Kuru idik yaş olduk Ayak idik baş olduk Kanatlandık kuş olduk Uçtuk elhamdülillah Kuru idik. Kuru nedir? Hayatı olmayan, suyu çekilmiş, bitmiş bir ağaç. Tamtakır bir ağaç dalı. Odun olmaktan başka bir işe yaramaz. Biz böyleydik. Kuru ağaç yapraklandı; kokulandı; meyvelendi; nurlandı. Yaş oldu. Ayak idik. Yerlerde sürünüyorduk. Hayvani bir yaşantının içindeydik ve insanlıkla hiçbir ilgimiz yoktu. Ayaktık ama merhamet-i ilâhîyye, şefâat-i peygamberîye, himmet-i pirân, bizi yerde sürünmekten kaldırdı. Baş etti. Bu da yetmedi. Kanat verdi. Kanatlandık kuş olduk. Şimdi artık mana semalarında uçuyoruz; aşk deryalarında yüzüyoruz; güzellik gökyüzüne doğru ulaşıyoruz. Gönlümüz bir gülistan oldu. Gönül Kâbe'si temizlendi. Bu sözler, bu kadarcık ifade ile bitmez. Bu kadar açıklama da yetmez. Çünkü bu sözler bir hazinedir. "Gökte olanlar, hafif olanlar soyuttur. Lâtiftir. Tortu aşağıdadır." Kişi: "Gökte Allah var," der. Allah, her yerde hazır ve nazırdır. Ancak burada "gökte" denilmekle anlatılmak istenen, iyi ve güzel şeylerin yüksekte olduğudur. Yoksa yukarıda çadır kurulmuş içinde Allah (c.c.) oturuyor gibi düşünmeyin. Allah'ı gönlünüzde arayın. Çünkü sonsuz olan gönüldür. "Gökyüzünün sınırı vardır ama gönlün sınırı yoktur." Şimdi Yunus'a bu güzelliklere neyle sahip olduğunu soralım: "Yunus Baba! Sen kuru iken yaş, ayak iken baş, kanatların yokken kanatlanıp sonsuzluk fezalarında uçan Anka, mana denizinde yüzen balık oldun. Bunu, nasıl başardın? Bize de söyle. Biz, onu yapalım." Yunus, bizlere şunu söyleyecek: Taptuk'un tabusunda Kul oldum kapusunda Miskin Yunus çiğ idik Piştik elhamdülillah Muhabbetullah çiği pişirir. Hak dostları böyledir. Anadolumuz ve Türk toplumu, tarih boyunca bu büyük insanları çok fazla doğuran bir annedir. Hiçbir ülkede ve toplumda bizim kadar Allah dostu çok olmamıştır ve olmayacaktır. Onun için Türk kelimesi büyük, yüksek, âli ve güzel bir kelimedir. Türk'ün karakteri yüksektir. Atatürk, bu gerçeği görmüş: "Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır; zekidir, " diye övgüyle hitap etmiştir. Sonunda bir mutluluktan söz ederek: " Ne mutlu Türk'üm diyene! " demiştir. Bunu neden görmüyorlar ve onu suçluyorlar? Atatürk kimseye: "Ben peygamberim," demedi. "Sen peygambersin," diyenler oldu. Ama o, elinin tersiyle bunları ittirdi: "Hayır! Ben askerim. Komutanım," dedi. Kütahya istasyonundan tren geçerken Atatürk, trenin kompartımanında biraz eğlenir. Halk Atatürk geçiyor, diye istasyona hücum eder. O günün Maarif müdürü: -Hey Kütahyalılar! Şehrimize peygamber geldi, diye karşıdan bağırır. Atatürk, kompartımanda bu sözü duyunca : -Defedin şu mürâîyi! Sokmayın şuraya. Ben peygamber değilim; ben askerim. Komutanım, der. Bu sözü, Atatürk'ün iki metre kadar yakınında bulunan babam Lütfi Bey duyar. Ben de ondan dinledim. "Bütün kötülükleri ona çıkarmamak ve mal etmemek lâzım. Elbette onun da eksiği, kusuru vardır. Nihayet beşerdir; peygamber değildir. Ama yaptığı büyük hizmetler vardır. Öne düşmüştür. " Anadolu'nun o günkü manevî ricali, onu bu işe münasip görmüştür ve seçmiştir. O, arkasında binlerce Mehmetçik ile yüzlerce komutanla rahmet-i ilâhî, şefâat-i peygamberi ve himmet-i pirânla bu vatanı düşmanlardan kurtarmıştır. Azizim Hoca Mustafa Efendi (k.s.), bir gün bu büyük Türk kumandanı ile ilgili şu gerçeği ifade buyurdular: -Oğlum, Atatürk'ün kaputunu örtünerek Kocatepe'de kayaların üstünde uyurken çekilmiş bir fotoğrafı vardır. Sen, onu gördün mü? -Evet azizim, gördüm. -İşte oğlum, o taşların üzerinde uyumadan önceki Mustafa Kemal' le uyandıktan sonraki Mustafa Kemal farklıdır. O, uyku anında iken Anadolu'nun erenleri ve erbâb-ı kemal teveccühte bulundular. Uyandığı zaman " Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir ileri! " sözünü söyledi. Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Niye Atatürk, başka paşalar yok muydu? Azizim Hoca Mustafa Efendi (k.s.)'in ifadesiyle bu sorunun cevabını verecek olursam: Mustafa Kemal, yapısı itibariyle şecaat ve metanet sahibi bir kişiliğe sahipti. Bunun böyle oluşunu da teğmen rütbesini taktığı andan itibaren birçok savaşların içine girip hepsinden muzaffer olarak çıkmasıyla göstermiştir. Yine Atatürk'le ilgili ancak bugüne kadar hiç duyulmamış bir hadiseyi Azizim Hoca Mustafa Efendi (k.s.)'den dinledim: Atatürk, Bandırma vapuruyla Samsun'a çıkıp Kuvâ-i Milliyye hareketlerin başlattığı zaman Erzurum ve Sivas arasında Atatürk'ü taşıyan araba arıza yapar Arkadaşları, arabanın arızasını gidermeye çalışırlar. Bu arada Mustafa Kemal, yolun kenarında bir ileri, bir geri yürümeye başlar. Aynı zamanda düşüncelidir. Bu esnada yolun üzerinde Atatürk'e doğru merkep üzerinde başı sarıklı bir köy imamının gelmekte olduğu görülür. Hoca Efendi yaklaşarak Atatürk'e selâm verir. Atatürk: -Aleyküm selâm hocam, diyerek mukabele eder. Mustafa Kemal Paşa, Hoca Efendi'ye: -Hocam, yolculuk ne tarafa? diye sorar. Hoca Efendi, parmağını uzatarak 3-5 km. ilerideki ağaçları göstererek bir köyü işaret eder: -Beyim! İşte şu karşıdaki köye gidiyorum, der. Mustafa Kemal Paşa: -Hayrola hocam! O köyde ne işin var? diye sorduğunda hoca: -Beyim, o köyün imamı, benim ve bu civardaki imamların hocasıdır. Benim gibi birçoğumuzu yetiştirmiştir. Dün üç beş köyü, kendi köyünde toplayıp, aşlar kaynatıp hatimler okuyup, dualar edileceğini haber saldı. Bu yapılacak duaya katılmak için yola çıktım, der. Atatürk: -Hocam, nedir duanızın sebebi? Sünnet, düğün falan mı var? diye sorduğunda, Hoca Efendi: -Hayır beyim! Sünnet, düğün falan yok. Hâdise şudur : Allah, bu milletin başına bir Mustafa Kemal Paşa vermiş, milletin önüne düşmüş, kurtuluş hareketlerini başlatmış. Onun muvaffakiyeti için hatimler okuyup dualar etmeye gidiyorum, der. Mustafa Kemal: -Hocam, Allah dualarınızı kabul buyursun. Masum çocukları da duanın içine katın. Masumların içinde bulunduğu dua ind-i ilâhîde kabul olunur, der. Bu konuşmanın üzerine Atatürk, hocayı biraz daha konuşturmak ister ve şöyle devam eder: Hocam, maşallah bindiğin merkebe iyi bakmışsın. Hayvan besili, der. Hoca: -Beyim, dil bilmez hayvan. Yemine, samanına dikkat etmezsek Allah sorar, diye cevap verir Atatürk tekrar sorar: -Hocam, sen hiç hayvanlarla, kuşlarla yani böyle canlılarla ilgili kitaplar okudun mu? Hoca: -Beyim ben okumadım, fakat şimdi gittiğim o karşıdaki köyün hocasından bu mevzularla ilgili çok sohbet dinledim. Başınızı ağrıtmazsam anlatayım, der. Atatürk: -Buyur hocam anlat, der. Hoca Efendi, kendi hocasından dinlediği şu hikâyeyi anlatır. -Asırlar evvel eski Yunan âlimlerinden birisi, yumurtlayan hayvanlarla doğuran hayvanların tesbit ve tefriki için seyahate çıkmış. Üç dört sene gezinmiş ve bir hayli bilgi toplayıp kitap yazmış. Seyahati sırasında Bağdat'ta imam-ı Azam Hazretleri'nin medh ü senasını işitmiş ve