internet cafee’de bir köşeye çekilmiş “sivi” doldurmaya çalışıyordum. işsizdim. açtım. hayat beni kusuyordu. şahlanan koç gibiydi öfkem. buddhala bir hırs oturdu kalbimin üzerine. inan olsun 6666 kere bozmuştum tövbemi. intihar delikanlıyı bozardı. dokunulmazlar’ı hatırladım. zen’cirlerimi kırıp sinemaya koştuğum o günü: untouchable zen!
ben kim, beylik kim! benbey miydim? yanımdaki kıza baktım. harıl harıl bir şeyler yazıyordu. “mesıncır” hadisesi… ferhan ustanın kanadalı sevgilisine benzettim. mercure… monique yani… monique mercure! of ulan!
kruvaze ceketimin önünü ilikledim, sanki enver’i görmüştüm; enver paşa! karanlığın içindeki ışık. ışıkların içindeki karanlık. dedem şöyle derdi: altan paşa, sıçtı taşa! taş yarıldı baştan başa! ben, başımı önüme eğerdim mahcup. dedem, yanağımı sıkardı gülerek...
dükkânın sahibi masaların arasında dolaşırken; kim su, istedi diye bağırdı. arka masalardan biri ürkekçe kaldırdı elini: ben istedim mengü abi… bir silahşor gibi aniden döndü ve: mengü değil, mengü yinçge! hişt! suphi, sen de dilli-kaşarlı istemiştin di mi? yok abi, ben bir şey istemedim. bizim shadowy var ya, o istediydi. kesin lan!
rumuzlarınızla konuşmayın oolum! yok silky kata, yok reasonablemans, yok wassago2000, yok arrogante hombre, yok absence of mind, yok kopanisti!!! yok olun ulan!
akşam evde çocukları sedaflora, nevdalist diye seviyoruz be! ne lan bu!seda ile neval ulan benim çocukların isimleri! deja vu diye bir şey var ya hani, her gün her gün degaje vu mu olur kardeşim! herkes silahlarını bıraksın! gülmeyin lan! mauslarınızı bırakın işte! tatavayı da kesin! hey sen, mefkud!!! kesip durma oolum bileğini! hadi bakiim, yallah evine!
kitap yazmış tabe. ne sandın akıllım. koskoca mefkûd reklam cıngılı yazacak deil ya. şaka bir yana, yıllarca mefkûd, naylon vicdan mahlasları ile tanıdığımız adnan algın kişisi bu, bak bakalım ne yazmış:
FAX, TAXI & SEX "Espassız Sayıklamalar" Enginarın cinsel performansı artırdığını biliyor muydunuz? Bilmiyor muydunuz? O halde, bir "redaktör"ün her tür metne performans artırıcı bir etki yaptığını da bilmiyorsunuz!
Bu kitap, reklam sektörünün "arka bahçesi"nde arkasını hayata ve sektöre dönmeyen , "kötü adam"lığı gönüllü (Mrk. Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, Etienne de la Boetie) kabullenmiş bir mesleğin temsilcisinden; "reklam dünyası"na , işi "iletişim" olan kişi, kurum ve kuruluşların Türkçeyi "Türkilizce"ye döndürme, Türkçenin defterini dürme sorumsuzluğunda aymazlığında serpilen "pop"üler snobizmin tanrılarının doymak bilmeyen iştahlarına mütevazı bir "duruş"tur. Belki de, "esas duruş"tur. Ballı çiğköfteden, çilekli bamyadan, tiksinmeyenler ve kendisiyle yüzleşmekten korkmayanlar için... Talan edilmiş ömrümüzün "dil"ine bir "redaktrö"ün meraklı gözünden tanıklık etmek isteyenlere biçilmiş içli bir kaftan...
kadındır tanrı, tanrıdır erkek hayattan sakınılır tanrıdır tan yerinde bir çocuk mülhid bileğindeki morluğa bakarken saklanır ağrı ve anladım ki insan insanın kanında saklıdır kim ne derse desin: tanrı en büyük sanrıdır!
kalbim solda olsa da aşkım hep senin sağında bıçağım da, kınım da sağmalcılar’da eğil bak râna, içim senin, bari bunu anla! seni sende teker teker öldüreceğim! aşk ki, bir erkeğin matemidir! seninle ve hayatla kavgalı kalbim bir izmir sabahında kumruydun bir baktım van’ın uykusuz sabahında kurşun boyumun ölçüsünü alsın tanrı aşk ki, bir erkeğin kanlı yenilgisidir!
kafam karışık yasla taşıdığımız bu hayat kimin kimin için g/ezdirdik bu bedeni bu neden, bu suç hangi efsunlu neden kafam kar âşık kıldığımız nefret namazları kaç kuple kaç litre sevdik susuzken kaç kilometre öptük mıcırlı ruhları gıcır gıcır bir hayatı kaça buruşturduk kafam sarma ışık kıskanç bir gramofon muydu geçmiş bir kalpten bir kalbe sıçrarken mi öldük