aşk / aom 08/04/2009
 
aşk şiirleri yazamam ben.
aşkı şiire dönüşterecek denli,
aşktan vazgeçemem çünkü.
 
g / aom 08/04/2009
 
G yi kaybettim gördünüz mü?
yeni bir cümleye başlayabilmek için ona ihtiyacım var.

niketim küçük g' leri büyüyene kadar cümle başına almıyorlar
 
şiir / aom 08/04/2009
 
bütün sözlerimi şairler çaldı.
biriktirip şiir yapmak yerine
ezip, şarabını yapıyorlarmış,
 duydum.

işlemesini bildin mi güzeldir benim sözlerim.
 
 
dikdörtgen bir masa..dikdörtgen masaların yuvarlak olanlara göre belli
bir resmiyeti var..muhattabını senden uzakta tutuyor.sınırları
var.herkesin yeri belli..karışmayı değil de, karşılaşmayı seviyorsanız
köşesi olan masalar seçmelisiniz..ışık az..kusurları
saklıyor..herkesin gözüme güzel gözükmesi bu nedenle olabilir..bunun
bir diğer nedeni çiğerlerimi şıkıştıran duman
olabilir.kestirmiyorum..bir yerlerden müzik sesi duyuyorum..jack
johnson çalıyor olmalı.konuşurken çalınan müzik önemlidir..hızlıysa
hız katar konuşmaya..yavaşsa ağırlaştırır insanı..durdurur bazen.

o duruyor..öylece duruyor..konuşan biziz.arkadaşım ve ben.bazen
karışıyor konuşmaya..hızlı düşündüğüne emininim.onca düşünce arasında
neyi konuşmaya dönüştüreceğini seçemiyor sanırım..utangaç bir yapısı
yok.ama yorgun..belki de sosyalliği pek umursamıyor.ağır
konuşuyor..onaylıyor..başının hareketleriyle bağlı konuşmaya.

yeşile yakın gözleri var..soğuk bakıyor.yılansı.bir yılanla göz göze
kaldıysanız bu bakışı tanırsınız...sürüngen zihin taşıyor
sanki..gergin ve saldırgan.kendimi de bir hayvana benzeticek olursam,
kuş o an için iyi bir örnek olabilir..onca ağırlığıma rağmen
hafifim..içim boşalmış gibi.bir yılan ve bir kuşun yanyana durması,
yılanın saldırganlığını, kuşunda tedirginliğini besler.

çiğerimi iten duman zamanı genişletiyor..zamanın göreceli olduğuna
kanaat getiren adamlar, bu anımıza ortak oldular..yıllardır o masa
etrafında olduğumuz hissine kapılıyorum..dahası en az bin yıl daha
ordayız.

intihar eden hayvanlardan konuşuyoruz..koyunlardan söz ediyor..bir
tanesi bir yükseklikten atlayınca diğerleri de düşünmeden atlar
diyor..ilk atlayanın toplu intahar düzenleyicisi olduğunu
söylüyorum..diğerlerini yok etmek için öz kıyımı tercih
ediyor..gülüşüyoruz buna..zaten gülmediğimiz bir şey yok o anda..kuşta
yılanda aynı şeye gülebiliyor.aynı şekilde değil ama..kahkaha atıyorum
ben, sanırım o da tısslıyor.
arkadaşım daha çok eğleniyor..üzüm gibi gözleri var.gözlerinden akan
şarabın şarhoşluğunda belki de..bir hikaye anlatmaya başlıyor..mor
eldivenin hikayesi.sonu gelmez bir öykü bu..anlatsan bir ömür
sürer,dinlesen bir ömürden uzun..dinleyicinin sabrını ölçer, başka da
bir işe yaramaz..iyi anlatamazsan bir yerlerde bırakırsın
dinleyicisini, dilin dönüyorsa gittiğin yere götürürsün.zamanımız
bol..bin yıllık ömür bahşettiler bize tanrılar..nasıl istersek öyle
doldurabiliriz..ama bu öykü fazlaca komik..dinlediğini
biliyorum.dinlerken başka şeyler düşündüğünü de.öykü bir yerde
donuyor.hikayenin içinden mor eldiveni çekip giyiyor.
masanın üzerinde duran bıcağı alıyor..sessizce, belli
etmeden.görüyorum..mor eldivenleriyle katilim olacak.
'hayır diyorum, bırak o bıçağı derhal yerine, ve sakın bir daha alma'
bıcağın elindeki duruşundan, kimi öldürmek istediğini anlamaya
çalışıyorum..bitmeyen hikayeye son vermek istemiş olabilir
mi..bilmiyorum..aklım bir katilin ki gibi çalışmıyor.kuş kalbi
taşıyorum.korkuyorum.
şurda dursun diyerek tezgaha koyuyor bıçağı..neden aldın onu eline
diye soruyorum..korkmuş olabileceği aklıma geliyor..o almazsa
başkasının alabileceğini düşünmüş olabilir..bizden korkmuş olmasını
garipsiyorum..
ilkel dürdütlerimiz şaha kalkıyor.o sürüngen oluyor.ben kuş..o avcı
oluyor, ben av.
bitmeyen bir öyküyü bitiriyoruz.