma fazla.
bir Pazar. bakele suda ağaç yetişmiş vallada dut. oh a! nere bakar da görürüsün şunu bunu. al işte bi gelin de var belinde de alı. nereye bakacam bahçelerde cam cam. kör müsün baharda. buzlu bici suda dut ağacının kenarında plastik sandalyada gelin damat eli ayakta sırtını görmeden dokunmadan sıvazlar bi bakışıyla. o da ben dedim diye olur. olur mu hiç! yok yau. olur olur. karı sağlamsa at gibi ki görünen o. o da olur. hiç okumadan hem de. kes akıllı ol inatlaşma. ser bildiğin kitapları önüne. saçın teli gelin teline takılmış esintide pırıl pırıl gözleri, inci dişleri, ince beli, gözü kapalı diil bana şüpheyle gülümsedi. olur dedik işte. amma ve lakin çarşafın altındaki başka korkmasam da üzülürüm. yalnız bu gelin kız adama en az bir düğün bir düzgün kitap okutur. isterse de tersten okutur. görmesen bunları ne derdin ki! ne mi derdim?
hey allaam dokuz sekize bir adımda kalça kıran hiç böylesi bi çingene görmedim. bak bak hasbam beline bağlamamış ne eşarp ne pul endamında güveni dişiliğine diğerlerinin aksine hiç beğendirme çabası yok safi keyfine. o gülümsedi gördün mü şu kara gözlüklü esmer kadına valla bi saniyede ayakta seviştiler. görmesem inanmazdım. iyice abarttın ha! ekmek kur’an çarpsın gördüm diyorum. öteki kadının gözleri görünmüyordu da döndü döndü baktı sonra güldü. eminim neye gülüştüklerini gördüm. teki melez belki o teki çingene ne beklersin. ne pazar yarabbim ne pazar!
hıh! n’oldu? niye hıh dedin. ağzım sulandı anam biri lokmayı öyle bi etin yağına banıp attı ki ağzına. ona dedim. sanki ben yedim. ulan ayıp bi Pazar rahat bırak insanları sayma lokmalarını. lokmasında gözüm yok ki. gözüme çarptı sadece. kapat gözlerini o zaman. düşerim! düşmezsin! yürüyemem! yürürsün! ne biliyon ki? sağır mısın manyak mısın koku da mı almıyosun. deli edici kokular. çiçeğe et karışmış ne yazık ki kırmızı diil bunlar kan gibi. tavuk eti bilemedin en babası karışık kıymadan hazır köfteye bağlamış Pazar sofrasını. kırmızı et kilosu kaç para biliyo musun sen! bakmadan nerden bildin. suyun kenarındayız. e! havada su kokusu var. e! çökecek bunlar aşağı. sonra. sonra yağmur yağacak yine gözümün nuru.
ah bak! amaniiin sarı balon! gitti gider. çocuğa bak üzgün hali di mi? değil tabii ki! nasıl ne dedin. astronot olmuş görmüyor musun. balon kaçtı elinden yanlışlıkla sen görmedin mi. hiç mi çocuk olmadın. yemiş yutmuş anasını… deney parasıyla değil mi özgürlüğe. bakiim bakim dedi görmedin mi sen? tamam şimdi gördüm kıza bak gitti balon. toplanalım mı? serinledi hava. olur canım eksik kalmayalım istersen. gitmeden bana şu boyalı pamuk şekerden alsana. bana da pamuktan verceksen alırım. tamam al!
bir pazardı ki sorma gitsin. kız gibi. mesaj geldi sonra... görüşemeyeceklermiş. o gün hastanede geçmiş. teyze oğlunun kayınbiraderi hastaları var ya. reanimasyona almışlar. başını bekler dururlar halen. kızlar perişan. renkli gözleri oğlanın kan çanağı zahir uykusuzluktan. mesaj yazdı bizimki. bizimki! anla canım. o kimsesiz bebe işte. n’oldu? “canım bazı şeyleri akla getirmek istemesek de baş etmekte Allah kolaylıklar versin duam. sadece seviyorum demek istedim” demiş. a! cevap? “ben de seni seviyorum” sonra? sonra üzülmüş bizimki iyice. neden? bilmiyorum. sadece “beni sevmese de olur” dedi. başka? başka yok mu? yok başka… sonra var…
diyorum yaz bunu bi kenara. aşık bu vallaha. yok yau delinin teki. bakma iyidir görse kör tanımaz bi meczup…