flash forward / deja vu 12/24/2009
Epeydir How I met your mother ve aşk-ı memnu dışında (ikiside demografik açıdan incelenesi) hiçbir diziyle alakam olmamasından mütevellit, eylül ayından beri Amerika'da abc kanalında yayınlandığını Türkiye'de ise yakın tarihte dizimax de yayınlanacağını yeni işitip derhal internetten indirdiğim (aslında korsan cd ile..) bu diziyi birkaç cümle çiziktirerek takdim etmek isterim. "Henüz aklımıza gelmeyen sebeplerden ötürü, bütün insanların aynı anda bilinçlerini 2 dakika 17 saniye kaybettiklerini ve o kısa sürede 6 ay sonralarını göreceklerini düşünürsek neler olur abi?" mantalitesinden yola çıkarak gelişen-gelişecek olaylar zincirini konu alan ve lost ile flashback kabusları görmekten ufunet basmış amerikan halkını şimdi de ileri sararak ambale etmeyi planladıklarını tahmin ettiğim cin fikirli yönetmenlerin çektiği şol diziyi ben kurgusu açısından başarılı buldum. Yaratıcılıklarında bir istikrar tutturabilirlerse dizinin de tutacağı gayet net. 124'ün yapımcısının bu dizinin de arka sahnesinde bulunduğunu söylememde yarar var. Kadroyu, yönetmenleri öğrenmek isteyenler aşağıdaki linklerden faydalanabilirler; elçiye zeval olmaz; rus olunmaz doğulur; yolların ustasıyım gözlerinin hastasıyım; su uyur rus uyumaz. Ahanda linkler: http://www.flashforward.gen.tr/site/flashforward-tanitim http://www.imdb.com/title/tt1441135/ 24 Comments mırıldanmalar / deja vu 11/30/2009
... Eski bir şarkıyı bir anda özlemek gibi başladı herşey. Henüz içimdeki baharın yapraklarını yeni yeşerttiği bir anda, kapıyı çalan kış mevsiminin ilk sarsıcı günleri gibiydi, her bir dakika.. Uçmayı öğreneceksen daldan aşağı atlayacaksın lafzından mütevellit, daha ötesine yetecek soluğum olmamasına rağmen, en uzun koşuda bulmuştum kendimi. Kendi nefesimde boğuldum, koşu gerçekten de bir yaşam grafiği "çizgisine" dönüşmüştü.. Ve şimdi yıllar sonrasıydı. Hayatımın yeni çizgisiyle barışmış ve öte yandan içimde hapsettiğim yaşanmamışlıklara ait hüznün çizgisinden çıkmayı sabırla beklediğini hep hissetmiştim. Hafıza ne durgun su, ne büyük derya. Her halka, zincirdeki yerini arayana kadar diğer halkalara dokunuyor gibi.. Mola saatiydi, ofisten bir hışımla sokağa fırlamıştım; o gün o dört duvarın gözüme nasıl da tabut gibi göründüğünü bilemezsin sevgilim. Kendimi dışarıdaki topuk seslerinin huzur verici senfonisine kaptırmıştım. İşte herşey o gün, Moda'daki o mütevazi ve zevkli panosuyla göze çarpan cafenin önünden geçerken, bize ait o şarkıyı duymamla yerle bir olmuştu. Erdemli olmayı mahrumiyetimizden kazançlı görmeseydim, seni deliler gibi özlediğimi kendime itiraf edebilirdim..Bilincimin musluğunun, sen dolu bir masalın tam da ortasında olduğunu, o an zamansız ve sarsıcı bir teklemeyle idrak etmiştim. Hayatımın bizli bölümünde kader dediğimiz şeyi, iki ayrı ışığın bir noktada çakışması ve sonra yine ayrı açılara yansıması şeklinde addediyordum. Kendi algaçlarınla seçtiğin ve sevdiğin insandan, onun acımasız kaderi için vazgeçmek.. Ne çok görüntü geçti gözümün önünden, ne seni bırakırken ne de uğurlarken arkamı dönemeyişim mesela.. Ve bilsen, en ağır tütün gibi nasıl yakıyordu genzimi sana olan özlemim; bu bir ömürlük şafak sayımı..Beklemelerin değerini anlamıştım, beklemeler bittiğinde.. Biliyordum, bir sonraki evrem, nerede kiminle ve nasıl olduğunu çılgınca merak etmek aşamasında tamamlanacak ve sonra yerini geniş zamanda bitmez tükenmez bir hüznün sancısına bırakacaktı. Kalp atışlarımın seyrinin bozulduğunu hissetmemle bilincim uyandı. Bahariye caddesi ışıl ışıldı ve kar, kanatlanmış sözcüklerin evrende kayboluşu gibi üzerimde eriyordu. Bir müddet böylece gökyüzündeki beyaz şöleni seyrettim, içim ısınmıştı. Kendime ne telkin edeceğimi bulmuştum.. huruç / deja vu 05/16/2009
