tucci / inan6666 05/04/2009
 

µtorrent istediim videoyu indirmiş. flower tucci. götine maaleyi alsa daha yok mu der. yarak yiyor yanına iki parmak daha ve el ayak çekildiinde ne kadar sakin. tokadı suratına yiyor seni seviyorum. yiyor bir daha seni seviyorum. doğru söylüyor. adam bunu zeytinyaala skene dursun çiçek çeşmesi akıyor ışıl ışıl. şahane. votka soda yaptım kendime. bir cigarayı hakladım. saat 1:52. yazmaya başladım. aklımda flower tucci. sevgilisi var. olivia o’lovely. bundan daha yaşlı ve arjantin alman ispanyol şu bu melezi. o da götlü bişe. murs dei ibne bir zncinin videosunda oyniye şimdi adını unuttum. joost’ a üye oldum orada biriktirdim bikaç video yarın bir daha izleyim öğleden sonra. votka sodaya nar ekşsi dökecektim vazgeçtim. akşam 8 gibi starbukc’ ta yarım litre sumatra kahvesi içtim. yirmi paket şeker. sinirlendim hepisini içemedim. sol masada çok oruspu bi kız oturuyor. votka bazuka. ona da zam yapmışlar yılbaşında içmiştim 9.90 şimdi 11.90. arada kıza bakıyorum. hayvana bağlicam ortalık karışacak. flower tucci yine aklımda. ayarımda sapıtmış o kaltak nerede ? hemen glsin. votka soda iyi fikir, üç ölçü soda bir ölçü votka. ölçüsüz olan benim. bir sigara içeyim. açayım flower tucci anırsın. üstüne yazayım. porno dinlemek çok eğlenceli. yazmak çok eğlenceli. kaldırıp yazmak lazım. siki kaldırıp yazacaksın. o ibne yazıları bitecek o zaman. yazıyorsa sikecek. yazı sikmeli. sikişmeli. yöntemi buradan alarak devam edelim. dün flimi çekilen bir kitabın yazarını kurcaladım. adam okura mektup yazmış. çok acaip. bulun okuyun. ekranın soluna flower tucci koydum. sağa bakınca onu görüyorum. sola koysam daha mı iyi olurdu çünkü soldan sağa yazıyorum sağa daha fazla bakıyorum flower götine plug sokiye zeytinyaana bulanmış içine itiye bunu yazmam lazım sesi kısılmıyor hiç. büyük bir cğeri var nefesi sağlam. hala tarif ediyor ne istediini. berbat bir oruspyum evet sik beni diyor evet diyor o şişeyi götine daldııp içini yağlıyor bu topuzu götine yerken amcığını oğuyor oğdukça boşalıyor. wiki2 de yazdıına göre flower tucci female ejeculation ilmine vakıf bir sanatkar. votka içiyorum ama kıydım paraya bir şişe chivas regal aldım. le cave. firuzağa çaprazındaki şarapçıya 73 lira verdim. elma kokan sıvı sabun aldım. iki softone lamba. taşaklarım ampul gibi yaktın flower tucci. bizim etli karılar çok tutuk oluyor yatakta. çok utanıyorlar. sürtük aranıyorsanız zayıfları kovalayın hovarda kardeşlerim. kızlar bunu biliyor. inan küçük köpek memeli olanları seviyor. votka soda içiyor. jack daniels alacaktım memlekette viski sıkıntısı varmış şarapçı eyle diyor. ithalatçı firma usülsüzlük yapmış ithalat sıkıntılı. tezgah altına düşmüş viski. zate içmeye niyetlensem çeşme kurur buna şaşırmıyorum.

gandi nefsinin kudretini sınmak için üç beş taze kızla aynı yatağa girermiş. onu hürmetle anıyorum. çok yaşa aziz gandi. köleyi azad etmenin başka yolu yok, senden öğrendim. kırallar güzel sikişir, onları yattığı yerden tanımak mümkündür. hürriyet hissini tattırıp bizi kul köle eden kırallar olsun. bakalım kim şikayet ediyor ? cemiyeti veya kalabalık nefsile bir kadını mutlu etmenin yolu nedir ? hürriyet hissini tattıracaksın. n+1 dei bişe yazmıştım orda kadını doğrarken ne diyordu adı olmayan ? sana din ve kanun getiriyorum. bunlar hürriyetin kısıtları. tasmanın boyu. gdebileceğin yer. az daha gidebilirsin. bu sınırı belli olan yer yurdun. içinde hürsün. hür müyüm ? evet bebeim. seni seviyorum. gebertene kadar sikiyorum ama ölmezsin korkma ben ölüyorum. senin için. günahlarını alıyorum. isa zayıf idi çarmıhta ne kadar çelimsiz. o gee. flower tucci gagging choking ve anaerobik sikiş hususunda tecrübeli bir oruspu. shyla stevez izlemiştim bunlar aynı kandan olmalı. en iyi oruspun benim diyor. im your best fucking whore. i fucking love you. im fuckin eatin your fuckin asshole diyor. flower’ in myspace sayfasına baktım sadece arkadaşları göre biliyormuş.

pornoya verdim kendimi. düşünmek istemiyorum. bankaya borcum vardı kapattım. hacıya uğradım. kubar aldım ekip yanımdan geçiyordu zula avucumda sakladım. çok sakinim. bakkala grdim sigara aldım. kral lark. aklıma geldi onunla yine karşılaşicaz biliyorum. daha yeni başladı kağat almadık oyun ortada. masadayız. etine oynuyoruz. senin benim etim. benim etim senin. bu ses etinin sesi. seslemi et. ete vur et dei ses gelir. türkçe. et değişince sesi de değişir. et sesi biriktiriyorum. babam kasap benim. et sesini yazıda biriktire bilirsen bir daha et yemesen olur. flower tucci vejetaryen yaziyor wiki’ de. bu göte et yemez demek için aklını kaybetmiş olmak lazım. wiki bitmiş aziz kardeşim. wiki’ ye editör olursam ilk işim bu yanlış bilgiyi düzeltmek olacak. yanına güzel edit yazarım. wikiporno daha sağlam bir bilgi kaynağı. bu sitede oyuncular hakkında daha güzel ve tutarlı yazılar var. geçen gün orada epey vakit geçirdim. freeones’ tan göt bakiyordum ordan buldum wikiporno’ yu. bu sitenin yayını iletişim bilmem ne tarafından  kapatılmıştır yazıyor çok kızıyorum sana ne ulan milletin sikinden taşaandan. devlet bana din ve kanun getiriyor aklınca. iyi de, o din ve kanun hemen eskiyor beni tutmaya yetmiyor. kurumsal güncelleme hep geriden geliyor. anakronik bir açmaz var. yazı hayata yetişemiyor. yazının iyisi kehanet içermeli, okuyanın aklını kaygan yollara teşvik etmeli, mümkünse münasip mayii ihtiva etmelidir. boktan yazılar istemiyoruz. kan olabilir. döl olabilir. salya olabilir. kuduz olmak, zincirlerinden boşanmak hürriyetini veren yazıların mahiyetini beyle tahmin ediyorum. olmadı diyelim bir parmak atabilmeli en azından yazı. köle kaderimizi o zaman lanetleyip tam manasila severiz. kararsız kalmayız. bunu sevdim beğendim deriz. soru işaretleri kaybolur.

