ay / inan6666 11/01/2008
37 derece kuzey ve 171 derece batı adresinde ayın karanlık yüzünde bir krater vardır. sene 1972 den beri ay haritalarında bu çukura parsons denilir. jack parsons roket bilimi yakıtlar ve patlayıcılar konusunda epey icatlar yapmış bir alimdir. aziz hatırasına beyle isabetli atıfta bulunmak takdire şayandır, zira parsons tüm mesaisi kancık ayın esrarengiz sihrini anlamak olan bir büyücüdür ayni zamanda. 7 Comments kirmance / inan6666 11/01/2008
nave de çiya ? {senin adın ne ? filim / inan6666 10/02/2008
harald and kumar escape from guantanamo bay filimine korsan dvd tezgahta rastladım. iki sene önce bunların bir filimini daha izlemişim. iki kanka canciğer sarma cigaradan kafa kırılanda deli acıkıp şeherden epey uzak, minnak hamburgerlerile meşhur dükkana gidelim diyolar. filim tabe, yolda başlarına gelmeyen kalmıyor. kovalanıyorlar. tutuklanıyorlar. meltem zıkkımlanan neco kulakları çınlasın, tam senlik deyip sürmüştü sidiyi önüme. aman birader dedim sıkılmayım. yok dedi, beğenicaana kalıbımı basarım. bomboş filim, resmen vakum. iyi madem. alsat / inan6666 09/28/2008
aksak kısa boylu. surat sinsi, sağ ayak hafif yan sürüyor. kalçası ufakkene kırılmış, bu sebepten askere almamışlar. babası kapalıçarşıda kumaş ticareti yapıyormuş, şimdi bu oğlu da etek satıyor. mağaza osmanbey’ in apandisiti sayılan tenekeciler yokuşunda, yol seviyesi sekiz on basamak altında, yarı zemin. bina 6 katlı ama kot farkı sebebinden sadece üç katı görünüyor. geri kalan üçü tam siper, kör topal ticarete yataklık ediyor. giriş vitrin, sağlı sollu naylon kızlar etekli, aynalar ışıklı yer nehir taşı ucuz işi dekorasyon. içerisi ağazına kadar etek dolu. uzun kısa renk renk yer gök etek. karnım acıktı. şurdan kanat ızgara söleyiver. fuckara / inan6666 09/11/2008
hazreti pir sultan cehennemde ateş yoktur, herkes kendi ateşini yanında götürecek dediği doğrudur. içimizde cehennemler gezdirdiğimiz, gündelik hesaba ömür tükettiğimiz, arşa doğru göt verdiğimiz, aldığımız nefese şaşırmayıp verdiğimiz kuruşa acındığımız bir hayat yaşadığımız doğrudur. şunca içerimizde saklı bütün yalanların parlak, kalan hakikatlerin puslu olduğu doğrudur. bu otelin cehennem taslağı olduğu da doğrudur. emekleri ile yaşayan cahil insanların kem akılları ile servet biriktiren sinsi alçakların kölesi olduğu mutlaka doğrudur. açık büfe akşam yemeği servisinde süratle içip tıkınırken herifin birinin boğulma tehlikesi atlattığı, koca göbek çelimsiz bacaklarını havuza doğru beş dakka müddetle titretip orta yeri sıvışık açık büfe sınırsız kusmukla süslediği doğrudur. bunca çatlayana kadar yiyen insanın kimbilir nerede birinin açlığına sebep olduğuna kafa yormak da doğrudur. bu otelde doktor bulunmadığı, müdürün konsomasyona garsonların animasyona çıktığı doğrudur. bu otelin havuzbarında sağ ayağımın ıslak zeminde 18 saat ayakta çalışmaktan su topladığı, birkaç gün geçmeden bezenin patladığı, açık yaranın bir türlü kabuk bağlamayıp nihayet sızım sızım sızlayan bir iltihaba terfi ettiği doğrudur. burada geçirdiğim 24 günde toplasan 48 saat uyumadığım da doğrudur. nihayet istanbul’ a dönen otobüse biner binmez koltukta sızdığım, zifir zehir baygınlıktan ancak sabah 7 gibi şehre girerken uyandığım, içimin kamaştığı, evimi özlediğim çok doğrudur. kaşık havası / inan6666 08/30/2008
deli süvari elde pala yek yeldir yepelek gömlek dilde lafzırabbani allah allah kuşkırlanguç gibi kavi yardırıyor, bunların on yüz beşyüz yalım kılıç üzerine gelmesinin kükürtlü tesiri şimdinin benzinli avcı uçaklarının şura bura şıpınişi humbara bomba serpmekle şeheri canhıraş yahut cepheyi hurdahaş etmesinden daha az değildir. beyle kıvrak harbetmesi iyi güzel, taze devlet tez zamanda peçeteye düşen yağ damlasi gibi genişliyor. öte yandan numune piyade mevcudu olmadığı için ayağını toprağa basamiyor, yayıla yaslana devlet olamıyorsun. bu durumda çaresiz yazın gavura yağmayı verip kışın şu harika balkan tarlasını nadasa bırakıyorsun. lubemath / inan6666 08/23/2008