imam-ı Azam Hazretlerini ziyarete varmış. Karşılıklı hâl hatır sorulduktan sonra imam-ı Azam Hazretleri bilgine: -Sebeb-i seyahatiniz nedir? diye sorduğunda seyyah bilgin: -Efendim, yumurtlayan hayvanlarla doğuran hayvanları tesbit için çalışıyorum, diye cevap vermiş. İmam-ı Azam Hazretleri: -Çalışmanız bitti mi, diye buyurduğunda bilgin: -Henüz bitmedi. Üç dört sene daha gezip dolaşmam ve çalışmam lâzım, der. Bunun üzerine imam-ı Azam Hazretleri, gezgin seyyaha şöyle der: -Kendine yazık edip yormuşsun. Bunun için senelerce gezip dolaşmana gerek yoktu. Oturduğun yerden yapabilirdin. Bilginin gözleri açılır. Dikkatle ve hayretle: -Nasıl olur? diye sorar. İmam-ı Azam Hazretleri: -Kulağı dışında olanlar doğurur. Kulağı içinde olanlar yumurtlar. Meselâ deve kuşu kocaman bir kuştur. Kulağı içinde olduğu için yumurtlar. Gece kuşu küçük bir kuştur, ancak kulağı dışarıdadır. Doğurur, diye cevap verir. Bunun üzerine Yunanlı bilgin: -Eyvah emeklerim! diye dizlerini döver. Atatürk, dikkatle hocadan dinlediği bu hikâye üzerine: -Hocam ağzına sağlık. Çok güzel anlattın, diye hocanın gönlünü okşar. Bundan sonra Hoca Efendi: -Beyim muhabbet güzel, ama ben yoluma devam edeyim. Hatim ve dualarımızı yapalım. Zira köyüme geri dönmem lâzım, diye ayrılır. Hoca Efendi, üç beş metre gider sonra geriye döner. Atatürk'e yaklaşarak: -Beyim güzel dilleştik. Ancak sizi tanısaydık. Kim olduğunuzu bilseydik, deyince Atatürk hocanın yanına yaklaşır. Sağ elini merkebin üzerindeki hocanın omuzuna koyar. Derin bir nefes alır. -Hocam hocam! İşte o dua etmeye gittiğin Mustafa Kemal benim, der. Bunu duyan Hoca Efendi, merkebinden iner. Atatürk' le sarmaş dolaş olurlar ve her ikisi de ağlar. Sonra hoca yoluna devam eder. Azizim Hoca Mustafa Efendi (k.s.)' den bana intikal eden bu hâdiseyi azizim o günleri gören ve yaşayanlardan dinlemiştir. Elbette bu hikâye, Mustafa Kemal Paşa'nın bu büyük hizmetlere top yekûn bir milletin dua ve gözyaşlarıyla başlayıp ve zaferle sonuçlandırdığının altında yatan himmet ve teveccühlerin kimden ve nereden geldiğini anlamakta zorluk çekilmeyeceğinin açık bir delilidir. (Hoca Hafız Mehmet Efendi' nin mürşid-i kâmili Hoca Mustafa Efendi(k.s.)' den intikal eden bu hikayeyi anlatması oldukça manidardır. Zira bir ehlullah boş yere konuşmaz. Onun sohbetinden hatta anlatışı sırasındaki tavrından, hâl ve hareketlerinden alınacak ders vardır.Hoca Hafız Mehmet Efendi'nin büyük Türk kumandanı ve askeri dehası Atatürk'e yönelik anlattığı bu gerçek, bu zamana kadar Mustafa Kemal hakkında söylenilenlerin ne kadar doğru ne kadar gerçek olduğunu gösterir. Ancak bunu kanaatimizce açıklamaya çalışmadan önce şu konunun hatırlatılmasında yarar olduğuna inanıyoruz: Her biri birer etiketten ibaret görülse bile insanlara verilen isimler tesadüf değildir. Zaten tesadüf denilen bir şey yoktur. Allah Teâlâ'nın kendinden kendine dilemesi ve murat etmesi vardır. Onun için ehl-i zahir tarafından tesadüf gibi görülen şeyler, Allah Teâlâ'nın muradıdır. Bu düşünceden hareket edersek Mustafa isminin lügat manasını ifade etmemiz gerekir. Mustafa; Arapça bir kelime olup safvetten gelir ve seçilmiş demektir. Tasavvufî manasına gelince bunu ancak ehli bilir. Bizim bunu ne idrak etmeye ne de açıklamaya yetkimiz yoktur. Ancak Hoca Hafız Mehmet Efendi'nin sohbetlerinde Hz. Peygamberimiz'e o yüce ve kâinatın efendisine bahşedilen Mustafa ism-i şerifi