(    !    )

 

 
 

Sikişte odaklanmak şarttır. Ancak yakınsak bir odaklama neticesinde odak noktasını tutuşturmaktan kaçınmak icabeder. Ziya aşrı olanda bel alevlenir, hayati tehlike mevzubahis olur. Bu sebeple variant focus tekniğini kullanmak gerekir. Variant. Variable. Odak sürekli değişmelidir. Sadece yakınsamak işe yaramaz. Arada ıraksamak, uzaklaşmak lazım. Sikişten uzaklaşmak. Kesafetten firar etmek. Bunlar elzem noktalardır. Tüm bu malumat için spinoza’ ya arada bir başvuracağız. Bilindiği üzere spinoza kendisine kadar biriken felsefeyi sikmiş atmış ve tesiri halen süren mükemmel bir alimdir. Mükemmel diyorum ancak onun kemalini tamamile çezdirmiş değilim. Hatefuck yazısında geçen ve ne yazık dikkati çekmeyen “his ile mümkün ne varise onu akıl ile yapmak mümkündür” fikir yürütmesi tamamen spinoza mamülüdür. oradan yürüttüm ve halen kullanıyorum. asasen spinoza ile bir vakit tanışmış, hatta hasbihal etmişim gibi hissediyorum. Bunun sebebi odaklanma mevzuuna çok kafa bel yormuş olmaklığım olabilare. Spinoza mercek yontardı ve odak meselesine tam manasila vakıf bir insan idi. Bir cam kütlesini alırsın. Bunu hassas çekiçlerle kırmaya başlarsın. Makaslar vardır. Camı bunlarile kesersin. Nihayet sipariş edilen merceğe yaklaşmaya başladığında ovalamaya başlarsın. Rub it. As long as you rub, as good as that shit happens. Bu yöntemle mükemmel merceğe yaklaşırsın. İşin sırrı paralel park esnasında tamponu çizdirmeden yanaşma manevrasına benzer. Yanaş ama öpüşme. Öpüş ama yapışma. Kaportayı değdirme. Diyelim değdi o zaman gerisingeri sanki süngeri sürter gibi çekileceksin. Alaaddin’ in sikini ovalayıp oradan cin çıkarması gibi spinoza da camı ovalaya ovalaya oradan bir ifrit penceresi çıkarıyordu kardeşim. Oruspunun içinden ol ifriti çıkarmak için, zira her sikiş bir exorcism tatbikatıdır ve bu sebepten 6666 yazısikişi içindeki hayvanı meydana çıkaranda şaşırmayacaksın çünki çok müddetle ovaladım nihayet ışıldıyor şeytan buna şaşırmayacaksın, ol ifriti çıkarmak için münasip odaklanma, variant focusing şarttır. Bu teknik fotograf makinelerinde kullanılır. Odaklanmayı ne ile değiştiriyoruz ? diyafram ile. erbaabısikişin aynen bu biçimde karnına odaklanması gerekir. İlmin ikametgahı karnındır. Hissin karargahı kalbindir. Zihnin senin tam bir çöplüktür. Neyin ne olduğunu bileceksin. İyi bir sikiş için açlık şarttır. Kesindir bu. Yemeği kes,  tıkanacaksın. Choke. Palahniuk.


Sikici mutlaka zayıftır. Hareket halindedir. Kan peşindedir. Hızlıdır. Kesik kesik konuşur. Yürüyen merdivenlerden nefret eder. Merdiven çıkmayı benimser.  Daima tırmanır. Çıkacak merdiven yoksa etini yormanın başka yolalrını icadeder. Çok içer. Sıvı tüketimi had safhadadır. Ne bulsa içer. Bilhassa kahveye düşkündür. Zayıf olmanın bir güzel tarafı harika sarhoş olmaktır. Sikici bir kız tanımıştım ve son derece zayıftı. Yarak yenecek gıda olsaydı mutlaka şişmanlardı, yemekle pek arası yoktu. Beş adamın içeceği birayı tek başına içebilirdi. Uzun uzun işerdi ben onu işerken seyretmeye bayılırdım. Sinirleri cildinin üzerine çıkmıştı zayıflıktan, tavuk kanadı gibiydi kolları onları sıkıp tokatlamamı isterdi. Tokatlardım kollarını, savurduğum şaplak oradan memesine yetişirdi. Bizim sikişlerimiz buradan başlardı, o sıra daha tıfıldım ve ekran likit kristal kadar berraktı neye baksam ayan beyan görüyordum dilim açıktı anlaşılır cümleler kuruyordum ama ne anlatıyordum hiç bi şe anlatmıyordum sadece vakit geçiriyordum bunu öğrenmiştim vakit geçmek bilmiyordu buna uğraşıyordum. O sikik yirmili yaşlar bitmek bilmiyordu, aynaya baktığımda gördüğüm oğlan çocuğunun bir kadının tırnağıyla başedecek hali yoktu, ne kadar kırılgandım. Canan vur bana dediğinde neah demişim, taşaklarımı kıstırdı maşa parmaklarila, can havlile bile kıyamadım ona vursana ibne misin diyende ibne miyim bilmiyorum canım yanıyor bırak dedim ölmezsin ben de ölmem istiyorum bana vurmanı ve bunu n için canını yakmam gerekiyorsa canını yakicam dedi zaten sıyırmak üzereydim taşaklarım toparlandı o konuşurken sonra kollarını yakaladım omzuna bağlandığı yerden bahsediyorum sıktım sıktım ben sıktıkça başını eğiyordu kevlara benzeyen saçlarını karnıma döküyordu sonra eğildi ve diyaframın oradan ısırdığında nefesimin gittiğini hissettim neredeyse boşalıyordum hassiktir deyip kulağını yakaladım çektim ilk orada duydum sesini. İnsan kendi sesini bilmez. Tanıdım sandığım kimise onun sesini duyman için çok sinirli çok pis can havli vaziyetlerin içine girmek gerekir. Kavga ederken örneğin adamın kadının sesi değişir. Buna kendi de şaşırır. O ses benden mi çıktı ? Tabe senden çıktı. Hayatını numara ile geçiriyorsun. Kolpa nezaket. Efendim. Müsaade ederseniz. Bir dakkanızı rica edicem. Sevgiler. Saygılar. Şu. Bu. Ivır zıvır. Oysa o sesi, içindeki o hayvanın sesini ne kadar kısarsan o kadar hasta olursun. Hayvansın. saklanma, hayvan olmalısın. Hayvan şeytan ne dersen de, o hep oradadır ama medeniyetin betonunu üstüne döküyorsun her günün sabahı, o görünmesin diye olmadık kılıklara bürünüp bilmem hangi akıllara sarınıp eyle çıkıyorsun sokağa. Hepisi beyle yapmasa dünya nasıl bir yer olurdu düşün bakalım. Ticaret olur mu idi ? Olurdu daha çabuk hemi. İlim irfan olur mu idi ? Olurdu daha berrak. Kafa karışıklığı kalır mı idi ? kalırdı ama karın ağrıtmazdı. Neye ağrıyor karnın ? çünkü hayvan orada yaşıyor, oradan çıkıyoruz, hep oradayız. Baktığında odak olduğunu görüyoruz karnımızın. Olmadık zerzevat ile dolduruyoruz karnımızı, sonra neden karnımız ağrıyor diye şikayet ediyoruz olacak iş değil. Buda günde sadece iki kenevir tohumu siftiniyordu ama o tasvirlerinde hep göbeklidir neden ? bunda meram, ziftin pekini yersen ilimde ileri gidersin uçarsın demektir. İlim karnındadır demektir. Karnınla ilgilidir bilmek. Birini bilmek, bişeyi bilmek, onunla sikişmek demektir bunu bilmem kaçıncı kez söylüyorum olsun sikiş için gitgel şarttır. Karnın aç, sikişmek istiyorsun. Bu iyi bir başlangıç noktası. Take on from this hunger.