![]() Kırdıkları cevizler fosilleşmiş, ayaklarıma batıyor. Törenle yakamadığım anılar gibi, ayaklarımdan çıkaramıyorum parçaları. Her defasında beni başa döndürebilen o yoğun merhametten arınmak istiyorum. Bir hışımla elimi sokup sol göğsün altındaki cevheri çıkartmak istiyorum, solmadan. Bazen de bedenim onu muhafaza etsin, kaçıp saklansın, korusun istiyorum aşık atamayacağı husumetlerden. Peşinen kabul etmek her yenilgiyi, belirsizliklerin sarıp sarmaladığı iç sıkıntıları en aza indiriyor. Anaforlardan uzaklaşıyorsun ama radarların da kendine dönüyor. “Olmaması iyi oldu” dedirten bölümleri olur ya yaşantımızın. Hani bir fanusta sakladığımız insanlar, anlar, çocukluktan kalma zamanlar olur. Unutmuş gibi davranırız da, en kimsesiz zamanlarımızda o fanusun içini yoklar sokuluruz yanlarına. Gün gelir, o fanusta saklı en değerliniz bile sizi anlayamaz, boğulduğunuz yere nefes olamaz.. Basit şeyler aslında zordur. Doğru. Elindeki küçük yuvarlak topu, küp şeklindeki boşluğa sokmaya çalışan bir çocuğu ne ayırıyor ki, doğru bildiği yoldan şaşmak için kendi ayaklarına kapanan insanlardan. Koyverdik gitti, artık uğurlar ola. Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına Sen Benim Şarkılarımsın / deja vu 10/31/2008
Yıllardır orada öylece duran büfeye, sonra da balkondan görünen beton yığınının arasındaki mavi güzelliğe dalmıştı. Ne güzeldi deniz. Krem rengi tüller rüzgarla havalanıyor daha sonra yavaşça eski haline geliyordu. Her defasında kornişte yana doğru kayıyor, perdeden uzaklaşıyordu ve belki de hayatının en zor anlarını betimleyen tek manzaraydı.. Evde birileri vardı, yıllardır. Her şey güzeldi ama içinde tam da şu an büyük bir kasırga başlamıştı yıllar evveline ait bir heyecanın anısıyla ve şimdiki zamanı yutuyordu. En kestirme yoldan geriye dönmek istiyordu geçmişe. Nereden çıkmıştı, nereden gelmişti aklına şimdi..İşte "o"nu farklı yapan buydu, lanet olası.. Yıllardır var olan her şeyden onu tarifsiz bir zaman birimiyle hızla koparabiliyordu. Televizyon açıktı, güya izliyordu. Mutfakta ve diğer odada birileri vardı. Meyve tabağını ağır adımlarla önündeki sehpaya koydu. Boğazı kilitlenmişti, çok yavaş nefes alıyordu üstünde yıllar evvelinin ağırlığı vardı..Dışarıdan sakin ve huzurlu bir adam gibi görünsede içinde tüm damarlarını sıkan ve her tarafını uyuşturan bir canavar vardı adeta. Gözleri doldu, seneler önceki acıyı akıl almaz bir biçimde aynı şiddetiyle hissediyor ve birebir yaşıyordu. Sanki hiç zamana kürek çekmemiş, hiç aldatılmamış gibi.. Adam sakin tavırlarla ayağa kalktı balkona, gün batımında pembenin maviye aktığı çizgiye doğru hızlı adımlar attı. Gözleri ve yüreği bulanıyordu kusmalıydı; kaçmak ve saklanmak istiyordu. Güçlü ve sert mizacını vestiyere bıraktığı şu anlarına kimse şahit olsun istemiyordu. hiçbir zamana dönüş / deja vu 10/24/2008
Hiçbir zamana yolculuk yapıyorum. Bir bahar sabahı gözlerimi denizin ortasında açıyorum. Sonsuzluğa adanmış cabbar duygular ayaklarımı sıkıyor, bilek güreşi yaparken ben. Dostlar var yanımda, sohbetle beraber keyifli bir hava hakim. Henry çocuk Oliver'ı denize itiyor. Bir müddet suda debelenmesini seyrediyorum. Sonra tayfanın beni anne gibi gördüğünü hatırlıyor ve denizle şaka olmayacağını yineliyorum soğuk bir sesle. Kıyıya döndüğümüzde taşlara örtüler seriyorum, seni düşünüyorum. Üzümlü keki dilimlememiş Mathilde. Kağıt tabakları ve çatalları eksik getirmiş Petra. Seni düşünüyorum. | etiket
|




RSS Feed