dikdörtgen bir masa..dikdörtgen masaların yuvarlak olanlara göre belli bir resmiyeti var..muhattabını senden uzakta tutuyor.sınırları var.herkesin yeri belli..karışmayı değil de, karşılaşmayı seviyorsanız köşesi olan masalar seçmelisiniz..ışık az..kusurları saklıyor..herkesin gözüme güzel gözükmesi bu nedenle olabilir..bunun bir diğer nedeni çiğerlerimi şıkıştıran duman olabilir.kestirmiyorum..bir yerlerden müzik sesi duyuyorum..jack johnson çalıyor olmalı.konuşurken çalınan müzik önemlidir..hızlıysa hız katar konuşmaya..yavaşsa ağırlaştırır insanı..durdurur bazen.
o duruyor..öylece duruyor..konuşan biziz.arkadaşım ve ben.bazen karışıyor konuşmaya..hızlı düşündüğüne emininim.onca düşünce arasında neyi konuşmaya dönüştüreceğini seçemiyor sanırım..utangaç bir yapısı yok.ama yorgun..belki de sosyalliği pek umursamıyor.ağır konuşuyor..onaylıyor..başının hareketleriyle bağlı konuşmaya.
yeşile yakın gözleri var..soğuk bakıyor.yılansı.bir yılanla göz göze kaldıysanız bu bakışı tanırsınız...sürüngen zihin taşıyor sanki..gergin ve saldırgan.kendimi de bir hayvana benzeticek olursam, kuş o an için iyi bir örnek olabilir..onca ağırlığıma rağmen hafifim..içim boşalmış gibi.bir yılan ve bir kuşun yanyana durması, yılanın saldırganlığını, kuşunda tedirginliğini besler.
çiğerimi iten duman zamanı genişletiyor..zamanın göreceli olduğuna kanaat getiren adamlar, bu anımıza ortak oldular..yıllardır o masa etrafında olduğumuz hissine kapılıyorum..dahası en az bin yıl daha ordayız.
intihar eden hayvanlardan konuşuyoruz..koyunlardan söz ediyor..bir tanesi bir yükseklikten atlayınca diğerleri de düşünmeden atlar diyor..ilk atlayanın toplu intahar düzenleyicisi olduğunu söylüyorum..diğerlerini yok etmek için öz kıyımı tercih ediyor..gülüşüyoruz buna..zaten gülmediğimiz bir şey yok o anda..kuşta yılanda aynı şeye gülebiliyor.aynı şekilde değil ama..kahkaha atıyorum ben, sanırım o da tısslıyor. arkadaşım daha çok eğleniyor..üzüm gibi gözleri var.gözlerinden akan şarabın şarhoşluğunda belki de..bir hikaye anlatmaya başlıyor..mor eldivenin hikayesi.sonu gelmez bir öykü bu..anlatsan bir ömür sürer,dinlesen bir ömürden uzun..dinleyicinin sabrını ölçer, başka da bir işe yaramaz..iyi anlatamazsan bir yerlerde bırakırsın dinleyicisini, dilin dönüyorsa gittiğin yere götürürsün.zamanımız bol..bin yıllık ömür bahşettiler bize tanrılar..nasıl istersek öyle doldurabiliriz..ama bu öykü fazlaca komik..dinlediğini biliyorum.dinlerken başka şeyler düşündüğünü de.öykü bir yerde donuyor.hikayenin içinden mor eldiveni çekip giyiyor. masanın üzerinde duran bıcağı alıyor..sessizce, belli etmeden.görüyorum..mor eldivenleriyle katilim olacak. 'hayır diyorum, bırak o bıçağı derhal yerine, ve sakın bir daha alma' bıcağın elindeki duruşundan, kimi öldürmek istediğini anlamaya çalışıyorum..bitmeyen hikayeye son vermek istemiş olabilir mi..bilmiyorum..aklım bir katilin ki gibi çalışmıyor.kuş kalbi taşıyorum.korkuyorum. şurda dursun diyerek tezgaha koyuyor bıçağı..neden aldın onu eline diye soruyorum..korkmuş olabileceği aklıma geliyor..o almazsa başkasının alabileceğini düşünmüş olabilir..bizden korkmuş olmasını garipsiyorum.. ilkel dürdütlerimiz şaha kalkıyor.o sürüngen oluyor.ben kuş..o avcı oluyor, ben av. bitmeyen bir öyküyü bitiriyoruz.