Diyafram kısıldıkça çizgiler kesinleşir. Işık azaldıkça resim güzelleşir. Uzakları göremeyenler gözlerini kısarak küçük bir aralık elde eder, resmin kalanından feragat edip orayı belirgin görebilirler. Çinlilerin yaptığı ilk gözlüklerde cam yoktu, bunlarda ince bir yarık bir çizgi vardı. Bozuk gözünü oraya uydurup bakanda miyopi kusuru kayboluyordu. Spinoza’ nın yonttuğu cam işte bu yarığa, bu ince kesintiye, amcık diyelim göt diyelim neyse tam da ona tekabül eder. Görülecek ne varsa göttedir ve spinoza bu sebeple mesleğini tam isabetle seçmişti ve ailesi bu sebeple ondan nefret etmişti. İnce bir yarık ışığın dalga tabiatını da görmemizi sağlar. Newton bu tür yarıklarla deneyler yapıp ışığın dalgadan ibaret olduğunu söylemişti. Newton’ un kedileri vardı ve bunların zulmünden bıkmıştı, şöyle ki kediler içeri girmek isterdi ve o zaman newton kıymetli vaktinden ayırıp kapıyı açardı bunlara çıksınlar diye ve sonra içeri girmek isterlerdi yane koca newton’ u bir kapıcıya çevirmişti bu kediler. Bu mesele newton’ un ilgisini çekti, bunu çözmem lazım ama nasıl olacak düşünürken aklına şimdi kedisi olan evlerin balkonuna filan taktıkları kedi kapısı fikri geldi. Hani kovboylar bara girerken menteşesi yaylı yarım kapılar vardır ya, onun gbi bişe işte, kapı düşey olarak asılıyor açıklığa, kedi oraya kafasını atanda geçiyor içeri dışarı nereye ne zaman isterse gidiyor işiyor sıçıyor ya da balkondan maalleyi seyrediyor filan. İşte bu kapının mucidi newton’ dur, mekanı cennet olsun. Kapı açılıp kapanan bir yarıktır, geçici bir açıklıktır. Eğer bu kedi kapısını ışıkla ilgil deneylerine uygulayabilse idi, o zaman muhterem ışığın parçalı tabiatını da keşfedecekti kimbilir. Bu kedi kapısı fikrini bir kenara ayırın rica ederim. Kedi kapısı kimi göte kimi amcığa tekabül eder. Kapalı gibi durur, toslayanda açılır oradan içeri girersin. Kedi. Pussy. Zaten pussy amcık demek değil midir ?


Bu kapıya omuz atarsın tavanlara kadar açılır. Ya da usulleyin yanaşırsın, sevişe sevişe açılır susam kapı, sollayıp geçende taksim yenikapı, iyice ufka açılande ahırkapı açıkları ve bunun gibi her götün her defasında ayrı bir sikiş edası vardır. Literatür tarayanda kraft-ebbing freud kinsey grafenberg hiçbiri sikişin bu emsalsiz ve benzersiz tabiatına kafa yormamışlar, her bir sikiş öncesiz bir mucizedir asasen. Bunun sebebi sikişe taraf olanların karşılıklı odak kararsızlıklarıdır. asgari sikici hedefine odaklanmış bir amcığa dalanda bunalacaktır. Ol amcık rutine bağlamış bir yayığa benzer, içine düşmeye gelmez. Sarsıntılı kalabasında terayaa eldesine vermiştir mesaii, sikiciye hor davranır. Kim kimi sikiye o zaman belli değildir, kalıntısı kolayca kaybolup gitmez. Hedefine odaklanmış bir sikici ise muhatabını tornaya bağlanmış frezeye uğramış pik çelik levha gibi sikerte sikerte işlediği için ona da yazıktır bir yerde. Sevişesikişe terazisini neye anlattım, işte bu sebeple. Seviş, sikiş de. Sikiş, seviş de. Sevişe sikişe. Gitgel şarttır. Bu gitgel odak kararsızlığını arttıracak ve birinci dereceden bir sikişe sebebiyet verecektir. Terazinin bir kefesini parmaklayıp çekilende oluşan hareketin sönümlenmesi epey sürer. Parmak atmayı da öğreticem, tokat atmak parmaklamak bunlar kadim sanatlardır. gelecek yazılar bunları sikecek. Fingerfuck. Slapfuck. Dropfuck. Bu yazıları müzik enstrümanları, bilhassa basgitar ile örnek vaziyetler vererek yakın zamanda neşrederiz sanıyorum. Slapping tekniği misal groovy çalarken son derece mühimdir. Picking. Stepping. Şimdi kalsın.


1. Gözü kıstın uzağı gördün. Kendini nasıl kısarsın ya da ruhun körlüğü nasıl giderilir ?
2. Oruç ne sebeple nerdeyse bütün dinlerde mühim bir ibadettir ?
3. Spinoza kimdir ?
4. Kedi kapısı neye benzer ?
5. Coffee ::  ffocee::  ff (frictional force) :  oc (occult) : ee (extreme effort) // variant 1: good coffee  needs extreme effort // variant 2: coffee beans should be grinded well // variable 3: coffee is a metaphor of instant fuck // coffee me (twisted occult, frictional force, extreme effort all in one me)
6. Prove ffuck >> fuck by mathematical means (mean fuck machine of any kind can be a good assumption, symbian or whatever) 


 
 

Türklerin kadim tarihinde halk hareketi yoktur, bunlar münferit vakalar olup avam nezdinde kabul görmemiştir diyen tarih maalesef yalandır, inanmayın rica ederim. Aydın isyanını yöre halkı noksansız benimsemiş, hatta bütün hadiseyi sevimli bir masalın içine şifreleyip öyle gizlemiş ki inanılacak gibi değil.   

Sene 1800 civarı Avrupa’da seküler devlet vatandaşlık hukuku bunlar hepsi yeniden yazılıyor. Eşitlik, kardeşlik ve hürriyet damgasını böğrüne yememiş malın pazarda kimse yüzüne bakmıyor. İstambul hükümeti siyasi mali krizden muzdarip. Elinden gelse berbat vaziyeti az biraz ıslah edecek ama beceremiyor. Reform dendi mi cin taassubun nevri dönüyor, olmadık maraza çıkıyor. İşte beyle müşkil halde zamanın aklını fikrini tesadüf veya deil tam isabetle yakalamış, buna göre gün sürmüş kişidir Atçalı Kel Mehmet. Hatırası şimdi Keloğlan namile bilinen bu yiğit keyfi idareye, yerel yönetimin haksızlığına, vergi adaletsizliğine karşı çıkmış, cemiyet hayatını ve devlet idaresini değişen güne göre tanzim etmek istemiştir.

