saytedeyken kukla / kuruvaze 08/19/2009
Kuklalar ve dansı kendi hallerinde soğuğu savan tarzları. Elleri bile yok ipe tutunup kendilerini haklayacak. Sancıları bile yok sonlarını hazırlayacak. Kimine göre kimliksiz bir halin şahlanışını kucaklayacak bu siyah dakikalar, kimine göre hiç görülmeyecek zavallı harikalar. Karanlığı çağırırken her bir figür ayrı ayrı, tanımsız ayrılıkları yankıladı, elleri arasında da bilinçsizliği. Kendiliğinden oluşamayacak dakikaların söylemez sandığı zavallılık nedameti. Dans et kukla bu senin sahnen, başkaları ne kadar soluksuz bıraksa da halin. Dans et kukla bu senin nabzın, başkaları damarını kendine haklasa da yok başka takatin. Dans et kukla bu senin şarkın, kulakları sağır tamburların cümbüşe sitemi olsa da kandıramaz; cehennem senin. Şansını deneyip biraz olsun kendine bakarsan, gerisin geriye senden arta kalanların sensizliği avuçlarında. Yaşamaya bilmez takatlerinin ondurmaz haykırışıyla. Aç kalbini, aç ki dünya kendine dalsın. Aç kalbini, aç ki sen bile anlamayasın. Kahramanlıklarının tamamında kendinden geriye kalan bir korkağı sorguluyordun ya kendine. İşte şimdi cevap veriyorum senin yerine ben kendi kendime. Uzak zamanlarda oluşmaya başlayan ateşin tılsımlı yarınları. Ve o büyücünün gizli uykusu. Rüyalarında mahkûm ettiği onca ışık ve sonsuzluk duygusu… Kalk ve bak yarınların her zaman için bu günlerin düş sarmalında sıkışmış olduğuna. Kalk ve bak ölmek mezara sığınmış kapan yortusu. Kahrını bile unuttuğun bu dert senin. Akan gözyaşların eşliğinde vurduğun bu kalp senin... Sadecenin, yalnızcası ve hayat! Acaba? Acaba kaç kez ölmek için kefene bürünür bu niyet? Bak kukla dans etmek sana da yaraşır bana da. Yeter ki ellerini ceplerinin dışında tut ve beni hakla. Yere bakarken tavanın yansımasını görüyorum bu mezarlıkta. Sen bile bilmiyorsun senden geriye ne kalır bu savaşlarda. Peki ya ben, ya ben kukla söyle hadi, debriyajda ne kadarımı tekele alabilirim? Aslında yaNLış zamanda yaLNız bir soru oldu. Şöyle sormalıyım kendim olduğuna inandığım kulağına. Dur bir saniye; aslında şöyle yapsın hallerimiz: Sahneye bak, sahneye bak ve yık ruhunu ışıkların karanlığına. Gördüğün ve göreceğin senden başkası olursa o zaman anla ki gerçekten ipler başkasının ellerinde. Gör ve bak olup biten her şeye. Aslında ne kadar kendine ilmeklisin. Uzun metrajlı filmlerin tekeline aldığı görüntüler kadar sahte midir nefesin, yoksa yere düşen bakışlar kadar gerçek mi; bilesin. Utanmaya çalışıyorum bu usanmış halimden amma velâkin olmuyor. Bütün kasırgalar gibi kendisini kemiriyor. Sahneye bak kukla sıra senin sıran. Kaçırma bu fırsatı. Tren raylarına kapaklanmışken umudun, sessiz çığlıklarınla bu rolü yırtmalısın. Rıhtım kayıkçılarını yarım kalmış ağları gibiysen de, bu karanlıktan geçmelisin. Sahneye bak kukla, dağların köklerinden çığlaryükseliyor. Bu tv dinlenmiyor, bu radyo izlenmiyor. Sesler belden aşağı cümlelerle kelimeleri kandırıyor. Acziyetini tanıyorum, acziyetini tanımlıyorum. Ve sen bilmiyorsun lakin ben kendimden sonra her kese katılıyorum. Bütün sandıklardan, damgalanmış insan fiyatları saklanıyor. Ne kadarı sahte, ne kadarı gerçek… Sen bunu mimiklerinde öldürmelisin. Kör bakışlarınla göz kırparken, kalp atışını dinlemelisin. İnsanlığı şeklederken jestlerin, her hatada ölmelisin. Sahneye bak kukla, gök delenlerden aşağıya doğru sarkan insan