Pek çok pratik problemde titreşim enerjisi yavaşça ısı ve sese dönüşür. Yapılan işin niteliğine mukabil, sistemin enerjisi ve buna bağlı olarak yerdeğiştirmesi de azalır. Karşılıklı bu ilişkiye, yani titreşen sistemin enerjisinin ısıya veya sese dönüşerek azalmasına sönümleme diyoruz. Bu süreçte, dönüşen enerji göreli olarak azdır. Ancak, titreşime dayalı problemlerin çözümünde bu dönüşüm önemli bir rol oynar. Mühendislik hesaplamaları dahilinde sönümleyici ne kütle, ne de elastik bir yapı olarak kabul edilmiştir. Sönümleyici kuvvet, sönümleyicinin iki ucu arasındaki göreli bir hız farkından oluşur. Pratikte, sönümlemenin nedenini bulmak oldukça zordur. Bu yüzden, sönümlenme olayı çeşitli şekillerde modellenmeye çalışılır. Histeresiz sönümleme modelinde, malzeme veya cisim deforme edildiğinde bir kısım enerji yutulur ve malzeme tarafından sönümlenir. Bu olay, malzemenin iç yüzeyindeki kayma ve sürtünmelerden kaynaklanır. Kuru sürtünme modelinde ise, sönümleme kuvveti hareketin olduğu yönün aksi yönündedir. Kuru sürtünmeli titreşimlerde veya yetersiz yağlamanın olduğu yataklarda bu modele başvurulur. En çok kullanılan model ise viskoz sönümlemedir. Burada, mekanik sistemin enerjisinin bir kısmının ortamdaki sıvıların veya gazların direnci nedeniyle kaybolduğu düşünülür. Kaybolan enerji miktarı titreşen cismin şekli, boyutları, sıvının viskozitesi gibi birçok faktöre bağlıdır. Sönümleme kuvveti titreşen cismin hızı ile orantılıdır. Bu modelde, iki cisim arasındaki sıvı filmi, piston-silindir yatakları türünden uygulamalar incelenir. N.' nin viskoz akış bağıntısını, uygulamaları çözümlemek için kullanırız. Bu bağıntıya göre, kayma gerilmesi, viskozite katsayısı ile du/dy çarpımına eşittir. Küçük bir film tabakası için lineer kabul yapılırsa, du/dy = v/h olur. Bir de sönümleme sabiti tanımlanır; C = dF/dv. Şimdi, pornografik bir piston-silindir sorusu yöneltelim; D çapında bir piston D+2d çapında bir silindire P kuvveti ile, hızı V olacak şekilde basılmaktadır. Piston eksen uzunluğu l, akışkan viskozitesi n ise sönümleme sabiti C' yi hesaplayınız. bengi' den 08/12/2008
bengi olağanın çizgileri olsa göremeyecek kadar noksanlıdır, onun kirpasak gözlüğü nuhunebiden kalmıştır. bunu gömleğile nadiren silip temizler. her silişte camlar az daha çizilir, görüş az daha bulanır. görmenin böyle enayi kısıtlanması sebebinden bengi sadece şekilleri ve renkleri görür, ancak fiziken genel eğilimi tanımlayabilir. bengi neredeyse tüm gün boyunca şuraya buraya bakarken önüne çıkan ayrıntıların insanı boğan yakınlıklarından uzaklara firar edip olağan insanların gerçek dünyasını olağan bir düşün gerçeğe çok yakın bir tasarımına benzeten eski gözlüklerini takınmış vaziyette gerçek bir astronot gibi dolaşır. bengi' nin acınası kısıtlarından birisi, olağan gerçeğin neye benzediğini çoktan unutmuş olmasıdır. bunun sebebi, sadece sadece eski gözlüğüdür. bengi' nin üzerinde önemle durduğu göt teorisinin en önemli ölçüm aracı işte bu gözlük idi. bu gözlüğü takanda bengi her şeyi göt gibi göre göre şimdi eski gözlüğünü yenisi ile değiştirmiş olmasına karşın halen gördüğü her şeyi göz göre göre göte benzetiyordu. durum bundan ibaretti. en azından şimdilik. geribass / inan6666 07/24/2008
ahaa güzel söyledin bu iyi güzel oldu bak. şimdi, dediğin o “büyük geri çekilme” nanesine tantrik metinlerde sık rastlanır. düzden gidelim, bunların hepisini dandirik diye anlasan olur, dediğim bu tantra bir kuru tantanadan ibarettir ve işin hakiki pırıl pırıl inkişafı onbin senelik türk milleti davasını deruni anlamayı icap ettirir. ilk hamlede bizim ahali nezdinde geri çekilme yahut göbee peçete tarif edilen bu kontraseptif ameliye, esasen azami haddini aşmış bir ilerlemenin tam aksi yönde ancak kayıpsız ve noksansız olarak gerilemesini, ricatı, hatta apaçık deveranı irticaı anlatır. muhakkak bu çekilme tam rindane kıvam merdane bir vaziyette olmalıdır ki elzem afsunu efsanesi tamam olsun. elhamrulillah / inan6666 07/15/2008
‘elhamrulillah’; `elhamrulillahirabbilalemin`; hamr, alemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur; mütekeyyiflerin tamamına açıktan meyleden gizli bir halkanın saklı şiarıdır ki alenen dile getirilmez, evliya çelebinin rüyasında peygamber hazretlerini gördüğü vakit ‘şefaat ya rasulullah!’ dileyeceği yerde sürçilisan edip ‘seyahat ya rasulullah!’ dileyip bulması gibi saklı, sır sayılan bir hikayesi vardır, halkada bir zaman meşkedip meçhul kademe çıkana münasip lisan ile üstadı söyler; derler ki keyfiazaminin ertesi serde husule gelen kesif ağrılar için kalpten şiarı geçirmeli, derhal o an “aaah! bu ağrı kesileee, yekten yere basılaaa, şol nargile tıkılaaaa, peh bu bahtaaaa peh bu akılaaaa, lailaheiillahuuu, elhamrulillahuuuu.." ceman nida edip halkaya meyletmelidir, o esrarlı vakitte ağrılar sızılar halkanın üzerinde yekdiğerine sarılıp toplanır, yılankavi kafdağına uçaar gider diye ravi nakletmiştir.. | etiket
|
RSS Feed