Mehmet ufarak, keltoş bir oğlandır. Köyünde çobanlık eder. Kaval çalar, koyun keçi yaylar. Sesi de yanık, uyak mani düzer. Açlık olsun ne olacak. İçinde bal kız geçen düş kurar. Kel kafası parlar. Yüzü gülümser, gözü ışıldar. Annesi bu huylarına kızar oğlunun. Kim ulan bal kız kırıcam kelini gel buraya dedikçe gülyanak anacım eli gonca anacım vurma nolur yollu yalvarıp kaçar. Nasıl kıysın oğluna mümkün değil ama neye gülüp oynasınlar, hayatları baştan ayağa kara kedere bulanmış gibidir. Koftiden olsa da esasen bu kel kafanın bu dünyaya göre olmadığını bildiği için habire azarlar Mehmet’ i annesi. İster ki öksüz oğlu ahir ömründe ızdırap çekmesin. Ağustos böceği gibi hayallenmeyi bıraksın. Karınca gibi çalışsın. Belki lokma birken iki olur. O ise bu hesaba akıl erdiremez. Bir sadece birdir. İki ise iki. Bunlar başka başka şeylerdir.

Öksüz Mehmet bir günü düşünde kurduğu bal kıza rastlar. O saat çarpılır, şiir düşer diline. Sarı belik saçı beline beline, yandım allah böyle kuluna sayıklar. Kız bunu duyar, çok hoşuna gider. Zalim bir ağanın kızıdır bal kız. Kısadan gidelim, bunlar kaç göç sevişir bir türlü kavuşamazlar. Despot ağa kızına dolanan kel tıfılı zabitana haber verir, üç güne kalmaz tek göz eve askerlik celbi gelir. Yavrumu alacaklar yollu misket yaşlar ağlayan annesini bırakır, çaresiz dağa çıkar keloğlan. Orada zeybekten yaren edinir, tez zamanda kendisini sevdirir. Ocak firarisi vergi borçlusu bunlar hepisi firakın kederinden incir rakısı içip zeybetiko oynamadıkları zamanlar kuytu geçit yolda belde amir zengin hulasa hırsız kimse kıstırıp zulasını ufalar, ganimeti aç bilaça hemen orada pay edip gün geçirirler. Atçalı Kel Mehmet namı alıp yürüyende Osmanlı ordusu bunu avanesile Aydın’ da sıkıştırıp berbat etmek ister. Yiğitler kolpaya gelmez, kolluk kuvvetlerini püskürtüp koca şehri ele geçirirler. Şimdi hepten muktedir olan Atçalı “vali-i vilayet, hademe-i devlet, atçalı kel mehmet” mührünü basıp ferman yazmaya başlar. Zulmedeni uzağa sürer, keyfi vergiyi iptal eder, hakçasını toplayıp İstambul’ a gönderir. Devletin yine de eşkıyadır deyip kellesini istediği Kel Mehmet’ in Aydın muhiti merkez olmak üzere bütün Menderes vadisinde racon kesip para basıp canın malın emniyetini tastamam temin, hasreti çekilen huzuru ve hürriyeti tesis ettiğini gören esnaf zanaatkar yaşlı genç bütün ahali Atçalıyı baştacı eder. 

Ne var, devler canavarlar kem cinler cadılar belirir uzak tepelerden, feleğin tekerine taş koyan  Keloğlanın kafasını kör satırla kesip saraya gönderirler. Tam bir sene süren Aydın isyanı böyle hazin nihayet bulur. Bu masal da burada biter canım efendim.

 
 
 
 

güneş doğudan batıya yürür. sabahın yine doğuda görünür. iman ettim dünya yuvarlak. karadan doğuya yürüyeceğime batıya yelken şişirsem yine hindistan' a varırım. zümrüt. baharat. ipek. floransa pazarında ölü eşek fiyatına satsam nafakayı düzeltirim. bitsin fakruzaruret. gelsin paralar.

iyi de, beyle yuvarlak hesaba hangi tüccar kıralı ikna edeceksin ? portekiz, venedik, cenoa, ingiltere, fıransa dolanır gariban kolombo. bulduğu nakışlı kapıyı tıkılar. öpmediği etek, asılmadığı eğer kalmaz. aman gemi canım tayfa üç ay vade kıraldan müsaade deyip amir memur kimi görse güneşin yolunu izlemekten ibaret harika rantiye fikrini anlatır. yazık kimseyi ağuna düşüremez. yok mu şu alemde aklı servetine müsavi kıral düşünürken aklına istambul gelir. denemekten zarar gelmez şiarıyla istambul yoluna koyulur.
 
istambul o sıra bizatihi tıraşlı pırlanta gibi şeherdir. ne arasan hepsi mevcut mucizedir. kolombo galata batağında az debelenip müntesip kapı kullarına tamam yeter ölçüsünde yedirip içirmekle ayar verdikten sonra nihayet huzura kabul edilir.
 
sultan meclisi görünürde müsteşar müşavir vezir ker fer sahibi amirden ibarettir. bunlar birbirlerile memleket halinden hasbihal ederler. olur a herhangi ferman iktiza edende içlerinden biri kafese sürünerek yaklaşır, emrişahaneye vaziyeti usul ve sakin arzederler. berj namile bilinen afyonlu lokumun lezzetine ziyadesile kapılmış, kendisi yetmemiş meclisin serin şerbetine de keyfin şurubundan katmış sultanın en büyük eğlencesi bunların sarhoş sarsak halini izlemekten ibarettir. çin çene perukası elinde kel hindiye benzeyen bir kılıksız kefere, kolombo, şimdi kıyakların meclisine büyük keşfini anlatmaktadır. baharat yolunu kısa etmek imkanı vardır, emrine bir iki gemi verilirse bunu isbat edecektir.
 
kolombo saray adetine uymak derdile ikram edilen lokumdan bir iki tadıp üstüne ik tas şerbetten içtikten sonra fevkalade virajlı dil döktüğü, ancak meramını kifayetsiz mütercim eleğinden bir türlü geçiremediği bu an hakikaten çok hazindir. bana gemi verin. nasıl gemi, güzel mi beğendin mi ? çok beğendim. hani bunun yemi, hem hani atı nerede ? ne atı. iki katı üç katı.. gibi ancak kıdemli keşlerin içinden çıkacağı berraklıkta geçen görüşme kolombo' yu iptal edip aptala çevirmiş, bir yandan bu şapşallık hali fevkalade hoşuna gitmiştir. ne var ki hayalden hayata döndüğü kısa duraklarda şimdi sultanın huzurunda deli gibi dönen aldım gemiyi şimdi verdim tuttum bu gemiyi çok sevdim oyunundan gerçeğe dönmek, hakiki bir gemiye kavuşmak mümkün görünmemektedir. hırsın ihtirasın açlığın kırılan hayale tazyiki dayanılır gibi değildir. emrişahaneden arzum sefil nefsimile aziz hizmetinizi görmeğe yepelek yelkenli azimkar tayfa nefer kafi kumanya pusla usturulab harta ve sair alat lutfedin. sebep ? garbi istikametten hindistan' a gidelim. çin' e gidelim. niye ? alış veriş ederiz. sonra ? geri döneriz. iyi ya. işte şimdi hepimiz burdayız gibi tuluat tafsilatila sürüp giden tantanayı ayık bir katip fısır fısır kaydetmişse de bu nevi kuyudat zinhar kellemi götürür. iyisi mi kaybedeyim gitsin. kim görecek kim bilecek deyip varakayı anında bumburuş yoketmiştir.

osmanlı dereboyuna devrilen kavağın kaç dalı, üstünde kaç yaprağı var ise onu bile yekten sayıp bir kenara yazmış ama kolombo' yu nasıl yazmamış diyen saf müverrihler yazık ki afyon belasının insanlık tarihi boyunca hangi bin belki onbin tahribata sebep fevkalade azim tesiratından bihaberdir. osmanlı tarihinin nadir bir numunesi, yazık kaydı akim kalan yegane vaka kolombo' nun sultan kapısından gemi dilendiği, gemi yerine afyon ziftlenip eli boş berduş tırıs tertip memleketine döndüğü işte bu sahneden ibarettir efendim.