hakkında Muhammed İkbal'in sözünü ifade buyurduklarını dinledik. Bu sözü zikretmenin yerinde olacağını düşünüyoruz: " Mustafa, kelimesindeki gizli manayı anlayan korkunun altında şirkin gizlendiğini görür". Bu güzel sözün ardından hemen bizzat zat-ı âlileri: "Kendisinden şüphe duyanlar korkar." diye buyurdular. Bu durumda Atatürk'ün Anadolu erenleri, velileri tarafından seçilmiş olduğu onların himmet, teveccüh ve imtiyaz-ı ilâhilerini kazanmış olduğu aşikârdır. Böylece Mustafa Kemal Paşa'nın ilâhi imtiyaza sahip olduğu anlaşılır. Onun bütün savaşlardaki muzafferiyyeti ve başarısı, bu ilâhi imtiyazın neticesidir. Kemal, ismine gelince, Arapça olgunluk, yetkinlik manasındadır. O, olgunluğunu ve yetkinliğini Anadolu erenleri ve erbab-ı kemalden teveccüh bulunduğu ve Türk milletini içine düştüğü girdaptan çıkarmak için önder olduğunda göstermiştir. Hoca ile buluşması, dilleşmesi Allah'ın ona bir mesajıdır. Türk milleti, ihtiyarıyla genciyle; kadınıyla erkeğiyle; köylüsüyle şehirlisiyle; hocası imamıyla seninle beraberdir. Sana duacıdır, demektedir. Anlatılan hatıraya gelince: Bilginin Yunan olması ve o bilginin İmam-ı Azam Hazretleri ile karşılaştırılması da yine bir mesajı beraberinde getirir. Anadolumuz'un Yunanlılar tarafından işgal edileceğini ancak Hak dostlarının, Hak âşıklarının buna izin vermeyeceğini gösterir. Nitekim Yunan bilgini, yumurtlayan hayvanların ve doğuran hayvanların tesbit ve tefriki için yıllarca gezip dolaşmasına rağmen nasıl boşa kürek çekmişse Yunan da Anadolu'nun Hıristiyanlaştırılmasında boş yere yorulmuştur. Çünkü ehlullah, Mehmet Akif'in İstiklâl Marşımızda zikr ettiği gibi: "Şu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli/Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli". Anadolu' dan ne ezan sesinin duyulmamasına, ne tevhid sancağının gökyüzünün enginliğinden indirilmesine razı olmazdı. Bu, asırlarca böyle olmuştur. Ne zaman Türkler uçurumun kenarına gelmişse Türkleri çok seven Allah(c.c.) bu milleti zilletten ve zevalden veli kullarının yüzü suyu hürmetine teveccühte ve himmette bulunmalarına rıza göstermiştir. Hoca Efendi' nin Mustafa Kemal' le dilleşip söyleştikten sonra köye gitmek isteyişi, hocamızın sohbetlerine istinaden herkesin kendi usul ve erkânına göre hareket etmesi gerektiğini ifade eder. Devlet ricali devleti yönetmeye, ehlullah manen terbiye altında himmetleri ve feyizleriyle, hayat verici nefesleriyle Türk milleti için, insanlık ailesi için kâmil insan yetiştirerek onun elinden, dilinden, cümle uzuvlarından hizmet sunmaya, Türk kumandanı hudutta, cephede milletini muhafaza etmeye memur kılınmıştır. Nitekim şu hikâye bu gerçeği dile getirir: Atpazarî Osman Efendi, Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa' ya nasihatında: Siz, bizim hırkamızı giyseniz, sizin örf ve nizamınız bozulur. Biz sizin kaftanınızı giydiğimizde ise bizim yol ve nizamımız bozulur. Bu sebeple, herkesin kendi usul ve nizamına göre hareket etmesi daha uygundur, diyerek aklın meşrep ve kabiliyetler doğrultusunda kullanılmasını tavsiye etmiştir. Bu güzel sözün bir eşdeğerini, Edirne Sarayı' nda birkaç gün kalıp II. Murad' a himmetlerde bulunan Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri de söylemiştir: Hünkârım, müsaade buyurun, bekleyenlerimiz var. İhvan-ı kiram bizi bekliyor. Allah, tac ve tahtınızı kadim etsin; Devlet-i âliyye-i Osman' a hizmetiniz