havadan sudan şeyler / kopanisti 11/18/2008
Bir tahtakurusu ile bir hamamböceği arasında ne fark vardır Bunu örneklerle inceleyelim 32 Comments kayısı / kopanisti 10/30/2008
Yer : Bermuda şeytan üçgeni civarı. Lip lip arazisininin balta girmemiş ormanları. mafiş / kopanisti 10/23/2008
Tirbüşon lakaplı Tilki Süleyman, kör şeytana uyup lambasının cinini lolipop gibi sallar vaziyette kahveye doğru aval aval yürüyordu. İşte tam da bu esnada kafasının üstünden geçen teyyareyi farketmemişti. Kahvenin önünde geldiğinde az önce ham meyvayı dalından koparmış olan Hacı Yatmaz'ı yine öğlen nevalesini kazanacağı kokoreçini sarar halde gördü.. Hacı Yatmaz'ın ibibikli kırmızı horoz misali maymun olmuş bir halde süper orgazmatör lisansıyla sahip olduğu okkalı nat king kol böreği diplomasına sahip olduğu halde bu işi severek yapıyor olduğu her halinden beli oluyordu. karambol / kopanisti 10/03/2008
Soğuk bir kış gününde şehrin göbeğindeki kenar mahallelerinin birinde dünyaya geldi. Ailesi kıt kanaat geçinen ancak mahallenin tuz işi yapan tek ailesiydi. İlk, orta ve lise tahsilini devlet güzel sanatlar okulunda tamamladı. Sonra akademiya giriş sınavlarına hazırlanmaya başladı. Şehirdeki özel bir dersaneye giden bi arkadaşı vardı. O arkadaşının kullanılmış kitaplarını aldı. Tuzcu dükkânının tezgâhında çalışmaya başladı. Yol parasından tasarruf yapabilmek için hergün malikâneden dükkâna yürüyerek gidip geldi. Sair zemanlarda yandaki karpuz sergisine karpuz kavun geldiyse kamyondan atılan karpuzları kavunları istiflemekle ek iş yaptı. Farzan muhtelif zamanlarda da evleri dolaşıp havagazı ocaklarını yaktı. Elektrik düğmelerini açtı, lambalar yandı. Bu iş için de ciddi bahşişler aldı. Boş vakitlerinde ise kitap okudu. Sinemaya ve tiyatroya gitti. Sınavı kazanıp akademiyaya girdiğini bahçedeki mango ağacına konan güvercinin gagasında taşıdığı mektubu, kapının yanındaki camızların debelendiği çamıra düşürmesiyle öğrendi. Bu arada o uzak şehirdeki istediği akademiyanın kaldırım mühendisliği bölümünü kazandı. Fekat buraya gidecek parası yoktu. Ailesi herşeyini satıp O'nu okutmaya karar verdi. Lâkin O bunu istemiyor kendi kendine başarmak istiyordu. Sonunda 8 hafta emek vererek kendine kanatlar yaptı. Sirocco'yu beklemeye koyuldu. Tam zamanında gelen sirocco ile havalanıp akdeniz üzerinden aşarak akademiya havaalanına indi. Etraf çok kalabalıktı. Bir tadamın elinde bi tabela tutuyordu. O tabelada yazan ismini gördü. Beni mi arıyorsun dedi. Tabelayı tutan kişi nerden bileyim dedi. O vakit beni arıyorsun dedi. Adam O'nu aldı klimalı bir traktör ile yola koyuldular. Traktörün ses düzeni çok iyiydi. MFÖ çalıyordu kasetten. Bir süre sonra çarşı içindeki Amuca Lokantası'na geldiler. Beraberce kuru fasülya pilav yediler. Üstüne şerbet içtiler. Hava çok sıcaktı. Terlemiştiler. Adam O'na istersen denize girelim dedi . Olur dedi. Plaj çok kalabalıktı. Burası çok meşhur bir plajdı. Etraf ünlü insanlarla doluydu. Bir ara bi ünlüyü görür gibi oldu. Fekat sonradan kayboldu. Plajdan çıktılar. Caddenin ortasında rakı masası kurmuş iki kişiyi zeytinyağlı taze fasülye yerkene gördü. Çok şaşırdı. Etrafta öten Klâksonlara aldırmadan rakılarını içiyorlardı. Klâksonlar durmadan ötüyordu. Adamlar bu vaveylaya bana mısın demiyordu. Zeytinyağlı taze fasüleyenin suyuna ekmek banıyorlar ve rakıdan yudum aldıktan sonra ağızlarına atıyorlardı. Yağlar dudaklarının kenarından çenelerine akıyordu. Neden sonra omuzuna birinin vurduğunu kendisini salladığını hissetti. Lâkin arkasına bakmadı. Sonra klâksonlar durdu. Bu sefer de bi kadın sesi duydu. Kalk len artık saat altıbuçuk dedi o kadın. hurmalar / kopanisti 03/28/2008
Amcasının umreden getirdiği bir paket hurmayı babasından gizlice ve aceleyle midesine indirirken yakalanmamak adına telaştan yuttuğu çekirdeğin midesinde oniki günde çimlenerek uzayan dalının kıçından çıkabileceğini tahmin edememişti. Önceleri derinden ve kışkırtan bir kaşınma hissediyor ve bunu hayra yormuyordu, cinsel tercihlerinin değişmemesi için her gece yatarken dualar ededursun, çimlenen çekirdekten çıkan dal uzamaya ve çıkışa yaklaşmaya devam ediyordu. Mevsimlerden yaz, aylardan temmuz olması nedeniyle ailenin aklına bu sıcaklarda hurma yemek gelmediğinden ramazan günleri için ayırdıkları bu hurma ile şu anda ilgilenmiyorlardı ve oğullarının bu durumundan haberdar olmaları da imkansız gibi gözüküyordu. Yenen bu hurmalar oniki gün sonra kıçı tırmalamaya başlamış ve dalın ucu gözükmüştü, lanetlendiğini sanan oğul bir süre sonra insandan ağaca dönüşeceğine zannetmeye başlamıştı. yaşamak için ağacı bol bol sulamalı, biran önce büyütmeli ve kimseye çaktırmadan hemen ağaca dönüşmeliydi ama gelin görün ki içecek bir damla su dahi bulamıyordu, ağacın dalının ucu kıçından çıkmış uzamaya devam ederken kaşıntıdan aldığı zevk de artarak devam ediyordu. Bu zevkle yaşayabilmek arzusundaydı ama günün birinde mutlaka sona geleceğini ulaşacağını ve vücudunun dağılarak içinden kocaman bir ağacın peydahlanacağını da biliyordu. Bu son gelene kadar kendini koyvermeye ve zevk almaya devam etmekten başka çaresi yoktu. | etiket
|
RSS Feed