 
 

kimi var zamanı henüz gelmemiş. bekliyor. olacak. geceyarısını geçti, rasgele bişe açtım dinliyorum. illa şunu bunu olsun dei kararım yoktur. farketmez. bu sebeple şarkıların hepsini listeye yükledim, dizcahazım kafasına göre çalıyor. ihtimal keyfimi takip ediyor, çoğu zaman kendisiyle aynı fikirdeyim. ekseri güzel seçiyor. ne ise. çalıp giderken ne güzeldi bir ara dikkatimi celbetti yeni bişe, nedir merak ettim bakayım dedim. tiamat ? duymuştum bir ara, hiç kurcalamamıştım. sanki çok eski, efsane masal perdesinden sesler odayı dolduruyor, beyle geniş geniş geliyorlar. serin ürküntülü orman gibi oldu birden içeri. hemen anladım kafa sesleri bunlar. derhal tetkik edeyim.

albümün adı wildhoney. deli bal. untouchable zen bana bir kavanoz getirdi bundan. her sabah bir kaşık, sakın fazlasına girme. bayıltıp bükertiyormuş. ayıltıp sikertiyormuş. tırstım tabe. bir iki sabah yer gibi yaptım, dedim huylanmasın aman, yavaş yavaş bıraktım. unuttu beni. bal mal, deli dei mi. dikkat etmek lazım. bir sabah uyanmışsın bal boğazına doluyor ne yapacaksın ? belluci’ nin var bir resminde, suratından aşağa bal boca ediyeler bebeim dilini yana devirmiş baldan dilleniyor.

deli bal malumunuz hayal ilacı. ayakta rüya gördürme kabiliyeti var. halüsinojen. adamların yaptığı albüm de aynı tertip. wiki’ de yazdığına göre azizler bestelerinde bilhassa mantar ve jimsonweed nebatına değinmişler. hadi mantarı biliyoruz, castaneda ıvır zıvır fear and loathing in istanbullasvegas (pek yakında) metafizik narkotik kamaşmasını popüler neşriyat hesabından tükettik. jimsonweed nedir neye yarar ?

datura stramonium. kendisile bugünü ismen tanıştık. o ise viran döküntü moloz arası nerde kıçına yer uydurursa orda biten, koca gevrek yaprakları görgüsüz kokoş karıların süs püsünü utandırır gösterişte muntazam çiçekli, arsız, adı bile olmayan sevimsiz şe deil mi ? bahçede habre bunu bellerdi babam, inat dei mi en güzel de bu biterdi. önünü almak mümkün değil. içimden beğenirdim. şuna bak ne dirençli pezevenk. mevsiminde bilhassa engellenemez. attıkça atar boy. boy attıkça atar. meğerisem ne hazineler var imiş bünyesinde.

atropine. hyoscyamine. scopolamine. atropin zehirlenme durumlarında kullanılan bir ilaç, biliyoruz. veriyosun atropini, adam kendine geliyor. pulp fiction’ da kokain zannedip eroine dayanan, bilahare yamulanda nefes yok çıt yok ağaz burun kanamaya başlayan patronun karısına atropin iğnesi vurmuşlardı yanlış hatırlamıyorsam. iğneyi yer yemez dikeliverdi ayağa hanımceiz. işte beyle şifalı bişe. deliyi düzeltiyor, ölüyü diriltiyor, bu maksatla hekimler zehiri ölüm döşeğine uzanmış acize fevkalade ince ayar verip dozunda kullanıyorlar.

ne ise. datura nebatının daha yanpiri tarafı ise bunun çiçeğini yaprağını tohumunu gevelemek demlemek yemek tüttürmek gibi tasarruf adamı ilk elde uyutuyor, rüya gördürüyor, kafası gelmedi bunun deyip ifrata gidende aklını alıyor, olmadık taciz ediyor, hafızasını battal edip fikrini fikrine sikertiyor. bu sebeplere binaen hindistan sefili sadudan tut elin macar keşişi kızılderili şefine ortaçağ cadısından bilmem bin kaç ifrite daha bunlar hepisi mazide ve halen datura sofrasından atıştırıyor, adamın hayalhanesi candy house keranesi kıvamını yakalıyor dei yazıp çizmişler. bir rivayete göre kırık kafa ile kehanet sermeye oturan delfi büyücülerinin kazanında fokurdayan nebat yine naha bu datura imiş. bizim yaramaz. iyice bir tanı bak, şurda daha daha resimleri var. çiçeği tanıdın dei mi bilader, bak bu kıyağı unutmayacaksın. boru gibi çiçek. boruçiçeği. ekmesi yok dikmesi yok. yasası yok tasası yok. buz gibi serbest. boru işte, adı üstünde döşemesi şu bu tehlikeli filan ama, merdivenaltı eroin çöpü karbonatla kaynamış taş bozuğundan iyidir. neticede devlet bile buna yasaktır, dokunmayın, bulanda sökün, siftinip zıkkımlanmayın sakın gebertirim ona göre dememiş. bizim burda bileni yok, datura keşfe muhtaç nerden bileceksin ?

bak tiamat gece vakti dinledin de ne öğrendin, ne zaman vatana millete hayırlı evlat olacaksın şimdi yavaş yavaş şeherli züppeleri filan görürsün varoş yamaçlarında hepisi bu zıbırı zebellah nerde acep dei aranıyor. mezbelelikler bırak bare bunlardan hür olsun. zate sipariş veriyorsun kapına kadar getiriyorlar. bak ne yazıyor, tohumları zehir içerdiğinden yenmemelidir. zehir demek iyi demektir. bizde boş yok. pakette on tohum var. erowid reçetesi on tohum yuttuğunda sağlam tesir eder, bunun otuzu kırkı çok aşırıdır diyor. 

tiamat dedin. erowid dedin. atropin dedin. iyi bok yedin. bunlardan biri şimdi bu otu maazallah bulur da tepeleme silip süpürürse ne olacak ? keşinkeş sadu bile chillum piposuna bir ölçek bundan bir ölçek ganjadan koyuyor asla sadece daturaya çakmağı basıp ziftini zeherini emmiyor. bunlardan hep bir misal getirmek, beyle surette bir manayı bir yana sonra öbür yana yatırmak lazım küf pas olmasın.

yazıyı nereye bağlasam bilemedim. neticede zıkkımı ben de tecrübe etmiş değilim. bu bahsi kapatalım madem. sabahın dördü oldu, datura geri kalsın. natura bi cigara daha ister.