bol olsun. Biz sizlere duacıyız. Bizim görevimiz, halkı eğitmektir; Sizin göreviniz ise halkı yönetmektir. Müsaade buyrun, biz eğitimle meşgul olalım, siz de yönetiminize devam ediniz. Eğer biz halkı eğitmezsek, siz yönetimde çok güçlük çekersiniz.) Atatürk, kendisine tevdî edilen vatanı kurtarma görevini binlerce asker, yüzlerce komutan ve kendisine yapılan himmetlerle yerine getirmiş muzaffer bir komutandır. Elbette beşerdir. Artıları yanında, her insan gibi onun da eksileri vardır. Ancak asl olan yaptığı hizmetin büyüklüğünü kavrayabilmek ve kavratabilmektir. Zira insanlar, birbirinin eksiklerini görmekle bir yere varamazlar. Artılarını görmek lazım. "İnsan, arkada bıraktığı hizmetleriyle rahmete mazhar olur ve insanlar ebedi dualarını, minnet dileklerini tarih boyunca yâd ederler. Onu bağrında, sinesinde yaşatırlar." Devletin başına geçen iktidarların Atatürk' ü topluma sevdirmeleri gerekirdi. Eğer Atatürk' ü doğal halinde bıraksalardı, Türk milleti, yüksek karakterli ve büyük bir toplumdur. Tarih boyunca kendisine hizmet edenleri şükranla yâd etmesini bilmiştir.Halk kendine önderlik eden bu büyük Türk kumandanını da minnetle, şükranla yâd etme görevini gayet güzel yapardı. Ancak zaman zaman Atatürk' ü putlaştıranlar olmuştur. Bu hareket de inanç sahiplerini rencide etmiştir. Atatürk putlaştırılmamalıydı. Eğer Atatürk sağ olsa, kendisini putlaştıranlara ne derdi? Elbette şiddetle reddederdi. Nasıl ki; Kütahya istasyonunda iken trenin kompartımanında "Kütahyamız'a peygamber geldi," diyen maarif müdürünü elinin tersiyle ittirdiyse kendisini putlaştıranlara da aynı şeyleri yapardı. Bu konuda hata yapılmıştır. Bu çok önemli konuyu Ziya Paşa'nın manasıyla güzel, elfâzıyla güzel çok değerli sözüyle noktalamak istiyorum: Nev-i insan, haşre dek ta'zîm ederler adına Kim fedâ-yı nefs ederse cinsinin imdadına (Halvetinetten derlenmiştir.)

Tanrı dün akşam bir kadınla kaçmis Dükkanada satılık yazmış. Aslında ortadada bir şey yokmus Sabah kalkmış Dükkanını açmış Güneşin altını yakmış Rüzgarla ortalıgın tozunu almış Sabah Cebrailin anlattıgı “meryemmiş “ kadının adı Bilmem kaçbin senne evvel Çocuklarının doğdugu gün anlaşamayıp ayrılmışlar Oda tutmuş sıfırdan başlamış Tanrı dün akşam bir kadınla kaçmış Dükkanada satılık yazmış “Karanlık”SELMAN KARACA 2005
akşam karanlık bir yolda bir sersem sarhoş yatmiş kalmış akşam yağmurun altında güzel genç bi kız sızmış kalmış şaraptan kefen giymiş iyice ıslanmış, iyice ıslanmış sokak insanları kimse gormek kimse duymak istemez baştan kaybolanları kimse bulmak istemez kimse bilmek istemez akşam zamansız bir anda hayatlar durmuş herkes susmuş sessiz yalnız saatlerde çocuklar varmış kimden kaçmış birisi yarın olmuş biri dünden kalmış bugünden çalmış sokak insanları kimse gormek kimse duymak istemez baştan kaybedenleri kimse sormak istemez kimse bilmek istemez sokak insanları kimse gormek kimse duymak istemez baştan kaybolanları kimse bulmak istemez kimse bilmek istemez... (A.Aslim`dan dinledim)
şarkiya istinaden Bu Fotoğraf`a baktım Yasamın köşe başlarında bir zamanların nice yürekleri dayanmış, hatalarımızla, kaderlerimizle, çaresizliklerimizle geldiğimiz bir nokta, neler oluyor bize derken o çaresizliğe sessiz kalınır, uzanması gereken eller korkaktır. Yarınlar daha kaç yüreği o köşelere mahkum edecek kimbilir, hesapsız kitapsız yaşamı genç yüreklerde nezaman farkedeceğiz?