dehlizlerinde her şey ne kadar başlangıcından uzak. Kimse GERÇEKTEN sevmiyor ve kimse GERÇEĞİ sevmiyor. Kandırma kendini kukla oynamaya çalıştığın bu oyun kadar sahtesin. Kaldırma kendini kukla, ayaklanman düşmene eş değer bilmelisin. Ve şimdilerde söyle bana hala kendinden uzakta, bu ışıkların altında, özgürlük ruhundan tutuklamışken. Nadasa bıraktığın onca duygu amansız bir karanlıkla tımarlanmışken… Tamda kendinden emin sahtekârlığını sergiliyorken. Ne oldu kukla? Neden düştün yalnızlığın kıyısına. Hangi tavşanın üzerine bastın ki bu yarışta adın son numara? (!) Add Comment eksi sıfır / kuruvaze 06/03/2009
kalp ayası / kuruvaze 05/04/2009
Zamanın zarları atılırken yatay düşlerinde, boynuzlarımla sürmelemiştim gökyüzünü; hayal ellerinden vazgeçti. Oturup eşelerken düşlerinin en sahte simalarını, sadece ermişliğinin katmanlarına bir seri. Erişimsiz eylemler, kısırlığın ayakta durduğu kızıllıklar. Saçların bende, köklerini arama! laşe / kuruvaze 02/19/2009
Açıldı opera kanunu / kuruvaze 02/19/2009
![]() Görebiliyorum, ardındaki tuvalin saflığını! Keten beyazı, gün sarısı lekelerini… karanlık değil bu iz düşümü dokunuşların. Beyaz değil, zaman almış bu fırça yolculukların. Baştan aşağı, ezelden ebede doğru ruh salınımlarım. Kulağımı boyayabildiğim kadar katlediyorum. Görebiliyorum bakışlarındaki üzüntülü heyecanı, dokuyabiliyorum. kıyamete uyanış / kuruvaze 01/23/2009
Hayatım, başından beri muazzam bir şeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Bu veya bu miskin vesilenin hassasiyeti çinde birini arıyordum. BİRİNİ… ezbere yaşamda bir yabancı / kuruvaze 01/20/2009
![]() Zamansız zamanlardan biriydi muhtemelen. Kimsenin haberi yoktu. Bütün hırsızlar hakim olmuştu. Kararların alındığı bütün sabahlar, gecenin ayazıyla karartılıp, öyle salınıyordu göğe doğru. Omuzlarımızdan aşağıya düşen saçlarımız bile bizi jurnallemek için fırsat kolluyordu. Hiç kimsenin; ne bu günü, ne de yarını vardı! Herkes sadece şimdi zamanlı haritalarda kayboluyordu. Aralarından sadece biri, karanlığın tıslamaların da bile ısınabiliyordu. Alay eden mizacıyla, insan olmaktan uzak olsa da, insanlığını yaşayabilen sadece oydu. Lakin, kimse onun kim olduğunu bilmiyordu. Ne adını, ne geldiği yeri… Sadece vardı ve varlığı bile diğerlerinin dikkatini çekmeye yetebiliyordu. sonsuzluğun durduğu yer / kuruvaze 01/16/2009
![]() Ayrıntısal gerçeğinde küçük bir insan... Anlamadığı bir geçmişi, kavrayamadığı bir geleceği vardı. Bütün hikayelerin başlangıcı gibi, sonu da aynıydı onun için. Her şey bir karanlığı anlatmada hem fikir olmuşken, hiçbir ayrımcılığın tanımlayabileceği bir bu gün yoktu. Sözlerdeki eksiklik herhangi bir cümleyi tamamlamak bir yana, kendini dahi tanımlayamıyordu. Susmak, her türlü noktanın nihayi çaresiydi onun lisanında. Keşmekeşliğin her hali muhakkak hüsranı sobelerdi onun çağında. Hiçbir ümit yoktu ki, karanlığın girdabında yelken kırmasın. Yaşam karanlık bir şaka… Varlık ölümün en asil üyesiydi… piç oğlan / kuruvaze 01/12/2009
![]() Piç oğlanın alıştığı miras yedilik ve yakıştırdığı hırsızlık erdemi… Kendini zorlasa da kusamaz zehrini. Ölmüş cesedini, sayıklar ruhuna zerk etmiş, elim kekresi. Uzun bir zaman var bu günden yana solmayı hak eden. Uzun bir savaş var, sonunda hiçliği fetheden. Piç oğlan, hep unutmakmış kaderi. Şarkısını söyleyip uyutmakmış emeli. | etiket
|




RSS Feed