 
 

737 – 400 kanatlerini çırpa çırpa 10000 metreye çıkıyor. yere göre sürat 730 km saat. sentetik salata veya strafor sandviç yanısıra envai meşrubat seçimlerini tetkik edeceğiz tam, bir sağnak yedik, bir sarsıldık, bir korktu herkes, çocuklar ağlıyor tam düğün ortamı. şimdi dedim şurda çakılsak çok işime gelir, gözimde büyüyor meseleler ölsem şahane firar olur oh mis. güzel tırstım demek, aklımdan geçen sahneler: yazık oldu tüh napicez şimdi iyi oldu pezevenge allah onun belasını versin hiih inan mı inanmıyorum ee napeyim yane sonra bu seslerin arasından belediye morgunun serini dış ortam sıcaklığı eksi altmış evet bu çok soğuk eksi kırkta taşaklarım kavruk leblebiye dönmüştü aman, kesin vardır eyle bir yer kısmetse orayı da görür müyüz ? sonra arayıp soran leşe sahip çıkan olmayanda kadavraya terfi etmesi. bunlar olup biterken tabe cesedi hem hissediyorsun hem ceset değilsin, bir taraftan metafizik işkence çekiyorsun, yeni bir mesuliyet daha üstlenmiş haldesin ve ödevini nasıl yapacağını bilmiyorsun. evvelden çok öldüm, dirildim bilader o yüzden beyle rahat rahat anlatıyorum ama, işin aslı hiç eyle görüntüsü gibi deil. galba bitirdim artık ölmeyi, ölümsüz oldum. tam olarak, tamamlanmış halde değil ama kısıtlı engelli bir hayat yönünden bakılırsa kesinlikle ölümsüz
oldum. bundan onbeş sene önce anlık bir fikir yuğuşmasından silkinerek boşbeleş bir işe kalkıştım, elimdeki tebeşirle duvara bir üçgen çizdim altına bişeler yazdım. inanmazsan git bak, hala çizildiği yerde duruyor. kimse silmemiş. kimse karalamamış. eyle bir mucize ki bu, tebeşir gibi uçucu geçici malzemeye, onca sıcaklık farkına esintiye direnmiş, bana mısın dememiş. bir başka incelik de, orada amfilerde odalarda filan onlarca tahtaya her gün binlerce yazı bağıntı rakam hesap şu yazılıyor ve siliniyor ve yeniden ve yeniden yazılıyor ama bu benim yazdığım yazı çizdiğim şekil aynı binada onbeş senedir halen duruyor. dikkat ettiğim nokta bırak elini, parmağını oynatsan ne kadar çok değişiyor işler ve ne kadar uzun müddet sürüyor suya daldırdığın na bu parmağın yarattığı dalgalanma, kıpırdanma bir başladı mı asla dinmiyor kardeşim, tebeşirle karaladığın iki satır onbeş sene duruyor sa akıl fikir yorduğun mesai harcadığın her ne var ise buna kıyasla ne kadar uzun süre, ne çok, neadar yüksek tesir ediyor. belki yıllar, belki asırlar. na bu malum vaziyeti farkettim, bu da beni ölümsüz yaptı. tesirimi biliyorum. yaptığımın neticesini. uzağı görüyorum. kehanetim hemen daima tutuyor, daima mutsuz ediyor. bundan kaçamıyorum. öleceğimi bilsem o tetiği yine çekerim, bilgimin mahiyeti ona saygı duymamı ve teslim olmamı gerektiriyor. ne ise, içime kapandım orada yaşıyorum. yoksa bu kafa ile toptan cinayet işlemediğime
şükretmelisiniz.

sonra işte uçak kanatlarını topladı, olağan uçuşuna devam etti. birez dedim sızayım. rüyada fikirdek açıldı yine, görmeye başladım. doğru söylemiyordu, bunu görmekten yorulmuştum fikrim habre bana aynı sahneyi gösteriyordu.
doğru söylemiyor, bunu bilmen yeterli. iyi de, ne yapayım ? toparlanmaya çalışıyorum. uyku iyi değil, bir süre uykusuz kalmak daha iyi olacak. bugün erken uyicamı sanmıyorum. bir sene bitiriyorum, bir sene daha bittim hayırlı olsun.   

indik. aldım yükümü. geldim dei aradım şunu bunu. hoş geldin iyi iyi sen mi geldin biz de yoksun dei seni bekliyorduk hade ordan iyi o zaman zate ben evde deilim ben yurtdışındayım ben uzaktayım ben taximdeyim ve netice
kimse yoktu yalan yoktu şer yoktu anladım sonra sen yoktu dei ande yener şarkısı dönmeye başladı. bir taksi çevirdim yürü dedim abus suratlı deli basiyor metrobüs sefilinin yanından yardırıyor yerli malı. içim kıyılıyor telefondan
nefret ediyorum. hep cenabete yarıyor teknik alamet, bunları çezdiremiyorum silikonlarını fikirdetemiyorum (tekrar edende icap eder meramı tarif: fikir oruspularına fikirdek denebilir, fingirdemekle kola takılıp gidecek bir kelime daha, fındık kabuğunu doldurmayacak dei tarif edilen hafifsemeye karşı çekirdek imgesini canlandıracak bir kelime de olabilir asasen bu fikirdek, çekirdek gibi bir fikir dişle de kır dişini gibi bir anlatım ile, pekala bir fikir silsilesi bir çözümleme bir yanılsama sahnesine de fikirdek denebilir). camı aralayıp bir sigara içiyorum.

evde sofu leyla karşılıyor beni. acıkmışlar. susamışlar. iki satır hoşbeş sonra biri masanın altına tam siper uzanıyor, diğeri en hakim koltuk tepesinde istiareye yatıyor. evden nefret ediyorum o esna. sadece bu evden değil. bütün evlerden nefret ediyorum. derin bir sihir telkinile derhal evlerini boşaltıyorum şeherin, buna yarayan kara büyüyü fısıldıyorum ve dua ne kadar üstünkörü zayıf çelimsiz olsa da atomik saatlerin bile kısa kesitine bölemediği kadar minnak bir an boyunca ne kadar insan varise evinde meşkeden, hepisi
ruhları bedenlerinden çekiliyor, evler yek müddet sadece cesetleri misafir ediyor. bunlarda ince bir kamaşma oluyor bir gidip bir gelende, kayıt cihazlarını kontrol ediyorlar, ne görsünler herhangi olağanüstü kayıt yok. sizin medeniyetiniz bu açıkları ihmal ederek kurdu kendisini, bu sebeple daima var olacağız şükürler olsun. ürperecekler, sebebi bilmeyecekler. o sebep şimdi bir sigara daha içiyor, bozuklukları cüzdanı anahtarı lanet telefonu şunu bunu
alıyor, kısa bir planı tamam edip derhal şişhane dolmuşlarından en pembe olanını yakalamak gayesile çevreyoluna çıkıyor. bu yöre haliç’ in bittiği, apandisit dense olur yağmurdan kalan ıslak kör sokağı andırır garabet bir kuytunun kör bir girintinin başladığı, tam da bu sebeple göte
benzeyen ve yanaklarında zamanın şeherleri olan galatayı bir yanda eyüp’ ü diğer yanda taşıyan merkezi mutena bir mahaldir, bir yerdir, ki lale devri dedikleri sinema burada oynamıştır, na bu civarda kağathane dedikleri yerden
bahsediyorum herhalde asgari üç kuşak istanbullu olan kimise derhal anlamıştır. ne ise, yer tarifinde boğulmayalım şimdi. efendim inan sonra dolmuştan kasımpaşa sapağında iniyor, oradan bir sokaklara sonra başka köşelere çıkıp bunu yarım saat sonra hacıhüsrev çıkışındaki otobüs durağından
şişli dolmuşuna binerken gördüm. telefonla konuşuyordu.