hasat
bir sevdim de çok oldu çeşit türlü derd oldu bal ile kaymak dedim usul usul bel oldu
taraf
suyun öte tarafı mı tebdil –i mekan yoksa kaybetmenin ala rengi mi bildiğin kaç renk varsa yayılır ebru suda korkma desem çarpmaz mısın duvara şimdi de bir karşılama var bir de güzelleme yazdı bir kış bir sabırda buluşan senle benle tanıdık tanımadık olmaz bir selam var baki tezatlar karşı ruha bedenine yağmur kokusu hüzünleri taşır da ağlamak mı sanırsın bereketli gelen damlalar ferah günler yarına söz veren akşamın gün ışıkları bildiğin tüm renklerde hissetmek sabretmek hamallık iş emek dolu bir tohum dalından düşen olgun meyva aslolan sevgi … huzurunda bir hayat büsbütün var.
yenilmekse daha iyi kaybetmek şimdi sıra ben de)
Feyz
firkatin sivri ucu dayadın vücuduma beyazdan dönmüş rengim düpedüz ezilmiş ağırlığın altında tozunu izledim yüklü başından kafanı kaydırdın dimdik yana yana sicim gibi sardın dört bir yanımı ne haber çocuk dedim hiç dedin boşluktan doğan boşluğu doldurma ihtiyacı emin ellerde kurşun kıpkırmızı sevdalanmış sayfa yaşarken ölüm hayatta yaşasın sesi dilendi dinlendi sadakasız uruk ulk için ma elzem nedebe sebep toprakta madeni
doğan insan baş ebede son ezele yıldız gün eş dünya ince kız oğlan tanrı tapan şeytan odalık yok ibadet Allah doğurulmuş ana bakir belle insan aynasına bil mayasına inanan kutlu dinle dinlerden dilde kendindesen her şey ortada hiç yok medeniyet çok bol ok düşmüş içine kan şiddet ortada sağlam yalnızlar ölüme aymaz ayrılıklar aşıklar vahşet medeniyet madeni hali müstakil değersiz…
ramak
gökten yıldızlar yağdığında sağnak sicim damlalarla yağmur sel rahmet çektiğinde can yanmak var bildiğin bir sığınak ister sırılsıklam kor ateş istersen yerimdeyim uzat elini gel ne avucum kirden kaymak ne ince parmakların ateşten pür-i pak ortada her şey yerli yerinde yeter ki bir bak.
hikaye
bi hikaye anlatsana hey sana söylüyorumana di bana akıl ne kalb ne sen dinleme beni desen de yalvartma beni de akıl en büyük bilge en ince en azgın azimli çalışkan düşünce talepkar hesapçı acımasız adalet avcısı yürekten hiç bahsetme en büyük deli dur durak bilmez çift dili en vahşi ve en uysal cesur hesapsız sıcak ve merhametli adalet bekçisi demiştim ya kılıç kınında akıl çıplak duvarda Zülfikar kalb kını sahib bilir inanırsan canım benden bir hikaye maksat güzel gönlün olsun bir güzel…
bahçe
ödüm patlarcasına korksam da anlam katanlardan bana alırım yüreğim elime çalarım bir başıma köpürür harbim korkumda derim köpek sen misin sadık olan it gibi yahut at bataktan halat eden de ki ırak yakın eyleyen yok gibi yok der var it at bir mastar acıtır başı boştan düşen ince iri iyice kar deste deste aklım yar göz açtır açtırma sakın sanma san da yaşamaya canım sıdk elim başım dağ taş gözüm alaz kalbimin ayağı ağrıyor vuruştan başım ağrıyor çarpışmadan düşüyorum can havli ile ve elve ay balam bahçeye çıkıyorum
meze
yazdım kışa koşarken bahar umut yok yaşa kışın sevdalandığı bahar
kısmet
bir düzine bir dizine tak tak yok olandayım
Köy, insanların belli bir sebepten dolayı eski zamanlarında ayrılıp daha sonra tekrar dönmek istedikleri yegane mekanlardan birisidir.Kimilerinin yoktur, gurbetten gelmişlerdir, göçmendirler ya da köy diye Kadıköy ya da Bakırköy’den başka gidecekleri bir köy olmadığı için işyerinde ya da samimi bir arkadaşlarının memleketlerini ziyaret edip kendilerine bir köy seçerler. Öyle bir mekandırlarki Trabzon’un rakımı yüksek haneli yaylalarında ya da Akdenizin denize sıfır rakımı 0 olan ya da iç anadolunun bozkırlarında hiç bir agacı falan olmayan bir yerde de olsa herkesin sevmesi için kendince nedenleri olan bir yerdir. İnsanlar hala çok samimi falan değildirler bunlar tamamen geyige alınmış , efsaneleşmiş sözlerdir, kapitalizm, para düzeni köylere kadar girmiştir, sadece köyde yaşayan insanların ellerindeki likit para düzeyi az oldugu için şehirli insanlardan sadece daha az kapitalist olmalarından dolayı yaşamlarını devam ettiriken şehirliler kendilerini samimi falan bulurlar ama kazın ayagı öyle değildir. Sen samimi isen her yerdeki insan sana samimidir zaten bu yüzden köye falan giderseniz herkese güvenmek gibi bir malaklık yapmayın.Bir de burada yaşayan insanlar aşırı derecede küfür ediyorlar tamam şehirlerde de var ama burada yüzdeye vurursak daha çok , ekşisözlük internet sitesinde bir noktalama işareti diye hayvan arada aratınca aklınıza gelebilecek bütün küfürler bu yerlerde yaşayan insanların çocuklarının agızlarındadır. Parayı bulmadan sakına hadi gel köyümüze dönelim moduna falan girmeyin rezil rüsva olursunuz.Fısıltı gazetesi denilen gazete baskısını burada günlük değil -1 günden gelmektedir.daha siz eyleminizi yapmadan sanki o eylemi yapmışsınız gibi sizin adınız çıkar daha sonrada siz onu yapmaya mecbur kalır durumuna düşersiniz yani bir nevi azınlık raporu durumu, o yüzden sıkı bir para ile gidin.Yoksa batmışta o yüzden gelmiş köyüne diye laflar çıkar, tüm bu sözler olurken aynı zamanda da fabrika kuracakmış, araştırma yapıyormuş gibi sözlerde çıkar ikisine de bakıp gülersiniz. Şehirden geldiginiz için sanki şehirde para çok kolay kazanılıyor, insanlar sizden nedense kendilerine para bagışlamanızı isterler bunu direkt söylemezler hatta direkt paranızı da almazlar ama eşitli yöntemleri vardır burada yaşayan insanların.bu yüzden zeki çevik ve de zaman zaman sinsi olabiliteleri yüksek olan yerdir. Şahsen gidecekseniz kendi köyünüz değilde yabancı bir köye gidin ama o zamanda ugursuz adam kendi köyü dururken neden bizim köye gelmiş, hırlı mıdır ? hırsız mıdır ? lafları ortalıga çıkar, en iyisi mi siz emekli olunca ya da olmadan pek köye falan gitmeyin. Ölünce köye götürsünler ama mezarınızı zira bayram namazından sonra ve arefe günü bütün köylü köyün büyük camisinden sonra çıkıp mezarınızı ziyaret falan eder.hatta uzak akrabalarınızda görüp onlarda dua eder.