şişli’ den taxim’ e. caddeyi hızla geçip şişhane’ den çemberi kapa, tümü tamamı üç saat kusur küsur. içine geç otur sonra çemberin, pişir bas yeşili, ser çarşafın üstüne, ver istimi cilfenin buzuna közüne, ver istimi, ver allah ver.

ver allah ver.

 
aom / inan6666 03/11/2009
 

absence of mind güzel yazmış 40 dei saolsun. orada sorduklarına yorum yazmıştım, eksiklerim vardı epey. az daha ilave edeyim.

orhan hançerlioğlu’ nun düşüncenin tarihi dei bir kitabı var. orada bin bilmemkaç senenin fikirleri sıra ile verilmiş. içinde bir kısımda, sayılarla ilgili epey malumat var. hikaye phythagoras ile başlıyor. şu pisagor bağıntısının mucidi olan adam. dik açılı bir üçgende en uzun kenarın karesi, ufak kenarların karelerinin toplamına eşittir. na bu adam asasen bir büyücü, bir gizemcidir. hazret zamanında gizli bir okul kurmuş. orada talebe yetiştirmiş.

ilk aşamada talebelerine hiçbişe öğretmez, onlardan sezgilerini geliştirmelerini istermiş. bu aşamada talebeler hep bir ağazdan şarkılar söyleyip eğlenirlermiş. hançerlioğlu sözlerile: genç öğrenciler, her sabah ve her akşam, şu şarkıları dinlemektedirler: ölümsüz tanrılara dön, kendini eşsiz aşklara bırak, inanını koru... bil ki, çeşitli uluslarda ve çeşitli dinlerde dağıtılmış görülen tanrılar, tektir. evrenin tek tanrısı vardır. hepsine hoşgörüyle bak, ama gerçeğin ne olduğunu da bil... gizlilik aleminde bütün dinler birleşirler.

pisagor mektebinde ikinci aşamaya yükselen talebeye sayıların gizli ilmi öğretilirmiş: pythagoras'ın beden, can (l'ame), ruh (l'esprit) üçlemesi hint'in brahma vişnu siva üçlemesine uygun olduğu gibi, hıristiyanlığın baba oğul ruhülkudüs üçlemesini hazırlamıştır (teslis). bu üçlüğün ortak ilkesi de hermes monoteisme'inin buluşu olan teklik'tir. teklik, üçlüğü özetlediği gibi, üçlükle birleşerek dörtlük görünüşünde de bulunabilir. işte pythagoras'ın sayılar biliminin ana ilkeleri bu ilk dört sayıda toplanmaktadır. öteki sayılar, bu dört sayının birbirleriyle çarpılması ve toplanması sonunda elde edilebilirler. örneğin kutsal yedi, üçle dördün toplanmasından meydana gelir ve insanın tanrı'yla birliğini belirtir. katsalon, ilk dört sayının toplamına eşittir ve tanrılığın sürekliliğini anlatmaktadır.

pisagor talebeleri anlaşıldığı üzere tamsayılarile kafayı kırmış, evrenin bir ve bölünemez sayılardan ibaret olduğuna iman etmişler. bu tam algılarında evrenin ve hayatın bin manasını görmüşler. çokluk ne olursa olsun iki tam sayının ilişkisi ile gösterilebilir dei özetlenebilecek bu saadet asrı bir süre sonra irrasyonel, akla sığmayan sayıların keşfi ile son buluyor ne yazık ki. iki dik kenarı birer birim uzunluğunda bir üçgenin ipotenüs uzunluğu maalesef kesirli, iki tam sayının oranı ile gösterilmesi mümkün olmayan başka bir sayıdır. pisagor’ un talebeleri bu matematik keşfi uzun zaman küfür sayıp alemden saklamış, nihayet mızrak çuvala sığmayınca dünyanın dört bir yanına çil yavrusu gibi dağalmışlardır.

atonal müzik de eyledir. schoenberg bartok hatta micus müziğini sol karar la minör ton filan dei tarif imkanı yoktur. micus’ tan ancak nefret edilebilir. onu yok saymak akıl işi değildir. ben uzun yıllar taşlarla buzlarla filan müzik üreten bu adamdan kaçtım. sonunda desert poems dei bir albümüne rastladım. iki aydır onu dinliyorum. şahane.

matematik ile kutsal olan arasında bir bağ var mıdır sorusu sultanbailey’ den maçka’ ya nasıl giderim sorusuna benzer. insan emeği ile üretilmiş bir kümeden diğerine geçmenin mümkün olduğuna inanırım. yazıya dökülmemiş dönüşümler vardır. bunlara hissi der geçeriz. parlak bir teoremi okuyup anlarken, dokunaklı bir şarkı dinlerken veya güzel güzel konuşurken içine girdiğimiz haller birbirine benziyor ise bunların birbirinden çok farkı olmadığını düşünürüm. güzel daima güzeldir. kişi ne zaman mutlu olduğunu anlar.

nah anlar. kişi mutlu olduğu anın bilgisini mutlu olmak için değil mutsuz olmamak için kullanır. sırf bu sebepten mutsuz olur. varsayımlar bilgimizi kurduğu gibi hatalarımızı da yaratır. bilhassa eşanlamlar ve denklikler zihnimizi yanıltır. soyutlamak insana özgü bir yıkılma biçimidir. hayvanların hiçbiri bu hataya düşmez. onlar benzersiz bir hayat yaşarlar. biz birbirimize benzeyen hayatlar sürdürüp diğerine benzemediğimizi iddia ederiz.

benzerlik yoktur. denklik yoktur. eş anlamlılık yoktur. sen ben değilsin. ben sen değilim.

sen ben ? senli benli olduk de mi şimdi ? demini eyle demiyedin. o demin idi. gel. gelmem. sen gelmezsen ben gelirim. gelme. gelcem. istemiyorum. ne deme istemiyorum. nei demiyedin seni sevmium mutlu değilim sennen. yok canım eyle mi dersin ? tabe eyle derim insan bilme mi nası mutlu olduunu mutsuz olduunu. bilmez. nası bilmez ? bilmez işte. bak kim mutlu göster bana yok kimse. kimse mutlu değil. onlar mutlu olmaya çalıştılar mutsuz oldular. bırak yakasını o bulsun seni. sen kafayı yemişsin. eh. birezz. seni seviyum. pis.

tıkandım. yoruldum biraz. mevzuu az geniş oldu cidarı patlattı galba. asasında bu yazıyı wassago2000 veya suphi yazmalı idi. şimdi nerde napiyeler aceba ?