Dünyada yasamin büyüsü yada kara büyüsü ne ? Etrafimizda gördüklerimiz realmi yoksa? beynimi dinginlige ucurdugumda gittigim matrix sehirlerindenmi geciyoruz gücümüzün yetmedigi gelen her günü kontrolümüz disinda tükettigimiz bir saniye sonra basimiza ne gelecegini bilmedigimiz bu muhtesem mavide bizi tutan ne olaki?? yasamak icin zorlayan ,bize bitmez tükenmez hayaller kurduran ..gülerken ,sevisirken yada mutluyken sonsuzlugu hissettiren, mutsuzken bile bu dünyaya baglayan cekim gücü ne olaki ...elmanin agactan yer düstügü gibi düsüyoruz yarinki yasamlarimza.. dip not;(ulan eva insani yemeseydin su elmayi..olmasaydi aclik hersey senin ac gözlü olusundan baslamadimi diye kiziyorum ..) Kafam cok fazla karisik sigarayi biraktim , böyle anlarda bir duman istiyorum allahtan cigaraya devam kirk yilda bir de olsa.. esimle tekneyle acilinca ... arada gece ucuna yatiyoruz teknenin saman yolunun üstümüze cöküsünü hizlandiriyoruz ..cocuklugumdan beri acayip severim gece yildizlari seyretmeyi ...her firsatta yaz geceleri en az bir saat nerdeysem yere yatar onlari izlerim. yasamda ne kadar anlamsiz hücreler oldugumuzu tek derdimizin ...su yasamdan gecmek gitmek olusunu anlatir , bazende susarlar onlarda hep gitmekte milyonlarca yildir ...bizide icine aldiklari kara delikte bizde gitmekteyiz baki kalan hic bir canli yok....bizde yokuz belki hersey kocaman bir Fatamorgana.... Simdi Evaya kizmisken gecen basima gelen bir hadiseye moralimi cok bozan caresizligime deginecegim ... Haftalik alisverisleri bilirsiniz her gittigimizde evde sanki hic yiyecek yokmus gelir...yada alir gelirsin torbalarca dolaba girinca yok olurlar....nefret ederim su yemek icmek meselesinden ondan Eva benden hep küfür yer kulaklari cinlasin. Gene alisveris!! Cocukalrin sütü ,eti,makarnasi vs vs en önemli olanlar alinir ilk is sonra gerekli gereksiz konsum tüketim malzemeleri ..sonra evdeki kedinin ,köpegin mamalari ................................. derken kasaya gelinir . salak kasaya her aldigini dizersin tek tek sanki millet görmek zorunda ..igrenc bir hal ama baska sansin yoktur.. herseyi dizdigim anda omzuma bir el dokundu... orta yasli belki benle yasit hatta ama yorgun soluk benizli belli ....bu arada kasadaki kiz aldiklarimi okutuyo... adam-hanfendi !diye basladi sözlerine "benide evinize evcil hayvan olarak alirmisiniz?" ben-!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!ohaaaaaaa hadi bakalim cevap ver ..baktim gözlerine ve hic gözlerimi onun gözelrinden kacirmadan lütfen estafurullah beyefendi . adam-yok ben ciddiyim ....yasamda ciceginde ,böceginde ,insaninda, hayvaninda sanslisi olmak gerekiyormus .ben insan olarak sansli degilim birde hayvan olrak dememe izin verin ...... (bu arada kasanin arkasindakiler ,kasadaki kiz,yan kasadakiler hepsi bizi dinliyor) -sanirim moraliniz ve icinde bulundugunuz durum sizi biraz yormus ne dediginizi bilmiyorsunuz diye sacmaliyorum ama ....icimdeki aci,yasama olan adaletsizlik hirsim acayip depresiyo...kasadakileri birakip cikacam ..sanki suclu gibi ...herkes bana bakiyo sanki suclu gibi...ne yapacam yaaaaaaa ben simdi derken ..bir iki güvenlik görevlisi gelip adami kasadan paketliyorlar ..herkes bana bi sekilde aklina gelen teselli yada telkin eden sözler söylüyo.. ülkenin haline bakin artik alisveris yapamayacaz ,issizlik insanlari delirtti vs vs gibi herkes herseyin farkinda..bende ,hepimiz ...ama degistirlemeyecek farkindaliklar ....kime yetecegiz??? afrikada her 5sn ölen bebekleremi aidsle dogan bebekleremi doguda satilan kadinlarami hindistanda bokunu yiyenlermi ülkememi!! teröremi savasta eziyet görenleremi tecavüze ugrayan cocuklarami sokakta dilensin diye sakat birakilanlarami kendini satanlarami baskasini satanlarimi hayvanami insanami börtü böcegemi esedostami etrafinami köre topalami . . . . lan biz bu dünyadaki hangi sorundan kurtulacak yetenekteyiz ki? arabaya aldiklarimi firlatiyorum..ne eve gidip yemek yapacak ne de aslinda araba sürecek ruh halim kalmadi adamin gözleri ve dedikleri yankiyo....ne boktan yasamak hadi gelde yasamaktan cok mutluyum oleyyyyyy diye bagir ..A...koim böyle dengesizligin a..koim böyle düzenin diye cikiyorum salak trafikten otobana avazim ciktiginca bagira bagira aglaya aglaya.. bu kurallari ben yazmadim.üzgünüm cok üzgünüm yorgun gözlü adam cok . :-(
|