:: aom, a typical mantra used to induce a comfortable absence of mind state by meditation, also a phrase repeated numerously in a song composed by erkin koray

 
ataş / inan6666 01/19/2009
 

gözlük köprüden kırıldı. epeydir dayanamiyum sinyali veriyordu. eksi otuzbeş artı onbeş aralığında gidip gelmekten inliyordu garip. çıt çıt ötüyordu duyuyordum. zor ama başka çaren mi var işte buradasın dayanacaksın dei teşvik ediyordum. olmadı. artı onbeşe döndüm du bi buğunu sileyim bare demeye kalmadı sağa sola kızıldeniz gibi açıldı parçalandı namussuz. eran’ ı çağardım. al dedim şu kahpeyi, gözlükçülere soruver yapabilecekler mi ? onlar dedim inat eder uğraşmak istemez yeni çerçeve sayıklar. kulak asma. sıkıştır birez. 


o günü akşama kadar azap içinde geçti. görmüyorum. tamamen karanlıkta olmaktan belki daha kötü beyle boz bulanık jöle içinde yüzmesi. gözlüğü sadece iki faaliyet için istirahate ayırıyorum, birinde uyuyorum. eyle olanda o günü akşama kadar civarım için acı dolu keder dolu geçti üzgün değilim. insan biri diğerine bağlı cereyan devresi gibi olanda yanan direncimin kondansatörümün yükünü sen de çekeceksin birader kusura bakma.  


akşama eran geldi. gözlükçüler dediğim gibi hepisi harika yan çizmişler. iş kaynak işi olduğuna göre kuyumcular da iş görür dei düşünüp bunları da birer birer soruşturmuş eran. olmaz olamaz diyenleri birer birer geçip nihayet yaparım ben onu diyen birine rastlamış. adam bakmış ben bunu yaparım yapmasına ama camı çerçeveden çezmeden işe girersem camı yakar patlatırız gözlük iyice götime döner kusura bakma dei makul vaziyeti izah etmiş. çıkardı verdi elime emektarı iki parça halinde.  


oturdum. bir kral sigara yaktım. mammer’ e seslendim. tezden geldi. mammer dedim, ofise git. bana ataş getir. üç beş tane getir. mercedesiniz bağardı mammer, sigaram bitmeden elinde ataşla tekrar belirdi jölemin içinde. saol mammer. bundan evvelki gözlüğümün kolu atmıştı dersin ortasında. onu ataşla bağlamıştım. oradaki mesele üç milimlik çizgisel bir hattı helisel bir destek ile donatmaktan ibaretti. ataşı güzelce açmış, kolun vidalandığı dirsek gerisinden başlayıp kolun üzerine sarmıştım. eskisinden güzel olmuştu gözlük. tek sakıncası kırık kol kapanmıyordu, eyle duruyordu bağladığım gibi. olsun napalım. benim kırıklarım da bulduğu yerden kayniyor, daha siksen oynamıyor ekleminden. gözlüğün beyle olması az daha pekiştirdi diyelim olduğun gibi görünmek hadisesini. 


ataşlardan birini açtım. bu defa çezmem gereken mesele köprüyü kırık yerin önünden arkasından helisel bağlamakla bitmiyor. sadece kırığı bağlarsam ağar camın verdiği baskı sebebile gözlük yatiyor, bağın bir işlevi kalmıyor. demek ki köprüyü bağladıktan sonra burayı gözlüğün koluna kadar uzatıp bir de oradan tutturmak gerekiyor. çözüme ikna oldum. bir de civardakilerin fikrini alayım. beni o halde gözlük parçaları ataşlar kahve sigara sinirli gözlerile görende epey bir kalabalık toplanmış. bak bu ataşla şimdi şurayı sarıp onu da şuradan geçirip kola tutturmayı düşünüyorum ne dersin sence bu işe yarar mı ? iki dakka düşünme zahmetine bile katlanmadan sanki zembereği boşanmış gibi tek nefeste olmaz dedi said, hiç ataşla o iş olur mu ? niye dei sordum. ataş dedi taşımaz o yükü.  


ataş çelikten çekilmiş bir parça teldir. ataşın çelik olduğunu çoğu bilmez. kahpe wiki dizimde olmadığı için şimdi tetkik edip yazamiyorum, hatırımda kalanile idare ediverin. bildiğim kadarile ataşa benzeyen ilk mamulü johan adında bir isveçli icat ediyor. evrakı o tarihe kadar iğne ile yapıştırıcı ile olmadı kenarını kırıp yırtıp birbirine geçirip iliştiriyorlar. johan diyor ki sikeyim beyle aşkın ızdırabını. eyle bir icat yapayım ki evrakı birbirine tuttursun, evrak asla bundan zarar görmesin. bugün halen kullandığımız icadı bir haftasonu mesaisinde yapı veriyor, patentini de alıyor allah ondan razı olsun. ataş çeliktir. ataş evrak taşiyorsa dünyayı taşır. çoğu evrak dünyadan ağardır, dünyayı bitirir. yaraa yemiş şu gözlüğü mü taşimayacak, hade ordan said. 


ataşı çektim düzelttim. sigaradan bir fırt çektim, teli aldım köprünün gerisinden üç kez dolandım. önüne geçtim, burun desteğinin arasından atladım bir de oradan kıvırdım. az yukarı, camın sağından soluna uzun atladım. dirseğin altından girdim üstünden çıktım. şimdi ince ayar yapalım. bük. biraz daha bük. buck. buckling. buckley effect. but you don’t really care for music do you ? işte bitti.  


taktım baktım güzel gördüm. neye benzemiş dei bir de aynadan tetkik ettim. çok vahşi olmuş. epey idare eder.  


ataş yine hayatımı kurtardın. ataş senin heykelini dikmeseler bunu ben yapardım. ataş ben seni boşuna taşımıyorum yakamda. ataş senin fikrine huyuna tutkunum. olmaz demezsin. her biçime girersin. ataş sensiz olmaz senin ne olacağın bilinmez. ataş sen ne kadar yalnızsan işe koşulmayana dek ben de eyleyim hiçbişeye benzemem aylak tembel sıkıntıyla beklerim. ataş sen ucuzsun. beş para etmezsin. sen gibiyim ataş. yolda gören tenezzül edip almaz. ataş seni yerde sahipsiz gördüğüm her an mukaddes bir hatıradır. sevgiyle eğilip kaldırırım. gömleğimin iliğine takarım. büyük ataşlara anahtarımı takarım. başka anahtarlık kullanmam. ataş seni alman işgalinde haybeye benimsememiş kuzeyin milleti. ataş sen aşkın timsalisin. ataş sen nasıl tutuyorsan evrakı ben de dostumu sevgilimi eyle tutuyorum. benden gittiğinde zarar görmez hiç biri.       


 
 

bu hareketin (zipsofism) özelliği sadece fermuarınızı sürekli olarak açık bırakmanızı gerektiriyor olması. açık fermuar sahiplerinin (zipsofism -> zipsofist ) paylaştıkları mesajların bir kısmı ise şöyle: zaman değerlidir, kaybetmeyelim. kendime güveniyorum, rekabete açığım. açık fermuar karşıcinsin çatalına dolaylı olarak verilmiş bir cevaptır; cevabın muhatabı kadınlar değil, diğer erkeklerdir. sen buna inanç mı diyorsun? o kadar sık açık kapamam gerekti ki işte bak sonunda bozuldu. özellikle dar pantalonlarda apışta yükselen sıcaklığın erkek olmağa ne kadar zararlı olduğunun farkındayım; bu şekilde ortamı serin hava ile sirküle ediyorum. ayrıca hijyene katkısı var. medeni bir kılıkta zorunluluktan bulunmam ilkel tabiatımı değiştirmez, ben hayvanın tekiyim. hiç farkında değilim. dalgınım. düşünceliyim. hedonistim. erroristim. pis herifim. çevremi rahatsız etmeyi seviyorum. dalgamı geçiyorum. rahatıma düşkünüm. ehlikeyfim. endüstriyel çözümlerden rahatsızım. diğer işlevleri, sanki işlevleri keşfedip uygulamayı seviyorum.

konuşmaya nereden başlaman gerektiği konusunda sıkılmana gerek yok, dikkat edersen fermuarım açık. beni uyar..